***
Echo ödüllü Alman kemancı Rebekka Hartmann ile Ermeni
piyanist Margarita Oganesjan, Avusturya'daki Tirol Festivali'nde Saygun'un
Demet Süiti'ni seslendirdi. Konuştuğumuz iki müzisyen de Türk bestecilerin
hayranı çıktı.
Kemancı Rebekka Hartmann (solda) ile Ermeni piyanist
Margarita Oganesjan on yıl önce başlayan ortak çalışmalarını gelecekte daha da
güçlendirmeyi planlıyor
Serhan Bali Arşivi
Solo kaydıyla bu yıl prestijli Echo ödülüne değer görülen
Alman kemancı Rebekka Hartmann ve Ermeni piyanist Margarita Oganesjan’ın
Avusturya ’nın Erl köyünde düzenlenen Tirol Festivali’nde Türk ve Ermeni
klasiklerini çalacaklarını öğrendiğimde hem şaşırmış hem de bu iki sanatçı ve
festival üzerine bilgi edinmek gereksinimi duymuştum. Afişlerinde Tirol
sığırlarının resmedildiği bu klasik müzik festivalinin ardındaki ismin Gustav
Kuhn olduğunu öğrenmem merakımı daha da arttırmıştı. Zira Kuhn’un, kariyerinin
henüz başında olduğu 1970-73 yılları arasında İstanbul Operası’nı yönettiğini
biliyordum. Kuhn, İstanbul ’da bulunduğu dönemde Saygun’la yakın dostluk kurmuş
ve bestecimizin eserlerini daha o yıllarda yönetmişti.
Balkonlarından rengârenk sardunyaların sarktığı, yemyeşil
otlaklarında çıngıraklı sığırların gezindiği, tezek kokulu Erl köyünün
kilisesinde 23 Temmuz akşamı verilen resitale saatler kala, Hartmann ve
Oganesjan ikilisiyle kilisenin karşısındaki kafede buluşuyoruz. İki genç
virtüoz, tıpkı ten renkleri gibi birbirine zıt karakterlere sahip olduklarını,
buluşmamızın daha ilk dakikalarında ele veriyor. Erivanlı Margarita ne kadar
melankolik ve az konuşan bir esmerse, Münihli Rebekka da bir o kadar canlı,
ateşli ve konuşkan bir sarışın.
On yıl önce tanıştılar
Margarita’yı biraz rahatlatmak için Rebekka’ya yönelttiğim,
nasıl ve nerede tanıştıklarına dair ilk sorumu şöyle yanıtlıyor genç kemancı:
“Tanışmamız bundan 10 yıl öncesine dayanıyor. Bir komşum bana Steinberg gölü
kıyısında bir evde düzenlenen konserlerden ve burada çalan Margarita adında
muhteşem bir piyanistten söz etmişti. Gidip tanıştım ve aramızda o anda güzel
bir dostluk kuruldu.” Ama iki genç sanatçı arasındaki yakınlık, Margarita’nın
yıllar içinde iki çocuk doğurması yüzünden sahneye yeterince taşınamamış; bu
süre zarfında sadece 10’a yakın konser verebilmişler. Çocuklarını büyüten
Margarita artık düo faaliyetlerine hız verdiklerinin altını çiziyor.
Peki, bu Türk-Ermeni bestecileri programı nasıl oluşmuş?
Sorumu yanıtlamak üzere öne atılan genç piyanistin iki halk arasındaki netameli
ilişkiden yana hayli dertli olduğunu hissediyorum. “1915 olayları yüzünden
halklarımız arasında ilişki kurulamadı. Türkler tüm Ermenilere ‘düşman millet’
olarak tanıtıldı. Türkiye bizim için bir demir perdenin arkasındaydı. Okumak
için Almanya ’ya yerleşip burada Türkleri yakından tanıdıkça, bize
belletilenleri sorguladım. Başta kim olduğumu soran bir Türke “Ermeniyim”
demeye çekiniyordum. Münih’te yaşadığım çok tatsız bir olayın bunda payı büyük.
Bir Türk felsefeciyle tanışmıştım. Çok iyi arkadaş olmuştuk, ta ki o benim
Ermeni olduğumu öğrenene kadar. Rusça konuştuğum için meğer Rusya’dan geldiğimi
sanıyormuş. Eğer Ermeni olduğumu bilseymiş benimle kesinlikle arkadaşlık
kurmazmış!”
Önyargıları kırmak
Bu Türk ‘felsefeci’(!) için duyduğum derin üzüntüyü
paylaştığım Margarita’ya Türk müziğine nasıl yöneldiğini soruyorum. “Türklerle
ilgili önyargılarımı aştıktan sonra ülkenizin müziğine ilgi duymaya başladım.
Saygun’un eserleriyle tanıştığımda önümde yepyeni bir dünya açıldı. Müziği
yakından tanıdıkça içimde kalmış son korku tortularını da attım. Üzerinde
çalıştıkça müziklerimiz arasındaki paralelliklerin farkına vardım; en başta
Saygun ve Babacanyan’ın eserlerinde bolca bulunan aksak ritimlerin elbette.”
Margarita, Saygun’un ardından Erkin ve Rey’in eserlerini de
öğrenmeye başladığında Türk bestecilerin onu daha da içine çektiğini fark
etmiş. İki halk arasında müzik üzerinden kültür köprüsü oluşturmak yolunda çok
samimi bir çaba içinde olduğunu gördüğüm genç piyanist 2013 yılında Türk ve
Ermeni bestecilerin solo piyano eserlerinden oluşan bir kayıt yapacağı
müjdesini veriyor. Kaydın ismi ‘Views from Ararat’ ( Ağrı Dağı’ndan
Manzaralar). Neden Ağrı Dağı/Ararat? “Çünkü her Ermeni gibi ben de bu dağa
yürekten bağlıyım; halkımız için bir masal diyarı gibidir Ağrı Dağı. Her sabah
uyandığımızda ilk onu karşımızda görürüz ama o aynı zamanda bizim için
ulaşılmazdır.”
Kayıt cihazımı Rebekka’ya çeviriyorum. Türk müziğiyle nasıl
tanıştığını merak ettiğim Alman kemancının annesinin bir Bosnalı Sırp olduğunu
öğrenmem, Türk bestecilerin stiline ve ritimlerimize olan yatkınlığının sırrını
da böylece ele veriyor! “Bir yıl önce kaybettiğim annem dolayısıyla, uzaktan da
olsa kendimi bu kültüre yakın hissediyorum. Türk müziğindeki ritimlere
bayılıyorum. O topraklarda Türk kültürü hâlâ çok etkili. Bosna’ya her
gittiğimde kendimi evimde hissediyorum. Belki de bu sebepten dolayı köken bağım
olmamasına rağmen Ermeni müziğine de çok yakınım.”
Yorumcu olarak Saygun’u ve Türk bestecilerini nasıl
değerlendirdiklerini sorduğumda Margarita dozunda folklorik öğe kullanımı,
Bartok’tan etkilenme ve -ilginç biçimde- Ligeti’yle paralellikler bulduğunu
söylerken, Rebekka’nın yanıtı şöyle oluyor: “Bu eserleri çaldıkça müziğin
kökeninin Doğu’da yattığını daha da iyi anlıyorum. Saygun’u iyi çalabilen bir
müzisyenin Beethoven’i, Brahms’ı daha rahat yorumlayacağını düşünüyorum.”
Türk- Ermeni programı
İkili, bu yılın ekim ayında stüdyoya girip kaydedecekleri
Türk-Ermeni programının içeriği hakkında bilgi vermeyi de ihmal etmiyor.
Babajanyan ve Mansuryan sonatları kaydın Ermeni tarafını, Saygun’un Demet Süiti
ise Türk tarafını oluşturuyor. Kaydın dördüncü eseri de bir Türk besteciye ait
olacak ama bu eserin hangisi olacağına henüz karar vermemişler; Saygun veya
Fazıl Say ’ın sonatlarından biri olması kuvvetle muhtemel.
İki sanatçı bu yıl solo kayıtlar da dolduracak. Echo ödüllü
Rebekka’nın eylülde kaydedeceği solo kayıtta Saygun’un Partita’sını
dinleyeceğiz. Margarita’nın ‘Views from Ararat’ adlı solo kaydı ise Babajanyan,
Komitas ve Sayat-Nova gibi yurttaşlarının yanı sıra Saygun’dan ‘Aksak Ritimler
Üzerine Etütler’ ve Erkin’den ‘Duyuşlar’ adlı klasiklerimizi içerecek.
Peki, Türk konçertolarından hangileri bundan sonraki
programlarında yer alıyor? Margarita 2013 Eylül’ünde, Gustav Kuhn yönetimindeki
Haydn Orkestrası’yla Saygun’un İkinci Piyano Konçertosu’nu çalacağı müjdesini
veriyor. Rebekka ise önümüzdeki dönem için Erkin ve Saygun’un konçertolarını
çalıştığını anlatıyor. Bize de, Mirjam Tschopp’un ardından Türk konçertolarına
ilgi duyan dünya çapında bir başka yabancı kemancıya daha sahip olmanın
mutluluğunu yaşamak düşüyor!
Türkİye ve Ermenİstanlı gençler müzİkte buluşuyor
İlk kez 2010 yılında şef Cem Mansur ve Nvart Andreasyan’ın
girişimiyle orkestra oluşturan Türkiye ve Ermenistan ’dan genç müzisyenler,
yeniden bir arada. 23 Temmuz’dan bu yana İstanbul ’da prova yapan gençler, 1
Ağustos Çarşamba saat 20.00’de Boğaziçi Üniversitesi Garanti Kültür Merkezi’nde
izleyici karşısına çıkacak. Şef Cem Mansur yönetimindeki Ermenistan - Türkiye
Gençlik Orkestrası’nın konserinde piyanist Ashot Khachatourian da solist olarak
yer alacak. Konser programında ise gelecekteki barışın insanlığın ortak
değerleriyle kurulacağına olan inancını bestelerine yansıtan Beethoven,
Spendiaryan ve Tüzün’ün eserleri yer alıyor. Young Euro Classic Festivali’nin
daveti üzerine Anadolu Kültür tarafından yeni katılımlarla tekrar toplanan
Ermenistan - Türkiye Gençlik Orkestrası, solist Ashot Khachatourian’la birlikte
Cem Mansur yönetiminde 3 Ağustos’ta Berlin’de sahneye çıkacak.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.