Başbakanlık
müşavirliğine atanan, Devlet Arşivleri Genel Müdürü Yusuf Sarınay'ın, Ermeni
Soykırımı'nın başlangıcını simgeleyen 24 Nisan 1915'de tutuklananların Ermeni
"komitacı"lar olduğunu ve bu kişilerin "1918'de sağ salim
salıverildiklerini" iddia eden makalesine, tarihçi Ara Sarafian 25 Mayıs
2012 tarihli Agos'ta yayınlanan ayrıntılı bir yazıyla yanıt verdi. Londra'daki
Gomidas Enstitüsü'nün direktörü olan Sarafian bu makalesinde Sarınay'ın
'inkarcı tezlerini' birer birer çürütüyor. Öte yandan, konuyla ilgili olarak
Sarafian'la yapılan bir söyleşi de, 14 Mayıs 2012'de Mediamax web sitesinde
yayınlandı. 24 Nisan tutuklamalarıyla ilgili Türk resmi tarih tezlerini
temelinden sorgulayan bu önemli söyleşiyi aynen yayınlıyoruz.
[Sesonline] ÖZEL- "...Tutuklanan Ermenilerin, 85’i
Ayaş’a, geri kalanı Çankırı’ya sevk edildi... Ayaş’a sevk edilenlerin
çoğunluğu, aynı zamanda Ermeni siyasi partileri destekleyen aydınlardı. Bu
partilerin, Türkiye’nin resmi aydınlarının iddia ettiği gibi yasadışı değil,
yasal partiler olduğunu unutmamak gerek. Uğraş olarak da, çoğu yazar, şair,
öğretmen ve gazeteciydi. Az sayıda kişi de bu belirttiklerimden hiçbir gruba dahil
değildi ve sonradan serbest bırakıldı. Hapiste kalanlar kendilerini neyin
beklediği hakkında hiçbir bilgileri yoktu." "Çoğunluğu 1915’de
öldürüldü. Bazıları, küçük gruplar halinde götürüldüler ve tek tek
öldürüldüler. Ama çoğunluğu iki operasyonda öldürüldü. Bir grup Ankara’ya
gönderilmişti ve Ankaralılarla birlikte tehcire çıkarıldı. Ankara’dan çıktıktan
kısa bir süre sonra kafile, eldeki bilgilere göre, Elma Dağ civarında
öldürüldü. Bu kişilerden bir daha hiç haber alınamadı. Diğer grup Ayaş’a götürüldü
ve Ayaş Beli denilen yerde katledildi. Onlardan da bir daha haber
alınamadı..." Başbakanlık müşavirliğine atanan, Devlet Arşivleri Genel
Müdürü Yusuf Sarınay'ın, Ermeni Soykırımı'nın başlangıcını simgeleyen 24 Nisan
1915'de tutuklananların Ermeni "komitacı"lar olduğunu ve bu kişilerin
"1918'de sağ salim salıverildiklerini" iddia eden makalesine, tarihçi
Ara Sarafian 25 Mayıs 2012 tarihli Agos'ta yayınlanan ayrıntılı bir yazıyla
yanıt verdi. Londra'daki Gomidas Enstitüsü'nün direktörü olan Sarafian bu makalesinde
Sarınay'ın 'inkarcı tezlerini' birer birer çürütüyor. Öte yandan, konuyla
ilgili olarak Sarafian'la yapılan bir söyleşi de, 14 Mayıs 2012'de Mediamax web
sitesinde yayınlandı. 24 Nisan tutuklamalarıyla ilgili Türk resmi tarih
tezlerini temelinden sorgulayan bu önemli söyleşiyi aynen yayınlıyoruz.
Türk yetkililer dönem dönem 1915 olaylarını aydınlatmak
için arşivlerini açmaya hazır olduklarını beyan ederler. Türkiye Başbakanı
Recep Tayyip Erdoğan geçenlerde bu şekilde bir açıklama yaptı. Ancak Ankara
söylediğini yapsa bile arşivlerden çarpıtılmış belgeler çıkacağını düşündürecek
çok sayıda neden var. Ara Sarafian geçtiğimiz günlerde Türkiye’de, Ankara
yakınlarındaki Ayaş’taydı. Bu ziyaret ile ilgili olarak Türkiye’de Radikal
gazetesinde dikkat çekici bir yazı yayınlandı (24 Nisan 2012). [ Radikal'de yayınlanan
Haber] Londra’ya dönüşünde Ara Sarafian’a Türkiye’ye yaptığı yolculuk hakkında
sorular sorduk. (14 Mayıs 2012'de, Mediamax'ta, yayınlanan söyleşi.)
» Ayaş’a neden gittiniz?
- Sarafian: 24 Nisan 1915’de İstanbul’da tutuklanan
Ermenilerin akibeti ile ilgili bir proje üzerinde çalışıyorum. Bu tutuklulardan
85’i Ayaş’a, geri kalanı Çankırı’ya sevk edildi. Ayaş’a gidip kendim görmek ve
bazı bilgilerimin doğruluğunu sınamak istedim.
» Ayaş’a gönderilen tutuklular kimlerdi? Nasıl bir
geriplana sahiptiler?
- Ayaş’a sevk edilenlerin çoğunluğu, aynı zamanda Ermeni
siyasi partileri destekleyen aydınlardı. Bu partilerin, Türkiye’nin resmi
aydınlarının iddia ettiği gibi yasadışı değil, yasal partiler olduğunu
unutmamak gerek. Uğraş olarak da, çoğu yazar, şair, öğretmen ve gazeteciydi. Az
sayıda kişi de bu belirttiklerimden hiçbir gruba dahil değildi ve sonradan
serbest bırakıldı. Hapiste kalanlar kendilerini neyin beklediği hakkında hiçbir
bilgileri yoktu.
» Bu insanlara ne oldu?
- Çoğunluğu 1915’de öldürüldü. Bazıları, küçük gruplar
halinde götürüldüler ve tek tek öldürüldüler. Ama çoğunluğu iki operasyonda
öldürüldü. Bir grup Ankara’ya gönderilmişti ve Ankaralılarla birlikte tehcire
çıkarıldı. Ankara’dan çıktıktan kısa bir süre sonra kafile, eldeki bilgilere
göre, Elma Dağ civarında öldürüldü. Bu kişilerden bir daha hiç haber alınamadı.
Diğer grup Ayaş’a götürüldü ve Ayaş Beli denilen yerde katledildi. Onlardan da
bir daha haber alınamadı.
» Bu anlattıklarınızı nereden biliyorsunuz?
- Serbest bırakılanlardan bazıları gördüklerine ilişkin
ayrıntılı bilgiler verdiler. Ancak elimizde katliamların doğrudan görgü
tanıklarına ait anlatımlar yok. Kesin olarak bildiğimiz bir şey var, o da bu
insanlar gözaltındayken yok oldular. Öte yandan olayla yakından bağlantılı bazı
Türkler – bazıları katliama karışmış olanlar – Ermeni aktarıcılara bu
insanların nasıl öldürüldüklerini anlattılar. Hatta bazıları yaptıklarıyla
övünüyordu.
» Resmi Türk tarihçileri bu tutukluların akibetine
ilişkin ne söylüyorlar?
- Yakın zamana kadar fazla bir şey söylemiyorlardı.
Ancak, birkaç yıl önce Türk Devlet Arşivleri Genel Müdürü Yusuf Sarınay,
Ayaş’ta tutuklu bulunan kişilerin suç işlemiş “komitacı”lar olduğunu, bunların
savaş sonuna kadar hapiste kaldıklarını, sonra da salıverildiklerini yazdı. Ne
var ki Sarınay’ın makalesi gerçekleri çarpıtıyor. Sarınay’ın söz konusu
insanlara isnat ettiği suç ve daha da önemlisi akibetleri hakkında ileri
sürdüğü, çalışmasının ana temasını oluşturan iddiaları, ne kullandığı arşiv
belgeleri, ne de sunduğu argümanlar doğruluyor.
» Şu anda Sarınay burada olsaydı, ona ne derdiniz?
Görüşünüzü nasıl savunurdunuz?
- 1915’te Ayaş’a gönderilen mahpusların kimliği konusunda
Sarınay’la ben görüş birliği içindeyiz. O halde bu insanların akibetleri üzerinde
odaklanırdım. Sarınay 70’den fazla mahpusun 1. Dünya Savaşı sonunda serbest
bırakıldığını iddia ediyor. Türk Devlet Arşivleri’nin başında bulunmuş bir kişi
olarak bu 70 kişinin 1918’de ve sonrasında hayatta olduklarına ilişkin kanıtlar
gösterebilmesi gerekir. Eğer bu kişiler kendisinin dediği gibi o tarihte hâlâ
yaşıyor idiyseler, örneğin yazdıkları mektuplar, cezaevi kayıtları, ya da
salıverme emirleri gibi kanıtlar gösterebilmelidir. Tanınmış gazeteciler ve
Ermeni toplumunun tanınmış bireyleri olarak 1918 sonrası faaliyetlerine ilişkin
de kanıtlar göstermesi gerekir. Ancak bunu yapamıyor. Çünkü bu insanlar
tutuklandıktan sonra yok oldular. Eğer elinde böyle kanıtlar olsaydı zaten
yayınladığı çalışmasında görüşlerini temellendirmek için kullanırdı. Tersine,
Sarınay’ın kanıt diye sunduğu, gerçeklerin çarpıtılmış versiyonları.
(Kaynak: www.mediamax.am/en/news/interviews/4980)
FOTOĞRAF: Soykırımın işaret fişeği ve başlangıcı sayılan,
24 Nisan 1915'de tutuklanan, bir daha da kendilerinden haber alınamayan Ermeni
aydınlar...

1 yorum:
Tum dunyanin bildigi tarihi gercekler karsisinda tutunulan boylesi tavirlar ancak ya kendi yalanina kendisinin bile artik inanmayacagi halde halki uyutmak icin soylenilen bir yalandan disari cikmayacak yada akla bu gibi durumlara cok uygun dusen ve cok yerinde soylenmis olacak su meshur Turkce deyimi getirir,,Avucunuzu cukur turunuz veya Avucunuzu yalayiniz.
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.