Ermenistan Cumhurbaşkanı basın servisinden alınan bilgiye
göre Serj Sarkisyan törene katılanları kutlayıp başarılar diledi… R. Zarakolu, Ben
burada son söz olarak Anadolulu Yunan yazarı İlias Venezis’in sözlerini
tekrarlayacağım: “Egenin doğu kıyısında yaşayanlara bir sözümüz var, eğer
efsanelerimizi ve şehitlerimizi unutmamızı istiyorsanız bunu yapamayız. Ama
onurlu ve önemli olan başka bir şeyi, kin gütmemeyi başarabiliriz. Tarihimizi
yok saymadan, halklarımızın kardeşliğini ancak şöyle sağlayabiliriz: Bir kefeye
bütün çektiklerimizi, onca yüz yılın yükünü, acılarımızı ve yurdumuzdan sökülüp
atılışımızı koyacağız. Öbür kefeye ise barışa karşı duyduğumuz sevgiyi,
halklarımızın bir daha savaşa girişmemesi ve birbirini yok etmeye kalkışmaması
gereğinin bilincini...” Başka ne denebilir ki? Evet, Türkiye kabul, özür ve
tazmin yükümlülüğünü yerine getirse bile, Ermeniler ve Türkler geçmişteki gibi
olamazlar. Ama bu yerine getirildikten sonra artık geleceğe birlikte
bakabiliriz.”
***
R.Zarakolu, ‘Ne yazık ki ülkemde, son on yıldır, bir
‘İnkâr Endüstrisi’ oluşturuldu’ dedi…Türkiye'de barış, demokrasi ve özgürlük
mücadelesine verdiği katkıları, halkların kardeşliğine katkı sağlayan yayınları
nedeniyle mahkemelerden kurtulamaya yayıncı-yazar ve insan hakları savunucusu
Ragıp Zarakolu bir ödül daha aldı. Ermenistan Cumhurbaşkanlığı’nda bugün “2011
Cumhurbaşkanlığı Ödülleri” töreni gerçekleştirildi.
Ermenistan Cumhurbaşkanı basın servisinden alınan bilgiye
göre Serj Sarkisyan törene katılanları kutlayıp başarılar diledi.
2011 Cumhurbaşkanlığı ödülü Türkiyeli gazeteci, yazar ve insan
hakları savunucusu Ragıp Zarakolu’na da verildi.
Serj Sarkisyan “Türkiye vatandaşı Ragıp Zarakolu’nun
Ermeni Soykırımının tanınması konusunda büyük katkısı için Ermenistan
Cumhurbaşkanlığı ödülünü almasını hepimiz önemsiyoruz. Onun faaliyeti önemli bir
misyondur. Tarihi gerçeğin Türk toplumuna ulaştırılması için onun mücadelesi
üst düzeyde bir sivil tutumdur ve cesaretin güzel bir örneğidir” dedi.
Ermenistan Cumhurbaşkanı, “Sayın Zarakolu, bugün burada
bulunmanız ve bu ödülünü kabul etmeniz de cesarettir. Sizin bu tutumunuz iki
komşu halklarının karşılıklı anlayışına ve geleceğine yöneliktir. Teşekkür
ederim size” diyerek ödülü takdim etti.
Hrant Dink’ten sonra ikinci kez bir Türkiyeli bu ödülü
almış oldu. Zarakolu’ndan önce Fransız Araştırmacı Yves Ternon ve Uluslararası
Soykırım Araştırmacıları Birliği Başkanı Prof. Dr. Israel Charny de bu ödülü
almıştı.
Ragıp Zarakolu da törende yaptığı konuşmada şunları dile
getirdi:
“Saygıdeğer Cumhurbaşkanı, Komite Üyeleri ve Değerli
Misafirler,
Burada Cumhurbaşkanlığı Ödülünü almak için bulunmaktan
onur duyuyorum. Burada, Bağımsız Ermenistan’da bulunmak benim için tarifi zor
bir duygu… Ermenistan’ın Tarihsel ve Kültürel Mirasının kabulü için yaptığım
naçizane çalışmalarımdan dolayı beni bu ödüle layık gören kurumlara ve bu ödülü
bana sunan şahsınıza teşekkür ederim.
Bu vesileyle, herkesin bizi ziyarete bile korktuğu
günlerde, kendi çevrelerine kitaplarımızı ulaştıran ağabeyim ve yoldaşım Sarkis
Çerkezyan’ı [Meskene Kampı Çocuğu] ve Kirkor Kolukısa’yı [Tekirdağlı] hayırla
anıyorum.
Yıllardır zor bir alanda yürüttüğüm sıkıntılı
çalışmalarım sırasında bana sabırla ve sevgiyle destek olan eşim Katherine’e,
kızım Zerrin’e, oğullarım Deniz, Sinan ve Şeref’e teşekkür ederim.
İki hafta önce, oğlum Şeref ve uzun yıllardır Doğu ve
Güney Doğu Türkiye’de fotoğraf çekimleri yapmış olan eşim Katherine ile
birlikte geçmişte Küçük Ermenistan diye anılan Kilikya’ya gittik. Sis’ten,
Zeytun’dan, Urfa’dan, Musadağ’dan geçti yolumuz.
Anavarza ve Yılanlı Kale’ye tırmanırken, bir yandan da
Ankara’daki Anadolu Medeniyetleri Müzesinde sergilenen çeşitli kazılarda çıkmış
olan sanat yapıtlarını ve diğer objeleri düşünüyordum.
Objelerin tasnifinde, hemen her şey konulmuştu:
Paleolitik, Neolitik, Bronz, Asur kolonileri, Sümer, Hitit, Frigya, Urartu,
Grek, Roma, Bizans, Selçuk, Osmanlı... Adları olmayan sadece, Ermeni ve Pontos
Krallıklarıydı, Kürt, Ermeni ve diğer Anadolu Beylikleriydi. Urartu da elbette
Ermeni kimliğinden arındırılarak konacaktı.
İşte Jenosit ve İnkârın vardığı son nokta budur:
Ermenilerin bu coğrafyadaki, Anadolu’daki binlerce yıllık varlığını bile inkâr
etmek!
Dünyada bir jenosidin ve onun her alanda ısrarla
devamının gelebileceği en son noktada da, ancak bu olabilir herhalde.
Ne yazık ki ülkemde, son on yıldır, bir “İnkâr
Endüstrisi” oluşturuldu. İnkarcılık, ulusal güvenlik politikalarının ve resmi
akademia”nın ayrılmaz bir parçası haline getirildi. Eski kuşaklar ne olduğunu
biliyor, ama bunun üstünü örtmeye çalışıyordu; genç kuşaklar ise, bunun yalan
olduğuna inandırıldı; bu, durumu daha da kötü bir hale getirdi. Oysa Kur’an,
“Hakikat karşısında yalan konuşmayın, Hakikatı dile getirin” der.
Anadolu yitik çocuklarını özlüyor. Anadolu, siz gideli
beri ruhunu yitirdi, geride sadece yanık topraklar ve yıkık kentler kaldı. Ülke
tarihi olmayan kırsal bir koloniye dönüştü. 100 yıl önce hayat dolu olan
alanlar birer modern arkeolojik sit alanı oldu sanki. Ege bölgesindeki Kayaköy
gibi... Rum Kale yakınlarındaki yeni boşaltılmış köyler de, acımasızca devam
eden diğer baraj projeleri de, Anadolu’yu insansızlaştıran kolonizasyonun hâlâ
sürdüğünün başka bir kanıtı.
Bir “Akıl Tutulması” ile Türkiye kör ve sağır oldu,
sesini yitirdi. Ve ülkem bir “dilsizler mezarlığına” dönüştü.
1000 yılı aşkın devam eden bir arada yaşama kültürü
acımasızca tasfiye edildi. Bir zamanlar iki dilli ortak paralarımız vardı.
Kümbetler, Türkçe Haçkarlar vardı, Ermeni sanatının yansıması olan. Çok dilli
Ermeni Aşuğ’lar, Kusan’lar, Aşık’lar, Dengbejler ne kadar çok acı ve sevinci
paylaştı, Ermenice, Türkçe, Kürtçe ve Azerice…
Ermeni Aşuğ Emir’in dediği gibi:
Din ayrı möhkem gardaşız
Senin bahtına benzerik
Gol bir, el bir eliyek, birlikte dağık
Ermeni ve diğer halkların katkısı es geçilerek hangi
Selçuklu ve Osmanlı Kültür Mirasından bahsedebiliriz. Türkiye hakikatle
yüzleşmektense, kendi kendini inkâr etmeyi tercih ediyor.
Osmanlı kaynaklarında adı “Ermeniyyül’asl” diye geçen
Mimar Sinan niçin ortak onurumuz olmasın? Niçin ondan birlikte gurur
duymayalım?
Niçin tam sınırda yeralan Ani Kenti bir “Barış Kenti”
olarak kendi küllerinden yeniden doğmasın?
Niçin Ararat / Ağrı Dağı, paylaştığımız bir “Barış
Dağı”na dönüşmesin?
Çinicilik, halıcılık, bakır, gümüş ve mücevher işçiliği,
değirmencilik, dericilik vb. değişik zanaatları saymıyorum bile... Modern Türk
Tiyatrosu, 1861’de Agop Gülyan’ın “Şark Tiyatrosu” ile başladı. “Balyan”sız bir
İstanbul slueti eksik olur. Dikran Çuhacıyan, Osmanlı Rossini’si diye anılırdı.
Osmanlı müziği Hamparsun Limoncuyan’ın nota sistemi ile
günümüze ulaşabildi. Osmanlı klasik müziğinin kalabalık besteci ve icracılarını
saymayacağım. Daha 1567’de Tokatlı Abkar Ağa Osmanlı coğrafyasında ilk Ermeni
Matbaasını kurdu.
Ermeni harfleri ile Türkçe yayınlanan, gazeteden,
dergiye, şiir ve romana dek uzanan oldukça zengin bir edebiyat söz konusu…
Bunlar aynı zamanda, modern Osmanlı/Türk edebiyatının doğumuna da katkı sundu.
Osmanlı devlet bürokrasisi, maliyesi, bankacılığı,
diplomasisi ve ordusunda Ermeni varlık ve katkısının ayrıntısına girmeyeceğim.
Erivan Soykırım Müzesi, Osmanlı spor ve ordusunda Ermeni katkı ve katılımına
ilişkin önemli yayınlarda bulunmakta…
Osmanlı basın, karikatür, mizahı, fotoğrafçılık,
yayıncılık ve matbaacılığı ile de bu uzun listeyi uzatmak mümkün.
Ermeni aydınlanması, Tanzimat’tan itibaren Osmanlı
demokratik reformlarına da canlı bir katkı ve katılım sundu. Modern eğitimin
yaygınlaşmasında da bunun rolü oldu.
Ermeni Toplumu Nizamnamesi [Nizâmnâme-i Millet-i Ermeniyân]Osmanlı
coğrafyasında katılımcı, özerk bir toplum projesinin doğuşunu da muştuluyordu.
Ne yazık ki, 1908 kısmi demokratik devriminin yarattığı fırsatlar kaçırıldı ve
bütün bir coğrafya Alman militarizm ve emperyalizminin çıkarlarına ve onun
destek verdiği İttihat ve Terakki Partisinin pan-türkist hayallerine kurban
edildi.
***
Ermeni Jenosidinin 100. Yıldönümü yaklaşıyor. Türkiye’yi
kaçınılmaz bir vicdani görev bekliyor.
1915 Ermeni jenosidi ve onu izleyen tasfiye
politikalarının kabul ve özrü, bugün Türkiye’de gerçek bir demokratik toplum
kurmanın olmazsa olmaz koşulu haline gelmiştir.
Bu da, Anadolu’nun yitik çocukları olan diasporadan
yakınmak, saldırgan bir inkarcılık ile Avrupa’da adeta seferberlik ilan etmek
ve bununla marazi bir görüntü vermek yerine; gerçeğin kabulü ve özrünü artık
daha fazla geciktirmeyerek, her şeyden önce kendi kendisinin saygısını
kazanmaktır.
Kabul, Özür ve Tazmin, asla gidenleri geri getirmeyecek.
Ama bize insanlığımızı yeniden kazandıracak. Ölülerimizin yasını artık birlikte
tutabileceğiz. Yüz yıldır açık olan mezarlarının kapanmasıyla, belki ölülerimiz
de biraz olsun huzur bulacak.
Bu aynı zamanda, özgür irade ile ya da özgür irade
olmadan gerçekleşen evliliklerin çocukları ve torunları için de bir vicdani
görev. Aile ağaçlarında Ermeni tarafını yok ya da ayıp sayma utancı da son
bulacak. O çocuklar da yitik soyları ile gurur duyacaklar.
Ben burada son söz olarak Anadolulu Yunan yazarı İlias
Venezis’in sözlerini tekrarlayacağım: “Egenin doğu kıyısında yaşayanlara bir
sözümüz var, eğer efsanelerimizi ve şehitlerimizi unutmamızı istiyorsanız bunu
yapamayız. Ama onurlu ve önemli olan başka bir şeyi, kin gütmemeyi
başarabiliriz. Tarihimizi yok saymadan, halklarımızın kardeşliğini ancak şöyle
sağlayabiliriz: Bir kefeye bütün çektiklerimizi, onca yüz yılın yükünü,
acılarımızı ve yurdumuzdan sökülüp atılışımızı koyacağız. Öbür kefeye ise
barışa karşı duyduğumuz sevgiyi, halklarımızın bir daha savaşa girişmemesi ve
birbirini yok etmeye kalkışmaması gereğinin bilincini...”
Başka ne denebilir ki? Evet, Türkiye kabul, özür ve
tazmin yükümlülüğünü yerine getirse bile, Ermeniler ve Türkler geçmişteki gibi
olamazlar. Ama bu yerine getirildikten sonra artık geleceğe birlikte
bakabiliriz.”

1 yorum:
Saygi deyer Ragip Zarakolu.
Tarihte almis oldugunuz yerin nice gelecek nesillere ornek insan haklari mucadelesinde sahsen yasadigimiz zamani sizinle paylasmaktan ne kadar gurur ve onuru duydugumdur.
Insanlik icin cekimis oldugunuz cilekes yasantiniz icin duyulan uzuntu icin de ne soylense azdir, "insanlik adi" karekterinize.
Buyuk gucun, Cenebi hakkin sevgisinin ve varliginin en belirgin ispati oldugunuz gonullu kulluk gorevinizde Cenebi haktan siz ve sevdikleriniz icin temenisinde oldugum onurlu mucadelenizde hakiniza dusen sevgiyi ve saygiyi insanliktan almanizdir, "Vatanin onuru ve gururu" sifati adi altinda.
En icten sevgi ve saygilarimla.
Nigohos Beranian
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.