Etiketler

Kapalıçarşı'da bir gelenek sona eriyor!


Ermeni ustalar, kuyumculuk zanaatının inceliklerini yüzyıllardır bir sır gibi sakladılar. Ne zaman ki büyük firmalar mücevher sektörüne girdi, küçük atölyelerde üretim yapan ustalar da eskisi gibi para kazanamaz oldu. Ermeni ustalar, kendi deyimleriyle, çocuklarını Kapalıçarşı yerine üniversiteye yollayınca, meslek de el değiştirdi!


15 Eylül 2012 Cumartesi - 04:40


Eşine az rastlanan birbirinden kıymetli taşlar yüzyıllardır hep Ermeni ustaların ellerinde şekillendi. Mücevhercilik onlar sayesinde nadide bir meslek haline geldi bu topraklarda. Kapalıçarşı var olduğu günden bu yana en değerli sadekarcı, mıhlamacı ve cilacı onlar arasından yetişti. Osmanlı padişahları tarafından taltif edildiler. Mesleği başka milletlere öğretmekten ise hep kaçındılar. Bu yüzden çıraklarını Ermeniler arasından seçtiler. Kendi aralarında bile kıyasıya bir rekabete tutuştular. Yeni tasarım ve motifler bir sır gibi saklandı. Hatta bazı Ermeni ustalar yine Ermeni çıraklarına mesleği tam teşekküllü olarak öğretmedi. Yeni yetişen neslin kendilerine güçlü birer rakip olmasını istemiyorlardı. Son 15-20 yıldır ise bu durum tersine döndü. Büyük firmalar mücevher sektörüne girince fabrikasyon üretim arttı, fiyatlar düştü. Küçük atölyelerde üretim yapan ustalar eskisi gibi iyi paralar kazanamaz oldu. İyi ustalar ya yurtdışına gitti ya da büyük firmalarda çalışmaya başladı. Hal böyle olunca da Ermeniler çocuklarını çırak olarak vermekten vazgeçti. Şimdi sayıları her geçen gün azalan Ermeni ustalar, mesleğin son temsilcileri. Ustalar, mücevherciliğin geleceği için yanlarına artık mecburen Türk çıraklar alıyor. Önümüzdeki 20-30 yıl içerisinde bu mesleği yapan Ermeni usta neredeyse hiç kalmayacak.

Şu an Kapalıçarşı'nın etrafındaki hanlarda üretim yapan atölyelerde 200 civarında Ermeni usta var. Eskiden atölyelerde bir tane bile Türk'e rastlanmazken şimdi Ermeniler azınlıkta kalmış. Ermeni ustalar en çok da her geçen gün artan altın fiyatlarından rahatsız. Altın artınca parça başı çalışan ustalar sürüm azaldığı için nafakalarını çıkarmakta zorlanıyor. Meslek, küçük atölyelerde tamamen el işçiliğine dayanıyor. Bazı orta ölçekli atölyeler ise rekabet edebilmek için bilgisayar teknolojisini kullanarak kalıp döküyor. Bu durum, ustalara göre mesleğin ruhunu öldürüyor. Mesleğin kendine has bazı özellikleri de tarihe karışıyor. Usta-çırak ilişkisi, tarihe karışan bu özelliklerden bir tanesi. Ermeni ustalar, bu ilişkiyi bir baba-oğul ilişkisine benzeterek özetliyor. 40 yıldır Kapalıçarşı'da çalışan Arsen Agonaoğlu, "Usta, çırağın her şeyidir. Elinden tutar, meslek sahibi yapar. Bir anne-baba şefkati ile yaklaşır ona. Çırak da bunun hakkını vermelidir. Biz saygıdan ustamızın yanında konuşamazdık." diyor.



Bu mesleğin Türk'ü Ermeni'si olmaz!

Arsen Agonaoğlu, 1972 yılında ortaokulu bitirdikten sonra hayatıyla ilgili radikal bir karar alır. Babasına okumak istemediğini söyler. Kunduracılık yapan babası ona birkaç meslek alternatifi sunar. Bunlardan birisi kendi mesleği, diğeri tornacılık, bir diğeri ise kuyumculuktur. Küçük Arsen, babasına kuyumcu olmak istediğini söyler. Böylece Kapalıçarşı'ya çırak olarak adımını atar. Önce getir-götür işlerine bakar, temizlik yapar. Bu arada ustalarını gözleyerek mesleğin inceliklerini kavrar. Ustası, çıraklığının ilk günlerinde onu sınamak için eline bir zarf vererek başka dükkânlara gönderir. Çırak, içi boş zarfla küçük bir imtihandan geçer aslında. Söylenen dükkânı kısa bir süre içerisinde bulabilmesi, zarfı açıp açmaması önemlidir. Agonaoğlu, mesleği burada öğrendikten sonra Beyoğlu'nda bir mücevher dükkânının imalathanesinde çalışmaya başlar. 1970'li yıllarda Beyoğlu'nda 20'ye yakın mücevher dükkânı, canlı bir piyasa vardır. Agonaoğlu, usta olduktan sonra mesleği çıraklarına öğretmek için büyük bir çaba sarf eder. Türk çıraklarına bile aynı ilgi alakayı gösterir. Kapalıçarşı'da bazı Ermeni ustalar bırakın Türkleri, Ermeni çıraklara bile mesleği tam olarak öğretmek istemez geçmişte. Çünkü çırakların kendilerine rakip olmasından endişe duyar. Agonaoğlu, bu endişenin yersizliğine dikkat çekiyor. "Mesleği en iyi şekilde yeni nesle aktarmak zorundayız. Zaten artık Ermeni çırak bulunmuyor. Önümüzdeki yıllarda Ermeni ustalar piyasadan elini eteğini çektikten sonra mücevhercilik Türklerin kontrolüne geçecek. Hem mesleğin Türk'ü Ermeni'si olmaz."



Kapalıçarşı eskiden bir okul gibiydi

Masis Saraçoğlu, Diyarbakırlı zengin bir Ermeni ailesinin çocuğu olarak dünyaya gelir. Aile, 1980 öncesinde İstanbul'a taşınma kararı alır. 12 Eylül'den hemen sonra ise gördükleri baskı yüzünden Hollanda'nın yolunu tutarlar. Ama burada da fazla kalamazlar. Birkaç ay sonra Saraçoğlu'nun babası, "Ben çocuklarımı burada yetiştirmek istemiyorum." diyerek, İstanbul'a döner, Kadıköy'de bir ayakkabı dükkânı açar. Masis, daha küçük yaşta mücevher tasarlamaya merak sarar. İlkokuldayken sigara jelâtinlerinden yüzük yapar. Babası ondaki bu istidatı fark edince Kapalıçarşı'nın yolu görünür. Aslında Masis, pilot olmak istemektedir. Bugün geriye dönüp baktığında, "İyi ki de pilot olmak için çabalamamışım çünkü etnik kimliğim yüzünden hayal kırıklığına uğrayabilirdim." diyor. 1982 yılında Kapalıçarşı'daki Çuhacı Han'da Agop isimli Ermeni bir ustanın yanında çırak olarak işe başlar. Babası onu ustasına teslim ederken "Eti senin kemiği benim. Bunu al sanat sahibi yap, kendi ayakları üzerinde dursun." der. O yıllarda bu han adeta bir okul gibi mücevher ustası yetiştirir. Masis, iki yıl boyunca sadece ustasını izler, mücevher işçiliğinin her aşamasını hafızasına işler. Ramazan, Kurban ve kendi dinî bayramlarında ustasının elini öper, harçlık alır. Büyük bir saygı besler ustasına karşı. Daha sonra kalfalığa yükselir. Usta olduktan sonra ise hemen kendi dükkânını açar. 1990'lı yılların sonuna kadar hatırı sayılır işler yapar, iyi paralar kazanır. Son yıllarda büyük markaların sektöre girmesiyle işleri giderek azalır. Kendi dükkânını kapatan Masis, şimdi bir mücevhercinin yanında takı tasarlıyor. Tasarımlarında Anadolu'da hüküm süren medeniyetlerin motiflerinden esinlendiğini söyleyen Masis'in şu cümlesi mesleğin geleceğinin pek de parlak olmadığını gözler önüne seriyor aslında: "İşimi çok severek yapıyorum ama artık para kazanamadığım için çocuklarımın bu mesleği yapmasını istemiyorum. Eskiden Kapalıçarşı adeta bir meslek lisesi gibiydi."

ZAMAN

1 yorum:

Dursun dedi ki...

Turkiyemizde hangi el sanatina ve zanaatina bakilsa gecmisde tumunun Ermeniler tarafindan buyuk bir ustalik ve titizlikle yapildigini soylemek sanirim kimsenin inkar edebilecegi bir gercek degildir.
1970 lere kadar Istanbulda Saracilik, terzilik, Tornacilik, kaportacilik, oto tamirciligi, elektirikcilik,konfeksiyonculuk ve dugmecilik ve yan hizmetleri,Ayakkabicilik, Kuyumculuk ,Buyuk ustad muzisyenler gibi sadece sayabilecegimiz bazi el sanatlari ve zenaatkarlik buyuk bir titizlikle ve guvenli kaliteleriyle biz Ermenilerin yuruttugu mesleklerden birkacidir.
Hemen hemen her aile yaz tatili geldiginde (genellikle az gelirlli ve orta halli ailelerin cocuklari)uc aylik yaz tatillerinde kesinlikle sokaklarda oynamaya birakilmaz, 10 yaslarina gelindiginde yukarida saydigimiz bu meslek turlerine sahip bir ustanin yanina cirakliga verilirdi.
Ilkokul 12 yasinda bitirile dursun tum bu ciraklar zaten cirakligi kavramis olarak eger ayni meslege devam edecek ve ortaokul ve sonrasi tahsil gormeyecekse devam ederler ve kalfaligagececek ileriki yillarda ustaligin da adimlarini atmis olurlardi.
Biz Turkiye Ermenilerinin kaderi malesef bu guzelim ulkemizde yasamimizi omur boyu bircogumumuzun surdurememiz yuzunden cogumuza Goc yolunu gosterdi,ve birer beser. bu goc Yurt disina 2000li yillarin basina kadar surdu.
Suren bu gocle de Anadoludaki Ermenniler zaten hic kalmadi fakat malesef ayni kaderi Istanbuldaki Ermeniler de paylasmaya basladi.
Bir zamanlar Sadece Istanbuldaki Ermeni nufusumuz 100binin uzerindeyken artik bu sayi sanirim yari yariya dusmus gorunuyor fakat Tanriya sukur yine de oldukca canli ve caya suya dokunmayan kendi halinde yasamini surduren bir toplumuz.
Haa bu arada bilmem ne kadar mutlu olanimiz var ama son 20 yillarda yapilmis olankarisik evliliklerin de herhalde gocun yavaslamasinda etkisi olmusdur.
Bu karisik evliliklerin toplumumuzdaki etkileri ise burada ele alinmayacak apayri bir konu cunku yayalar ve dedeler gozleri yasli olarak da olsalar bu durumu kaniksamak zorundalar cunku torun tosun gelince baska da soyleyebilecekleri bir sey yok , tabi bu yeni karisik neslin ne kadar iki toplumdan da Avare kaldiklari ise oldukca ayri bir aci cunku sonunda cogunlugun arasinda kesinlikle azinlik olmakdan kendilerini muaf tutup o cogunluk kervaninin Ardina Takilip Gidiyorlar.
Yukardaki toplumsal bir yaradir bu yuzden bircogumuz bu yuzden muzdarip olup o yarayi icimize gomuyor ve de gunun kosullarina ayak uyduruyoruz diyerek gecisdiriyoruz.
Sanirim yazida ismi gecen Arsen usta da bu dusunce tarzina kapilarak Meslegin Turku Ermenisi olmaz demis.
Meslegin Turku ve Ermenisi madem ki yok O zaman neden Turk/Islam El Sanatlari diye bir Kurum var diye de sormaktan dogrusu kendimizi alamiyor Tum kalan bu Ustalarimiza ve Meslek sahiplerimize Hayirli isler olsun diyoruz.

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.