Suriye’deki Ermeni nüfusunun tamamını Esed yanlısı rejimin
destekçisi olarak görmemek gerektiği notunu düşmekle birlikte; Suriye’de yaşayan
Ermenilerin Esed sonrası kuvveden fiile çıkması oldukça yüksek olan Sünni
ağırlıklı bir devlet yönetiminden de endişelendiği aşikâr. Yaklaşık 2 yıla
yakın bir süredir devam eden Esed yanlıları ile muhalifler arasındaki
çatışmaların belki hiç yaşanmadığı nadir yerleşim yerlerinden biri olan Halep
de en sonunda çatışmalardan nasibini aldı. Halep kentinin tarihsel olarak nüfus
yapısı göz önüne alındığında buradaki Ermeni nüfusunun her anlamda yerleşik ve
kayda değer bir nüfus olduğu gözden kaçırılmamalı.
Bildiğimiz üzere çatışmalar
Ermeni mahallelerine sıçradı. Muhaliflerin kontrolü ele geçirdiği bölgeye rejim
güçlerince girildiğini gördük. Söz konusu mahallelerde Ermeni nüfusun yanı sıra
önemli tarihî yapıların da bulunduğunu belirtelim.
1915′te yaşadıkları felaket sonrası Osmanlı İmparatorluğu’nu
o dönem yöneten siyasî karar alıcılar tarafından Suriye’ye sürülen ve burada
ender de olsa hayatta kalabilen Ermeniler Suriye’deki Hıristiyan nüfusun yüzde
8-10′unu teşkil ediyor. Suriye’de yaşanmakta olan iç savaşın Ermeniler üzerinde
yarattığı en önemli kaygı güvenlik. Ermeni toplumu, belirsiz bir gelecekten
doğan kaygıları taşımaktan dolayı tükenmiş durumda. Bütün bu güvenlik
kaygılarının tarihsel olarak temelinde 1915′te Ermeni toplumunu büyük bir gadre
uğratan olaylar silsilesinin varlığının altını çizmek gerekiyor. Ermeniler için
Esed rejimi Sünni çoğunluk karşısında güvence altında yaşamanın kaynağı olan
bir emniyet supabı işlevi görüyordu. Ancak iç savaş sonrası yaşanan gelişmeler,
Suriye’deki muhalif güçlerin Esed’e karşı daha kuvvetli hale gelmesi
Ermenilerin de Esed rejimine yönelik eski tutumlarını değiştirmelerine yol
açmış durumda. Ülkedeki diğer azınlıklar gibi Ermenilerin de güvenlik ortamının
bozulmasından zarar görecekleri endişesini taşıdıklarından dolayı bölgede her
geçen gün dozajını artıran şiddet olaylarına rağmen Esed rejimine yönelik daha
tarafsız bir tutum aldıklarını söyleyebiliriz. Bu karışık tabloda bulundukları
konuma bakılmaksızın pek çok Suriye Ermeni’si, Suriye’nin çıkarlarının yabancı hükümetlerce
yeterince hesaba katılamayacağını düşünerek dış müdahale ihtimaline karşı
endişeli bir tutum sergilemekteler. Özellikle Türkiye’nin muhaliflere verdiği
destek Suriyeli birçok Ermeni’nin kaygılarını artıran bir neden. Pek çok Suriye
vatandaşının Türkiye’de eğitilip Suriye’deki muhaliflere katılmak üzere
ülkelerine döndüğüne ve bunlardan bazılarının Suriye otoritelerince
yakalandığına dair söylentiler bölgede ciddi anlamda konuşulan mevzuların
başında geliyor. Ermenilerin en büyük korkusu Esed hükümetinin düşmesinden
sonra daha otoriter bir yönetimin işbaşına geleceğine ilişkin. Her ne kadar
Suriye Ulusal Konseyi ve Özgür Suriye Ordusu defaatle Hıristiyan halka dönük
bir nefret dürtüsüyle hareket etmediklerini belirtse de söz konusu muhalefet blokunun
homojen olmadığının altını çizelim. Bence hükümetin Suriye ile ilgili
siyasetini biçimlendirirken muhalefetin bu parçalı yapısını göz önünde
bulundurması gerekiyor. Burada önemli bir nokta daha var ki o da Esed rejimin
Ermeniler başta olmak üzere diğer Hıristiyan grupları manipüle eden çıkışları.
Açık bir biçimde Esed rejimi azınlıkların muhalefetten korkmasını istiyor. Bu
bağlamda muhalefetin de Esed’in eline yeterince koz verdiğini belirtmek
gerekiyor. Bilhassa Özgür Suriye Ordusu’na mensup muhalif grupların bir kesimi
şiddet olaylarının katsayısını artırmak niyetinde ve bu durum en başta
Ermeniler açısından büyük bir endişe ve korku kaynağı. Halep’te yaşanan
gelişmeler bunun en önemli göstergesi.
Tam da bu noktada Türkiye’ye büyük iş düşüyor. Esed gibi
kendi halkına katliam uygulayan ve bunu yaparken uhdesinde bulunan devletin
bütün aygıtlarını bunun için seferber eden bir diktatöre karşı çıkmak her adil,
hakkaniyetli ve vicdan sahibi ülkenin yapması gereken bir duruş. Hükümetin
Esed’e karşı yürüttüğü koyu muhalefetin temelinde en azından söylem düzeyinde
de olsa böyle bir parametre var. Bugünün Baas rejimlerinin özellikle Arap
Baharı sonrası Ortadoğu coğrafyasında yaşanan gelişmeler ve “yeni düzen”
çerçevesi göz önünde bulundurulduğunda hiçbir biçimde meşruiyetinin kalmadığı
ve hayatta kalmasının imkânsız olduğu aynı ile vaki. Bu bağlamda Türkiye’nin,
uzun vadede Suriye’nin dinî, mezhep ve etnik yapısı bir hayli karmaşık yapısını
dikkate alarak; herhangi bir etnik ve dinî grubu ön plana çıkarmadan bu yapıya
uygun bir demokratik sistemin kurulması için aktif rol alması gerekiyor. Bu
politikayı realize etmek için ise siyaseten inandırıcı ve samimi olmak şart.
Türkiye’nin Suriye Ermenilerinin güvenini kazanmak adına 1915 ile ilgili bütün
olayları cesurca tartışmaya açması ve yüzleşmesi lazım.
Tabii burada Hıristiyan gruplara da önemli bir görev
düşüyor. Denize düşen yılana sarılır kabilinden sırf güvenlik kaygısıyla Esed
rejiminin katliam ve işkencelerine de bigâne kalmak bu grupların güvenliğine
yönelik en büyük tehdit. Zira böyle bir rejimin aynı şiddeti Hıristiyanlara da
uygulamayacağının garantisini hiç kimse veremez. Zira şiddeti kendi halkına
yönelik siyasî bir enstrüman olarak kullanan ve bu sayede gücünü konsolide
etmeye çalışan rejimler açısından bu şiddetin muhatabı her dinden, dilden ve
mezhepten kesimler olabilir. Dolayısıyla Hıristiyan grupların Esed diktasına
tereddütsüz karşı durması elzem. Öbür türlü kendileri de eninde sonunda
yıkılacak olan; hiçbir hukuki meşruiyeti kalmamış bu rejimle özdeşleşme riski
ile karşı karşıya kalırlar ki tam da bu durum bahsi geçen grupların
güvenliklerine yönelik tehdidi oluşturur.
Son tahlilde Suriye’deki durum kritik bir diplomatik eşiğe
geldiğimizin bir göstergesi. Bu noktada Türkiye’nin artık sürdürülmesi anlamsız
ve yararsız; dış politikada manevra alanını kısıtlayan sorunlarını bir biçimde
çözmesi gerekiyor. Ermenistan ve Ermeniler ile ilgili problem bu sorunların tam
da merkezinde duruyor. Buradan çıkacak hem Ermenileri hem de Türkleri memnun
edecek bir uzlaşma Ankara’nın elini ciddi biçimde güçlendirecektir.
Uluslararası ilişkilerde temel prensip ülkelerin çıkarlarını maksimalize etmesi
üzerine kuruludur. Ancak Ermeni meselesinde Türk tarafına bir an bile olsa bu
prensibi ön plana çıkarmak yerine; daha insanî bir damardan hareket ederek
Ermenilere bir vicdan borcu olduğunu hatırlatmamız gerekiyor.
Ümit Kurt – www.kuyerel.org
URL: http://www.yesilgazete.org/?p=69285
http://www.yesilgazete.org/blog/etiket/ozgur-suriye-ordusu/
1 yorum:
Suriyedeki Ermenilerin yerlesik duzenlerinin bozulmasi en fzla Turkiyenin isine gelir,Essad karsisi olanlari destekleyerek bir tasla iki kus vurma dusuncesinin telaffuz edilmedigi halde var oldugu pekala asikar.
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.