Bugün Gaziantep’teki birlikteliğimizin son günü. Ufak tefek terslikler gecikmeyle yola çıkmamıza neden oluyor. Navigasyon aleti sayesinde tereyağından kıl çeker gibi şehirden çıkıyoruz. Paralı yola girince rahmetli Özal’ın ileri görüşü sayesinde yapılan yolda kayarcasına ilerliyoruz. Hedefimiz Urfa Halfeti.
Sevgili Arkadaşlar,
Otoyoldan çıktık şimdi fıstık bahçeleri arasında ilerliyoruz. Bir ara
durup bahçelerden birine girip foto çekiyoruz. Benim çiftçilik yanım ağır basıyor,
arabadan makası alıp ağaçlarda kalmış kimi fıstıkları toplayıp taze fıstığın
dalındaki tadına varmaya çalışıyorum. Toprak ayağımın altında un ufak
parçalanyor.Tabii tüm yaz bir damla su içmemiş. İyi ki ayağımda sandal türünden
bir ayakkabı yok. Aksi takdirde içi toz dolar beni yürütmez olurdu.
Halfeti yolları benim için tatlı acı hatıralarla dolu. Amenabadiv
Mesrob Badriyark’la burulara gelecektim de müthiş bir bel tutulması nedeni ile
yataktan kalkamamıştım. Bir gezi üstadı olan Badriyak’ın Fırat üstünde kayık
içinde güler yüzü gözümün önünden ayrılmıyor. Ne günlerdi.
Halfeti’ye varınca Cibin yolunu soruyoruz. Altmış metre ilerden sağa
dönün diyorlar. Dedikleri yerden dönüyoruz. Yol ikiye ayrılıyor. Her ikisi de
Cibin’e gidermiş. Biri Argın üstünden diğeri direkt Cibin’e. Oldukça bozuk bir
yolun sonunda Saylaktaş’a (Cibin) ulaşıyoruz. Baron durup aşağı inmemizi
istiyor. Nedense beni yanına çağırıp:
‐ Egur. Naye.
‐ …
‐ Bu çıplak taşlardaki çukurları görüyor
musun? Bunların içinde yağmur mevsiminde su birikir.
Şimdi molozla doldurmuşlar çocuklar içine düşmesin
diye.
‐ Anladım.
‐ Çur Puyn. Ermenice su kuyu‐havuz demek. Cibin adı çurpuyn’dan gelmiştir.
Yanımıza yaklaşan genç bir köylüye soruyor:
‐ Senin nene ismi ne?
‐ Iğza.
‐ Yeğisabet! Yüzünde bir gülümseme beliriyor.
‐ Sen ne iş yaparsın?
‐ Tiyatrocuyum!
‐ Nerde?
‐ İstanbul’da.
Hepimize ilginç geliyor. Ayfer Hanım soruyor:
‐ Tiyatroda ne iş yaparsın?
‐ Dekorcuyum.
‐ Dzağik tanıyorsun?
‐ Hee, onlar köyün alt başında otururlar.
Sizleri daha fazla merakta bırakmadan açıklama yapayım. Efendim, 1915’de
Ermeniler buradan giderken köy efradı “Kızlarınızı burada bırakın biz bakarız.
Geri gelirseniz bıraktığınız gibi geri alırsınız, gelmezseniz onları oğullarımızla
evlendiririz” demişler. İşte o kızların torunları, köyde rast gele karşılaştığınız
çoğu kişiler.
‐ Senin nene ismi ne?
‐ Eva.
‐ Senin nene ismi ne?
‐ Meryem.
Kızlar on yedi kişiymiş. Baron on beş sene önce geldiğinde Dzağik ile
görüşmüş. Aro’ların Armen’ini (Baronun dedesi) hatırlamış. Hatta ona Baron’un
dedesinin kendine öğrettiği 23. Mezmur’u söylemiş:
“Rab benim çobanımdır, benim eksiğim olmaz.
Beni taze çayırlara götürür …”
Sizlerin de tahmin edeceğiniz gibi Baron ağlar, o söyler.
“… Ve günlerimin devamınca, Rabbin evinde oturacağım”
Bu kızlardan sonuncusu olan Dzağik’in mezarını da bize gösterdi Baron.
Böylece ona vedasını da yapmış oluyordu.
‐ Bu köyde kilise yok mu? Dedim.
Yakup: (kendine Hagop denilmesinde hoşlanıyor)
‐ Var, köyün camisi. Eskiden kilise imiş.
‐ Bizi oraya götürür müsün?
‐ Tabii.
Siz siz olun gittiğiniz köyde camiyi ve mezarlığı ziyaret etmeden
dönmeyin. Benden tavsiye. Ben de büyüklerimden böyle gördüm.
Bir “Hayr Mer” de bu camide söyledik. Bu kez mikrofonu uzak tuttuk.
Distorsyon olmadı. Baronun sesi ve kulağı o kadar güçlü ki onun sayesinde yine
söylediğim hoşuma gitti. Hata yapmadım sayılır. Şimdi intikal ettim, Baron’un
Amerika’da İsa’nın çarmıhtaki son yedi cümlesini konu alan orkestra‐koro eserini
idare
etmişliği var. Ben konserin on beş sene önce çekilmiş videosunu
izledim. Koca bir koruyu ve orkestrayı idare ediyordu.
Bu güzel günü daha da anlatmak isterim. Ancak sizleri de bıktırmak
istemem. Son olarak şunu söyleyip yazıyı bitireyim.
Aro’ların fıstık bahçesine bizi yeni sahibi Yakup götürdü. Yakup bize,
babasının “Armen’in yüz sene önce diktiği ağaç” dediği fıstık ağacını gösterdi.
Baron ağacına önünde hep birlikte foto çektirmemizi istedi. Bende ona elimdeki
su şişesini verip ağacı sulamasını rica ettim.
Sirov
Leon Gostan Erarslan
Not: Bu yazıda adı geçen kimi yerleşim yerlerini İndex Anatolicus’da
bulabilirsiniz. Oralara gitmek isterseniz aynı sitede koordinatları da
verilmektedir
4 yorum:
Bu makalenin burda yayinlanmasini gerceklestiren herkese tesekkürler.
Merhabalar
Ben de tesekkür etmek istiyorum bu yaziyi bizimle paylastiginiz icin. Acaba bu yaziyi Kürtceye cevirip kendi websayfamda yayinlayabilirmiyim? Tabii ki linkinizi kaynak göstererek.
Saygilar
Ferhat
Ferhat Bey, ilginize çok teşekkürler. Elbette yazıyı yayımlayabilirsiniz.. Selamlar.
Murat Bebiroğlu
Pariluys Murat bey,
Yazinizi cevirebilmem icin izin verdiginiz icin tesekkür ederim. Size yazinin cevirilmis halini link olarak veriyorum. Gönlünüze göre kullanabilirsiniz.
http://kmkurdi.wordpress.com/cur-puyn-cibin/
Sevgiler
Ferhat
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.