***
Azınlıkça Dergisi’nin 70’inci sayısı için Dimostenis
Yağcıoğlunu’nun kaleme aldığı "Yunanistan'da Yeni Hükümet, Yeni Siyasi
Ortam ve Türk-Yunan ilişkileri: Tahmin ve Öngörüler" başlıklı makalesi şu
şekildedir:
Yunanistan, 17 Haziran seçimleri sonucunda kurulan Yeni
Demokrasi ağırlıklı üç partili koalisyon hükümetiyle, yaklaşık sekiz aylık bir
siyasi istikrarsızlık ve belirsizlik döneminden çıkmış gibi görünüyor. Ülkedeki
analistlerin çoğu, yeni hükümetin, büyük bir aksilik, bir skandal veya
ekonomiyi tamamen batıracak bir olaylar dizisi yaşanmazsa, en az iki yıl (2014
Hazıran'ında düzenlenecek Avrupa Parlamentosu ve yerel yönetim seçimlerine
kadar) işbaşında kalacağını öngörüyor.
Yeni hükümetin ana gündem maddesi hiç kuşkusuz ekonomik
kriz olacak. Hükümetin önünde, AB
Komisyonu, Avrupa Merkez Bankası ve İMF'nin (ve bu üç kurumun temsilcilerinden
oluşan Troyka'nın) dayattığı, kemer sıkmaya yönelik, vergileri arttıran, maaşları
düşüren, devletin ekonomideki rolünü küçültmeyi ve Yunan ekonomisinin rekabet
gücünü artırmayı amaçlayan, ama çok derin ve içinden kolay çıkılamayacak bir
resesyona, bir daralmaya yol açmış reçeteler var. Hükümet bu reçeteleri tamamen
reddetmeden, onları değiştirmeye, daha adil ve daha sonuç verici hale getirmeye
gayret edecek. Bu amacına, Troyka ile, AB ve İMF ile ve bu politikaların en
sıkı savunucusu Alman hükümetiyle müzakere ve pazarlık ederek ulaşmaya
çalışacak. Bunda ne ölçüde başarılı olacağını yaşayarak göreceğiz.
Ekonominin durumu ve Yunanistan'ın AB ve İMF'ye
bağımlılığı, ülkenin milli egemenliğini ciddi oranda sınırlıyor. Yunan halkının
çoğunluğu, özellikle milliyetçi/ulusalcı kesim, bundan büyük bir rahatsızlık
duyuyor; rahatsızlığın da ötesinde, kendini aşağilânmış hissediyor. Utançla
karışık bir öfke içinde.
Hükümetin ana partisi Yeni Demokrasi, işte bu öfkeli ve
kendini aşağilânmış hisseden milliyetçi kesime de hitap etmek istiyor. AB ve
İMF'nin dayattığı ekonomi politikalarında bu kesimi memnun edecek bir tavır
takınamayacağına göre, hükümet, ulusal egemenlik ve bağımsızlık taraftarlarını
tatmin etmek için başka alanlarda sert politikalar tasarlama ve uygulama yolunu
seçebilir. Görebildiğim kadarıyla, hükümetin milliyetçi ve sert politikalar
uygulayabileceği beş alan var: Göçmenler konusu, Makedonya E.Y.C. ile
ilişkiler, Kıbrıs Rumları'na destek, Batı Trakya Türk-Müslüman azınlığı ve
Türk-Yunan ilişkileri.
Bu yazımda bu beş alandan, hükümetin Türk-Yunan
ilişkileri ve azınlık konularında belirleyebileceği yaklaşım ve uygulayabileceği
politikalarla ilgili tahmin ve öngörülerde bulunmaya çalışacağım.
Türk-Yunan ilişkilerinde, yeni hükümetin ilk verdiği
mesajlar ve attığı ilk adımlar, bu ilişkilerde statükoyu, yani şimdiki düzeyi
korumayı amaçladığını gösteriyor.1 Üstelik, yeni hükümetin ilk günlerdeki
icraatı, Türkiye ile ilişkilerde gereksiz gerginlikler veya kriz yaratacak
demeç ve tavırlardan kaçınıldığını da gösteriyor. MHP Genel Başkanı Devlet
Bahçeli'nin Batı Trakya, Kavala ve Selânik'i ziyaretinin Atina'da (hükümeti destekleyen
medya tarafından bile) sessizce geçiştirilmesi, Bahçeli'nin demeçlerinin ve
konuşmalarının sorun edilmemesi, bunun bir göstergesi.
Bununla birlikte, Yunan hükümetinin, iki ülke arasındaki
ilişkilerin daha da gelişmesi ve mevcut sorunların çözülmesi için yeni ve cesur
adımlar atması, yaratıcı girişimlerde bulunması pek muhtemel görünmüyor.
Yunanistan'da son üç yıldır hüküm süren ve gittikçe
derinleşen ekonomik kriz, Yunan firmalarının Türkiye’ye, Türk firmalarının da
Yunanistan’a yaptığı yatırımlarda bir durgunluğa neden olmuş olsa bile, iki
ülke arasındaki dış ticareti ve turizmi, en azından şimdiye kadar, olumsuz
yönde etkilemiş değil.
Bilâkis, resmi istatistikler bize 2011 yılında
Yunanistan'ın Türkiye'ye olan ihracatının 2010 senesine kıyasla, dolar bazında,
Ocak-Ağustos 2011 verileriyle %118,5 (yaklaşık 820 milyon dolardan 1,8 milyar
dolara)2 Ocak 2011- Ocak 2012 verileriyle %114,4 (1,1 milyar dolardan 2,4
milyar dolara)3 arttığını söylüyor. Yine aynı istatistiklere göre,
Yunanistan'ın Türkiye'den ithalatı, 2010 yılına kıyasla, Ocak-Ağustos 2011
verileriyle %11,8 (yaklaşık 966 milyon dolardan 1,081 milyar dolara), Ocak
2011- Ocak 2012 verileriyle ise %4 (1,54 milyar dolardan yaklaşık 1,6 milyar
dolara) artmış. Şaşırtıcı, hatta göz kamaştırıcı artışlar bunlar.
Turizm sektöründe de, ekonomik krize rağmen, Türkiye ile
Yunanistan arasında 2000'lerin başında başlayan gelişmenin devam ettiğini
gözlemliyoruz: 2009 yılında Yunanistan'ı ziyaret eden Türkiyeli turistlerin
sayısı yaklaşık 200 bin iken, 2011 yılında bu sayı 552 bine yükselmiş.
Türkiye'yi ziyaret eden Yunanistanlı turistlerin sayısı ise 2009'da 600 bin
iken, bu sayı 2011'de yaklaşık 500 bine inmiş.4 Kriz yüzünden Yunanlıların
tatil amacıyla yurtdısına çıkışlarında genel olarak büyük bir düşüş yaşandığı
dikkate alındığında, bu azalmanın aslında çok normal, hatta beklendiğinden daha
bile az olduğu söylenebilir. Yunanistan'ın “yeşil” pasaportlara vizeyi
kaldırmış olması ve adaları ziyaret etmek isteyen Türkiyeli turistler için
“kapıda vize” uygulamasını başlatması5 –bu uygulama Türkiye turizm firmalarını
ve Yunanistan'ı ziyaret etmek isteyen TC vatandaşlarını pek tatmin etmemişse
bile – Türkiye'den gelecek turist sayısının önümüzdeki yıllarda daha da
artmasını sağlayabilir.
Kültür-eğitim-sanat alanında da Türk-Yunan ilişkileri,
üniversitelerarası bilimsel işbirliğinden, dil kurslarından, ortak festival
etkinliklerinden, Türk televizyon dizilerinin Yunan seyircilerince sevilip
benimsenmesine kadar, oldukça iyi bir seviyeye ulaşmış durumda.
Yeni hükümet, hatta yeni hükümeti destekleyen milliyetçi
çevreler bile, iki ülke arasındaki ticaret, ve turizm sektörüyle kültürel
alandaki bu gelişmenin Yunan ekonomisi için ne denli yararlı olduğunun
farkında. Dolayısıyla, Samaras başkanlığındaki koalisyon hükümeti bu
alanlardaki ilişkilerin en azından şimdiki düzeyde tutulması için çalışacaktır.
Yeni başbakan, Andonis Samaras, başta Yunanistan'ın AB ve
İMF ile imzaladığı memorandumlar (μνημόνια) ve son iki yıldır uygulanan sert
ekonomi politikaları konusunda 180 dereceye varan tutum ve pozisyon
değişikliğine gidebilmiş, gerektiğinde esnek, hatta “kıvırtkan” bir siyaset
adamı. Ama iki konuda son yirmi, yirmi beş yıldır çok tutarlı bir çizgi
izlediğini teslim etmek lâzım: Makedonya meselesi ve Türk-Yunan ilişkileri. İki
konuda da Samaras, sert, milliyetçi, anlaşma ve uzlaşma karşıtı bir söylem ve
tavır benimsemiş durumda. Samaras'ın dış siyaset danışmanları ise (özellikle
Failos Kranidiotis ve Hrisanthos Lazaridis) bu konulara onunkinden de sert bir
yaklaşıma sahipler. Samaras'ın bu “şahin” tavrını Batı Trakya Türk-Müslüman
azınlığının talepleri karşısında da görüyoruz. Fakat, yine de, son iki yıldır,
Samaras'ın, Türk-Yunan ilişkilerinde, özü aynı kalsa bile, nispeten daha
ılımlı, daha temkinli, tepki uyandırmayacak bir söylem kullanmayı tercih ettiği
de fark edilmiyor değil.
Yeni dışişleri bakanı Dimitris Avramopoulos ise,
Samaras'ın tam tersine, Türk-Yunan işbirliğinin önemine samimi olarak inanan
bir insan. Avramopoulos, 1995-2003 yılları arasında Atina Belediye Başkanı'yken
(1999 depremlerinden önce bile) Türk-Yunan yakınlaşmasına kendi çapında katkıda
bulunmuş, Atina ile İstanbul şehirleri arasındaki ilişkileri geliştirmeye
çalışmış, o dönemin İstanbul Belediye Başkanları Recep Tayyip Erdoğan ve Ali
Müfit Gürtuna ile dostça ilişkiler kurmuş, hatta Erdoğan'ı hapisteyken ziyaret
etmek istemiş, ama ziyaretine izin verilmemişti.6 Ancak Avramopoulos, dışişleri
bakanı olarak, Samaras'ın ve genel olarak hükümetin belirlediği çizgiden doğal
olarak sapamaz. Ayrıca son ikibuçuk yıldır Yeni Demokrasi partisinde Samaras'la
uyumlu bir siyasi ortaklık kurmuş durumda. Avramopoulos, Türk-Yunan
ilişkilerinde hükümetin politikasını uygulayacak, fakat bu politikanın daha çok
işbirliği ve yakınlaşma yönünde olmasına çalışacaktır.
Hükümetin ikinci ortağı PASOK'un lideri Evangelos
Venizelos, bu partinin eski başkanı Yorgos Papanderou'nun aksine, Türk-Yunan
ilişkilerine, bu ilişkilerin gelişmesine hiç siyasi yatırım yapmamış bir
politikacı. İster “güvercin”, ister “şahin” bir tavırla olsun, bu konuyu
kullanarak gündeme gelmeyi seçmemiş biri. Fakat, eskiden “vatansever PASOK”
ismiyle anılan, şimdi çok büyük kısmı PASOK'a artık küskün seçmen ve siyasetçi
kesimine nispeten daha yakın olan Venizelos'un, bu kesimin tekrar gönlünü
kazanmak için Türk-Yunan ilişkilerinde daha sert bir söylem kullanması bir
hayli muhtemel.
Hükümetin üçüncü ve en küçük ortağı Demokratik Sol
(DİMAR) ise, Türk-Yunan yakınlaşmasına ve azınlıkların taleplerine olumlu bakan
bir parti, ama bu konular partinin öncelikleri arasında değil. DİMAR'ın
açıklamalarından, bu partinin hükümet içinde, çalışanların, memurların,
işçilerin, son ikibuçuk senedir kaybettiği haklarının geri kazanılması ve hala
mevcut olan sosyal ve demokratik hakların kaybedilmemesi için çalışacağını
anlıyoruz.
Yeni hükümetin, bütün bu yukarıdaki değerlendirmeler
dikkate alındığında, Türk-Yunan
ilişkilerindeki mevcut durumu korumak istese bile, milliyetçi kamuoyundan (ki
büyükçe bir kısmı Yeni Demokrasi'ye oy vermiş kişilerden oluşuyor) bu
ilişkilerde mevcut olan Ege'de kıta sahanlığı, ulusal hava sahası,
karasularının genişliği gibi sorunlarda, sert, müsamahaya yer bırakmayan bir
tavır sergilemesi yönündeki baskılara da maruz kalacağını ve bunlara tamamen
kayıtsız kalamayacağını öngörmek zor değil.
Bu baskılara son zamanlarda bir de Yunan devletinin
ülkeyi çevreleyen denizlerde “Münhasır Ekonomik Bölge” (Yunanca kısaltmasıyla
AOZ) ilân etmesi yönündeki talepleri de eklemek gerekiyor. 1982'de kabul
edilmiş Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi, denize kıyısı olan
ülkelere, eğer karşı kıyı 400 milden uzaksa, 200 mile kadar uzanan AOZ ilân
etme hakkı veriyor. Ülkeler, kendi münhasır ekonomik bölgelerindeki sularda, bu
suların altındaki deniz yataklarında ve bunların da altında var olan canlı ve
cansız bütün doğal kaynakların değerlendirilmesinde neredeyse tam egemenliğe
yaklaşan geniş haklar elde ediyorlar. Yunanistan ile Libya ve Yunanistan ile
Mısır arasındaki uzaklık 400 milden fazla olduğu için, Girit ve Mora'nın
güneyinde tek taraflı AOZ ilân edilmesi pek bir sıkıntı yaratmayabilir. Ancak
Yunanistan'ın İon Denizi'nde AOZ ilân etmesi için İtalya ve Arnavutluk'la, Ege
Denizi ve Akdeniz'de AOZ ilân etmesi içinse Türkiye ile çok kapsamlı, detaylı
ve hiç şüphesiz yıllar sürecek müzakereler lâzım. Bu denizlerde Yunanistan
ancak komşu kıyı devletleriyle anlaştıktan sonra AOZ'unu -- sınırları
belirenmiş biçimde -- ilân edebilir. Tek taraflı olarak, Yunanistan “bizim
bütün bu denizlerde AOZ'umuz vardır ve AOZ'umuzun sınırları bilahare
belirlenecektir” şeklinde resmi bir açıklama yapabilir, ancak böyle bir
açıklamanın pratikte hiçbir kıymeti olmaz. Hatta Türkiye ile yıllardır sürmekte
olan kıta sahanlığı müzakerelerini daha da zorlaştırabilir. Buna rağmen, yeni
hükümetin AOZ konusunda önümüzdeki aylarda, aslında sembolik, ancak çok
önemliymiş süsü verilecek bir açıklama yapacağını tahmin ediyorum. Bu arada,
İon Denizi'nde ve Girit'in güneyinde hidrokarbon aramalarına da başlanabilir,
ancak bu aramalar AOZ ilânından bağımsız olarak, ulusal karasularında veya
uluslararası sularda gerçekleşecektir.
Bağımsız Yunanlılar Partisi, LAOS ve hele Altın Şafak
gibi sağcı, milliyetçi partiler (Altın
Şafak için rahatlıkla faşist de diyebiliriz), ve Yeni Demokrasi içindeki
milliyetçi çevreler, yeni hükümetin Türk-Yunan ilişkilerinde (artı, Batı Trakya
azınlığı konusunda) atacağı her adıma dikkat edecekler ve yakınlaşma,
ilişkilerin pekişmesi veya sorunların çözümü yönünde en ufak bir eğilim
sezerlerse buna sert ve gürültücü bir biçimde muhalefet edeceklerdir. Samaras,
milliyetçi kesimin desteğini kaybetmeyi, bu kesimi tamamen bu partilere
kaptırmayı öyle kolay göze alamaz. O nedenle böyle bir muhalefetle karşılanacak
adımlar atmaktan genellikle kaçınacaktır.
Önümüzdeki iki yıllık dönemde Altın Şafak'a özellikle
dikkat etmek lâzım. Şiddeti yöntem olarak kullanmaktan çekinmeyen bu faşist
siyasi hareketin Türk-Yunan ilişkileriyle ilgili saldırgan söylemini zaten
biliyoruz. Bu söylem devam edecektir, ama bundan ilişkilere zarar gelmez. Ancak
Altın Şafak sadece söylemle yetinen bir parti değil; kolaylıkla provokatif
eylemlere de girişebilen bir parti. Bu hareketin Türk-Yunan ilişkilerini bozmak
amacıyla atabileceği eylemsel adımlar büyük sorunlar yaratabilir. Meselâ şu iki
senaryoyu düşünün: (1) Yunan Parlamentosundaki bir partinin lideri olarak Altın
Şafak’ın lideri Mihaloliakos, Türkiye'yi ziyaret etmeye kalkabilir. Eskiden,
Parlamento'da aşırı sağı temsil eden LAOS'un lideri Karatzaferis'in birkaç kez
İstanbul'a gittiğini, her gittiğinde de Patrikhane'yi ziyaret ettiğini ve
Patrik Hazretleri tarafından kabul edildiğini biliyoruz. Mihaloliakos da
İstanbul'u ve Patrikhane'yi ziyaret etmek isteyebilir. Bu durumda Türk devlet
makamları Mihaloliakos'un Tükiye'ye girişini engelleyebilir mi? Mihaloliakos
İstanbul'a gidip de Patrikhane'yi ziyaret etmeyi talep ettiğinde Patrikhane ve
Patrik Hazretleri nasıl bir tutum takınacaklardır? Mihaloliakos'un İstanbul'da,
hele Patrikhane'de, Türkiye'ye ve Türklere hakaret etmesi (ki her konuşması
hakaretlerle dolu), hem Yunanistan'ı, hem Patrikhane'yi çok zor duruma sokacak,
Türkiye'yi de sert bir tavır almaya zorlayacaktır. Türkiye'deki milliyetçileri
de harekete geçirecektir. Eğer Mihaloliakos'un Türkiye'ye girişine izin
verilmezse, Altın Şafak Yunanistan içinde Türkiye karşıtı eylemler
düzenleyecektir. Polis bunları önlemede veya kontrol etmede yetersiz kalırsa,
Yunan devleti Türkiye'ye karşı yine zor durumda kalacaktır. (2) Altın Şafak,
Batı Trakya'da da eylemlerini ve bu eylemlerin şiddetini artırabilir. Bu
eylemlerle Yunan kamuoyunu azınlığa karşı kışkırtmayı, azınlığı bütün
Yunanistan için hedef tahtası haline getirmeyi amaçlayabilir. Altın Şafak'a
karşı genellikle müsamahakâr olan emniyet güçleri bakalım böyle eylemler
düzenlenirse nasıl davranacaklar.
Türk-Yunan ilişkilerinde cesur ve yaratıcı adımları
önümüzdeki iki senelik dönemde sadece bazı yerel yönetimlerden, mesela Selânik
Belediyesi ve adalardaki belediyelerden ve belki sivil tolum kuruşlularından
bekleyebiliriz. Ama hükümet isteksiz, çekingen bir tavır takınırsa, onların da
yapabilecekleri çok sınırlı düzeyde kalmaya mahkûm.
Özel olarak Batı Trakya Türk-Müslüman azınlığının
talepleriyle ilgili neler bekleyebiliriz? Öyle görünüyor ki, Yeni Demokrasi ve
Venizelos'un liderliğindeki PASOK, azınlığın şimdiki haklarını ve devletle olan
ilişkilerindeki şimdiki statükoyu yeterli buluyorlar. Şimdiki durumdan
memnunlar. Papandreou'nun başbakanlığı sırasında müftülerin göreve getirilişi
ile ilgili azınlığın da tatmin olacağı yeni bir yasanın hazırlanması için çok
çaba sarf edilmişti. Ne var ki o çabalar somut bir sonuç vermedi. Yeni
hükümetin bu konu üzerinde tekrar çalışacağını hiç olası görmüyorum. Azınlığın
eğitimle, vakıflarla, isminde “Türk” sıfatı olan derneklerle ilgili
taleplerinde de azınlığı sevindirecek yeni adımların atılacağına pek ihtimal
vermiyorum. Ancak daha önceki hükümetler tarafından azınlığa tanınan haklarda
ve sağlanan kolaylıklarda (kaçak yapılarla ilgili düzenlemeden, azınlık
gençlerinin üniversitelere girişini kolaylaştıran kota uygulamasına kadar) bir
geri adım atılacağını da zannetmiyorum.
Türkiye'deki azınlıklar konusunda ise, Türk-Yunan
ilişkilerinden bağımsız olarak (herşeyden önce Rumlar ülkedeki azınlıkların
sadece küçük bir bölümünü teşkil ettikleri için), son on yılda atılmış adımlar
devam edecek gibi görünüyor. Rumlar konusunda tek istisna Heybeliada Ruhban
Okulu'nun yeniden faaliyete geçmesi olabilir. Bu konuda Türk hükümetinin
isteksizliği devam ediyor. Başbakan ve hükümetin bakanları, Ruhban Okulu
meselesinde olumlu adım atmak için Yunanistan'dan Batı Trakya'da eşzamanlı
adımlar atmasını talep ediyorlar. Bunu açıkça bir şart olarak dile getirmeseler
de şart olduğunu îmâ ediyorlar. Bu talebe son zamanlarda Atina'da câmi inşâsı
talebi de eklendi. Papandreou hükümetinin bile atamadığı bu adımları yeni Yunan
hükümetinin atması çok uzak bir ihtimal. Zaten Türk hükümeti de bu talepleri
Yunan hükümetinin yerine getiremeyeceğini bile bile ileri sürüyor olabilir.
Yunanistan'ın isteksizliğini, Ruhban Okulu'nun yeniden faaliyete geçmesiyle
ilgili hem uluslararası çevrelerden hem de Türkiye'deki kamuoyunun bir
kesiminden gelen baskılara cevaben bir tür karşı argüman olarak sunmaya
çalışıyor olabilir.
Sonuç olarak, Türk-Yunan ilişkilerinin, son birkaç
yıldır, olumlu yönde atılmış küçük adımlara rağmen, içinde bulunduğu
durgunluk/duraklama dönemi, önümüzdeki iki sene boyunca da devam edecek gibi
görünüyor. Daha çok hükümet dışındaki siyasi parti ve mihraklardan kaynaklanan
bazı krizler ve gerginlikler çıkabilir, ama yeni hükümetin Türk-Yunan
ilişkilerinde şimdiye kadar elde edilmiş kazanımları tehlikeye atmak,
ilişkileri bozmak gibi bir niyeti yok. Şimdiki durumdan genelde memnun. Ancak,
milliyetçi çevrelerin tepkisini çekecek yeni adımlar da pek olası görünmüyor.
Böyle adımlar atılırsa doğrusu çok şaşarım.
Umarım bu hükümet tahminlerimi yanlış çıkartır ve benim
gibi Türk-Yunan ilişkilerinde ve azınlıkların hakları ve talepleri alanında,
atılması gereken daha birçok adım olduğunu düşünenleri şaşırtır -- ve
sevindirir.
Dipnotlar:
1: "Avramopoulos, Davutoğlu ile görüştü",
Azınlıkça, 27/6/2012.
http://www.azinlikca.net/bati-trakya-haber/avramopoulos-davutoglu-ile-gorustu-6272012.html
2: "Αύξηση κατά 118,5% στις εξαγωγές Ελλάδας προς
Τουρκία από Ιανουάριο έως Αύγουστο 2011", ΚΕΡΔΟΣ, 30/9/2011.
http://www.kerdos.gr/default.aspx?id=1585937&nt=103
3: Πανελλήνιος Σύνδεσμος Εξαγωγέων. "Εξαγωγικό
εμπόριο της Ελλάδας: Ιανουάριος-Δεκέμβριος 2011"
http://www.pse.gr/node/41 ve
http://www.pse.gr/sites/default/files/ImpExpReg_12_11_Euro.xls
4: "Türkiye - Yunanistan Arasında Turizm
İşbirliği", Dünya Haber, 21/12/2010,
http://www.dunyahaber.com/ekonomi/turkiye-yunanistan-arasinda-turizm-isbirligi.htm
ve
"Τουρισμός: Eλλάδα – Τουρκία, στοιχεία και
αριθμοί", LesvosNews, 19/5/2012,
http://www.lesvosnews.gr/?p=8593
5: Behzat Gezer: "Yunanistan'a vize kolaylığı",
İHA - İhlas Haber Ajansı, 8/6/2012,
http://secim2011.iha.com.tr/yunanistana-vize-kolayligi-230317.haber
6: "Greek FM Turkish PM’s friend", Hürriyet
Daily News, 23/6/2012
http://www.hurriyetdailynews.com/greek-fm-turkish-pms-friend.aspx?pageID=238&nID=23865&NewsCatID=338
Dimostenis Yağcıoğlu / Azınlıkça Dergisi / Sayı: 70
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.