Çavuşoğlu
Mahallesi’nde bulunan Taşhoran Kilisesi’nin rölöve, restitüsyon ve restorasyon
projeleri Kültür Bakanlığı’nın sağladığı ödenekle, KUDEB tarafından
yaptırılıyor. Çalışmalar kapsamında kilisenin iç kısmında temizlik yapıldı ve
iskele kurulmaya başlandı. Malatya Valiliği, restorasyon için, Taşhoran
Kilisesi’nin Belediye’ye ait arsa payını, İl Özel İdaresi bütçesinden
karşılanan 20 bin TL ile satın almıştı.
Malatya’ya
bağlı Çamurlu köyünün sınırları içinde bulunan, yöre halkının ‘Venk Kilisesi’
olarak adlandırdığı Surp Krikor Lusavoriç Manastırı’nın restorasyonuna da kısa
süre önce başlandığı açıklandı. Malatya Valiliği İl Özel İdaresi Genel
Sekreterliği tarafından restore edilen manastırda iskeleler kurularak
çalışmalara başlandı.
Çalışmaları
yakından takip eden MalatyaHAYDer Başkanı Hosrof Köletavitoğlu, konu hakkında
şu bilgileri verdi: “Surp Yerrortutyun Kilisesi, Surp Krikor Lusavoriç Vankı,
Arapgir’de bulunan bir kütüphane ve bir hamamı içeren bu restorasyonlar için
açılan ihaleyi, Sivrihisar Kilisesi’nin restorasyonunu tamamlamış olan Ahmet
Cengiz’e ait ACE Uygulama firması kazandı. Projeler, mimar Feridun Sungur
tarafından yürütülecek. Restorasyonların bir yılda tamamlanması planlanıyor.
İlk aşamada, kiliseler uzun süredir kullanılmadığından ve çeşitli nedenlerle
oluşan yıpranmalardan dolayı biriken taş-toprak kalıntılarının temizlenip
orijinal dokulara ulaşılmaya çalışılıyor.”
Zakarya
Mildanoğlu ve Kevork Özkaragöz’ü proje danışmanı olarak önerdiklerini belirten
Köletavitoğlu, restorasyonlarla yanı sıra, Malatya Ermeni Mezarlığı’nın yıkılan
son dua yeri ve bekçi evinin yeniden yapıldığına dikkat çekti ve “Yerel
yöneticiler, Malatya’nın değerlerine gereken önemi veriyor ve bu değerlerin
yeniden kazanımı için kendilerine düşen görevi layıkıyla yerine getirmeye
çalışıyor” dedi.
Köletavitoğlu,
değerlerin yaşatılması için Türk ve Ermeni toplumlarına da görev düştüğünü
belirtti: “Malatya halkı ortak değerlere sahip çıkarak, benimseyerek, korumayı
ve yaşatmayı üstlenerek üzerine düşeni yapmalı. Biz Türkiye Ermenilerine düşen
görev de, yeniden kazanılan değerlerimizi yılın belirli zamanlarında ziyaret
iznini almak ve yeniden yaşamalarını sağlamak. Türkiye’nin her köşesindeki
değerler hepimizin. Bunu hiç unutmadan, en üst düzey sorumlulukla bunlara sahip
çıkmalıyız.”
Surp
Yerrortutyun Kilisesi (Taşhoran)
Çavuşoğlu
(Tek Çeşme) Mahallesi’nde, şimdiki Boztepe Caddesi ile Okul Sokak’ın kesişme
noktasında, ‘Vari Tağ’ (aşağı mahalle) denen yerdedir. Rum bir mimar tarafından
yapıldığı kaydedilen kilisenin 1878’de başlayan inşaatı 1893’te tamamlandı.
Aynı yıl yaşanan büyük depremde çatısı büyük hasar gördü. Kısa zamanda tamirine
başlandı, ancak kubbe bitmeden 1894-1895 katliamları yaşandı. Yenileme
çalışmaları 1912’de tamamlanan kilise, kesme taştan ve moloz taştan yapılmış,
dikdörtgen bazilika planlı bir yapıdır. Kilisenin taşıyıcı elemanları kesme
taştan, dolgu duvarları da moloz taştan yapılmıştır. Doğu yönündeki apsis
bölümünün üzeri kubbe ile örtülüdür.
1894-1895
kırımında, Malatya’da, genci, yaşlısı, kadını, çocuğuyla 6 binden fazla Ermeni
kendini korumak için bu kiliseye sığınmıştır. Kiliseyi ateşe verip içindeki
halkla beraber yakmaya çalışan kişiler bunu başaramamış, Der Yeğişe Kahana ve
Ermeni gençleri saldırıları bertaraf edebilmiştir. Dört gün dört gece süren
direnişten sonra hükümetin barış için gönderdiği Halim Bey ve Besnili Yakub
Paşa ile yapılan anlaşmada, Ermenilerin burada özgürce yaşamaları konusunda söz
verilmiştir. Bu olaydan sonra Malatya Ermenileri bu kiliseyi ‘Noyin Dabani’
(Nuh’un Gemisi) olarak da anmışlardır.
1905
yılında, Kevork Vartabed Arslanyan zarar gören kubbeyi onarmak için çalışmalara
başlamış, fakat soykırım döneminde yaşananlarla, kilise kendi haline bırakılmış
ve sahipsiz kalmıştır. Kilise 1950’li yılların ortalarında askeriyenin mühimmat
deposu olarak kullanılmıştır.
Surp
Lusavoriç ‘Vank’ı (‘Venk’ Manastırı ve Kilisesi )
Malatya’daki
Ermeni manastırlarının en eskisi olarak kabul edilen bu manastırın, Beydağı’nın
doğusunda, ‘Guluçkar’ diye adlandırılan kayalıkların üzerine, 4. yüzyılda inşa
edilmiş olduğu sanılmaktadır. Rivayete göre Roma’dan dönen Aziz Krikor
Lusavoriç, Malatya’ya uğrar ve otağını Kozluk üstlerinde kurmuş olan şehrin
prensini ziyaret etmek ister. Aziz Krikor, prensi ziyaret ettiğinde burayı
göstererek, “Burası kilise yapmaya çok uygun bir yerdir” der. Bir süre sonra
azizin öldüğünü duyan prens, onun adını verdiği bu manastırı yaptırır. 13. yüzyılın
sonuna dek Süryanilerce kullanılan manastır, 13. yüzyılın başında Ermeniler
tarafından yeniden inşa edilmiştir. Günümüze ulaşan kilise bu dönemden
kalmadır. 20. yüzyılın başında dek işlevini sürdüren Surp Krikor Lusavoriç
Manastırı, halen, yılın belli günlerinde Ermeniler, Süryaniler ve Müslümanlarca
ziyaret edilmektedir. Kilisenin önünde Cercis Peygamber’in mezarının
bulunduğuna inanıldığı için, kilisenin giriş kapısının yanındaki mezar taşının
çevresi taşlarla örülmüş, üstü de sacdan bir kubbeyle kapatılarak türbeye
dönüştürülmüştür. Kilisenin kapısının üzerindeki kitabeden, 15. yüzyılda,
şehrin o zamanki ruhani önderi Piskopos Simeon tarafından bir onarımdan
geçirildiği (1439) anlaşılmaktadır.
Küçük
bir tepenin üstüne inşa edilen manastırdan, günümüze yalnızca kilisesi
ulaşmıştır; tepenin eteklerinde de çeşitli yapılarının temelleri görülür.
Bodrumda ve üst katta 8-10 kâgir oda vardır. Şapeli (şimdiki kilise),
manastırın dış duvarlarının merkezinde, kemerli ve sade bir yapı olarak inşa
edilmiştir. Kilise dikdörtgen, bazilika planlı, kesme ve moloz taştan yapılmış
bir yapıdır. Kilisenin taşıyıcı unsurları taştandır, üzeri çift meyilli bir
çatı ile örtülmüştür. Tonoz kubbelidir. Kilisenin kapısının önünde, manastır
ruhanilerinden birkaçının mezarları vardır. Manastıra, Patrik Ormanyan
zamanında bir yetimhane eklenmiştir.http://agos.com.tr/haber.php?seo=malatyadaki-tarihi-yapilar-canlaniyor&haberid=3367
http://akunq.net/tr/?p=20007
2 yorum:
Ne kadar ilgincdir ki yuzlerce yil evvel atalarimizin yaptiklari bircok tarihi mekanlar zorla elimizden alinmis veya bizler buralari terk ettirilmisiz ve simdi sirf turizme katkida bulunulacagindan bizler de uzerimize duseni yapacakmisiz.
Bu anlayis boyle oldukca biz Turkiye Ermenileri bu ulkede hicbir zaman tam esitlik bekleyemeyiz.
Bizler bugune dek bu ulkede vergilerimizi vererek,vatani gorevlerimizi bizlere vurulan GM kodlariyla da olsa yaptik ve devam edecegiz velhasil bu ulkedeki bu anlayisin artik yikilmasi gerek.
Yeni yeni Avrupa Birliginin ve ABDnin zorlamalariyla Kilise ve Havralara da aynen Camilere yapildigi gibi odenek ayrilacakmis.
Bizler hicbir sey demeden bize ne verilirse amin diyecegiz yani Ama aramizdan artik bunu kabul edemeyenlerimiz de var,neden mi?Cunku Malatyadaki veya Anadolunun herhangi bir yerinde 1915lere kadar bize ait olan her sey bugun Turizm veya AB,ABD baskilariyla tekrar restore ediliyor ve birer Muzelik eser olarak tekrar kullanima kazandiriliyor fakat bundan bize ne?
Senede belli gunlerde bir kerelik ayin yapmak izne tabi tutuluyor,Bu mu bu ulkedeki Adalet anlayisi simdi ?
Soruyoruz,eger bu tarihi bir Metruk Cami olsa ,ayni sekilde belediyeden verilen odenekle tekrar restore edilse Muslumanlar bu camilerde yilda bir kez o da izin alarak mi namaz kilmak zorunda kalacaklar ki biz Hristiyanlardan boyle kucumseyici bir uygulamaya tabi tutulmamiz bekleniyor ve bizler de tek aman bu eserler restore edilsinler de ne olursa olsun diyerek Amin diyecegiz?
Bu yukardaki anlayis cok hastalikli bir anlayisdir ve bu kabul edilmemelidir cunku bizler bize ait olmayan bir seyi istemiyoruz sadece atalarimizdan bizlere miras kalmis tarihi mekanlarimizin asli sahipleri isek buna yuzde yuz sahip olabilmeliyiz yoksa Top atip yiksalar biliriz ki bunu bizlerin mevcudiyetini hazmedemedikleri icin yapiyorlar deriz hic olmazsa fakat bu sekilde acizane bir anlayisla izinli yapilacak ayinler en cok Rencide olunulacak bir durumdur ve tekrar diyorum bu duruma hayir denmeli ve bu tarihi miraslarimizin biz asil sahiplerine geri tum haklariyla ve de restore edilmis haliyle verilmesini talep etmeliyiz.
Ne zaman ki biz bu mekanlarin tum haklarina tam olarak sahip olup tapularini elimize aliriz o zaman isterse butun yil kapali kalsi ve senede belli gunlerde gidilsin fark etmez ,hic olmazsa kendi oz malimizin icinde kiraci olmak durumunda birakilmayiz ve istenirse ziyarete her zaman da acik tutulup Turizme hizmet etmis olunur ama araya hicbir kimsenin katilmamasi kaydiyla.
Echmiadzin Katolikoslugu zaten bu konuda resmi adimlarin atilmasini istemis bulunuyor,Bizler tarihi mekanlarimiza yilda bir kere de gitsek hic olmazsa biliriz ki emanetcilik etmis degiliz,biliyorum bazilarimiz karsi cikiyor vede efendim oralarda Ermeni yok,tekrar yine tahrip edilmeyecekleri ne malum diyebilirler ,biz de O zaman Devlet nerede diye sorariz.
Sayin Dursun,yorumunuzdaki son satirlarin bana yönelik oldugunu anladigim icin,bu yorumu yazmak ihtiyacini duydum.Yapilarimizin restore edilmesine katiyen karsi degilim ve olmadim,(buna ancak cemaatimiz karar verebilir)ben sadece hakkimizda ne düsünüldügünü ve yapitlarin restorasyondan sonra ve hale gelebilecegini yazmistim.
Saygilar
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.