Bodrum da bağımsız aktivist arkadaşların girişimiyle
yapılan “1915 DE NE OLDU?” konferansıyla ilgili gözlem ve düşüncelerimi
aktarmak, sizlerle paylaşmak istedim… Gördüler ki, bugün olduğu gibi geçmişte
de yapılan tüm zulümlerin, katliamların arkasında ittihatçılar var. Osmanlı
döneminde de, Cumhuriyet döneminde de Ermeni Taşnak partisiyle nasıl işbirliği
yaptıklarını, birlikte seçimlere girdiklerini, sonra da tıpkı bugün olduğu gibi
toplumu yanlış bilgilerle birbirlerine düşman ettiklerini öğrenmiş olduk… Kimi
ulusalcıların, ya da “Kemalizme laf söyletmem” havalarıyla askeri vesayetin
sona erdiğini hazmedemeyen statükocuların yaymaya çalıştığı gibi, toprak ya da
para talepleri yok. Kaldı ki geçmişte Anadolu’da üç yüz yıl süren devletler
kurmuş bir halkın varlığını inkar ederek nereye varacaksınız?
Bodrum da bağımsız
aktivist arkadaşların girişimiyle yapılan “1915 DE NE OLDU?” konferansıyla
ilgili gözlem ve düşüncelerimi aktarmak, sizlerle paylaşmak istedim.
Bodrum,
sosyal ve ekonomik yapısı, yaşayan insan profili itibariyle çok gelişkin bir
yer gibi görünse de siyasal anlamda kimsenin tahmin edemeyeceği kadar tutucu
bir yer.
Sivil
Toplum Kuruluşları olarak Türkiye ortalamasının çok üzerinde bir örgütlülük
düzeyinde bulunmasına rağmen, üstelik de Türkiye’ nin ve hatta dünyanın dört bir
yanından insanların yaşadığı Bodrum’ da bu tespitim, Bodrum’ da yaşamayanlar
için pek inandırıcı da gelmeyebilir.
Ancak
gerçek o ki, Bodrum’ u bir turizm cenneti, tatil ve eğlence merkezi olarak
gören yerli kesim de, sonradan yerleşenler de burada kendilerine yeni bir
dünya, bir yalancı cennet yaratmaya çalışıyorlar.
Ama içinde
bulunduğumuz bilgi ve teknoloji çağında dünya o kadar küçüldü ve etkileşim
öylesine güçlü hale geldi ki, ne kadar isteseniz de dünyadan ve gelişmelerden
kopuk bir yaşam mümkün olmuyor.
Gözlerinizi
kapasanız da Suriye de Esed’ in askerlerinin diri diri toprağa gömdüğü masum
insanların haykırışları kulaklarınızı tırmalıyor. Kulaklarınızı kapadığınızda
karşınızda daha 14 yaşında ilk gittiği kaçakta üzerine bombalar yağdırılan
Uludere’ li Erkan’ın parçalanmış cesedi geliyor gözlerinizin önüne.
Faili
meçhuller, 12 Eylülde yaşı büyütülüp asılan gencecik insanlar, 28 Şubatta
inançları ve yaşam tarzları nedeniyle mağdur edilenler ve tüm bu yaşananlara rağmen
hala darbe yaparak siyasi iradeye müdahale etmeye çalışanlarla, utanmadan,
sıkılmadan darbecilere destek verenler…….
Bodrum da
da olsanız gerçeklerden kaçmak mümkün değil.
Öyleyse
gerçeklerden kaçmak yerine, gerçeklerle yüzleşmek, inkardan vazgeçmek, tarihe
not düşmek ve en azından yaşananlardan ders çıkarmak gerekmez mi?
O zaman da
yapılması gereken, ön yargıları bir kenara koyup, birbirimizi anlamaya,
dinlemeye, tanımaya çalışmak olması gerekirken; çoğunluğu, statüsünü yitirmenin
hırçınlığıyla kendi dışındaki herkesi düşman gören kibirli modernistler,
çevreye kin ve nefret tohumları serpmeye devam ediyorlar.
Bu arada
iyi niyetle” geçmişteki yaraları kaşımaya gerek yok, geleceğe bakalım” şeklinde
yaklaşanlara sözüm yok. İlk bakışta çok makul ve anlaşılır gibi gelen bu
itirazı dillendirenler keşke gelip o konferansı izleselerdi.
Ne
konuşmacıların ne de katılımcıların hiçbirinin eski yaraları kaşımak gibi bir
niyetleri olmadığını, amacın yeni yaralar açılmasın, yeni acılar yaşanmasın
diye geçmişte yaşananlar konusunda bilgilenmek, yanlış bilinenleri açığa
çıkarmak olduğunu konferansa katılanlar gördüler.
Gördüler
ki, bugün olduğu gibi geçmişte de yapılan tüm zulümlerin, katliamların
arkasında ittihatçılar var. Osmanlı döneminde de, Cumhuriyet döneminde de
Ermeni Taşnak partisiyle nasıl işbirliği yaptıklarını, birlikte seçimlere
girdiklerini, sonra da tıpkı bugün olduğu gibi toplumu yanlış bilgilerle
birbirlerine düşman ettiklerini öğrenmiş olduk.
Alçakça bir
cinayet sonucu öldürülen Hrant Dink’ in söylediği gibi onların bu toprakların
üzerinde değil, altında gözleri var. Kimi ulusalcıların, ya da “Kemalizme laf
söyletmem” havalarıyla askeri vesayetin sona erdiğini hazmedemeyen
statükocuların yaymaya çalıştığı gibi, toprak ya da para talepleri yok.
Kaldı ki
geçmişte Anadolu’da üç yüz yıl süren devletler kurmuş bir halkın varlığını inkar
ederek nereye varacaksınız?
Önemli olan
hangi ırktan, dinden ya da inançtan olursa olsun şu an olduğu gibi geçmişte de
aynı coğrafyada birlikte yaşadığımız insanlarla barış içerisinde, kardeşçe,
birbirimizi ötelemeden, yok saymadan yaşabileceğimiz bir ortam ve iklimi
yaratabilmek.
Bu
yüzdendir ki, bu tür toplantı ve konferanslarda bir araya gelip, konuşmak,
tartışmak, bir birimizi anlamaya çalışmak, en önemlisi de birbirimize tahammül
edebilmek gerekiyor.
Yoksa o gün
toplantının sonunda gelip, konferansı sabote etmeye çalışan; hala kendisini
üstün ve ayrıcalıklı görme inadını sürdürenlerin yaptığı gibi bu topluma en
büyük kötülüğü yapmış oluruz.
Gerçi o hep
kendini beğenmiş, halkı küçümseyen, kendilerini bu ülkenin mutlak hakimi gibi
gören sözde Atatürkçü, kafatasçılar; giderek sistemin kendilerine lutfettiği
statüler ellerinden gittiği için artan hırçınlıklarıyla kendilerini zaten
bitiriyorlar.
Artık
herkesin anlaması gereken bir gerçek var.
Toplumda herkes
eşit yurttaşlık haklarına sahiptir. Sizin o eskiden halka zorla dayattığınız
ayrıcalıklarınız, üstenci ve kibirli tavırlarınız bitti.
Ne kadar
direnseniz, kabul etmek istemeseniz de artık sizlerde düz vatandaşlarsınız,
anlayın bunu artık.
Tarihin
akışını geriye çevirmek mümkün değil. Cin şişeden çıktı bir kez. Bitti sizin o
sahte ve haksız egemenliğiniz. Bundan böyle herkesle eşit, sıradan yurttaşlar
olarak yaşamınızı sürdüreceksiniz.
Ne
geçmişteki statüleriniz, ne süslü apoletleriniz sizi ayrıcalıklı yapmaya
yetmeyecek. Bu ülke için kullanabileceğiniz, bilginiz, yeteneğiniz, projeniz,
harcayacak emeğiniz, yoracak beyniniz varsa, ancak onlarla öne
çıkabileceksiniz.
Bodrum da
aklını, fikrini, yüreğini paylaşmak isteyen
bir avuç insanın yapmaya çalıştığı etkinliklerin ardında başka amaçlar arayarak
kendi çaresizliklerini, amaçsızlıklarını, tatmiş edilememiş egolarını gizlemek
isteyenlere son bir sözüm var.
Geçmişle,
yüzleşmek korkmayın, geçmişten ders almadan geleceği kurmamız mümkün değil.
4 yorum:
Dogru soze ne denir?
Dogru soze ne denir!
Dogru soze ne denir?
Sn.Adsiza bir cevap,,
1915den sorumlu neden sadece Ittihat ve Terrakkicilerdir ,Bugun hala Ayni zihniyetten Muzdarip bir modern denilen Turkiye Cumhuriyeti de sorumlu tutulmak durumunda degil midir?
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.