Göç yolunda Türkler bizi takip ediyorlardı. Arkamızdan
gelip rastladıkları insanları öldürüyorlardı. Ermeni, ezidi birbirimize
karışmış, geride bir sürü ceset bırakarak kaçıyorduk.
Ama bugüne kadar hatırladığım bir köprü var; orda Türkler
üstümüze saldırıp hem Ermileri hem de Ezidileri öldürmeye başladılar. Öldürüp
nehre atıyorlardı. Nehirde cesetler üst üste yığılmıştı. Orda babamı ve annemi
de tüfekle vurup öldürdüler. Amcamı yatakların kıvrımlarının arasına
saklamıştık; kurtuldu. Amcam beni ve kendi oğlu Kemal’i yanına aldı; yürüyerek
Aştarak'a vardık.
Ben 1912'de Kars'ın Ğızılğula Köyü'nde doğdum. Babam
köyün sucusuydu. Bizimkiler tarım ve hayvancılıkla uğraşırlardı. Babamın adı
Cındi'ydi. Babamın evi iyi bir ev, gerçek bir ocaktı. Rus devlet memurları
gelip evimizde kalırlar, misafir edilirlerdi. Biz Ermenilerle içli dışlıydık.
babam Ermenice konuşurdu.
Sülalemizde 57 kişi vardı. Hepsi birbirleriyle barışık ve
uyum içinde yaşarlardı. O büyük sülaleden sadece ben hayatta kaldım.
Babamın Rızgo isimli bir erkek kardeşi vardı; diğer erkek
kardeşinin ismi ise Ğaro'ydu. Amcam Sayid de Ermenilerle çok iyi ilişkiler
içerisindeydi.
1918'de biz de Ermenilerle birlikte ezidi Hıristiyanlar
olarak Kars'tan göç ettik; zira bizdeki bir adete göre, aşiret göç edince
herkes onu takip ederdi.
Alagyaz'ın eteklerinde bizimle aynı aşirete mensup
insanlar vardı; oraya gittik, uyum sağladık.
Göç yolunda Türkler bizi takip ediyorlardı. Arkamızdan
gelip rastladıkları insanları öldürüyorlardı. Ermeni, ezidi birbirimize
karışmış, geride bir sürü ceset bırakarak kaçıyorduk. Ama bugüne kadar
hatırladığım bir köprü var; orda Türkler üstümüze saldırıp hem Ermenileri hem
de ezidileri öldürmeye başladılar. Öldürüp nehre atıyorlardı. Nehirde cesetler
üst üste yığılmıştı. Orda babamı ve annemi de tüfekle vurup öldürdüler. Amcamı
yatakların kıvrımlarının arasına saklamıştık; kurtuldu. Amcam beni ve kendi oğlu
Kamel'i yanına aldı; yürüyerek Aştarak'a vardık.
Tarihler 1920 yılını gösteriyordu. Aştarak'ta, müdürü
Alihan isimli bir ezidi olan bir yetimhane vardı. Ama o bize sahip çıkmadı;
"elinizde belge yok" dedi. O yetimhanede hem Ermeni vardı, hem ezidi;
hatta Türk bir çocuk bile vardı. Telli isimli çok güzel bir Türk kızı vardı. O
yetimhane zengin Bekar’ın eviymiş; devlet onun elinden alıp yetimhaneye
dönüştürmüş. Amcam bizi bırakıp gitmişti. Biz, ben ve Kemal yetimhanenin
dışında kaldık. Gece duvarların dibinde uyuyor, gündüz ise dilenerek
varlığımızı sürdürüyorduk. Ne yapalım? Açtık; ekmek topluyorduk. Orda
Sofi-tsalo adı verilen bir kadın vardı. O bir gün beni yanına çağırdı ve şöyle
dedi : "Sen kız çocuğusun; dilencilik yapma. Gel, ben sana avlumda bir yer
vereyim." Onun Vardan, Tigran isimli oğulları ve Arpenik isimli bir kızı
vardı. Sofi-tsalo onlardan Yezidi Alikhan'a göstermek üzere bir belge
getirmelerini rica etti. Oğulları da isteğini yerine getirdiler. Alikhan bizi
yetimhaneye kabul etti. Allah Sofi-tsalo'ya rahmet eylesin! zira biz onun
sayesinde hayatta kaldık. Amcamın oğlu Kamel tifüs hastalığına yakalandı. Ben
onu sırtıma alıp Aştarak Hastanesi'ne götürdüm; ama orada öldü. Bir gün
Hovhannes Tumanyan, kızı Nıvard'la birlikte Aştarak'a, bizim ezidi
yetimhanesine geldi. O, Ermenilerle Ezidiler arasında ayrım yapmıyordu.
Başımızı okşadı ve bana sordu : "Kızım nasılsın?" Utanıp başımla iyi
olduğumu işaret ettim.
1926'ya kadar yetimhanede kaldım; o zaman bütün
yetimhanelerin birleştirilip daha sonra Stepanavan adını alan Calaloğlu'na
taşınacağı emri geldi; orası bir yetimhane merkezi haline geldi. Sonra, yaşı
tutanların Leninakan'da (şimdi Gümrü) açılan tekstil-trikotaj fabrikasında
çalışmaya gitmesi emri geldi. Ben de oraya gitmek istedim; ama bana izin
vermediler. Sonra bir yolunu bulup gidenlerin arasına katıldım ve Leninakan'a
vardım. Orda bize yemek çekleri veriyorlardı. Cebimizde para yoktu. Biz yemek
çeklerimizi nakde çevirip, o parayla bilet alarak Yerevan'a geldik; bu olay
1929 yılında cereyan etti.
Yerevan'a gelen yetimler Eğitim Bakanlığı'na
başvuruyorlardı. Orda iyi kalpli bir Ermeni bize çok yardım etti; o bize :
"Biz sizi gökte ararken yerde bulduk. Ağasi Khancıyan Yezidiler için bir
teknik okul açtı. Sizi oraya göndereyim; eğitim alın." dedi. Ben de Yezidi
Teknik Okulu'na gittim. Okula tayin edilen ilk müdür Casıme Calil'di. Orda bize
bedava elbise ve yemek verdiler. Öğrenim gördüm. Sonra da Casıme Calil'le
evlendim. Öyle ki, Ermenilerin yardımıyla ve onların sayesinde kurtulduk; ev-bark
sahibi olduk. Allah bize yardım eden iyi kalpli o Ermenilere rahmet eylesin.
Çocuklarım Ermeni eğitimi aldı. Ordik han ve Calil tezlerini verdiler; bilimsel
unvanlar elde ettiler; müzisyen olan kızım Cemile'nin kendisi de iyi ve akıllı
çocuklar yetiştirdi ve torunlarının yanı sıra bana da bakıyor. Ben çocuklarıma
çok müteşekkirim. Ben artık kendi torunlarımla seviniyorum.
* Gerçi etnik olarak Yezidi olan Khanuma Calil çok yaşlı
ve yatalak bir hasta; ama harika bir şekilde Ermenice konuşuyor; ayrıca kocası
Casıme Calil'le birlkte eğitimli ve akademisyen evlatlar yetiştirmişler.
Aykırıdoğrular
1 yorum:
Asimile olmadan entegre olmak ne guzelmis bu sekilde insanlarin da kalpleri kazanilmis oluyor iste,Ermenistan demek ki bunu basarmis.
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.