Ben, Mustafa Dinkçiyan veya büyükbabam Artin’in kız
kardeşi Nıver tarafından adlandırıldığım şekliyle, kalın kafa Dikran Dinkçiyan,
Nıver bana “inatçı Dikran, inatçı Dikran” dediğinde bunun anlamını anlamamış,
ancak bugün bu “inatçı” adlandırmanın tam anlamını anlayarak, “inatçı
Dikran’ın”, vicdanımı sarsan haykırışı oluşturan unsurlardan biri olduğunun
bilincine vardım… Lütfen, akrabalarımı bulmama yardım edin…İsmimi buldum…
soyadımı buldum… şimdi de akrabalarımı bulmak istiyorum…Sınırsız sevgi, özlem
ve sabırla bekliyorum sizi, sevgili akrabalarım… Çilesi, İslamlaşmış
Ermenilerin çilesi olan…Acısını ve çilesini kimsenin anlayamayacağı…“İnatçı”
evladınız. Dikran Dinkçiyan
***
Çok acil ve önemli olan ve çözümü için Tanrı’ya
sığındığımız bu konuya göstermiş olduğunuz ilgiden dolayı öncelikle çok
teşekkür ederim.
Garip, hayret verici bir hikâye bu ve sülalemizin
yaşlılarından duyduğum kadarıyla şöyle geçmiş…
Sevgili okurlar, biz Tigranakert’li (Diyarbakırlı demek
istiyor, Diyarbakır şehri, Ermeniler tarafından sürekli olarak, yakında bulunan
Tigranakert’le özdeşleştirilmiştir- çev. notu) bir Ermeni aileyiz ve bildiğiniz
gibi Ürdün’ün Türkiye’den uzak olması sebebiyle az sayıda Ermeni, 1915
Soykırımında Ürdün’e ulaşmış, bunların büyük bir bölümü Ürdün’ün kuzey
bölgeleri ve başkent Amman’a yerleşmiştir. Biz ise, kaderin bir cilvesiyle
ülkenin güneyinde bulunan Maan şehrine sürülmüştük. İki-üç aileydik, ülkenin güneyinde
yarı çöl iklimi hâkim olup, sakinleri İslam Bedevilerden oluştuğu, aralarında
Hıristiyan bulunmadığından dolayı kuzeye göçüp, Kudüs ve Amman gibi,
Hıristiyanların bulunduğu şehirlere yerleşmeye karar verdik. Sadece, orada
büyüyerek, ardından da İslam’ı kabul eden ve Müslüman bir kızla evlenerek çocuk
sahibi olup, aile kurarak, mecburen Arap çevresine uyum sağlayan büyükbabam
güneyde kalmaya devam eder.
Torunların dünyaya gelmesiyle aile büyür. Çocuklar ve
torunlar, büyükbabanın hikâyesini duyarak, dedelerinin Ermeni olduğunu ve
Ermenice ismini öğrenir. Üstelik bu kadar da değil, büyükbabamın babasının ve
büyükbabasının isimlerini de öğrenirler. Büyükbabamın adı Artin Hagop Mardo
Dinkçiyan’mış, fakat İslam’a geçtikten sonra Şükrü Artin adıyla tanınmaktaydı.
O günlerde hiç kimse bu hikâyeye önem vermemişti, çünkü
insanların tek derdi çocuklarının ve ailelerinin geçimini sağlamaktı… Yaşam
patırtısı içinde kökenimiz kaybolmuş, Ermeni ismimiz kaybolmuş, fakat her
birimizin içinde yükselen bir vicdan çığlığı, aile ağacımızın kalın köklerinden
çıkıp, dallarına ve yeni filizlenen tomurcuklarına yayılarak bizi sert bir
şekilde sarsmış, anlaşılır ve anlaşılmaz bir çığlıkla, olduğumuz olmadığımızı…
olduğumuzu sandığımız olmadığımızı… “Siz başka insanlarsınız… kökleriniz
Tigranakert’e kadar uzanıyor… işgal altındaki Batı Ermenistan’a kadar…
atalarınızın mezarları orada, onların tahrip edilmiş ve yıkılmış mezar taşları
üzerinde haç var, üzerlerinde İsa’nın duası kazılıdır, mezar taşlarından
birinde “Burada, Tigranakert’te doğup ölen Hagop Dinkçiyan istirahat
etmektedir”,- diye yazmaktadır. Daha büyük bir haça sahip olan, dörde bölünmüş
ve toprak altında kaybolmuş bir başka mezar taşının parçaları üzerindeki
yazının sonunda şöyle yazılıdır, “Burada istirahat eden Mardiros Dinkçiyan,
Tigranakert’te doğmuş ve haysiyetli bir şekilde toprağa verilmiştir…”. İşte,
bize kalan miras budur… sizin hikâyeniz budur… sizin kimliğiniz budur…
çocuklarınız ve torunlarınız orada… kökleriniz orada… Dinkçiyan sülalesinin
naaşları orada… akrabalarınızın kemikleri orada, Tigranakert toprağı onların
kutsal kanıyla boyanmış, onların acılı çığlıkları Tigranakert’in kalelerinin
kayaları ve surlarının üzerinde kaybolmuştur… siz, olduğunuz değilsiniz… siz
başka insanlarsınız… evet, tarif edilemez bir caniliğin kurbanı olmuş,
insanlığa yönelik işlenmiş dile getirilemez, korkunç bir haksızlığın kurbanı
olmuş başka insanlarsınız…,- diye haykırmıştır.
Büyükbabamın babası Hagop Dinkçiyan’ın Tigranakert’te bir
değirmeni varmış. Büyükbabamın kız kardeşlerinden duyduğum kadarıyla,
sülalemizin büyüğü Hagop Dinkçiyan varlıklı bir insanmış, Tigranakert kalesinin
karşısında iki katlı bir evi varmış, inekleri, atları ve değirmeninde çalışan
işçileri varmış.
Büyükbabam, Artin Hagop Mardo Dinkçiyan, ancak Allah’ın
bildiği, inanılmaz ağır ve zor bir yolculuktan sonra, 1918’de Ürdün’e varır.
Tigranakert’ten başlayarak Halep, Lübnan, Şam ve Ürdün’e uzanan çilekeş sürgün
yoluna mucize eseri dayanır.
Büyükbabam, annesi Anna Sargis Hamamcıyan ve kız
kardeşleri Hayganuş, Nıver ve Lafonten’le birlikte Ürdün’e varır. Kendilerine
dayıları Garabet Hamamcıyan eşlik etmektedir. Dinkçiyan sülalesinin
büyükleriyle olan bağımız kesilmişti, daha sonra bazılarının ABD’ye göçmüş olduklarını
duyduk. Büyükbabamın halası Lusina Dinkçiyan, o günlerde evlenerek Türkiye’de
kalır, daha sonra ise Yunanistan’a taşınırlar. Onların da izlerini kaybettik…
Şimdi, tüm Ermeni halkına, özellikle de Tigranakertli
Dinkçiyan’ların haleflerine başvurarak, iç dünyamızın derinliklerinde gürleyen
ve vicdanlarımızı sarsan haykırışı dindirmelerini rica ediyorum. Bizim
hepimizin içinde fırtınalar koparan ve yankılanan bu feryat, aile ağacımızın
kalın köklerinden yayılarak, en narin, en taze dalları ve filizlerine
ulaşmakta, bizi sertçe sarsarak, bizim için hem anlaşılır, hem de anlaşılmaz
olan bir dille yalvarmaktadır “Siz olduğunuz değilsiniz, siz olduğunuzu
sandığınız değilsiniz… Siz başka insanlarsınız… Bugün, kim olduğumuzu bildikten
sonra, akrabalarımızın da kimler olduğunu bilmek istiyoruz…
Ben, Mustafa Dinkçiyan veya büyükbabam Artin’in kız
kardeşi Nıver tarafından adlandırıldığım şekliyle, kalın kafa Dikran Dinkçiyan,
Nıver bana “inatçı Dikran, inatçı Dikran” dediğinde bunun anlamını anlamamış,
ancak bugün bu “inatçı” adlandırmanın tam anlamını anlayarak, “inatçı
Dikran’ın”, vicdanımı sarsan haykırışı oluşturan unsurlardan biri olduğunun
bilincine vardım…
Lütfen, akrabalarımı bulmama yardım edin…
İsmimi buldum… soyadımı buldum… şimdi de akrabalarımı bulmak
istiyorum…
Sınırsız sevgi, özlem ve sabırla bekliyorum sizi, sevgili
akrabalarım…
Çilesi, İslamlaşmış Ermenilerin çilesi olan…
Acısını ve çilesini kimsenin anlayamayacağı…
“İnatçı” evladınız
Dikran Dinkçiyan
Arapçadan Ermeniceye çeviren
Salbi Kasparyan
Ermeniceden Türkçeye çeviren
Diran Lokmagözyan
http://www.aztagdaily.com/archives/90430
Bölümler: Ermeni Soykırımı > Günümüzde Batı Ermenileri
> Haberler > Makaleler
6 yorum:
Bugun urdun/Ammanda yaklasik 20009ikibin)e yakin Ermeninin yasadigi soylenir.Bu insanlar herpahasina varliklarini surdurup Ermeni diline,kulturune ve de Hristiyan inancina tamamen sadik kalarak yasamlarini surdurebilmislerdir.
Yukardaki bu zorlu Ermeni olarak hayatta kalma mucadelesi veren Ermeni kardeslerimize bakiyor bir de Turkiyede yasayip da hele hele gunumuz sartlarinda pek de bir zorlama olmamasina ragmen kendilerince Islama gecip iki yuzlu bir hayat surenleri kiyasliyoruz iste o zaman Col ortalarinda kalmis yasam mucadelesi veren bu insanlarimiza takdir yagdiriyoruz,helal olsun Hay kalmayi yeglemis ve haygaganligiyla herzaman gurur duyanlara.
Ne yazık ki, çoğunluk sosyalist devrimci geçinen, farklı olmak istemeyen bu nedenle de gönüllü asimilasyonu ciddi boyutlarda doğrudan ve dolaylı teşvik eden hakim zihniyetin ve onun üreticisi basının farkında değil.Varlık nedenimiz olan kilisemizi dışlayan, Patrikliğe karşı çıkan, büyük toplumla kol kola patrikliği diskalifiye etmeye çalışan zihniyet ve onun yetiştirmesi gençler, çoğu zaman arkalarındaki basının korkusundan, bazen de bilgisizlik ve görgüsüzlükten dışlanacağına baş tacı ediliyor.
Sayın Dursun önce kimsenin ne çektiğini bilmeden Anadolu Haylarını iki yüzlülükle suçlamayı bırakın ve terbiye dışı tanımlamalarla iki yüzlü demeyin hiç bir IRK için...bu Fasistçe bir tanımlama...70 milyon Dacik içinde her tarafta Türkçe konuşulan her sosyal alanda Türk izi olan TC de Haylar Din,lisan,gelenek, gibi özelliklerini asimile olmadan Entegre olarak koruyor.
Bazı hikayeler 1915 in gerçekleri olmasına rağmen bazı göçler askerlikten kaçmak,evlilik ,ABD de veya Avrupada yaşamak iş kurmak amacıyla yapıldı...her hikayeyi aynı kabul edemeyiz...bu hikayede acı hasret kavuşma izleri taşıyor ama...siz bu hikayenin ardına saklanıp ateş etmeyin Anadolu Haylarına.............Dacik bir Ahparınız
Adsiz kardesimiz eger Turkceye hakimseniz benim yazimda hicbir yerde Anadolu Hayi diye bir vurgu yapmadigimi gorurdunuz.
Siz herhalde ustunuze almakla kendi kendinizi suclu hissetmisiniz ki bu da kimseye kizma hakkini size vermez.
Sizin bilginiz olsun diye de yazmadan gecmemeyi uygun buldugum bir konu var o da Benim de bir anadolulu ana babanin evladi oldugumdur.
Annem Kayseride 1937lerde dogup 20 yasina kadar bu sehirde yasamis ve Tek kelime Ermenice bilmeden sadece turkce konusan biri olarak Rahmetli babamla evlenip Istanbula gelin gelmis biridir ve bugun olmusdur hala Ermenice konusamadigindan bizler istanbulda dogup buyuyunceye kadar birer veli olarak bizim Ermenice ogrenmemiz icin caba sarf etmislerdir bu yuzden benim ebeveynlerim gibi Ermenice ogrenememis fakat Ermeni kimliklerini %100 yasatmaya calismis insanimiza buyuk saygim vardir ,Malesef siz herhalde icinizdeki kendinize olan kizginliginizdan olacak ofkelenip burada bu sekilde yazmissiniz,umuyorum ki bu aciklamam sizin Ermenice bilenlere karsi olan ofkenizi yenmenize katkida bulunur.Keske toplum olarak hepimiz bugun Ermeniceyi serbest hissederek gundelik yasamimizda turkceyi konusdugumuz gibi Ermeniceyi de konussaydik,benim sozum bunu yapmayanlaradir sizin gibi zorunlu kosullarda Ermenice ogrenememislere degil cunku O izdirabi ceken bir aileden geliyorum vede yanliz olmadigimi size soyleyebilirim cunku zaten bugun Istanbulda Yasayan Ermenilerimizin hemen yuzde 90'i Anadolu kokenliyiz ,bunu da soylerken utanilacak bir sey olmadigini da ifade etmek isterim.
Ayrica bugun Kilisemize son derece bagli biri oldugum soylenemez fakat Fasist oldugum hele hic soylenemez cunku egitimimi aldigim yillarda Kiliseye sadece temiz bir ermenice duymak icin gitmis biriyim yoksa Sosyalist dusunceleri de oldukca guncel yasamimda zararsizca uygulamasini da yaptigimi soyleyebilirim.
Sosyalist olmak bugun toplumumuzun devamini ve temel fonksiyonunu saglamis bulunan Kilisemize karsi olmamiz gerekdigi anlamina gelmiyor.
Ohannes Altun insanin kendi ana dilini kousamamasi kadar kotu bir sey yoktur benim dusunceme gore bende anadolu cocuguyum bu gun 75 yasindayim dogdugum yeri Elazigi kimseye anlatmaya gerek yok 24 yasinda istanbula geldim 31 yasindaydim avuturalyaya goc ettim 44 senedidir avusturalyadayim bu zaman icinde 3 defa ermenistana gitim kuzenlerim ve cocuklari yervanda dogmus buyumusler tek kelime turkce bilmiyorlar bende ermenice bilmiyorum bir birimizin yuzune bakmakla hasret giderdik bereket versin kuzenimin cocuklari ve ben biraz ingilizceyle vaziyti idare ettik ama bu icimde bir kor ates gibi her aklima geldikce beni yakiyor
insan kendi dilini konusamamasi cok zor bisey olsa gerek
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.