6 Mayıs’ta sandık başına giden Ermenistan’da değişen bir
şey yok. 2010’da protokollerin rafa kalkmasıyla yeniden donan
Türkiye-Ermenistan ilişkilerinde bir değişiklik olur mu peki? 1915 olaylarının
yüzüncü yıldönümü yaklaşırken “Erivan cephesi”nde durum ne?
Hrant Dink Vakfı’nın organizasyonuyla gerçekleştirdiğimiz
üst düzey görüşmelerde tuttuğumuz notlar, sorularımıza aldığımız cevaplar, iki
ülke arasındaki sorunlu alanların son durumu hakkında güncel bir çerçeve ve
umulur ki, normalleşmede atılacak adımlar için de fikri bir zemin sunar.
İttihat ve Terakki hükümeti 1915’te çeşitli gerekçelerle
bazı bölgelerdeki Ermeni nüfusu topraklarını terk etmeye ve imparatorluğun
güney sınırındaki uzak noktalara gitmeye zorladı. Tehcir yüz binlerce Osmanlı
vatandaşı masum Ermeni’nin ölümüne neden oldu. Hayatta kalan Ermeniler dünyanın
değişik ülkelerine göç etti ve 1915’te yaşananları “soykırım” olarak tarif
etti. Türkiye devleti ise yaşananları “trajedi” olarak tanımlıyor ve “Osmanlı
Hükümeti’nin Ermenileri katletmeye yönelik önceden tasarlanmış bir planı
uygulamaya koyduğuna dair herhangi bir kanıt bulunmamaktadır” diyor. 1915’te
yaşananların niteliğinin ise saygın tarihçilerden oluşturulacak ortak bir tarih
komisyonunda tespitini istiyor. Ermenistanlı siyasetçiler bu konuda şunları
söylüyor:
Samvel Nikoyan: Soykırımın tanınması güvenliğimiz için
gerekli. Çünkü ancak bu, gelecekte yeniden soykırımın olmasını önleyecektir.
Ülkemiz doğuda Azerbaycan, batıda Türkiye tarafından kuşatılmış vaziyette.
Sınırların tek taraflı kapatılması dostluk işareti değil. Türkiye’nin
Azerbaycan ile siyasi, askeri, ekonomik ilişkilerinin olması, ona destek olması
bizde korku yaratıyor. Tarih komisyonu önerisi ise, güneşin doğudan doğup
doğmadığını yeniden keşfetmeye çalışmak gibi. 1915’te ne olduğunu hepimiz
ailemizden dinledik. Tarih komisyonu insanlara anne babalarının, dedelerinin
öyle ölmediği mi anlatacak? Bu çok zor. O büyük kalabalık ailelerden geriye
niye bir iki kişinin kaldığını nasıl açıklayacağız? Sizin zorluğunuzu da
anlıyoruz. Soykırım yapmış kuşağın torunları olmak zor. Biz, Abdülhamit’in
Ermenilere ne yaptığını, bunun Jön Türk planı olduğunu, bu paşaların daha sonra
bu nedenle yargılandığını da biliyoruz, Osmanlı döneminde Ermenilerin
kendilerini özgürce geliştirdiğini de. Türklerle Ermeniler hala çok kolay ve
sıcak diyalog kuruyor. O yüzden devletlerin insanların üzerindeki bu yükü
kaldırması gerekir.
Raffi Hovhannisyan: 1915 öncesinde Ermenilerin de hatası
oldu. Osmanlı’da okuyup yükselen Ermeniler Jön Türklerle birlikte hareket etti,
1908’de Sultan’ı alaşağı ettiler. Bundan acı duyuyorum. Sonra o Jön Türkler
ülkede Ermeni olmaması gerektiğine karar verdiler ve... Biz 1915’te sadece
insanlarımızı kaybetmedik. Soykırımdan daha fazlasını kaybettik. Asli
vatanımızı kaybettik. O topraklar da öz evlatlarını kaybetti. Evlerimizi,
kiliselerimizi, geleneklerimizi, yaşam kültürümüzü kaybettik. Büyük acı
duyuyorum, birbirimizi anlamak için Hrant gibi birinin ölmesi mi gerekti? Hrant
da çok iyi biliyordu bu işin sorumlularının Jön Türkler ve Avrupalılar
olduğunu. Bu sorun iki halkın sırtında büyük bir yük. Bunu aşmalıyız. Tehcirde
Ermeni kurtaran Türklerin hikâyelerini de bilmeliyiz. Ki aralarında o zamanki
devlet yetkilileri de var. Ermeni kurtaran Türklerin heykellerini görmeyi çok
isterim.
Vartan Oskanyan: Ortak komisyonun gerekliliğine
inanmıyorum. Gerçekçi bulmuyorum. Bu, bizim çok iyi bildiğimiz tarihi silbaştan
araştırmak demek. Yıllardır araştırılan bir konu bu zaten. Çalışmaların hepsi
1915’i soykırım olarak tanımlanıyor. O yüzden bu kabul edilebilir bir öneri
değil bizim için. Önce ilişkilerimizi normalleştirelim.
Giro Manoyan: Bize göre iki toplum arasında sorun yok.
Ermenilerin hafızası tek yönlü de değil. Kendilerini tehcirde kurtaran Türk,
Arap ve Kürtleri çok iyi hatırlıyorlar. Buradaki sorun Türkiye devletinin
soykırımı yok saymasında. Türkiye’nin soykırımı kabul edip etmemesi bizim için
güvenlik meselesi. Osmanlı ile Cumhuriyeti ayırmak doğru değil. Jön Türklerin
alt kadroları Cumhuriyet kadrolarında yer aldılar. Kemalistlerin Jön Türklerin
devamı olduğunu düşünüyorum, Ermeni politikaları örtüşüyor.
Galust Sahakyan: Hükümetimizin hedeflerinden biri Türkiye
ile ilişkilerin kurulması. Sorunlarımızın bu yolla çözüleceğine inanıyoruz.
Türkiye demokratikleşiyor. Soykırımı dile getirenler de var. Umutluyum. Biz
Türkiye’ye düşman değiliz. Türkler yeni kurulan bir devlet gibi değil Osmanlı
gibi düşünüyor. Abdülhamit’in, Jön Türkler’in fikriyatını sürdürüyor. 1915
olanların ne olduğunu anlamak için tarihçilere ihtiyacımız yok. Her birimiz
tarihiz. 1915’te yaşananlar yaşanmasaydı benim babamın bir ailesi olacaktı ama
yok. Türkiye soykırımı kabul ederse bu, Ermenilerin zoruyla olmayacak. Biz şart
koşmuyoruz, arzu ediyoruz. Bizim için ortak tarih komisyonu eğitim, kültür,
sanat, tarih gibi alanlarda ortak çalışmalar yapabileceğimiz, gençlere dostluk
aşılayan tarih kitapları yazacak bir komisyondur.
Protokolleri imzaladığımız için pişman değiliz
Türkiye ile Ermenistan arasında diplomatik ilişki
kurulmasına dair protokol, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ve Ermenistan
Dışişleri Bakanı Eduard Nalbantyan tarafından 10 Ekim 2009’da paraf edildi
(yani bir üst makamın bilgisine sunuldu) ve görüşmeler başladı ancak
ilerleyemedi. Dağlık Karabağ, 1915/soykırım ve tarih komisyonu konusunda anlaşmazlıklar
çıktı. Ermenistan, Nisan 2010’da “Türk tarafının protokolleri makul bir
takvimde önkoşulsuz olarak onaylamayı reddetmesi, parlamentoda protokollerin
onay sürecinin devamını anlamsız kılmaktadır” diyerek süreci askıya aldı.
Vartan Oskanyan / Eski Dışişleri Bakanı, Müreffeh
Ermenistan Partisi üyesi: Süreç işlerken protokolleri eleştirenlerden biriydim.
Çünkü en baştan protokollerin önkoşulsuz olacağına karar verilmişti ama
Türkiye’nin Karabağ’ı önkoşul göstereceğini görmüş ve bunu söylemiştim, öyle de
oldu, Ermenistan hükümet yetkilileri de bunu gördü.
Samvel Nikoyan / Ermenistan Meclis Başkanı: Protokollerin
önkoşulsuz olarak hayata geçmesi gerekiyor. Protokollere Türkiye tarafından
önkoşul konulmasını süreci mahvetmek olarak görüyoruz.
Galust Sahakyan / Cumhuriyetçi Parti Genel Grup
Başkanı: İktidar partisi olarak
protokollere imza attığımız için herhangi bir pişmanlığımız yok. Diğer partiler
önce soykırım tanınsın daha sonra ilişki kurulsun diyordu, diyor. Biz ise
ilişkiler başlayabilir sorunlar daha sonra çözülebilir diyoruz. Hükümetler
olarak ilişkilere başlarsak halklar da farklı düşünür. Türkiye ile ilişkilerin
kurulması gerekliliğine şimdi de inanıyoruz. Biz önkoşul koymuyoruz ama Türkiye
Karabağ meselesini şart koşuyor. Türkiye’den resmi bir “devam etmeyeceğiz”
mesajı gelirse biz de geri çekiliriz. Karabağ konusunda geri adım atmayız.
Soykırım ve Karabağ meselesi Türkiye ile ilişkilerin kurulmasından daha önemli
bizim için.
Raffi Hovhannisyan / Miras Partisi Genel Başkanı:
Soykırım görmüş bir ailenin çocuğu olarak Türkiye Ermenistan ilişkilerinin
düzelmesini istiyorum. Protokollere karşıyım. 20 yıl önce Ermenistan dışişleri
bakanıyken hikmet çetin ile birlikte bu konuyu çalıştık. O zaman da sorunlar
vardı. Önkoşulsuz diplomatik ilişkilerin başlamasına karar vermiştik.
Büyükelçiliklerin karşılıklı açılmasına karar verilmişti. Biz OECD üyesi
olduğumuzda da Türkiye önkoşul ileri sürmüştü.
Giro Manoyan / Taşnaksütyun Partisi Genel Sekreteri:
Protokollerde Ermeniler için yeni bir şey yok. Gelinen nokta Türkiye’nin
samimiyetsizliğini gösterir. Ermenistan hükümeti imzalamakla hata etti,
imzasını geri çekmeli. Biz iki taraf da önkoşulsuz olarak diplomatik ilişkilere
başlamalı, sınır açılmalı ve iki ülke arasındaki sorunlar uluslar arası
normlara göre çözülmeli diyoruz.
O kadar çok şey kaybettik ki Karabağ’dan vazgeçemeyiz
SSCB’nin dağılmasıyla Dağlık Karabağ konusunda Azerbaycan
ve Ermenistan arasında çıkan savaş 1994’e dek sürdü. Hocalı katliamı gibi büyük
katliamlar ve büyük insan hakları ihlalleri yaşandı, Azeriler yerlerinden
edildi. Ermenistan kontrolündeki özerk Dağlık Karabağ Cumhuriyeti de facto bir
devlet olarak kuruldu.
Galust Sahakyan: Türkiye Karabağ meselesini önkoşul
olarak öne sürüyor ama Karabağ özerk bir bölge. İnsanlar özgür. Karabağ,
ulusların kendi kaderini tayin hakkı çerçevesinde görülmeli. Türkiye büyük bir
devlet, Türkler büyük millet. Ama Azeriler öyle değil. Karabağ’daki Azeri
sayısı 150 binin üstüne hiç çıkmadı. Azerbaycan SSCB tarafından yaratılmış
yapay bir ülkedir. Tarihi kaynaklarda Azerbaycan yok ama milattan önceye ait
eserlerde Ermenistan vardır. Alfabesi mimarisi vardır, Azerilerin yoktur.
Azerbaycan Türkiye ile yakın olabilmek için Türklüğe sığınıyor.
Vartan Oskanyan: Türkiye Karabağ’ı Ermenistan sınırının
açılmasından daha önemli ve öncelikli bulduğunu gösterdi. Azerbaycan’ın
talepleri Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ilişkileri çok iyi anlıyoruz.
Gördüğüm kadarıyla Türkiye herhangi bir adım atmayacak, Karabağ meselesi
çözülmeden de sınırlar açılmayacak. Zaten 20 yılda pek yol alamadık. Kısa
zamanda bir çözüm görmüyorum, ilişkilerin normalleşmesi zor.
Samvel Nikoyan: Türkiye Ermeni meselesine Karabağ
üzerinden bakıyor. Ekonomik ilişkiler üçüncü bir ülke, Gürcistan üzerinden
yürüyor ve bu sadece fiyatları artırıyor, ikili ilişkilerimize zarar veriyor.
Raffi Hovhannisyan: İki tarafta da Karabağ sorunu
çözülmeden ilişkiler başlamamalı diyenler var. Ama bence asıl olan Türkiye
Ermenistan ilişkileridir. Karabağ ikincil önemdedir. Dağlık Karabağ’daki gibi
durumlarda uluslar arası şablonlar neyse o uygulanmalıdır. Karabağ’da olan
Stalin’in yanlış siyasetinin sonucudur. Biz soykırımdan sonra o kadar çok şey
kaybetti ki. Sadece Karabağ’ı koruyabildik. Siz de bunu anlayın. Biz Türkiye
ile birlikte AB üyesi, Avrupa değerlerinin parçası olmak istiyoruz.
Erzurum’daki köyüme dönmek istiyorum
Galust Sahakyan: Soykırımın tanınmasının ardından gelecek
toprak talebi doğaldır. Bu, dünyada da var olan, uygulanan bir yol. Türkiye
toplumunda 1915 olayları ile ilgili algı farklılıkları var ama sonucu
değiştirmiyor, biz devlete bakıyoruz. Doğu Anadolu’da savaşta ölen Türklerle,
planlı şekilde devlet tarafından öldürülen Ermenilerin durumu aynı değil.
Ermeniler tehcire zorlandı, unutmayın.
Raffi Hovhannisyan: Zeytin Dağı’ndakiler, Hasan
Dağı’ndakiler kendilerini tehcire karşı koruyabildiler. Ama mesela
Harput’takiler Kars’takiler koruyamadılar. Kayıpların bahanesi olamaz ama
savaş, devrim ve soykırım başka şeylerdir. Bu nedenlerle ölmeyi birbirine
karıştırmamak gerekir. Türkiye’de toplumda küçük bir değişim var ama ana akım
değişmiyor, siyaset değişmiyor. Benim en çok önem verdiğim şey, Türkiye’nin
insanların köylerine dönmesine imkân tanıması. Ben de Erzurum’daki köyüme
dönmeyi çok istiyorum.
Oskanyan ‘köşk’ için hazır
Samvel Nikoyan: Sarkisyan’ın başkanlığını yaptığı
Cumhuriyetçi Parti’den, halen Ermenistan Meclis Başkanı. Ağrı, Eleşkirtli.
Türkiye’ye bir kere 1996’da gelmiş, hiç bir sorunlaskarşılaşmamış. “Köyümüzde
şimdi Kürtler yaşıyor” diyor ve ekliyor “Akrabalarım oraya gitti, bana da
hatıra olarak toprak getirdiler”.
Vartan Oskanyan: Suriye doğumlu. Ermenistan eski
Dışişleri Bakanı. Civilitas Vakfı’nın kurucusu. Liderliğini zengin işadamı
Gagik Tsarukyan’ın yaptığı ana muhalefetteki Müreffeh Ermenistan Partisi’nin
üyesi, gizli ikinci adamı. Partisi seçimlerde oylarını yüzde 15’den 30’a,
milletvekili sayısını 18’den 36’ya yükseltti. Oskanyan, 2013 cumhurbaşkanlığı
seçimlerinin de güçlü adayı.
Tahire Hanım’ın Taşnak torunu
Giro Manoyan: 1890’da kurulan ve Ermenistan
Parlamentosunun en eski partisi olan Ermeni Devrimci Federasyonu’nun
(Taşnaksütyun) genel sekreteri. Bir yanı Harputlu, bir yanı Diyarbakırlı.
Büyükannesi Tahire Hanım sürekli olarak kendisini kurtaran Türkleri anarmış.
Manoyan da bir gün Türkiye’ye gelmeyi planlıyor ama “siyasi kimliğiyle değil
basit bir Ermeni olarak”.
Raffi Hovhannisyan: Miras Partisi’nin lideri. Erzurumlu.
Amerika’da doğmuş büyümüş. Ermenistan’ın ilk dışişleri bakanı. Milliyetçi
çizgideki partisini 2008’de kurdu 7 sandalye aldı. 6 Mayıs’ta vekil sayısı 5’e
düştü.
Galust Sahakyan: Ermenistan Cumhuriyetçi Parti’nin genel
başkan yardımcısı ve meclis grup başkanı.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.