Şahabettin Bakırsan'ı toprağa verirken mezarı başında
birkaç söz söyledim. .. benim aklıma Şahap ağabeyin babasının Ermeni olduğu
gelmedi o an!... Çağın entelektüel hastalığı sayabileceğimiz “kimlik”
sorunsalına karşı, hayatta sınıf ve parti kimliği dışında pek derdi
olmayanların bile bağışıklığı yoktur. Etnik ve dinsel türü kimliklerin üstü
örtülemezdi kimilerine göre. Hele solcuysak ve solcu olduğumuz için sınıfı,
ideolojiyi, örgüt aidiyetini öne çıkartmaya eğilimliysek has milliyetçilerden
beteriz demektir. Çünkü has milliyetçi, diyelim Rumu, Ermeniyi gözden ırak
tutarken sadece işini yapar. Biz ise hem eşitlikten, enternasyonalizmden dem
vuruyor, sonra elde kızıl bir örtüyle kapatıyorduk kimlikleri! Tez ve eleştiri
budur.
***
Şahabettin Bakırsan'ı toprağa verirken mezarı başında
birkaç söz söyledim. Diğer konuşmacılar, Naciye Babalık ve Cemal Kıral'ın
aklına gelip gelmediğini bilemem, sormadım da; benim aklıma Şahap ağabeyin
babasının Ermeni olduğu gelmedi o an!
Oysa biliyordum. Salonunda asılı duran babasının Kurtuluş
Savaşında aldığı belgeye bakarken, anlatmıştı ailesinin kökenini. Ama
Türkiye'nin -hele eski- komünistleri için çok da ilginç olmayan bu köken konusu
üstünde çok da durmamıştık. Konuşacak başka şeyler vardı hep.
Biliyordum pekala. Üstelik Şahabettin etnik kökenini
“ölmeden önce” açıklamış falan da değildi. Hiç saklamamıştı ki! Ve pek önem de
vermemişti...
Biliyorduk ve hatırlamadık; söylemedik.
Yoksa bile isteye Türk ve Müslüman olmayan bir kökenin
üstünü örtmek mi istemiştik!
Hadi o kadar değilse de, milliyetçi, Kemalist, İttihatçı
ve hatta elitist bir bilinçaltına esir düşüp de, ondan mı unutuvermiştik!
Etnik ve dini kökenini ben ertesi gün konuyla ilgilenen
gazeteciler sayesinde hatırladım. “Ne kadar da meraklısı varmış” diye düşündüm
önce. Sonra haber peşindeki bir insanın olağan merakına verdim soruları.
Ama meraklısı gerçekten de çoktur. Çağın entelektüel
hastalığı sayabileceğimiz “kimlik” sorunsalına karşı, hayatta sınıf ve parti
kimliği dışında pek derdi olmayanların bile bağışıklığı yoktur.
Etnik ve dinsel türü kimliklerin üstü örtülemezdi
kimilerine göre. Hele solcuysak ve solcu olduğumuz için sınıfı, ideolojiyi,
örgüt aidiyetini öne çıkartmaya eğilimliysek has milliyetçilerden beteriz
demektir. Çünkü has milliyetçi, diyelim Rumu, Ermeniyi gözden ırak tutarken
sadece işini yapar. Biz ise hem eşitlikten, enternasyonalizmden dem vuruyor, sonra
elde kızıl bir örtüyle kapatıyorduk kimlikleri!
Tez ve eleştiri budur.
Benim için yeni de değil.
Türkiye Sol Tarihinde Yöntem ve Tartışmalar kitabında,
yeri gelmişti de yazmıştım: “...bir başkası, bir internet sitesinde Atılım
dönemi dahil uzun süre TKP Politbüro üyeliği yapan Aram Pehlivanyan’ın ayrı bir
parti ismi kullanmasını (Ahmet Saydan) Ermeni kimliğinin üstünün örtülmesine
yorabilmekte, Bilen’e 'onca günahına' ek olarak, bir de milli zulüm suçu
yükleyebilmektedir.”
Başka biri bizim Bakırsan'ın cenazesi vesilesiyle yine
aynı isimleri anmış! Şahabettin Bakırsan'ı “Şahabettin adıyla” toprağa
verişimiz, “Ermeni olan bu yoldaş yiğit devrimci etnik kimliği gizlenerek
gömülüyor”a yorulmuş. Tıpkı “1979'da Politbüro üyesi Aram Pehlivanyan
öldüğünde” olduğu gibi.
Bir başkası gazı almış ve devam etmiş. Bunu yapanlar
“kemalist-light, ittihatçı-ulusalcı sosyal-şoven” olmalıymış.
Tabii zor bir durum. 92 yılını Şahabettin Bakırsan olarak
yaşamış bir devrimciyi öldükten sonra alelacele Bakırcıyan'a çevirdik ve
böylece etnik kökenine ilişkin esprili bir anlatım yolu bulduk diyelim.
Şahabettin adını ne yapmalıydık?
Sahi, daha devrimci olmak için ne yapmalı?
Etnik ve dinsel kökene balıklama daldığımızda daha
devrimci olunuyorsa, işimiz kolay!
Parti adının -“Türkiye Cumhuriyetinin nüfus kaydındaki”
anlamında- gerçek kimliği örtmek için icat edildiğini sananlar olabilir.
Uzmanlarımızdan öğreniyoruz ki, parti adı veya diğer, sonradan edinilmiş her
tür adlandırma etnik ve dinsel kimlikleri deklare etmeye yaramalı.
Hem biz devrimci ve devrimci-olmayan arasındaki ayrımı
kapitalizmin hangi temelde eleştirildiği, kapitalizmin hangi yollarla aşılmak
istendiği, düzen güçleriyle, egemen sınıflarla, düzen partileriyle nasıl bir
mücadele ve ilişki öngörüldüğü gibi sorulardan hareketle formüle etmeye
çalışırdık. Amma enayiymişiz!
Kimlik uzmanlarımızın elinde daha sade formüller var.
Şahap ağabeyin Gorbaçovculuğa, partinin likidasyonuna, marksizmin-leninizmin
demode ilan edilişine nasıl karşı durduğunun bir önemi yok. Yiğit bir devrimci
olmak için Ermeni kökeni yetiyor.
Tıpkı, on yıllar boyu omuz omuza veren iki kişiden
Bilen'in şoven bürokrat, Pehlivanyan'ın büyük devrimci olabilmesinde görüldüğü
gibi...
Keşke ailesine söyleseymişiz de Şahabettin'i cami yerine
bir kiliseden geçirselermiş...
Bu sayede Türkiye'nin en eski devrimcilerinden birinin
komünist olduğunu, yaşamını işçi sınıfına adadığını ne güzel de örtermişiz!
Üstelik ne kadar da kolay... Bu ülkede elinizi sallasanız
Arnavut'a, Gürcü'ye, Çerkes'e çarptığına göre, üstelik bilinen çoğu Anadolu
halklarının buralara birkaç bin yıl öncesine kadar göçle geldiği hesaba
katıldığında ortaya çıkan kombinasyon zenginliğine bakarsak devrimcilik pek
kolaylaşacaktır. Bunca devrimcileştirici faktör varken sınıflarla ne diye
uğraşalım ki...
Artık şakayı kapatalım. Kimlikçi yaklaşım sahiplerinin
meczup durumuna düşmekten korkmadıkları bir durumla karşı karşıyayız. Buna
Türkçede cahil cesareti deniyor. Ama cahiller ne derlerse desinler, komünistler
sınıfları ve partileri için yaşayıp ölüyorlar.
Güle güle Şahap ağabey...
http://haber.sol.org.tr/yazarlar/aydemir-guler/komunistin-milliyeti-dini-63638
1 yorum:
Turkiyedeki tup politik anlayislar Yutkluk uzerine kurulmusdur,kim ne derse desin ve henuz yeterince siyasal olgunluga malesef erismekden oldukca uzaklar.
Ilk basta Turkiyede herhangi birinin vefatiyla cenazesinin kaldirilma sekli basmakalip tarzlarla yapildikca ,bu durum degismeyecek.Ikincisi Turkiyede vefatina kadar yasamis bir kisi her ne isim ile yasamini surdurmusse ayni o isimle defnedilir ve bu isim eger Turkceden baska bir ad degilse O kisinin sadece Turk gecmisi akla geliyor.
Haberde sozu gecen merhumun ismi Sehabettin/Sahap,Ermenicede kesinlikle boyle bir isim yok fakat gecmisdeki baskilardan dolayi biz Ermenilerin edindikleri birtakim Turkce isimler artik yaygin olarak kullanimda ,birkaci Iskender,Murat,Dursun,Arda,Turfanda,Nardane,Zilif vs gibi pekcok Anadolu kokenli isimler zaten gecmisde kullanilmisdir .
Turkiye disinda da Ermenilerimiz artik pekcok yabanci isimler edinmekdeler fakat hemen hepsinin soyadlari yanla bittigi icin onlarin Ermeniliginden hic kimsenin kuskusu yokdur.
Ne diyelim,Bulgaristanda Muslumanlar Bulgarca isimler almaya zorlanip Bulgarlasmaya zorlandiklarinda Ortalikgi birbirine katan Velvelecilik,ayni zihniyetin tam zittini Turkiyede yapip bu kez tamamen Turklesdirmeyi ,herseyin Turkcelestirilmesini yegliyor.
Gecmisde Ermeniler Turklestirme yuzunden gonullu veya elde olmayan sartlar yuzunden Turklesiyorlardi,bugun ise Turkiyede sirf gunluk yasamda daha pratik oldugundanmidir yoksa mahalle baskisindan uzak kalabilmek icinmidir yoksa da gonullu olarak boyle kabul gorme istemindenmidir nedir Turklesme devam ediyor.
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.