
ABD'deki Clark Üniversitesi öğretim üyelerinden, Prof.
Dr. Taner Akçam'ın öğrencisi Ümit Kurt ile birlikte yazdığı kitap, ‘Kanunların
Ruhu' (Emval-i Metruke Kanunlarında Soykırımın İzini Sürmek) adıyla İletişim
Yayınları'ndan çıktı. Pek çok sarsıcı, bilinmeyeni ortaya çıkaran kitap
üzerine, Yayın Yönetmenimiz Yalçın Ergündoğan, sıcağı sıcağına Taner Akçamla
konuştu.
Taner Akçam: "Kitabı yazarken öğrendiklerim benim
için de şok edici şeyler. Çok şeyi bir nevi “yüzüm kızararak” öğrendim. Kitabı
okuyunca, şaşıracağınız, hayret edeceğiniz bilgiler var. "Böyle şeyler de
mi olmuş", diye soracağımız ve "bunları niçin bilmiyorduk, niye,
nasıl bizden sakladılar", diye belki öfkeleneceğiniz şeyler... Sadece
kendi 'cahilliğimiz' değil sorun, bu bilgilerin sizden saklanmış olması daha
önemli. Sonuçta, bu devlette, bu bürokraside birilerinin bunları bildiklerini
de anlıyorsunuz. O zaman ne kadar zavallı bir durumda olduğunuzu görüyor,
hissediyorsunuz. Demek ki, diyorsunuz, bu devlet tüm bunları bilerek yıllarca
bizle alay etti." [Yalçın Ergündoğan'ın Taner Akçam ile söyleşisi...]
TÜRKİYE CUMHURİYETİ'NİN SIRRI BU KANUNLARDA
» Yalçın Ergündoğan (Sesonline.net): 'Kanunların Ruhu'
adlı yeni bir çalışman şu günlerde İletişim Yayınları'ndan çıktı. Şöyle bir göz
atınca bile, kitapta gene pek çok bilinmeyenin gün ışığına çıkarıldığı
anlaşılıyor. Bir de bu kez kitap, ortak bir çalışma. Kitabı bize biraz tanıtır
mısın?
Taner Akçam: - “Kanunların Ruhu” adlı kitabı öğrencim
Ümit Kurt ile birlikte yayınladık. Zaten onun, Emval–i Metrukeler ile ilgili
var olan Kanun ve Kararnameleri bir araya toplaması, özetlemesi olmasaydı bu
kitap çıkmazdı. Ümit, Antep üzerine çalışıyor. Cevabını aradığı sorulardan bir
tanesi, 1915 yılında Antep’te Ermenilere ait mal varlıklarına ne olduğu... Bu
nedenle Emval–i Metruke kanunlarını çok iyi bilmesi gerekiyordu. Bir yıl
boyunca bulabildiğimiz her kanun ve kararnameyi okuduk, anlamaya ve yorumlamaya
çalıştık. Bu kanun ve kararnamelerin dili çok ağdalı. anlamak mümkün değil.
Örneğin Lozan antlaşmasının yürürlüğe gireceği 6 Ağustos 1924 tarihinden 15 gün
kadar önce, 20 Temmuz 1924 tarihinde, Lozan’a uyum çerçevesinde yayınlanan 711
numaralı bir kararname vardır. Abartısız söylüyorum, galiba en az yüz defa
okumuşuzdur, önceki ve sonraki kararnamelerle kıyaslayarak. Zaten çalışma
sırasında fark ettik ki, kimse bu kanun ve kararnameleri doğru okumamış ve
kimse de bilmiyor. Oysa Cumhuriyetimizin sırrı bu kanunlarda yatıyordu...
Ben 2008’de İletişim Yayınlarından çıkan “Ermeni Meselesi
Hallolunmuştur” kitabımdan bu yana Emval–i Metrukeler üzerinde çalışıyordum.
Konuya özel bir ilgi duymamın nedeni de, İttihatçıların insanlara
göstermedikleri özeni, Ermeni malları konusunda göstermiş olduğunu fark etmiş
olmamdır.
» Ermeni meselesi konusunda bunca çalışma yapmış olmana
rağmen, galiba sen bile kitabın yazımı sırasında, bilmediğin pek çok şeyi
öğrendin, sohbetimizdeki ifadelerinden onu çıkarıyorum. Bilmem yanılıyor muyum?
- Hayır, kesinlikle yanılmıyorsun. Aslında öğrendiklerim
benim için de şok edici şeyler. Çok şeyi bir nevi “yüzüm kızararak” öğrendim.
Kitabı okuyunca, şaşıracağınız, hayret edeceğiniz bilgiler var. "Böyle
şeyler de mi olmuş", diye soracağımız ve "bunları niçin bilmiyorduk,
niye, nasıl bizden sakladılar", diye belki öfkeleneceğiniz şeyler...
Sadece kendi 'cahilliğimiz' değil sorun, bu bilgilerin sizden saklanmış olması
daha önemli. Sonuçta, bu devlette, bu bürokraside birilerinin bunları
bildiklerini de anlıyorsunuz. O zaman ne kadar zavallı bir durumda olduğunuzu
görüyor, hissediyorsunuz. Demek ki, diyorsunuz, bu devlet tüm bunları bilerek
yıllarca bizle alay etti.
Sana yaşadığım bu şoka ilişkin bir örneği anlatmama
müsaade et lütfen. 1999'da ilk Amerika'ya geldiğimde, Ermeniler bana gelip,
"Türkiye'ye gidersek bizi tutuklamazlar değil mi?" diye soruyorlardı.
Ben de, 'eski, hızlı bir Türk solcusu', olarak "aptal mı bu insanlar, şu
sordukları soruya bak" diyordum. "Yok kardeşim" diye kısa sert
cevap veriyordum, "bir șey olmaz, bak ben bile gidip geliyorum".
Cevap olarak diyorlardı ki, "aman pasaporttan ismimizin Ermeni olduğumuzu
anlarlar, tutuklarlar." Ben gene, "Ya, Süphanallah" çekip,
içimden "bunlar gerçekten şaşkın yahu" diyordum. Sonra da, "sen
nerede doğdun, Amerika'da… Türkiye'de bir suçun var mı? Yok, O zaman niye
gidemeyesin, kardeşim" diyordum, yarı kızarak ve öfkeli. "Korkma git,
bir şey olmaz..."
Kitabı yazarken, yüzüm kızararak, benim haksız, bu
soruları soranların haklı olduklarını gördüm, öğrendim. Elbette şimdi isteyen
Ermeni gidebilir Türkiye'ye... Ama 1920'lerde dönenlere, gerçekten böyle
davranmışlar… Girişler yasaklanmış, normal pasaport ile gelenler sınırda
tutuklanmış… Üstelik bunları hepsinin kanunu var…. 1918 Pasaport Kanunu ve 1924
Seyr ü Sefer Talimatnamesi…
Hatta bu yetmemiş, 1920’lerde dönemin Birleşmiş Milletleri
olan Milletler Cemiyeti’nin (League of Nations) mültecileri için çıkarttığı
özel pasaportlarla seyahat edenleri de sokmamışlar ülkeye.
Bugün, siyasi nedenlerle yurt dışına çıkmış ve mülteci
olanlar bilirler. Gittikleri ülkede sığınmaya başvururlar ve sığınmaları kabul
edilince iltica pasaportu verilir kendilerine ve bu pasaportla istedikleri gibi
seyahat ederler. Hatta bir çok ülkeye vize bile almalarına gerek yoktur bu
pasaportlarla. Bu pasaportların hikayesi 1917 Ekim devrimi'ne ve Ermeni
soykırımına kadar geri gider. Önce Bolşevik devriminden kaçan Ruslar sonra
Ermeniler Uluslararası düzeyden tanınan mülteci sıfatına kavuşurlar ve
seyahatleri için kendilerine 'Nansen Pasaportu' olarak bilinen özel seyahat
belgeleri –sonra pasaportlar– verilir. Türkiye, 1938’de Pasaport Kanununda
yaptığı düzenlemelerle bu pasaport sahiplerinin de ülkeye girişini yasaklar...
Yani, sürgün ve ölümlerden sağ kalıp, binlerce yıldır yaşadıkları topraklara
dönmek isteyen Ermenilerin suratlarına kapatılmış tüm kapılar.. bilmiyoruz tüm
bunları.
LOZAN ANLAŞMASININ BİLİNMEYEN TARİHİ, SIRLARLA DOLU
» Peki niye istemiyorlar bu insanların gelmesini?
- Sorunun cevabı Lozan’ın bilinmeyen tarihinde gizli.
Lozan’da Türkiye Ermenilerin mallarını kendilerine geri vermeyi kabul eder. Hem
de en az 5–6 ayrı madde ile. Lozan’a göre, antlaşmanın yürürlüğe gireceği 6
Ağustos 1924 tarihi itibarıyla malının başında olacak her Ermeni’ye veya
mirasçısına Emval–i metrukenin geri verilmesi gerekiyordu. 28 Mayıs 1928’de
yapılan değişiklikle de malın değil, değerinin ödenmesi kabul edilecektir. Eğer
Ermeniler gelirlerse mallarını geri alabileceklerdi; amaç bunu engellemek.
Nitekim, bu haktan yararlanıp dönmek isteyenler olur. Bunlar sınırda hiç bir
gerekçe göstermeden tutuklanırlar ve geri gönderilirler. Rüşvet verip girmeyi
başaranlar ise Hükümet krizine yol açarlar. 1924 yılında Türkiye bu rüşvet
skandallarıyla çalkalanır. Sebebi de 3–4 Ermeninin gelip mallarını geri
istemesidir.
İşin bir de yüz kızartıcı tarafı var; o da şu: Lozan
görüşmeleri sırasında Türkiye Hristiyanların mallarına el koymakla suçlanıyor.
Bunun üzerine Türk Hükümeti, Lozan’a yolladığı cevabı yazılarda mealen, “haşa
böyle bir niyetimiz yok, biz sadece kayıp ve firarda olan vatandaşlarımızın
mallarının başına bir iş gelmesin diye, malları onların adına koruma altına
alıyoruz”, diyor. Çünkü, “evet, el koyuyoruz” deseler hırsız durumuna
düşecekler.
"DEVLET HIRSIZLIK YAPTIĞINI BİLE BİLE HIRSIZLIK
YAPIYOR..."
Ama sonra, “mallarını koruyoruz” dedikleri vatandaşlar
gelip, “ver malımı” diyecekleri için de kapılar yüzlerine kapatılıyor. Yani,
devlet hırsızlık yaptığını bile bile hırsızlık yapıyor. Böyle yüz kızartıcı bir
suçu bilerek işleyen bir devletin vatandaşlarıyız biz. Ermeni soykırımı
nedeniyle bu denli gürültü koparmalarını ben daha iyi anlıyorum şimdi. Çünkü
konu kendi ahlaksızlıklarını da ortaya çıkartıyor.
» Bu konu Lozan’da görüşülmüş mü yani?
- Evet, bilmediğimiz bir hikaye de bu; Lozan
antlaşmasındaki maddelerin sırasıyla konu bir çok sefer ele alındı ve her
seferinde, Türkiye Emval–i metrukeleri (eğer hayattalarsa veya mirasçısı varsa)
sahiplerine iade etmeyi kabul etti. Konu Lozan’da dört ayrı biçimde ele alındı.
Burada sadece iki tanesini sayayım. Birincisi, Siyasal Hükümler başlıklı I.
Bölüm II. Kesimde 30 ve 36’ıncı maddelerde yer alan “Uyrukluk” ile ilgili
hükümler; ikincisi, “Ekonomik Hükümler” başlıklı III. Bölümde, 65 ve 72’inci
maddeler arasındaki “Mallar, Haklar ve Çıkarlar” ile ilgili hükümler. 65–72’inci
maddelere göre, ortaya çıkan sorunların çözülebilmesi için Karma Hakem
Mahkemesi kurulması kararlaştırıldı. Bu mahkemelerin görev ve çalışma
koşulları, III. Bölüm V. Kesimde “Hakemlik Karma Mahkemesi” başlığı altında 92
ve 98’inci maddeler ile düzenlendi. Bu mahkemelere başvurup malını almayı
başaran Ermeniler de vardır.
Burada ayrıntısına elbette giremeyeceğim ama şu kadarını
söyleyeyim. Örneğin, Lozan antlaşmasının 58’inci maddesine göre Paris’te
kurulan bir komisyon, Ağustos 1914 tarihi öncesi İngiliz, Fransız ve İtalyan
vatandaşı olmuş Ermenilere tehcir ve öldürmeler nedeniyle tazminat ödedi. Yani
soykırımdan dolayı tazminat ödenmesi, Lozan antlaşmasının bir sonucu olarak
1923 sonrası gündeme geldi. Bu Ermenilere, öldürülen her kadın ve her çocuk
için belli bir ödeme yapıldı.
Daha bunun gibi bilmediğimiz, bizden saklanan neler var
neler....
Ben bu kitabı, 1991’deki Türk Ulusal Kimliği ve Ermeni
Sorunu kitabımla kıyaslamak isterim. Yeni ve hiç bilinmeyen bir alanı biraz
aralıyoruz burada. Türkiye tarihi üzerine örtülmüş bir örtüyü, toplumsal bir
sırrı aralıyoruz.
Rahmetli Hrant’ın 2005 yılında Neşe Düzel’e
söyledikleriyle bitirmek isterim konuyu: "Ermeni mülkleri meselesi
hakikaten Türkiye'nin şu anda geleceğe ilişkin en öcü konusu, en korkunç konusudur....
Zaten bu ülkede ölenlerden ziyade kalanlar üzerine konuşmak daha zor.”
Neşe Düzel'İn "Niye", sorusuna ise şu cevabı
veriyor Hrant o röportajda, “Çünkü inanılmaz haksızlıklar ortaya çıkacak.
'Ermenilerden kalan mallar kimlere paylaştırıldı, neler, kimler ne oldu' diye
sorulsa, bu çok büyük sarsıntı yaratır. Çünkü ülkeye belletilmiş bir tarih
çökecektir. Eğer bu tarih yanlış anlatıldıysa, o zaman başka şeyler de yanlış
anlatılmıştır düşüncesi topluma yayılacaktır. Türkiye'de önemli bir dönüşüm olacak.”
Benim, tek ümidim kitabın böyle bir tartışmayı
başlatması...
Yalçın Ergündoğan, Taner Akçam'la söyleşi. 19 Kasım 2012,
Sesonline.net
» » Kanunların Ruhu, Emval-i Metruke Kanunlarında
Soykırımın İzini Sürmek, Taner Akçam - Ümit Kurt, İletişim Yayınları, 272
sayfa, Kasım 2012, 18 TL.
http://www.sesonline.net/php/genel_sayfa.php?KartNo=57484
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.