Prof. Dr. Ayşe Kadıoğlu, muhabirimiz Zeynep Miraç’ın
sorularını yanıtladı... “Ecdadımız yanlış resmediliyor” diye ortaya çıkmak
kibirli bir tavır. Ecdadı yüceltmeye yönelik çünkü... Hiç yanlış yapmamış, iyi
savaşmayı bilen, güçlü erkekler var ecdadımızda. Oysa ecdadın yaptığı birtakım
yanlışları da kabullenirsek özgüvenli olabiliriz. Bütün dünya bu ülkenin
ulus-devletleşme sürecinde cereyan eden vahim olayları biliyor. Ortada koskoca
bir literatür var. Kör olmak lazım görmemek için. Bunu görmemek, geçmişi
silerek siyasi aktörlüğe soyunmak eninde sonunda kibir getirir. Bundan
kurtulmamız için geçmişle hesaplaşmamız gerekiyor. Ne var ki bu kibir
Türkiye’de sadece muhafazakarlara özgü bir kibir değil. Geçmişle yüzleşmeyi öne
çıkaracak siyasi parti göremiyorum.
***
Zeynep Miraç/Aklımdaki Sorular
Fotoğraflar: Ercan Arslan
Prof. Dr. Kadıoğlu, Erdoğan’ın ‘Muhteşem Yüzyıl’ çıkışını
ve otoriter tavırlarını değerlendirirken, ‘Kavga edilmesi gereken otoritedir.
Kemalist ya da muhafazakâr olması fark etmez’ diyor
Geçen haftanın en hararetli tartışma konusu, Başbakan
Erdoğan’ın Muhteşem Yüzyıl dizisi için sarf ettiği sözlerdi. “Bizim böyle bir
ecdadımız yok” dedi, ‘yargıyı göreve çağırdı’. Tartışmanın ana ekseni,
Başbakan’ın otoriter tavrıydı. Ne var ki, kopan gürültünün altında kalan bir
ayrıntı vardı. “Bizim ecdadımız” tanımlaması... Sabancı Üniversitesi öğretim
üyesi, siyaset bilimci Prof. Dr. Ayşe Kadıoğlu ile ecdat tanımlamalarına farklı
bir açıdan baktık.
* Başbakan’ın “Muhteşem Yüzyıl” için sarf ettiği “Bizim
öyle bir ecdadımız yok” cümlesi size ne düşündürdü?
- Öncelikle “Bizim nasıl bir ecdadımız var?” sorusunu...
Bu cümlede bir ecdat tanımlaması var. Ve o ecdat erkek, at üstünde, militer bir
görüntüsü var. Belki Muhteşem Yüzyıl tartışmasının dışında, ama benim aklıma
ilk bu geldi. “Ne kadar dar ve Milli Eğitim müfredatının sınırlarında kalmış
bir ecdat tanımı bu” dedim. Esas sorun, böyle tekil bir ecdat tanımlamasına
girmiş olmak benim açımdan. Ben daha çoklu ecdat tanımlamaları olabileceğini düşünüyorum.
‘Mesela Nezihe Muhittin’
* Sizin tanımlamalarınız neler?
- Ecdat dediğimizde aklımıza ille de at üstünde bir
Kanuni Sultan Süleyman gelmek zorunda değil. Bir kadın da düşünebiliriz. Mesela
Kadınlar Halk Fırkası’nın kuruluşuna emek vermiş olan Nezihe Muhittin... Vefat
ettiğinde Lape hastanesinde ve ruh sağlığı bozuk bir durumdaymış. Cenazesi
Şişli Camii’nden kaldırılmış. Hep Büyükdere Caddesi’nin adı Nezihe Muhittin
Caddesi olmalı diye düşünürüm. Bu da ecdada saygıdır.
Bir örnek daha vereyim. Bu ülkede yaşayan insanların
ecdatları arasında Zabel Yeseyan gibi bir yazar da var. Üsküdar’da bir caddenin
adı Zabel Yeseyan Caddesi olsa ne güzel olur. Ama biz bugün hala Talat Paşa
Bulvarı, Reşit Galip Caddesi diyoruz. Oysa artık cin şişeden çıktı. Tek bir
ecdat tanımıyla olamayız.
‘Ecdat sadece soy değil’
* Siz bir Ermeni’nin bir gün bu topraklardaki ecdat
tanımlaması içine girebileceğine gerçekten inanıyor musunuz?
- Hayır, şu an için buna inanmıyorum. Ama ilerisi için
diliyorum diyelim. Şu an için bu epeyce uzak bir hayal gibi görünüyor, ama bunu
dile getirmek gerektiğini düşünüyorum. Ecdat yalnızca soy ile değil, bu
coğrafyada yaşamış olan kişiler üzerinden de tanımlanabilir.
* Aynı hafta Muhteşem Yüzyıl tartışması, BDP vekillerinin
dokunulmazlıklarının kaldırılması için verilen fezleke ve Hrant Dink aleyhine
karar veren Ömeroğlu’nun ombudsman seçilip taltif edilmesi arka arkaya geldi.
Bunlar bize milliyetçiliğin yükseldiğini mi gösteriyor?
‘Flörtçü bir ideoloji’
- Milliyetçilik öyle bir ideoloji ki, diğer pek çok
ideoloji ile flört edebiliyor. Flörtçü bir ideoloji. Liberal oluyor, sosyalist
oluyor, muhafazakar milliyetçilik olabiliyor. Ben Türkiye’de baştan beri
milliyetçilik ideolojisinin temel var olma nedeninin devleti korumak olduğunu
düşünüyorum. Ecdadı devlet adamı olarak görmenin arkasında da o var. Ben
AKP’nin milliyetçiliğe yenik düştüğünü düşünüyorum.
‘Yenik düştü’
* Direndi mi, yoksa direnmeden mi yenik düştü?
- İlk yıllarında AB sürecine olan yaklaşımı ve reform
paketleri açısından bakınca farklı bir durum vardı elbette. Ancak milliyetçi
refleksleri baştan beri güçlü olan bir partiydi. O yüzden zorlanmadı,
direnmedi.
* Buna devletleşmenin getirdiği bir milliyetçilik mi
demeliyiz?
- AKP araziye uydu.
Ki bu ifadeyi ilk kullandığım yıl 2006’dır. TMK (Terörle Mücadele Kanunu) ile yeni
düzenlemelerin yapılmasının hemen ertesinde. TMK’nın çok büyük sorun olacağı
ilk günden belliydi, oldu da nitekim. Ve beklentilerin çok yüksek olduğu o
noktadan itibaren demokratikleşme açısından düşüş başladı.
‘Geçmişle yüzleşecek parti yok’
* 2006’da demişsiniz ki, “AK Parti muhafazakârlıkla
faşizanlık arasında bocalıyor”. Şimdi ne düşünüyorsunuz?
- Muhafazakar bir siyasi parti olarak ortaya çıktı, ama
şimdi faşizan bir söyleme meyletti. İdam konusundaki çıkışlar, kürtaj ya da
genel olarak kadının bedeni üzerindeki kontrolüne ilişkin ifadeler, üç çocuk
ısrarı gibi konular bana bunu düşündürüyor. Türk-İslam sentezi artı otoriter
bir tarzla karşı karşıyız şu anda. Şunu da söyleyeyim, kibir öne çıktı. AKP’nin
genel tavrında kibire doğru kayma görüyorum. Ben her zaman özgüvenli
politikanın önemli olduğunu düşünürüm. Ne var ki özgüven kibre dönüştü.
* Özgüven ile kibir arasındaki sınır nerede?
- Mesela böyle bir diziyle ilgili “Ecdadımız yanlış
resmediliyor” diye ortaya çıkmak kibirli bir tavır. Ecdadı yüceltmeye yönelik
çünkü... Hiç yanlış yapmamış, iyi savaşmayı bilen, güçlü erkekler var
ecdadımızda. Oysa ecdadın yaptığı birtakım yanlışları da kabullenirsek
özgüvenli olabiliriz. Bütün dünya bu ülkenin ulus-devletleşme sürecinde cereyan
eden vahim olayları biliyor. Ortada koskoca bir literatür var. Kör olmak lazım
görmemek için. Bunu görmemek, geçmişi silerek siyasi aktörlüğe soyunmak eninde
sonunda kibir getirir. Bundan kurtulmamız için geçmişle hesaplaşmamız
gerekiyor. Ne var ki bu kibir Türkiye’de sadece muhafazakarlara özgü bir kibir
değil. Geçmişle yüzleşmeyi öne çıkaracak siyasi parti göremiyorum.
‘Tarih kendiliğinden olmuyor, biz yapıyoruz’
* Devletleşmek, iktidar olan partilerin doğal evrimi mi
yoksa bu yolu Ak Parti mi seçti?
- Çeşitli iç ve dış dinamikler devreye girdi. Mesela
Kıbrıs’ta yaşananlar. Referandumda Annan planına Türk tarafı evet dedi. Diğer
taraftan hayır çıkınca büyük hayal kırıklığı yaşandı. Hatta AB’den uzaklaşmak
neredeyse haklı görüldü. Biz de bu duruma sinirlendik o zaman.
* Bizden kastınız kim?
- Türkiye’nin demokrat kesimi diyeyim. Bu karardan bir ay
kadar sonra Kıbrıs’ın güneyi AB üyesi oldu. Büyük bir haksızlıktı. Ama sadece
bu yüzden AKP yön değiştirdi diyemem. Bu, sebeplerden bir tanesiydi. Sonra
2009’da Kürt ve Ermeni açılımı denendi. Fakat çok hızlı geri dönüldü.
Gelgitlerle dolu oldu o dönem.
* Ak Parti’nin devletleşmekten başka bir seçeneği yok
muydu?
- Vardı tabii, olmaz olur mu? Sonuçta tarih kendiliğinden
olmuyor, biz yapıyoruz. Hele hele iktidardaki bir partiyseniz siz yapıyorsunuz.
AKP’nin önünde tarihe geçmek, büyük dönüşümler yapmak fırsatı vardı. O fırsat
kaçtı.
‘Tutuculuk değil ama otoriterlik zarar verir’
* Bu ecdat tartışması Başbakan üzerinden Ak Parti’ye mal
olduysa da, muhalefet de aynı dille karşılık verdi. MHP’li Oktay Vural dedi ki:
“Kanuni dizideki gibi yapmamış ama senin gibi de yapmamış. Ecdadımla uğraşma”.
- Bu toplumda muhafazakarlığın yaygın olduğunu biliyoruz.
Ancak unutmayalım ki, 80 darbesinden sonra ilk siyasi partiler kurulduğunda
topluma epeyce empoze edilmesine rağmen Turgut Sunalp’in lideri olduğu partiye
oy vermedi insanlar. Bu toplumun otoriterlikle arası söylendiği kadar hoş
olmayabilir. AKP’nin son dönemdeki otoriterliği, özellikle de Başbakan’ın
dilinde çok net görülen otoriterlik AKP’ye zarar verir diye düşünüyorum. Zemin
kaybettirir. Muhafazakarlık kaybettirmez ama otoriterlik kaybettirir.
* Otoriterliğin Ak Parti’ye kaybettireceğine dair somut
gözlemleriniz var mı?
- Bilimsel bir gözlemim yok. Sadece konuştuğum, gerek
kendi çevremden gerekse de gündelik yaşantımı sürdürürken iletişim kurduğum
insanların bu tür emredici tavırlara karşı tepkili olduğunu gözlemliyorum.
Dizinin reytinglerinin arttığı söyleniyor zaten. Bu da bir veri sanırım.
Prof. Dr. Ayşe Kadıoğlu, muhabirimiz Zeynep Miraç’ın
sorularını yanıtladı.
‘Demokrasiden vazgeçti”
* Başbakanın dili, Ak Parti’nin demokrasiden
vazgeçtiğinin bir işareti mi sizce?
- Öyle bir görüntü kesinlikle var. Özellikle Kürt
meselesine olan yaklaşımda. Giderek artan bir radikalizm görüyorum.
Demokratikleşme niyeti yok oldu gibi görünüyor. “Geldik iktidara, hep oy
aldığımıza göre doğru da yapıyoruz” gibi bir yaklaşım var. Muhalefet de
demokratikleşmeye pek yardımcı olmadı. Sürekli tepki vererek muhalefet
yapıyorlar. Kendi ajandaları yok. CHP’ye baktığımda vizyon eksikliği görüyorum.
Başkanlık tartışması
* Bir siyaset bilimci olarak önümüzdeki bir yıl için bir
projeksiyon yapabilir misiniz?
- Önümüzdeki bir yıl içinde büyük ve yorucu bir başkanlık
sistemi tartışmasının içinde olacağız gibi görünüyor. Bu tartışma beni çok
rahatsız ediyor. Parlamenter sistemin Türkiye için daha iyi olduğunu
düşünüyorum.
‘Mustafa filmi de böyle eleştirilmişti’
* Kimilerine göre Başbakan Muhteşem Yüzyıl tartışmasını
gündemi değiştirmek için ortaya attı. Sizce şu anda Türkiye’nin ana gündemi ne?
- Bence Türkiye’nin ana gündemi değil ama en can alıcı
konusu geçmişle yüzleşmedir. Bir Başbakan’ın söylediğine, bir de MHP’nin
verdiği tepkiye bakın. CHP otoriterliği eleştirdiği için daha anlamlı bir tepki
verdi. Ama kimse de çıkıp “Hadi gelin, ecdadı konuşalım” demedi. Ecdat nedir,
kimdir? Ortak belleğin içinde sadece at üstünde padişahlar yok. Yerel
kahramanlar da var. Kimse bu açıdan konuşmadı bu konuyu. Eskiden Kemalist bir
yukarıdan modernleşme projesi vardı, onun yerini muhafazakar bir proje aldı.
* Ahmet Altan da cuma günü köşesinde “Erdoğan, Kemalist
bir dayatmanın muhafazakâr versiyonunu deniyor” diye yazdı.
- Ben de böyle düşünüyorum. Bu, yukarıdan biçimlendirme
tarzı tamamen Kemalist. “Modern olunacak, modern ol” gibi, “Ecdadımız
korunacak, koru”. Askeri vesayetin geriletilmesi konusunda çok büyük adımlar
atıldı. Ama militarizm bu toplumdan kolay kolay çıkacak gibi değil. Türkiye’de
hala çok büyük tabular var. Can Dündar’ın Mustafa filmi de Başbakan’ın ecdadın
resmediliş şekline tepkisine benzer bir şekilde eleştirilmişti. Bazı tabular
ise hala kanunlar ile korunuyor; Atatürk aleyhine işlenen suçlar hakkında
kanun, TCK 301, halkı askerlikten soğutma suçu...
* Askeri vesayeti gerileten kişinin dilinin militarizmle
buluşması çelişik değil mi?
- Kenan Evren’in yargılandığı günlerde Türk İslam
sentezini hatırlatacak tarzda konuşmalar yapmak bir paradoks. Türkiye’de
muhafazakâr ideoloji askeri vesayete karşı diye bir şey yok aslında. İkisinin
arasındaki sürekliliği unutmamak lazım, 12 Eylül’den buraya gelindi. Esas kavga
edilmesi gereken, otoriterlik. Yoksa Kemalist otoriterlik de olabilir,
muhafazakâr otoriterlik de olabilir.
http://gundem.milliyet.com.tr/-ecdadimiz-bir-kadin-ya-da-ermeni-olabilir-/gundem/gundemdetay/03.12.2012/1636154/default.htm
1 yorum:
Sözlerinin hepsinin altına imzamı atarım! Harika bir analiz...
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.