Şöyle diyor Davutoğlu: "Ermenilerin karşısında '1915'te
hiçbir şey olmamıştır' diyen bir Dışişleri Bakanı yok. Ben yaşananlara soykırım
demem ama diyenin kendi tercihi. Bu konuda yeni bir dil geliştirmemiz lazım.
Sizin acınızı reddetmiyoruz, anlıyoruz, ne yapılması gerekirse beraber yapalım.
Ama tek taraflı bir suç deklarasyonu değil..." Türkiye açısından oldukça
olgun ve makul gözükse de böyle bir söylem Ermenistan ve Ermeni diyasporası
üzerinde maalesef hiç de beklenildiği gibi olumlu bir etkide bulunmayacaktır.
Nedeni basit. Osmanlı'nın son döneminde ölen ve öldürülen milyonlarca
Müslüman'dan Ermeniler sorumlu değildi.
***
Geçen hafta Paris dönüşü Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu
uzunca bir süredir 1915 bağlamında kullandığı bir kavramı gazeteciler ile
yeniden paylaşmış. Bu kavram "adil hafıza." Şöyle diyor Davutoğlu:
"Ermenilerin karşısında '1915'te hiçbir şey olmamıştır' diyen bir
Dışişleri Bakanı yok. Ben yaşananlara soykırım demem ama diyenin kendi tercihi.
Bu konuda yeni bir dil geliştirmemiz lazım. Sizin acınızı reddetmiyoruz,
anlıyoruz, ne yapılması gerekirse beraber yapalım. Ama tek taraflı bir suç
deklarasyonu değil."
Adil hafıza kavramının ne anlama geldiği Davutoğlu'nun şu
cümleleriyle daha da netleşiyor: "Biz Almanlar gibi değiliz. Tarihimizde
etnik kıyım, getto fikri yok. Balkanlar'da, Kafkaslar'da Müslümanların,
endişeleri, korkuları, kayıpları da var. Beni Anadolu'dan da sürecekler diye
bir paranoya ile yaşanmış bazı şeyler oldu. Ama bu bütün bir ırkı tasfiyeye
yönelik ideolojik bir refleks değil. Bu psikolojiyi Nazilere benzetir, katil
ırk olarak takdim ederseniz olmaz. Tek taraflı bir suç deklarasyonu
olmaz."
Bu açıklamalar ışığında nasıl değerlendirmek gerekiyor adil
hafıza kavramını? Her şeyden önce 1915 konusunu Batı ile Türkiye arasında bu
konuda bir krizin olmadığı bir konjonktürde gündeme getirdiği için Davutoğlu'nu
tebrik etmek gerekiyor. Çoğu zaman 1915 ve soykırım meselesi Türkiye'nin
gündemine ABD Kongresi'nde veya Fransız Parlamentosu'nda bir yasa tasarısı
olduğu zaman giriyor. Bu nedenle tepkisel, öfkeli ve milliyetçi bir kampanya
oluşuyor. Oysa bu konuyu soğukkanlı ve stratejik bir şekilde değerlendirmek
gerekiyor. Batı'dan kaynaklanan bir gündem ve baskının olmadığı bir ortamda
konuyu gündeme getirerek doğru bir zamanlama seçti Davutoğlu. Türkiye bu
meseleyi 2015 yılını, yani 1915'in yüzüncü yıldönümünü ve bu vesileyle Batı'dan
gelecek baskıları beklemeden bir an evvel kendi zamanlaması ve dinamikleri içinde
tartışmaya başlamalı.
Not: Yazının devamı
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.