Samimiyetimle söyleyeyim: hakkaniyetli bir şey olacak
olsa ülkemizde, ombudsmanın gerçekten bir Ermeni yurttaşımız olması gerekir.
Musevi ve Süryani de olabilir. Ya da devlet hizmeti, deneyimi olmadığı gibi
Türk ve Müslüman da olmayan bir yurttaşımız. Bunlar üçüncü kişilerdir çünkü. Mümkün
en olumsuz, kinli bir Ermeni yurttaşımızı seçtik diyelim. Azınlıklar devletten
çok çekti, adil olamazlar derseniz. Türklerden oluşan devletten çekti onlar.
Türk’e de devlete de eşit mesafede duracaktır en kinli Ermeni bile. Zalimler
eşitse en adaletsiz hakem, adil olma zorunda kalır, çünkü kantar bir milim
kaysa bir zalime yardım etmiş olur.Oysa, böyle kinli Ermeni yurttaşımız da
zaten pek yok.
***
Bilenler düzeltsin lütfen: Sendikacılık sanayi
devriminden sonra veya esnasında ortaya çıktı. Adamlar öldü. Amele (halkın
bütünü demektir) ile devlet arasında uzun zaman (düne kadar) meydan
muharebeleri yaşandı. Vahşi kapitalist devletlere karşı işçi örgütlenmişti.
(Hoffa muhteşem bir filmdi.)
Ben John Steinbeck’i, bu arada Gazap Üzümleri’ni,
yetmişli yıllarda okuduğumda, bir propagandist olarak abartıyor demiştim.
Aynı yıllar, astsubaylıktan atıldıktan sonra, elektrik
ustabaşı olarak birkaç özel sektör fabrikasında çalıştım.
Malatya’nın açları, mesela on altı yaşındaki kızdan,
yetmiş yaşındaki hastalıklı şişman kadına kadar yüzlerce kişi fabrikanın önünde
iş için bekleşirdi. Müdür seçmeye çıktığında, aynen köle pazarlarında olduğu
gibi, en sağlıklı ve gençleri seçerdi. Bu arada amelelerin uğultusu içinde
yetmiş yaşındaki şu kadının yakarışını unutmuyorum: “Vallaha yaparım, Billaha
gücüm yeter.”
On altı yaşındaki mahbube kızın kazma kürekte, yirmili
yaşlarında, biri birkaç aylık ve tezgâhın kenarındaki çir sandığında, öteki beş
yaşlarında eteklerinin altında dolaşan iki çocuklu taze annenin Hz. Hacer
annemiz gibi bir bebeğine, bir öteki çocuğuna bir takip edip çalışması gereken
tezgâhına seğirttiğini unutmuyorum.
Müdürü dövdüm, grev kırdım; bu zavallı insanlar jandarma
dayağı yemesin diye. İki militan tarafından, sendikasız, sigortasız bu “cep
harçlığı”na çalışan biçareler kışkırtılıyor, jandarma dayağı yiyip
geliyorlardı.
Daha sonra (biraz portakal rengi de olsa) oraya sendikayı
soktum.
John Steinbeck’in hiç abartmadığını yakinen
deneyimlemiştim. Ve zaten kendisi de anılan o portakal bahçelerinde doğmuş
biriydi.
Bu sendika işini başından beri anlamadığıma gelecektim:
Devlete karşı, devletin yurttaşının hakkını korumak için örgütlenmek?.. Yani
devlet zalim, haramzade. Adil bir devlette böyle şey olur mu derdim. Sonuç:
İslam’da sendika olmaz. Çünkü devlet yurttaşı içindir ve adildir.
Haksız çıkmadım. O vahşi kapitalist, zalim devletler
gidip yerini sosyal devletler aldıkça Batı’da sendikacılık bitti sayılır.
Cumhurbaşkanları tarafsız olabildi mi. 65-75 yıllık
siyasi Demirel bir yeminle nasıl aniden tarafsız olabildi.
Sayın Gül’ü istisna ederek söylüyorum: Demirel de merhum
Özal da tarafsız gibi göründüler ama işin aslında, inadına, o denli taraftılar
ki partilerinin kontrolü ellerinden kaçıyor diye, hatta, partilerine ters
düştüler.
Yani böyle bir backgroundu olanlardan tarafsızlık
beklemek biraz haksızlık bile olabilir demeye getiriyorum.
Yukarıda andığım sendikalarla devlete bir arabulucu, bir
hakem tayin edilmek zorunda kalınsaydı, bu kişi mesela ABD’nin bir yüksek
bürokratı olabilir miydi. Ya da sendikalardan birinin başkanı.
Üçüncü kişi olması gerekmez mi sizce de.
Şimdi diyorlar ki ombudsman, devletle, milletin
ihtilafında hakem olacak. Nasıl yani? Birbirine denk iki dinamikten
bahsetmiyoruz ki böyle bir şey olsun. Elinde başta silah olmak üzere, ülkenin
ekonomisine, hukukuna, sosyolojisine, her şeyine egemen olan bir güç ile hiçbir
şeyi olmayan millet karşı karşıya.
Bir defa bu oluşum, düşünce, her neyse, felsefesinden,
mantığından itibaren yanlış. Tarafların durumlarının böyle olduğu bir limoni
durumda hakemlik diye bir şey olmaz.
İkincisi, tutalım ki oldu. Yalan da olsa, oldu. Bu kez de
taraf olan birini yapamazsınız. Mesela devletin bir yüksek bürokratı devletle
millet arasında hakem olamaz. Kendisi taraftır. Onu kimlerin seçtiğini de
bilmememe karşın, sanıyorum seçenler de devletin adamları. Haklısınız vasat bir
yurttaş da olamaz; o da Türk ve Müslüman olacağından biri ulusalcılığından,
öteki hem ulusalcılığı hem dindarlığından ötürü aziz devletine sahip çıkacak,
milletini satacaktır. (Şek. 1’den 1.000.000 kadarda görüldüğü gibi).
Üçüncü kişinin gereğini yukarıdan beri anlatmaya
çalışıyorum. Yurtdışından, lekesiz, mesela bir Alman’ı görevlendirebiliriz. Ne
bileyim, Tanzanyalı filan. Samimi söylüyorum: Felsefi açıdan, mantık açısından
pratik açısından hakkaniyetli bir şey yapmak istiyorsak...
Samimiyetimle söyleyeyim: hakkaniyetli bir şey olacak
olsa ülkemizde, ombudsmanın gerçekten bir Ermeni yurttaşımız olması gerekir.
Musevi ve Süryani de olabilir. Ya da devlet hizmeti, deneyimi olmadığı gibi
Türk ve Müslüman da olmayan bir yurttaşımız. Bunlar üçüncü kişilerdir çünkü.
Mümkün en olumsuz, kinli bir Ermeni yurttaşımızı seçtik
diyelim.
Azınlıklar devletten çok çekti, adil olamazlar derseniz.
Türklerden oluşan devletten çekti onlar. Türk’e de devlete de eşit mesafede
duracaktır en kinli Ermeni bile. Zalimler eşitse en adaletsiz hakem, adil olma
zorunda kalır, çünkü kantar bir milim kaysa bir zalime yardım etmiş olur.
Oysa, böyle kinli Ermeni yurttaşımız da zaten pek yok.
muratkapkiner44@gmail.com
http://www.duzceyerelhaber.com/kose-yazi.asp?id=12251&Ombudsman%20bir%20Ermeni%20yurtta%C5%9F%C4%B1m%C4%B1z%20olmal%C4%B1
2 yorum:
Sayin yazar,cemaatimize gösterdiginiz güven yalniz beni degil bir cogumuzu
sevindirmedi dersem yalan olur,yalniz bu bir buruk sevinc,Türkiyede sizler gibi düsünenlerin sayisi ne kadar?Ombudsman konusuna gelince Türkiye gibi ön yargilarla egitilen bir toplumda
yalniz ermenini degil,her hangi bir azinlik mensubunun bu görevi üstlenecegini sanmiyorum,yillardir osmanliya sadakatle hizmet eden bir toplumun kisa bir zamanda yalan ve iftiralarla ne hale getirildigini söylememe gerek yok sanirim,tekrar günah kecisi olmaya kimsenin cesaret edecegini sanmiyorum.
Büyüklerim beni yetistirirken kin asilamadilar fakat gecmisi unutmamami her zaman tenbih ettiler.
Saygilar
Biz Ermeniler hep Dinimizin bize teblig ettigi otegi yanagini cevir anlayisiyla hareket ettigimizden olacak uzun boylu kin guden bir millet yapisina sahip degildik ta ki artik cevirecek oteki yuzumuzun de artik kalmayisina dek.
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.