Ne mi yaptım? Hançepek’e tekrar gittim. Amacım sabah gördüğüm
Hançepek Ciğercisine gitmekti. Meğer akşamları işe çıkarmış. S. Giragos inşaatçılarının
tavsiyesine uyup öğle yemeği için başka bir ciğerciye gittim. Sabahki ziyaretim
sırasında tanıştığım bu mavi gözlü esnafa yakınlık duymuştum! Hele hamalların
çektikleri arabalarda taşınan kuzu gövdelerinin körpeliğini görünce bu ziyaret
farz olmuştu. Ancak hiç de aç değildim.
Zira vazgeçemediğim tutkum, börek yemek için bir “Harakiri”
yapmıştım. Tok karnına Kürt Böreği yemiştim. Bölgenin sert ve lezzetli buğdayına,
hayvani yağ katılarak yapılan bu yiyecek nefisti. İstanbul’da hani şu tahta şablonla
kesilen börek var ya, işte o. Burada daha güzeli “yapıli”
Sindirimi kolaylaştırmak için yürümeye karar verdim. Hava
da sıcak mı sıcak. Bakırcıları bulacaktım. Araya sora bir eski bakır satıcısı
buldum.
‐ Sende
eski bakır parçalar bulunur mu?
‐ Ha?
‐
Ermeni ustaların bakır işleri bulunur mu?
‐ Bir
dakika.
Mağazadan bazı parçalar çıkartıyor. Önce hanımların hamama
giderken sabun, kese ve sabun bezi koydukları sefer tasına benzer bir kap çıkartıyor.
İlginç.
Bir başka kap gösteriyor,
‐ Bunu
benim ustam yapmış.
‐ Ustan
Ermeni miydi?
‐ Yok
‐ Ben
Ermeni işi arıyorum.
Bir başka dövme kap gösteriyor.
‐ Bu
benim işim. Diyor
‐ Çok
güzel. Üstünde yazısı olan yok mu?
‐ İlle
Ermeni işi mi olması lazım?
‐ Evet,
ben Ermeni’yim.
Büyükçe bir servis kabı çıkartıyor. Ters çevirip arkasına
bakıyorum. Ermenice harfleri okuyorum.
“Yeğya Melikyan, 1909”i
‐ Tamam,
bunu alıyorum. Kaça?
Tek parmağını göstererek fiyatı belirliyor. Belli ki diline
zor geliyor.
‐ Çok
söyledin.
‐ Çok
değil.
Diyor.
‐
Nerelisin?
‐
Mardin Midyat.
‐ Hıristiyan
mısın?
‐ Bütün
Midyatlılar Hıristiyan mı olur?
‐
Arapça biliyor musun?
‐ Bilmem1
olur mu?
‐ Bravo
aleyk2. (Aferin sana.)
‐ Inti
min veyn? (Sen nerelisin.)
‐ Min
İskenderuna. (İskenderunluyum). Türkiye’nin her şehrinden olmak hoşuma
gider.
‐ …
‐ Ta
atik hamsin. (Elli vereyim.)
‐ Me
bisir tahtıl miyi. (Yüzden aşağı olmaz.)
Kaça aldığımı söylemeyeyim. Ancak
bakır kabıı kalaycıya götürdüm, dönerken baktım et bol bir
pideyi mideye indirmekle meşguldü.
Ben ise Hançepenk’de berbat bir yarım porsiyon ciğer
yemiştim.
‐ Leş
me ilet mişen hede? ( Neden bana bundan (etli pideden) bahis etmedin?)
‐ Faddal.
Ta vasilak. (Buyur. Sana da sipariş edeyim.)
‐ Tıkram.
(Sağ ol.)
Artık Kitap Fuarına gitmeliyim. Beni bekleyen program aşağıda3.
İlk üç paneli yarım yamalak izledim. Beni asıl çeken son
panel. İlk üçünde izleyici sayısı yüze yakındı.
Son toplantıda ise ancak on, on beş kişi vardı.
1 Arapça ektisinden gelen bir
kullanım şekli, “Bilmez olur muyum?”
2 Arapça çakozladığımı reklam
etmek niyetinde değilim. Benim amacım fiyat düşürmek!
Söyleşi: “İnatçı Bir Bahar:
Kürtçe ve Kürtçe Edebiyat”
Konuşmacı: Vecdi Erbay, Lal Laleş,
Berken Bereh
Düzenleyen: Ayrıntı Yayınları
15.45‐16.45
Söyleşi: “Bildiğin Gibi Değil” 90’larda
Güneydoğu’da Çocuk Olmak”
Konuşmacılar: Rojin Canan Akın,
Funda Danışman
Düzenleyen: Metis Yayınları
17.00‐18.15
Panel: “İki Kürt Ailesinin
Serencamı”
Yöneten: Osman Baydemir
Konuşmacı: Ahmet Kardam,
Cemalettin Canlı
Düzenleyen: Dipnot Yayınları
18.30‐19.30
Söyleşi: “Yitirdiğimiz Mimari
Miras: Anadolu’daki Kilise ve Manastırlar”
Konuşmacılar: Osman Köker, Ersoy
Soydan
Düzenleyen: Bir Zamanlar Yayıncılık
Sayın Osman Köker, büyük bir özveriyle topladığı ve çektiği
fotoları perdeye aktardı. Kelimeleri saptırmadan ve büyük bir maharetle
kullanarak Yitirdiğimiz Mimari Miras’ı dile getirdi. Konuyu bütün çıplaklığı
ile göz önüne serdi. Ancak Kürt Kültürü ve Tarihi konusunda ateşli katılımcılar
çoktan Diyarbakır’a varmıştı. Bunlara Belediye Başkanı dahil.
Sayın Ersoy Soydan, Anadolu’da Hıristiyanlık Tarihi ve
Zimmî’ler hakkında bilgi verdi. Kısa ve öz alıntılar yapmak gerekirse:
1. 1914 Osmanlı Nüfus Sayımına göre ise Osmanlı
devletinin sınırları içerisinde 1.294.851 Ermeni (toplam nüfusun %6,99’u) yaşıyordu.
(Ali Güler, Osmanlı Devleti, s.74‐75)
2. İstanbul Ermeni Patrikhanesi’nin
Şubat 1913 ve Ağustos 1914 yılı sayımlarına göre Osmanlı Devleti sınırları
içerisindeki 2925 yerleşim biriminde 1.914.620 Ermeni yaşıyordu. Aynı dönemde Ermeni Cemaatine ait 2538
kilise, 451 manastır ve 173.022 öğrenciye sahip 1996 Ermeni okulu bulunuyordu.
3. (Bu gün) Türkiye’de camiler dışında
280 kilise ve 36
sinagog olmak üzere 316 yasal
ibadethanenin bulunduğu
belirtilmektedir. Bu kiliselerden 102 tanesi her gün, 146 tanesiyseara sıra açıkmış
ve 46 kilise ise kapalıymış. http://www2.tbmm.gov.tr/d22/7/7‐2022c.pdf
4. Lozan Mübadilleri Vakfı “Ortak
Kültür Mirasımız‐ Birlikte Koruyalım” projesinin
amacı 1923 yılında Türkiye ve Yunanistan arasında gerçekleşen nüfus
mübadelesinden kalan mimari mirası koruyabilmek. Projenin sunuş bildirisinde şöyle
deniyor:
“…Mübadele sonrası, her iki ülkede “Ötekinin” simgesi olarak algılanan
mimari yapıların korunması için ne yazık ki etkin bir çaba gösterilmemiş,
bilinçli veya bilinçsiz bir vurdum duymazlıkla yıkıma terk edilmişlerdir. Hiç
olmazsa günümüze kadar ayakta kalabilenlerinkurtarılabilmesi için çaba
göstermek acil bir görev olarak önümüzde durmaktadır….”
İşte iki dostumun beni Diyarbakır’a getiren sunuları hakkında
kısa bir açıklama.
Ancak benim bulduğum bir başka maden var ki o da Gomidas
Vartabet’in müzik anlayışı ve İstanbul günleri. “Deliliğin Arkeolojisi” ve
Sevgili Melissa ile görüşmemi daha sonraya bırakmak zordayım.
Sirov
Leon Eraslan / leon_erarslan@yahoo.com
Dönemin
form anlayışını vurgulamak amacı ile size kabın fotosunu yolluyorum.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.