“Kolordu Kumandanı Nihat Bey’e verdiği bir telgraf var. O
telgrafta Atatürk, ‘Kürtler ekseriyette oldukları vilayetlerde kendilerini
yönetecekler’ diyor. Atatürk, Kürtlere bir tür özerklik verilmesinden 1924’te
vazgeçti.” “İttihat-Terakki, M. Kemal ve arkadaşları, Kürtlere, ‘Kurtuluş
Savaşı’nı bizimle beraber yürütmezseniz, Ermeniler geri gelecek, buralar
Ermenistan olacak. Ermenilerden aldığınız malları geri vereceksiniz’ dediler.” “1919’daki Amasya Protokolü’nde ‘Savaş biter bitmez
Kürtlerin içtimai, siyasi ve ırki her türlü ihtiyaçları Giderilecektir’
deniyor. Atatürk’ün Nutuk’unda bu cümle yok. Protokol’deki cümleyi halktan
sakladılar.”
***
NEDEN NACİ KUTLAY
Türkiye’nin en büyük sorunu Kürt sorunu. Otuz yıldır
bitmeyen bir savaş var. Bugün otuz yaşına gelmiş Diyarbakırlı bir Kürt genci
“savaşsız” bir dünya ve hayat bilmiyor. Türkiye otuz yıldır Kürt savaşıyla
yaşıyor. Peki, bu savaşın öncesi neydi? Cumhuriyet’in başlangıcında Kürtlerin
durumu nasıldı? Osmanlı’da Kürtlerin durumu neydi? Kürtler hangi ülkelerde,
hangi şartlarda, kimlerle yaşıyorlardı? Kürtler bugün, başka ülkelerde hangi
şartlarda yaşıyorlar? Niye Türkiye’de savaş çıktı ve sorun bir türlü
çözümlenemedi? Bu savaşın, bu sorunun tarihî arka planı nedir? Kürtler en çok
kimlerden ihanet gördü? Cumhuriyet kurulurken Kürtler ne bekliyordu? Verilen
sözlerden nasıl cayıldı? Kürtler şu anda nasıl bir siyasi yapı için mücadele
ediyor? Bütün bunları, Kürt tarihi üzerine çalışmalar yapan ve çok sayıda kitap
yayımlayan Naci Kutlay’a sorduk. Kürtçe roman ve çevirileri de bulunan
araştırmacı yazar Naci Kutlay’ın, “Kürtlerde Değişim ve Milliyetçilik”,
“İttihat-Terakki ve Kürtler”, “Kırkdokuzlar Dosyası” ve en son olarak da Dipnot
Yayınları’ndan çıkan “Kürt Kimliğinin Oluşum Süreci” isimli kitapları var.
***
NEŞE DÜZEL: Kürtlerin, Suriye’de özerk bir yönetim kurma
ihtimalinin ortaya çıkmasıyla birlikte bölgede iki Kürdistan’ın belirmesi
herkesin dikkatini Ortadoğu’daki Kürtlerin tümüne çevrildi. Dört ülkeye
bölünmüş görünen Kürtlerin toplam nüfusu ne?
NACİ KUTLAY: İstatistikler sağlıklı olmadığı için
Kürtlerin kesin nüfusu bilinmiyor. Ama toplam Kürt nüfusunun 25-30 milyon
olduğu üzerinde anlaşılıyor.
Hangi ülkelerde ne kadar Kürt yaşıyor?
Irak’ta yaklaşık altı milyon, Suriye’de iki milyon,
İran’da dört milyon kadar Kürt’ün yaşadığı söyleniyor. Türkiye’de de 18-20
milyon arasında Kürt yaşadığı kabul ediliyor. Bir de Kafkaslar’da bir milyon
civarında Kürt nüfus var. Gürcistan, Ermenistan, Kazakistan ve Orta Asya
cumhuriyetlerinin her birinde birkaç yüz bin Kürt yaşıyor.
Irak’ta Kürtlerin devleti var, Suriye’de yenisi oluşuyor,
Türkiye’deki Kürtlerin durumu malumumuz. Peki, İran’daki Kürtlerin durumu ne?
Aslında Kürtler açısından İran ve Türkiye’de benzer
şeyler yaşandı. Çünkü modern Türkiye kurulurken, İran modern Türkiye’yi örnek
aldı. İran yönetimi, modern Türkiye’yi taklit ederek Kürtler üzerindeki baskıyı
daha da arttırdı. Sonuçta 1920’li yıllarda, Türkiye’dekine oranla daha az
olmakla birlikte İran’da da Kürtlerin üzerinde baskı vardı.
Kürtlerin bugün İran’da durumu nedir?
Kürtler İran’da iki bölgede varlar. Sünni Kürtler daha
çok Türkiye hududuna yakın yerlerde yaşıyorlar. Şii Kürtler ise Kirmanşah
taraflarındalar. Şii Kürtler bugünkü düzenle uyum hâlindeler. Sünni Kürtler ise
geçmişte Şah’a karşı Humeyni’yle birlikte hareket ettiler, demokratik bir İran
kurulacak ümidiyle şahlığa karşı birlikte mücadele ettiler. Humeyni iktidara
geldiğinde de özerklik talep ettiler. Ama Humeyni Sünni Kürtlerin özerklik
talebini kabul etmedi.
Özerklik talebi kabul edilmeyince ne oldu?
İran ordusuna ve Humeyni rejimine karşı Kürtlerin gerilla
savaşları başladı. Abdurrahman Kasumlu liderliğindeki İran Kürdistan Demokrat
Partisi köylerde ve dağlarda silahlı mücadeleye zaten hazırlıklıydı. Kasumlu,
Avrupalılar tarafından da tanınıyordu ve İran’daki halklar tarafından saygı
görüyordu. Ama çok geçmeden İran istihbaratı Kürtlerin liderini Avrupa’da
öldürdü. Humeyni iktidara geldikten sonra Abdurrahman Kasumlu’yu İsveç’te
görmüştüm ben. Kasumlu ve arkadaşları, “Demokratik bir İran kuralım. Kürtlere
özerklik verilsin” diye Humeyni’ye müracaatta bulundular.
Ne cevap aldılar?
Dürüst olmak lazım. Humeyni bütün taleplere evet demedi
ama Kürtleri kültürel konularda tatmin edecek bazı şeyleri yapmaya niyetlendi.
Kürtlerin kendi okullarını açmalarına, Kürtçe dergiler ve gazeteler
çıkarmalarına sıcak baktı. Ama Kürtler özerklik istediler. O dönemde Kürtler
arasında devrimci bir dalga vardı. O devrimci dalganın etkisiyle kültürel
haklarla iktifa etmediler ve Humeyni’ye evet demediler. Kültürel hakları
yetersiz buldular. Artık o dönemde Humeyni çok güçlenmişti ve Kürtlerin
özerklik talebine karşı çıktı.
Kürtlerin İran’da bugün hakları, hukukları ne?
İran’da tabii ki demokrasi sorunu var. Muhalefet eden
hapse giriyor ya da idam ediliyor ama... Kürtlerin hakları İran’da her zaman
Türkiye’den daha ileride oldu. Çünkü İran her zaman şunun bilincinde oldu.
Sertlikle, yasaklamalarla Kürt hareketleri bitmez, aksine sorunlar daha artar
diye düşündüler ve politikalarını Kürtleri yönetebilecek kadar yumuşak bir
çizgide tuttular hep. Bu yüzden İran’da Kürtçe yasağı olmadı ve okullarda
Kürtçe dersler var, Kürtçe dili öğretiliyor. İran’da idari olarak değil ama bir
coğrafi bölge olarak Kürdistan ismi de kullanılıyor. Hatırlayın...
Neyi?
İran’dan Kürdistan yazılı bir uçak gelmişti ve Türkiye’de
ne sorunlar yaşanmıştı. Oysa Osmanlı döneminde Türkiye’de de coğrafi bölge
olarak Kürdistan vilayeti vardı. Hatta Zara- Koçgiri’nin özel bir statüsü,
kendine ait bir yönetimi bile vardı.
Kürtlerin kurduğu ilk devlet olarak Mahabad
Cumhuriyeti’nden söz edilir. Neydi Mahabad Cumhuriyeti?
Mahabad, İran’da Sünni Kürtlerin yaşadığı bir bölge.
Mahabad Cumhuriyeti de, İran’ın bütünlüğü içinde kalınarak Kürt bölgesinin
özerkliğinin ilan edilmesidir. Yani Mahabad Cumhuriyeti, bağımsız Kürt
devletinin adı değildi. Mahabad, özerk Kürt yönetiminin adıydı ve Sovyetler’in
desteğiyle Şah’ın çok güçsüz olduğu bir dönemde kuruldu.
Kürtlerin ilk cumhuriyeti nasıl kuruldu?
İkinci Dünya Savaşı sonrasında yeni bir Kürt
milliyetçiliği doğdu. Önceki Kürt milliyetçiliği ağaların, beylerin, mollaların
milliyetçiliğiydi. İkinci Dünya Savaşı’nın ve ulus-devletlerin getirdiği modern
milliyetçilik ise aydınların, öğrencilerin, kentlilerin, esnafın milliyetçiliği
oldu. Mahabad Cumhuriyeti’nde, işte bu iki milliyetçilik İran’da Kürtlüğü
iktidara getirmek için birleşti. Hedef, İran’a demokrasi, Kürdistan’a özerklik
getirmekti.
Neden başarısızlıkla sonuçlandı?
Kürtler o dönemin dünyasını iyi okumadılar. Batı’yı
karşılarına almakla iyi yapmadılar. Amerika ve İngiltere ile sıcak ilişkiler
kurmak ve onlarla birlikte olmak yerine, gittiler Sovyetler’le beraber oldular
ve onun yardımını aldılar. İkinci Dünya Savaşı bittikten sonra Sovyetler,
Amerika ve İngiltere ile yaptığı anlaşma gereğince İran’dan çekilmek zorunda
kaldı. Kürtler de Mahabad’ı yaşatamadılar. Böylece 1946’da kurulan özerklik
11,5 ay sürdü. Şunu da belirtmek lazım: Şiilik İran’ın resmî inancı olduğu için
Şii Kürtler Sünni Kürtlerle beraber hareket etmediler. Zaten Türkiye’deki Kürt
Aleviler de Sünni Kürtlerle beraber olamıyorlar.
PKK çizgisinde çok sayıda Alevi Kürt yok mu?
PKK ayrı. O yeni bir evrenin getirdiğidir. Şeyh Sait
isyanı oluyor, Aleviler karşı çıkıyor. Koçgiri oluyor, Sünniler karşı çıkıyor.
Milliyetçiliğin işte böyle handikapları var. Mezhep, etnik kökenin önüne
çıkıyor. Belki ses vermiyor ama hâlâ böyledir bu. Bu yüzden bu alttaki sesi
duymak lazım.
Mesut Barzani’nin babası Molla Mustafa Barzani Mahabad
Cumhuriyeti’nin ünlü bir komutanıydı. Iraklı Kürt liderin, İran’da kurulan
özerklikte ne işi var?
Aynı dönemde Irak’taki Kürtler de Irak devletine karşı
mücadele ediyorlardı. Yenilince Mahabad’a geldiler. Hem Irak-İran sınırı
Kürtler açısından bir sınır değil ki! Sınırın Irak ve İran tarafındakiler hepsi
birbiriyle amca çocukları. Sen Iraklısın ben İranlıyım demiyorlardı ki. Bunlar
örgütlenirken de iç içeler. Hem İranlı lider Gazi Muhammed’e, hem Iraklı lider
Molla Mustafa’ya saygı duyuyorlardı. Bunları iyi tahlil edebilmek için din ve
milliyetçiliğin bağlarını iyi bilmek lazım..
Millete, etnik kökene dayanan milliyetçilik, ümmete
dayanan dinle bağdaşır mı?
Tabii ki bağdaşıyor. Mesela Kürt milliyetçiliğinin bütün
dayanakları, Nakşibendîlikten, Kadirilikten geliyor. Barzani vaktiyle
Kadiri’ydi, sonra Nakşibendî oldu. Çünkü Kadiriler giderek erozyona uğradılar,
değiştiler ve Nakşibendî oldular. Türkiye’de Kürt isyanlarını yapanların hepsi
Nakşibendî’dir. Dersim ve Koçgiri dışında Kürt isyanlarını yapanların hepsi
Nakşibendî’dir. Şeyh Sait Nakşibendî’dir. Mahabad Cumhuriyeti’nin lideri Gazi
Muhammed Nakşibendî’dir.
Niye hepsi Nakşibendî? Bir rastlantı mı bu?
Rastlantı değil. Nakşibendîliği Türkiye’de ve Ortadoğu’da
yayan Mevlana Halid’dir. 1770’lerde Süleymaniye ile Kerkük arasında Karadağ
diye bir mıntıka vardır, oralıdır. O dönem İngiliz emperyalizminin Hindistan’da
ve Uzakdoğu’da egemen olduğu bir dönem. Mevlana Halid Hindistan’a gitti ve
orada antiemperyalist mücadeleyi tanıdı. Dönüşünde 60 kadar müridi oldu,
33-34’ü Kürt’tü. Bunların her biri gittikleri yerlerde milliyetçi ama İslamcı
tekkeler kurdular. İslamcılıkla milliyetçiliğin sentezini yaptılar ve içine
yabancı düşmanlığını koydular. Mevlana Halid’i Kürt milliyetçileri takip etti. Türkler
Mevlana Halid’i çok takip etmediler. Bir tek Turgut Özal takip etti. Türkler,
Nakşibendîliğin Gümüşhanevî kolunu takip ettiler. Erbakan da bu kolu takip
etti.
Kürtler ne zamandan beri Mezopotamya’da yaşıyor?
Kürtlerin Mezopotamya’da bilinen tarihi milattan önce
altıncı ve yedinci asırdır. Ama daha önceye ait bilgiler de var. Türkler Orta
Asya’dan, İran’dan geldiklerinde Kürtler burada vardı.
Kürtler hep bölünmüş olarak mı yaşadılar?
Hep bölünmüş olarak yaşadılar. Çünkü feodal toplumun
yapısı parçalıdır, bölünmüştür. Eskiden Almanlar da, İtalyanlar da böyleydi.
Güçlü bir derebeyi, bir prens onları birleştirdi. Onlar da öyle gönül bağıyla
yan yana gelmediler. Kürtlerin de birleşme teşebbüsleri oldu ama koşullar ve
kendi becerileri buna müsaade etmedi. Geri kalmış, geç kalmış bir toplumda
birleşememek, bölünmüşlük bir ölçüde mukadderdir.
Niye bir Kürt krallığı yok tarihte?
Yok. Sizce niye yok?
Kürtlerin feodal yapısı, devlet kurmalarına engel mi
oldu?
En büyük etken o... Bir de şunu kabul etmek lazım:
Kürtlerin kendileri de bunu beceremediler. Belki de kişisel yetersizlikleri
var. Kabul etmek lazım ki, Kürtlerden Atatürk gibi teşkilatçı, örgütçü bir adam
çıkmadı. Bir de şu var... Kürtler kendini Osmanlı’yla beraber gördü ve devlet
arayışında olmadı. Türklerle birlikte elde edilen galibiyet Kürtlere yetti.
Ayrıca, Kurtuluş Savaşı’nın başında Kürtleri, “buralar Ermenistan olacak” diye
korkutmasalardı ve yanlarına almasalardı Türkiye Cumhuriyeti’ni kurmak kolay mı
olurdu?
Kürtleri kim korkuttu?
Cumhuriyet kurulacağı zaman, bütün İttihat-Terakki,
Mustafa Kemal ve arkadaşları, Kürtlere, “aman burası Ermenistan olacak. Gelin
birlikte olalım” dediler.
Bugün bütün Kürtleri aynı bayrak altında toplayacak bir
girişim var mı?
Hayır yok. Kürtlerin bir kısmı, Suriye’de büyüdü ve orada
şekillendi. Bir kısmı Irak ulus-devletini kabullenmedi ve hep onunla mücadele
etti. Türkiye’dekiler çok partili hayata girdiler, diğer Kürtlere göre daha
demokratik oldular. İran’dakiler ise apayrı bir medeniyette yaşadılar. Şimdi bu
insanları nasıl biraraya getireceksiniz? İsteseniz de olmaz. Hepsi farklı
koşullarda, farklı etkilerle yetişmişler, şekillenmişler ve farklı dünya
görüşlerine sahip olmuşlar. Kimi Fransa’dan, kimi İngiltere’den etkilenmiş.
Türkiye’dekiler ise tipik bir ulus-devlet sürecini yaşamış. Kürtleri tek bayrak
altında toplamak zor.
PKK’nın dört ülkedeki etkisi nedir?
Suriye’de ve Türkiye’de etkisi var. İran’da ise çok
etkisi yok. Irak’ta da yok. Halk arasında biraz ilgi duyuluyor o kadar.
Barzani’nin Kürtler nezdinde gücü ve etkisi ne?
Türkiye’dekiler de dâhil, Kürtler ona saygı duyuyorlar
ama... PKK gibi o da Kürtleri tek bayrak altında toplayamaz, Kürtler onun
yönetimini kabul etmez.
Türkiye’de Barzani’nin yönetimini kabul edecek Kürt yok
mu?
Çok var ama onunla kol kola girip onun peşmergesi olmak
isteyen Kürt ben görmüyorum.
Barzani ailesinin tarihi Kürtler için ne anlam taşıyor?
Baba Barzani’yi tarihî bir kahraman olarak görüyorlar.
Oğlunun da şimdiye kadar bıraktığı intiba olumlu.
Kürtler ihanete uğradı mı?
Kürtler ihanete uğradı ve bu doğaldır. Çünkü Kürtler
parçalı bir toplum. Bırakın aşiretler arasında parçalanmayı, bir de üstelik
dört devlet arasında parçalanmışlar. Devletler ve istihbarat örgütlere
tarafından manipüle edilebiliyorlar.
Kürtler en çok kimlerden ihanet gördüler?
Herkesten gördüler. Mesela Cumhuriyet’in kurulmasında o
kadar çok fedakârlık yaptılar ve sonunda ne gördüler? İnkâr ve ret gördüler!
Siz Amasya Protokolü’nü okudunuz mu? Bu protokol 21 Ekim 1919’da imzalandı.
Taraflardan biri, Sivas Kongresi’nin sonunda kurulan Heyet-i Temsiliye idi.
Taraflardan diğeri de İstanbul hükümetiydi. İstanbul hükümetini Bahriye Nâzırı
Salih Paşa temsil ediyordu. Heyet-i Temsiliye’de de Mustafa Kemal, Rauf Orbay,
Bekir Sami vardı. Amasya Protokolü’nde ne deniyor?
Ne deniyor?
“Savaş biter bitmez Kürtlerin içtimai, ırki her türlü
ihtiyaçları giderilecektir” deniyor. Peki, ne oldu? Hemen sonra bu cümle
halktan gizlenmek istendi. Bereket bir nüshası Salih Paşa tarafından İstanbul
hükümetine gitti de, protokol yok edilemedi
Amasya Protokolü’nü Cumhuriyet’i kuran kadrolar mı
halktan saklamak istediler?
Evet, can alıcı noktasını sakladılar. Protokol’de,
“Başarıdan sonra, Kürtlerin içtimai, siyasi ve ırki bütün gerekleri yerine
getirilecektir” diyor. Atatürk’ün Nutuk’unda bu cümle yok. Protokol’de var ama
Nutuk’ta yok... Bunların hepsi Çerkes.
Anlamadım, nasıl bir bağ kuruyorsunuz?
Salih Paşa Çerkes, Bekir Sami Çerkes, Rauf Paşa Çerkes.
Bir tek Atatürk Çerkes değil. O Çerkesler, “biz bu cumhuriyeti Kürtlerle
birlikte kurduk, beraber kuracağız” demiyorlar. 1919’un ekim ayıdır bu. Nitekim
1921’de Topal Osman’ı, Sakallı Nurettin Paşa’yı getirdiler ve Kürtleri
öldürttüler. Zara’da, Koçgiri’de 80 küsur köyü ortadan kaldırdılar... Aslında
1919’da Atatürk Erzurum’a gittiği zaman Türkiye’nin en büyük meselesi yine Kürt
sorunuydu. Bu mesele halledilmeden, yani istenen bir çizgiye getirilmeden Türkiye’nin
Kurtuluş Savaşı’nın verilmesi düşünülmüyordu. Bu yüzden de 1919’un ekim ayında
Amasya Protokolü imzalandı zaten.
Peki, Osmanlı’da Kürtlerin durumu neydi?
Elbette özerk yapıları yoktu ama onları Kürtlüklerinden
ötürü dışlayan bir durum da yoktu. Kürdistan bir coğrafyaydı. Kürdistan
mebusları vardı. Cumhuriyet kurulduğunda ise Kürt kelimesi yasaklandı. Kürtlere
baskı ve yasak arttı. Kürtler bunu gördü. Bu yüzden de Cumhuriyet döneminde sık
sık küçük isyanlar oldu. Büyük Kürt isyanları ise Şeyh Sait, Ağrı ve Dersim,
Koçgiri, isyanlarıdır.
Cumhuriyet kurulurken Kürtler ne bekliyordu?
Cumhuriyet’i Türklerle birlikte kurmayı bekliyorlardı.
Cumhuriyet’i, Kürtlerle Türklerin ortak yapısı olarak düşündüler. Çünkü
İttihat-Terakki, 1908’de İkinci Meşrutiyet’i kurduğunda da Kürtleri ve diğer
milletleri öteleme yoktu. Zaten İttihat-Terakki’nin beş kurucusundan ikisi de
Kürt’tü: Abdullah Cevdet ve İshak Sükuti... Ama İttihatçılar ne zamanki
Balkanlar’da yenilgiye uğradılar, hepsi milliyetçi oldular.
Ermeni katliamı da o milliyetçi patlama sırasında
yapılmadı mı?
Şunu iyi bilmek lazım. Ermeniler 1889’da partilerini
kurmuşlardı. Ermeniler burjuva yaşamındaydılar. Kürtler ileri biçimde feodal
bile değilken, Ermeniler burjuva düzenini yaşıyorlardı. Herkes bu sefer
Ermenilerden korkmaya başladı. Zaten Kürtleri en çok Ermenilikle korkuttular.
İttihat-Terakki de korkuttu, Kurtuluş Savaşı’nın başındakiler de korkuttu.
Ermeni katliamında bazı Kürtler rol almadılar mı?
Çok rol alan var. Kürtler, Ermenileri en çok öldürenlerdir.
Osmanlı, devlet olarak karar verdi. Askerlerini ve istihbaratçılarını bölgeye
gönderdi. Diyelim ki Eleşkirt’te, bilmem ne ilçesindeki Müslüman Kürtler de
Ermenileri öldürdü.
Ermeniler katledilmişler, sürülmüşler. Artık Anadolu’da
Ermeni kalmamış. Kalan da zaten kimliğini gizlemek zorunda kalmış. Kürtler,
Ermenilerden neden korktular ki?
Korkuyorlar... Daha o zaman bu meseleler bitmemişti.
İttihat-Terakki ve Kemalistler, “Eğer Kürtler bu işi (Kurtuluş Savaşı’nı)
bizimle beraber yürütmezlerse Ermeniler geri gelecek. Buralar Ermenistan
devleti olacak. Ermenilerden aldığınız malları geri vereceksiniz” dediler.
Kürtler çok endişe ettiler ve korktular.
Ermeni katliamı konusunda Türklerde ve Kürtlerde hâlâ
süregelen suskunluğun nedeni Ermeni mallarına el konulmuş olması olabilir mi?
Çok büyük bir etken bu! Şimdi sizi alayım ve
Diyarbakır’da bir hanedan ailenin evine misafir götüreyim. Getirecekleri yemek
tepsisine, siniye varıncaya kadar Ermeni malıdır.
Atatürk Kürtlere ne sözler verdi?
Size doğrusunu söyleyeyim. Atatürk, Kürtlere somut olarak
“ben devlet şeklini şöyle yapacağım, Kürtlere şunu vereceğim” demedi.
Peki, ne dedi?
“Kürtlerin sosyal, o günkü tabiriyle içtimai bütün
ihtiyaçları yerine getirilecektir” dedi. 1923’te de İzmit’ten geçerken gazete
başmuharrirlerine yaptığı açıklamada, “Öyle vilayetler inşa edeceğiz ki,
onların meclisleri oranın ihtiyacını göre karar verecek. Bu bir çeşit
özerkliktir” dedi. Bir çeşit özerklik sözü, herkesi tatmin eden bir şeydir o
zaman. Nitekim bundan hemen önce bir de Kolordu Kumandanı Nihat Bey’e verdiği
bir telgraf vardır Atatürk’ün. O telgrafta da, “Kürtler ekseriyette oldukları
vilayetlerde kendilerini yönetecekler” diyor Atatürk.
Atatürk bu görüşlerinden ne zaman vazgeçti?
1924’ün sonbaharında vazgeçti. Hem kendisi hem
çevresindeki İttihatçılar Kürtlerin kendi kendilerini idare etmesini
istemediler ve çok rahatlıkla dönüş yaptılar. Zaten ondan sonra da Şeyh Sait
isyanı başladı. 1925 Şeyh Sait hareketi bir kopuştur, kırılmadır. Hem din hem
de Kürt hareketidir bu. O zamanki bakanlar kurulu, bu hareketi önce mahkeme
başkanının verdiği kararla bir Kürt hareketi olarak gösterdi. Ama sonra baktı
ki bu ileride ideolojik ve siyasal bir sorun olur. Bakanlar kurulu bir karar
aldı ve “Şeyh Sait hareketi dinsel bir harekettir” dedi.
Diğer ülkelerde de isyan ettiler mi Kürtler?
1924’te Irak’ta ve İran’da da isyan ettiler. Ama Kürtlere
en çok baskı yapan ülke Türkiye oldu. Türkiye 1925’ten sonra diğer ülkelere de
örnek olacak şekilde sertlik yanlısı oldu ve “Kürt yoktur” dedi. Diğer ülkeler
ise Kürtlerin varlığını inkâr edemediler.
Türkiye’deki Kürtler şimdi nasıl bir siyasi yapı için
mücadele ediyorlar peki?
Aslında çoğunluk eşit vatandaşlık istiyor. Eşit
vatandaşlığın da ancak özerklikle gelebileceğini düşünüyor. Kürtlerin kafası
özerkliğe daha açık. Hem komşularından, hem tarihten, hem de Avrupa’daki
gelişmelerden esinleniyorlar ve “bu sorunu çözse çözse özerklik çözer!”
diyorlar.
neseduzel@gmail.com
http://www.taraf.com.tr/nese-duzel/makale-naci-kutlay-ataturk-ten-kurtlere-telgraf.htm
1 yorum:
Yazinin sonundaki satirlar Turkiyede hala Ermeni Soykiriminin neden hala hem Turkler hem de Kurtler tarafindan resmen itiraf edilip kabulunun doguracagi sonuclarin korkusundan.
Her iki kesim de tam bir asirdir Anadoludaki Biz Ermenileri mustereken yok ettikden sonra zorla koparilmis topraklarin,mallarimizin ,mulklerimizin zamani gelir de geri biz hak sahibi Ermeniler tarafindan alinabilecegi korkusundan dolayi hala1915 hakikatini kabullenemeyip inkarciligi vazife ediniyorlar.Bu durum hadi Turkiyenin ve Turklerinisine geliyor da Kurtleri anlamak icin sebepler yetersizkaliyor onlarin bu tutumuna cunku vaktinde isbirligi yapip biz Ermenileri ezen ayni anlayisin kurbaniyine kendileri oluyorlar ki buna aptal bencillik denir,hem kendilerine bu topraklar yar olmuyor hem de kimselere yar etmeyiz anlayisi yani,cok yazik ustelik kendilerini hak dini dedikleri Islama ait Muslumanlar olarak goruyorlar,gerci aralarindaki Marxist/sosyalist gecinen takimlar da bugune kadar Hakikatlerin durustlukle dile getirmekden her zaman yoksun oldular ya oda ayri bir hikaye ,yani tek kelimeyle bu nasil perhiz bu nasil lahana tursusu tabiriyle adlandirilabilecek en guzel bir ornek.
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.