Türkiye de özellikle dış ilişkileri bağlamında bu
meseleden dolayı yıllarını heba etmiş ve enerjisini boşa harcamıştır. Bugün
buna, piyasada laf ebeliği yapan uzmancıklar da eklenince harcanan enerjinin
boyutunu düşünmek bile zor oluyor. “Biz çok fırsatlar kaçırdık.” diyordu Hikmet Çetin.
Yaptığımız bir görüşmede Ermenistan konusunda Türkiye’nin nice fırsatları
teptiğini, zaman kaybettiğini ve sağlıklı bir politika oluşturamadığını anlatan
Hikmet bey bu ülkenin bugünkü durumunun da yeterince takip edilemediğinden
yakınıyordu. Bana sorduğu, “Ermenistan gerçekten fakir mi?” sorusuna “Bu,
Türkiye’nin kendisini avutma yönlü oluşturduğu bir propagandadır efendim.”
cevabını verdiğimde “Ben de öyle tahmin ediyorum. Fakir olması için ortada bir
sebep de yok, kazanç sağlayacağı pek çok imkan var zaten” karşılığında bulundu.
***
İnsan ile devlet arasındaki benzerlikleri vurgulayan pek
çok düşünce vardır. İkisi de menfaat noktasından hareketle yaşamını sürdürür,
olaylar karşısında verdiği tepki ve izlediği yol kendi gelişmişliği ile
doğrudan ilişkilidir. Ancak devletlerin düşeceği en büyük hata, insanların
kendisini avutması gibi bir tavra bürünerek iç ve dış ilişkilerini avutma
psikolojisi ile düzenlemesidir. Nitekim Türkiye de özellikle dış ilişkileri
bağlamında bu meseleden dolayı yıllarını heba etmiş ve enerjisini boşa
harcamıştır. Bugün buna, piyasada laf ebeliği yapan uzmancıklar da eklenince
harcanan enerjinin boyutunu düşünmek bile zor oluyor.
“Biz çok fırsatlar kaçırdık.” diyordu Hikmet Çetin.
Yaptığımız bir görüşmede Ermenistan konusunda Türkiye’nin nice fırsatları
teptiğini, zaman kaybettiğini ve sağlıklı bir politika oluşturamadığını anlatan
Hikmet bey bu ülkenin bugünkü durumunun da yeterince takip edilemediğinden
yakınıyordu. Bana sorduğu, “Ermenistan gerçekten fakir mi?” sorusuna “Bu,
Türkiye’nin kendisini avutma yönlü oluşturduğu bir propagandadır efendim.”
cevabını verdiğimde “Ben de öyle tahmin ediyorum. Fakir olması için ortada bir
sebep de yok, kazanç sağlayacağı pek çok imkan var zaten” karşılığında bulundu.
Hikmet bey 1990’lı yıllarda Türkiye’nin Ermenistan’la
ilişkileri bağlamında Levon Ter Petrosyan gibi önemli bir ismi
değerlendirememesinin ve diasporadan Erivan’a gelip siyaset yapmaya başlayan
kişilerin başarıya ulaşmasının Kafkasya’daki dengeleri aleyhimize çevirdiğini
üzülerek beyan etti.
“Peki efendim, sizce de bu iş Azerbaycan’ın ipoteğine
bırakılan bir mesele midir?” diye sorduğumda, aslında Ermenistan’la ilişkiler
konusunda ağızlara sakız olan ve işin derinliğinden habersiz olan kesimlerin
söylediklerini kinayeli bir şekilde cümle içerisinde kullanıyordum. “Bence öyle
değil. Tabii Azerbaycan bu konuda daha yapıcı yaklaşımlar sergilerse işimiz
kolaylaşır. Başka sebepler de var. Onlara yoğunlaşırsak sadece bu mesele değil,
uluslararası alanda önümüzü tıkayan pek çok sorun da ortadan kalkacaktır.
Ermenistan bizim için çok önemli.” cevabını verdiğinde, Hikmet beyden
beklediğim olgun cevabı almıştım. Aynı zamanda bugün adı uzman olan fakat bilgi
yönünden fakirlik yaşayan akademisyen, bürokrat ve gazetecilerin hali pek
gülünç geldi bana. Çünkü geçtiğimiz ay Mardin’de yapılan bir Dış Politika
Çalıştayı’nda bulunan ve gündemde her konuda uzmanlık yapan akademisyenlerin
Ermenistan ve Azerbaycan’la ilgili yaklaşımları beni hayrete düşürmüştü.
Yıldızı yeni yükselen ve bugünkü Dışişleri kadrosuna son
derece yakın bir özel üniversitenin yıllarca yurtdışında eğitim almış bir
akademisyeninin olaya yaklaşımıyla, Hikmet beyin çözüm odaklı arayışları
arasında epeyce fark vardı : “Ermenistan küçücük ülke, çok fakir, halk açlıktan
ölüyor. Biz mi onlara muhtaç olacağız sanki? Bize bir faydası olsa açardık
sınırları…” diye serzenişte bulunan akademisyenin Azerbaycan’la ilgili
tavırları da son derece gülünçtü: “Azerbaycan da hain aslında. Bakmayın onların
kardeş göründüğüne. Onlar İran’ın devamı olarak görüyorlar kendilerini. Galiba
sokaklarında da İran şahlarının adları varmış… Ama adamların doğalgazına muhtacız.
Katlanacağız…”
Aslında bu manzara, değil uluslararası ilişkileri, komşu
devletleri bile tanımaktan aciz konuma düşen “uzman”larımızın halini
yansıtıyor. Söylemde bu coğrafyadan mesul olduğumuzu ve tarihi sorumlulukla
hareket etmemiz gerektiğini belirten “idealist dış politika” takipçileri
sanırım Mısır’daki seçimlerde yarışan isimler üzerine kafa yormak ya da
Cezayir’de bize benzer siyasi sistem oluşturmaya çalışan grupların yaptığı işi
takdir etmekten dolayı komşu devletlere vakit ayıramıyorlar.
Bugün yaşanan sorun, kendisini her şekilde iyi pazarlayan
fakat uzmanlık iddia ettiği alana dair herhangi bir fikre sahip olmayan
insanların devlet kadrolarında, üniversitelerde ve medyada boy göstermesidir.
Suriye ile yaşanan uçak krizinde, bir gecede adı sanı bilinmeyen kişilerin
ortaya çıkıp “Suriye uzmanı” olarak Türkiye’ye rol biçmeye çalışması gibi,
bugün de Ermenistan için 2015 senaryoları üreten açıkgöz fırsatçıların piyasada
boy göstermesi büyük bir tehlikedir. Çünkü bu iş, yanlış teşhisle hastayı ölüme
göndermek gibi, ülkenin kaderiyle oynamaya benzer. Bence bu fırsatçıları,
bulduğumuz her ortamda soru yağmuruna tutarak kendi bilgisizliklerini yüzlerine
vurmalı ve bu halkın onların sandığı gibi saf olmadığını göstermek en iyisi.
Çünkü beslendikleri kaynak, yine bu halk.
MEHMET FATİH ÖZTARSU
http://www.hristiyangazete.com/2012/08/fakir-ermenistan-edebiyatiyla-piyasa-yapan-uzmanciklar-mehmet-fatih-oztarsu/
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.