27.02.2011 tarih
ve 28038 sayılı Resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren 65l sayılı Kanun Hükmünde
kararnamenin l7.maddesi 5737 sayılı Vakıflar Yasasına geçici bir madde eklemişti. Adı geçen madde
hükmünün neler getirdiğini, ne gibi yitirilmiş
hakları iade veya tazmin
ettiğini, kapsadıkları hakkında yapılacak başvuru koşullarının neler olduğunu
anlamak için bu kararnameyi ve hem de bu yolda 01.10.2011 tarihinde Resmi Gazetede yayınlanarak
yürürlüğe giren yönetmelik hükümlerini iyi incelemek ve anlamak gerekmektedir.
Kararnamenin İdari yoldan hangi gruba giren taşınmazların cemaat vakfı
adına tescili veya mal edinememe sebebiyle yitirilen taşınmazlardan, tazmini
gereken taşınmazların hangileri olabileceğini çok iyi görmek önemlidir.
Başvuruların reddi halinde sükûtu hayale uğramamak için dikkatli olunmalıdır.
Zira önceki yasalarda olduğu gibi, bu kararname doğrultusunda yapılacak
başvuruları inceleyecek olan Vakıflar Meclisinin önceki uygulamalar dikkate alındığında
kararnameyi tamamen lâfzî (sözel) bir metotla yorumlayacağı şüphesizdir.
Bu kanıya
varmamızın sebeplerini açıklamağa çalışacağız.
İşte
tam bu nedenle yazımızın başlığını yukarıdaki şekilde attık.
Acaba
siyasi irade aynen kararnameye yansımış mıdır? Bizce hayır.
Cemaat
vakıflarının l967’lı yıllardan itibaren kanamaya başlayan yarasına merhem olmak,
genel hak yeteneğini kısıtlayan, islim arkadan gelsin mantığıyla ve yasaya ek
anlamına gelen içtihatlarla, edindiği ve edineceği taşınmaz mallardan yoksun
kalmasına sebep olan hukuka aykırı uygulamayı iktidardaki siyasi irade, 2002
yılından itibaren yürürlüğe soktuğu 4771, 4778 ve 4928 sayılı keza 5737 sayılı
yasalarla ortadan kaldırmağa çaba sarf etmiştir. Yukarıda saydığım yasalar
sırasıyla bir önceki yasadan doğan aksaklıkları izale etmek yolunda hükümler
getirmesine rağmen yetersiz kalmıştır.
651 sayılı kararname hükümlerinin yorumlanmasından önce, 4771 ve 5737
sayılı yasaların ne gibi olanaklar sağladığını irdelemek gerekir.
A ) 2002 yılında yürürlüğe
giren 4771 sayılı Yasanın 4.maddesi o zaman yürürlükte bulunan 2762 sayılı
Vakıflar Kanununun 1.maddesine geçici bir madde eklemiştir. Eklenen bu madde,
cemaat vakıflarının vakfiyesi olup olmadığına bakılmaksızın izinle mal
edinebileceğini ve tasarrufları altında bulunan ve vergi kayıtları, kira sözleşmeleri
ve diğer belgelerle belirlenen taşınmaz malları altı aylık sürede başvurmaları halinde
vakıf adına tescili edilebileceği hükmünü getirdi.
Bu ek maddenin
yürürlüğe girmesine müteakip verilen altı aylık hak düşürücü süre içinde cemaat
vakıfları tasarrufları altında bulunan veya rızaları dışında tasarruflarından
çıkıp ta tapuda Hazine, VGM, Belediye, Özel İdare, gerçek ve kamu tüzel kişileri,
VGM’nin idare ve temsil ettiği mazbut vakıflar adına kaydedilen veya tapu kütüğünde
malik haneleri açık bırakılan taşınmazlarla, mezarlıkları vakıfları adına
tescilini talep etmişlerdir.
Bunun dışında
4928 sayılı Yasayla yeniden başvuru için tanınan on sekiz aylık hak düşürücü
süre içinde kendilerine vasiyet edilen veya bağışlayan adına tapuda kayıtlı taşınmazları
vakıfları adına tescili talebinde bulunmuşlardır.
Bu düzenlemelerin
ilkinde, cemaat vakıfları sadece 1936
beyannamelerinde kayıtlı olup tasarruf ettikleri ve tapu kütüğünde malik
haneleri açık bırakılan taşınmazları Vakıflar Meclisinin uygunluk kararlarıyla
ve meşakkatli uğraşlardan sonra tapuda vakıfları adına tescil
ettirebilmişlerdir.
Vazıyet, mahlüliyet
ve Mahkeme kararlarıyla elden çıkan ve Hazine,
Belediye, Özel İdare, VGM. İle onun İdare ve temsili altında bulunan
mazbut vakıflar adına kayıtlı hakkındaki başvurular, Vakıflar Meclisince
reddedilmişlerdir.
Ayrıca 1912 yılından
önce edinilen, hukuki bir zorunluluk nedeniyle nam-ı müstear ve nam-ı mevhum
isimler kullanmak suretiyle tapuya tescil edilerek tasarruf edilen, keza
mahkeme kararlarıyla bağışlayan veya vasiyet eden adına tapu kaydı ihya edilen taşınmazlarla
ilgili başvurular da Vakıflar Meclisince reddedilmişlerdir.
Başvuruların ret gerekçesi,
taşınmazların gerçek kişilerle özel ve kamu tüzel kişileri adına tescil edilmiş
olmaları ve kanunun Vakıflar Meclisine taşınmazların mülkiyetinin devri
hususunda yetki vermemiş olması şeklindeydi.
Bu düzenlemenin ikincisinde
ise yani vasiyet eden veya bağışlayan adına tapuda kayıtlı olan taşınmazlardan
bazıları hakkında Vakıflar Meclisinin uygunluk kararları verildi. Ancak bu
uygunluk kararlarına rağmen bu taşınmazların tapuda vakfı adına tescili
işlemleri tabir caizse deveyi hendekten atlatmak kadar zor ve yıpratıcı
engellerin aşılması suretiyle gerçekleştirildi.
Neydi bu zorluklar?
Bunları açıklamak ayrı bir yazının konusu olabilecek mahiyettedir.
Vakıflar
Meclisince verilen ret kararları aleyhinde idari yargıda ikame edilen davalar,
işlemlerin yerinde olduğu, üstün hak sahibi olan vakıfların adli Mahkemelerde
dava açmaları gerektiği gerekçesiyle reddedildi. Bu suretle cemaat vakıflarının
yitirdikleri taşınmazları mezkûr kanunlar çerçevesinde idari yoldan yeniden
sahiplenebilecekleri yolundaki arzu ve ümitleri gerçekleşmedi.
Doğal olarak bu
yöndeki hak kayıplarının yankıları çeşitli platformlarda süregeldi.
B
) Hal böyle iken, hazırlık çalışmaları
TBMM. Çatısı altına gelen ve 5555 sayılı yasa olarak hazırlanan yeni Vakıflar Yasa
tasarısı Mecliste kabul edildikten sonra zamanın cumhurbaşkanı, Anayasa Mahkemesi
eski Başkanı Sn. Ahmet Necdet Sezer tarafından cemaat vakıflarıyla ilgili maddeleri
ibret verici gerekçelerle veto edilmesi üzerine yasa düşmüş hale geldi.
Daha sonra yeni
vakıflar Yasası, ana muhalefet ve diğer bazı partilerin yoğun muhalefetine
rağmen 5737 sayılı Yasa olarak TBMM’de kabul edilerek 27.02.2008 tarihli Resmi
Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girdi. Yine bu Yasanın cemaat vakıflarıyla
ilgili düzenlemeler getiren maddelerinin iptali için Ana Muhalefet partisince
Anayasa Mahkemesinde dava açıldı. Dava dilekçesi incelendiğinde davayı açan
partinin cemaat vakıflarına bakışının ne olduğunu üzülerek ve irkilerek izlemek
mümkün olmaktadır.
İşte
bu yasanın Geçici 7.maddesiyle daha önceki yasalardan kaynaklanan eksikliklerin
bir nebze olsun giderilmeğe çalışıldığını müşahede ediyoruz. Ancak yeni yasa da
düzenlenen hükümler dahi hakların sınırlı şekilde teslimine müncer oldu.
Geçici 7.madde, cemaat vakıflarına 1936 beyannamelerinde kayıtlı olup,
halen tasarruf edilen nam-ı müstear ve nam-ı mevhumlar adına tapuda kayıtlı olan,
ayrıca 1936 beyannamelerinden sonra satın alınmasına, vasiyet edilmesine,
bağışlanmasına rağmen mal edinememe gerekçesiyle hazine veya Genel Müdürlük, ya
da vasiyet edenler veya bağışlayanlar adına tapuda kayıtlı olan taşınmazların
vakfı adına tesciline olanak sağladı.
Bu hükümle, başvurulara konu olan bazı taşınmazlar ilgili cemaat vakfı
adına tapuda tescili gerçekleşti. Ancak 1936beyannamesinde kayıt olmakla birlikte
rıza dışı cemaat vakfı elinden çıkarak VGM'nin idare ve temsil ettiği mazbut
vakıflar ile Belediye (Mezarlıklar dâhil) ,Özel İdare adına tapuda tescilli
olan taşınmazlara ilişkin başvurular tümden reddedildi.
Bu arada cemaat vakfı adına olan tapu kaydı kazai içtihatlarla yaratılan
tamamen hukuk dışı mal edinememe sebebiyle iptal edilerek, tapu kaydı eski
malik adına ihya edilen veya Hazine, VGM adına tescil edilerek üçüncü şahıslara
devir ve temlik edilen taşınmazların tazmini yolunda herhangi bir hüküm
içermeyen geçici 7. madde, hak ihlallerinin ortadan kaldırılmasına hizmet
etmedi.
Başvuruya konu olacak taşınmazların 1936 da kayıtlı olmasıyla yetinmeyen
kanun koyucu, ayrıca adı geçen taşınmazların “tasarruf “ edilme koşulunu aradı.
Yürürlüğe konan yönetmelik ise başvuruyu zorlaştıracak hükümler içerdi. Örneğin;
VGM'nin elinde 1936yılı beyannamesinin özgün-orijinali bulunmasına rağmen, mezkûr
beyanname örneğinin başvuruya eklenmesini, ayrıca yönetim kurulu kararı, tapu bilgileri,
tasarrufu gösteren belgeler, mahkeme kararı gibi.
Her türlü tapu tedavül kayıtlarına, müdevvere kayıtlarına, 1936beyanname
bilgilerine devlet erki sayesinde ulaşmak hak ve olanağına sahip VGM'nin
karşısında çok kısıtlı hareket sahası olan cemaat vakıflarından benzer
belgelerin teminiyle, başvuruya eklenmesi yükümlülüğünün getirilmesi adil ve
hakkaniyete uygun bir husus olmamıştır.
C ) İşte son kanun hükmündeki kararname,
daha önceki düzenlemelerden kaynaklanan hak kayıplarını önlemek ve ortadan
kaldırmak amacıyla yürürlüğe konmuş olmasına rağmen yine de birçok eksiklikler
içermektedir. Kararname hazırlanırken sanki siyasi iradenin tezahür etmesinden
çok ince bir şekilde kaçınılmıştır. Siyasi iktidar temsilcilerinin cemaat
vakıflarının uğradıkları hak ihlallerini dile getirip, bunların hak sahiplerine
iadesini, iadesi mümkün olmayanları ise tazmin etmek istedikleri yolundaki açıklamalarını
yazılı ve görsel basında sıklıkla izliyoruz. Siyasilerin bu açıklamalarına
rağmen Kararnamenin hazırlanmasında bazı taşınmazların iadesini, bazılarının
ise tazminini imkânsız kılmak yolunda, başvuruların reddine zemin hazırlayacak hükümlerin
metin içerisine derç edildiğini görmekteyiz.
Şimdi bunları açıklamağa çalışalım.
I ) Kararnamenin geçici 17.maddesiyle 5737
sayılı Kanuna eklenen geçici 11.madde 1.fıkra
(a),(b) ve (c) bentleri taşınmazların iadesi için iki kriter
getirmektedir
.
Öncelikle ifade etmek gerekir ki;
1. ) Bu kararnameden yararlanmak
için kanunen cemaat vakfı olarak tavsif edilmek gerekir. Kararname, sadece yasa gereği cemaat vakfı
olarak vasıflandırılan kurumları kapsamaktadır. Cemaat vakfı deyince ne
anlıyoruz? Cemaat vakfı deyince, Medeni
Kanunun Sureti Meriyet ve Şekli Tatbiki hakkındaki kanunun 8/2 maddesi uyarınca
bir tatbikat kanunu olarak1935 yılında yürürlüğe konan, ancak 2008 yılında
yürürlükten kaldırılan 2762 sayılı Vakıflar Yasasının geçici (a) maddesi
uyarınca 1936 yılında tanzim edilip Vakıflar İdaresine verilmek suretiyle
Vakıflar Kütüğüne kaydolan gayrimüslim azınlığa ait kilise, havra, okul,
mezarlık hastane, yetimhane gibi kurumları anlıyoruz.
İşte bu tür kurumlar, 1936
yılında vakıf kütüğüne tescil edilmek suretiyle, yasaca vakıf olarak tavsif ve
kabul edilmişler ve cemaat vakfı olarak adlandırılmışlardır. Yani, kanunen
vakfa dönüşmüşlerdir. Esasında bu kurumlar vakıf olarak kurulmuş değillerdir.
Vakıf kuruluş senetleri yoktur. Ancak Yargıtay, bu tür vakıfların 1936 yılında
Vakıflar İdaresine vermiş oldukları beyannameyi vakfiye mesabesinde saymış ve o
cemaat vakıflarının genel hak yeteneğine darbe vuran içtihadını üretmiştir.
Her
ne kadar uyum yasaları ve son yürürlüğe giren Vakıflar Yasası vakfiyesi
bulunsun bulunmasın demişse de, içeriğinde 1936 beyannamesine önem atfetmiş ve
bir kuruluş beyannamesi olarak kabul etmiştir.
Bu
vasıflandırma içinde bulunan vakıflar, kararnameden yararlanıp başvuruda bulunabileceklerdir.
Ancak bu tür vakıfların başvuruları değerlendirilecektir. Bu vasıflandırılmağa tabi olmayan kurumların
bu kanun hükmünde kararnameden yararlanmaları söz konusu değildir.
.
2
) İkinci kriter; iadeye konu olacak
taşınmazların yukarıda açıklamağa çalıştığımız kurumların 1936 yılı beyannamelerinde
kayıtlı bulunmasıdır.
Ancak beyannamede kayıtlı bulunan taşınmazlardan;
a) Tapuda maliki hanesi açık bırakılan
taşınmazlar
b) Kamulaştırma, satış ve
trampa dışındaki sebeplerle
Hazine, VGM, Belediye ve Özel İdare adına kayıtlı olanlar,
c) Kamu
kurumları adına tescilli mezarlıklar ve çeşmeler.
İadeye konu olabileceklerdir.
İfade etmek gerekir 1936 yılı beyannamesinde kayıtlı olup da maliki
hanesi açık bırakılmış taşınmaz adedi Ermeni cemaati bakımından yoktur veya
parmakla sayılacak kadar çok azdır. Zira yukarıda da bahse konusu yaptığımız gibi
Uyum Yasalarının ilkindeki hükümlerle,
bu gibi taşınmazlar cemaat vakfı adına tescil edilmişlerdir.
Satış ve trampa edilen taşınmazların bu kararname kapsamı dışında tutulması
doğrudur. Kamulaştırma ise, şayet usulüne uygun yapıldıysa yine mesele yok. Ancak
yasaya uygun yapılmayan kamulaştırmalar sonucu elden çıkan taşınmazlar hakkında
başvuru yapılması gerekir mi? Kanımca
yapılmak gerekir. Kamulaştırma bedelinin
ödenip ödenmediği, kamulaştırma işlemlerinin usulüne uygun yapılıp
yapılmadığının araştırılması, en azından kamulaştırma yasasında yapılan
değişiklikler sonucu güncel bedelin talep edilmesi dahi gündeme gelebilecek
konulardandır.
İşte
kararnamenin bu bölümünde 1936 yılı beyannamesinde kayıtlı olmasına rağmen
kanuni devirle Belediyeler veya sair kamu kurumları adına tapuda tescilli
bulunan mezarlıklar ve çeşmeler de hak düşürücü on iki aylık süre içinde
başvurulması halinde, ilgili cemaat vakfı adına tescil edileceklerdir. Nitekim
basından izlediğimiz kadarıyla ve dosyaları bizzat tarafımızdan hazırlanan
Kınalıada Ermeni Kilisesi Vakfı ile Balat Ermeni Kilisesi Vakıflarına ait
mezarlıklar hakkında Vakıflar Meclisince vakfı adına tapuda tesciline dair
uygunluk kararları verilmiştir.
Kararnamede, 1936 beyannamelerinde kayıtlı olmakla birlikte iadesi
öngörülmeyen taşınmaz var mıdır? Evet,
vardır.
Cemaat Vakıflarının 1936 beyannamelerinde kayıtlı olmakla birlikte;
• Nam-ı
müstear veya nam-ı mevhum isimler kullanılmak suretiyle tapuda tescilli taşınmazlardan,
mazbut bir vakıftan icare veya mukataa yoluyla tasarruf edilen, ancak
mahlüliyet kararlarına istinaden Vakıflar Genel Müdürünün idare ve temsili
altında bulunan mazbut vakıflar adına ( Örneğin; Ayasofya-ı Kebir Vakfı gibi )
tapuda tescil edilen taşınmazlar,
• Tapuda elan
nam-ı müstear veya nam-ı mevhum isimler adına tescilli olarak kalan taşınmazlar,
• Kadastro
sırasında hazine adına tescil edilip üçüncü şahıslara geçen taşınmazlar,
• Yine
nam-ı müstear ve nam-ı mevhum isimler adına kayıtlı iken o isimlerin yitik ve
kaçak olduklarından bahisle Hazinece vazıyet edilip üçüncü şahıslara geçen
taşınmazların
İadesi bu kararnameyle öngörülmemiştir. Demek ki yazılı ve görsel basında çeşitli
açıklamalarla tezahür eden siyasi irade, bu kararnameye tam anlamıyla
yansımamıştır.
II
) Yine Kararnamenin geçici
17.maddesiyle 5737 sayılı Kanuna eklenen geçici 11.maddesinin 3.fıkrası, bugüne
kadar yürürlüğe giren yasalarda öngörülmeyen ve çeşitli eleştirilere sebep olan
bir konuda hak kayıplarını telafi etmeğe yönelik tazminat müessesesini gündeme
getirmiştir.
Anımsanacağı üzere, Yargıtay Hukuk
Genel Kurulunun 1974 içtihadı çerçevesinde, 1936 yılından sonra cemaat
vakıflarınca kayden edinilen taşınmazların tapu kayıtları kanunlarda öngörülmeyen
bir gerekçeyle iptal edilmiş ve taşınmazların tapu kayıtları vasiyet eden veya
bağışlayan veya satan eski malik adına ihya edilmiş, bazıları ise Hazine veya VGM’
ye geçtikten sonra 3.şahıslara satılmıştır. Bu gruba girene taşınmazların elde
çıkması sonucu cemaat vakıflarının uğradıkları maddi zararlar, bu kararnameyle
bir nebze olsun giderilmeğe çalışılmıştır.
“ Cemaat Vakıfları tarafından
satın alınmış veya cemaat vakıflarına vasiyet edildiği veya bağışlandığı halde
mal edinememe gerekçesiyle Hazine veya Genel Müdürlük adına tapuda kaydedilen
taşınmazlardan 3.şahıslar adına kayıt olanların Maliye Bakanlığınca tespit
edilen rayiç değeri Hazine veya Genel Müdürlük tarafından ödenir”
Şeklindeki hükmüyle kararname, tazminatı
öngörmüştür.
Ancak bu hükme
dayanarak yapılacak başvuruların olumlu sonuçlanması nasıl mümkün olacaktır?
Kararname, bu
hükmüyle sadece mal edinememe nedeniyle mülkiyeti cemaat vakfının elinden
mahkeme kararıyla çıkıp doğrudan doğruya Hazine veya VGM’ye geçtikten sonra 3.şahıslara
satılan taşınmazları kapsamaktadır. Ayrıca tazminat esasına getirilen Maliye Bakanlığınca
tespit edilecek rayiç değerin bugüne kadar olan uygulamalar ışığında rayiç
değeri yansıtmayacağı duraksamaya yer vermeyecek bir gerçektir. Zira değer
tespiti yapacakların Maliye Bakanlığı bünyesinde memur olmaları, tarafsız ve objektif
bir rayiç bedel tespiti yapabilmelerinin en büyük engelini teşkil eder. Rayiç değer takdirinin, 5737 sayılı Kanunun
diğer maddelerinde öngörüldüğü gibi bağımsız uzman incelemesi tarafından yapılması,
taşınmazın rayiç değerinin saptanmasının en doğru yolu olacaktı.
Diğer taraftan ifade etmek gerekir ki, cemaat vakıfları aleyhinde Hazine
ve VGM'ce açılan ilk davalarda cemaat vakfı adına olan tapu kaydının iptaliyle
eski malik adına ihyası istenmiş ve o doğrultuda kararlar çıkmıştır.
Daha sonra eski kayıt sahibi genelde mirasçısız ölmüş olduğundan
taşınmaz nihai mirasçı sıfatıyla Hazine veya VGM adına tescil edilmiştir. Bu
durumdaki taşınmazların tazmini nasıl olacaktır?
Bu durumda Mahkeme kararlarıyla;
• Sadece
eski malik kaydı ihya edilen taşınmazlar,
• Eski
malik kaydı ihya edilip daha sonra mirasçılarına geçip 3.şahıslara devir ve
temlik edilen taşınmazlar,
• Eski
malik kaydı ihya edildikten sonra kayıt sahibinin mirasçısız ölümüyle Hazineye
veya VGM'ye geçtikten sonra 3.şahıslara devir temlik etilen taşınmazlar
Hakkında yapılan tazmin başvuruları hakkında olumlu karar
çıkacak mıdır?
Vakıflar Meclisi kararnameyi sözel olarak yorumlayıp uygulaması kuvvetle
olası olduğundan, yukarıdaki tarife uyan taşınmazların tazmini hakkında olumlu
karar verilemeyeceğini düşünmekteyiz.
Bu durumda mal edinememe sebebiyle mülkiyeti cemaat vakıflarının elinden
çıkan taşınmazlarının tamamının tazmini, siyasilerin sıklıkla ve hararetle yaptıkları
açıklamalarına rağmen mümkün olmayacaktır.
Her ne kadar amaç, cemaat vakıflarının uğradıkları hak kayıplarını
ortadan kaldırmaksa da yasaya eklenen geçici bu maddeyle mezkûr amacın
gerçekleşmesini beklemek hayalcilik olur kanısındayız.
Temennimiz, siyasi iradenin gerçek anlamda yansıyacağı yeni bir kanun
hükmünde kararnamenin hazırlanarak yürürlüğe konmasıdır. Bu da Meclisteki
iktidar partisinin ve muhalefetin birlikte, popülizmden uzak samimi irade ve uygulamalarıyla
geçekleşebilecektir.
AVUKAT
Setrak Davuthan
18.05.2012
Sicil: 7494 Tünel, İstiklal Caddesi.231
Telefon: 0212 293 72 28 Kat 1 Oda No 29
Faks: 0212 25129 22 Hıdivyal Palas 80050
E-Mail : avsetrak @ hotmail.com Beyoğlu/İst
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.