Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı Hrant Dink suikastı için “Olay sıradan bir cinayet değil, planlı ve örgüt işi.. Beraat kararı bozulsun..” diyerek sanıkların örgüt suçundan cezalandırılması gerektiğini açıkladı... Geçenlerde Taraf ’ta da çıkan bir habere göre TBMM Darbeleri Araştırma Komisyonu’na gönderilen bir MİT raporunda Rahip Santoro, Hrant Dink, Malatya Zirve Yayınevi cinayetlerinin Özel Harp Dairesi’nin işi olduğu iddia ediliyor... Eğitimin -en başında- milliyetçi, ulus devletçi ve Türk ırkının yüceltilmesi esasına göre kurgulandığı bir ülkede Hrant Dink nezdinde Ermenilerin hala düşman ve tehdit olduğu algısının varlığını devam ettirdiğini görmekteyiz... J. Krishnamurti; “Milliyetçilik bir hastalıktır ve hiçbir zaman dünyada barışı tesis etmeyecektir. Hastalıkla sağlıklı olamayız. Bu yüzden önce kendimizi hastalıktan kurtarmalıyız” der.
***
Yargıtay
Cumhuriyet Başsavcılığı Hrant Dink suikastı için “Olay sıradan bir cinayet
değil, planlı ve örgüt işi.. Beraat kararı bozulsun..” diyerek sanıkların örgüt
suçundan cezalandırılması gerektiğini açıkladı. Markar Esayan’ın da ifade
ettiği gibi Dink cinayeti tüm derin devleti çıplak bırakacak tarihî bir
özelliğe sahip bu bakımdan umarız bu süreçte siyasi irade kararlı ve net bir
tutum sergiler. Geçenlerde Taraf ’ta da çıkan bir habere göre TBMM Darbeleri
Araştırma Komisyonu’na gönderilen bir MİT raporunda Rahip Santoro, Hrant Dink,
Malatya Zirve Yayınevi cinayetlerinin Özel Harp Dairesi’nin işi olduğu iddia
ediliyor. Darbeleri Araştırma Komisyonu’nun raporunda yer alan bu bilgiler
kuşkusuz malumun ilanından ibaret. Çünkü özgürlükçüler olarak zaten bu tür
suikastların derin yapılanmalar tarafından yapıldığını biliyorduk bu bakımdan
bir taraftan öldürülen insanların faillerinin bulunması adına gayret sarf
ederken diğer taraftan da ülkede özgürlüklerin, evrensel hukukun, insani
değerlerin ve demokrasinin tesisi adına gayret göstermekteyiz.
Farklılıklara karşı oluşan önyargının bir nedeni de
eğitim
Derin yapılanmaların işlediği cinayetlerin ortaya çıkarılması
için kuşkusuz ciddi gayretler sarf edilmeli ancak Hrant Dink cinayeti ve altı
yıllık geçen sürede yaşananlar bizlere bir şey daha gösterdi ki, o da; ötekine
karşı hala ciddi bir önyargının varlığını devam ettirmesidir. Eğitimin -en
başında- milliyetçi, ulus devletçi ve Türk ırkının yüceltilmesi esasına göre
kurgulandığı bir ülkede Hrant Dink nezdinde Ermenilerin hala düşman ve tehdit
olduğu algısının varlığını devam ettirdiğini görmekteyiz. Bilindiği gibi
tek-tipçi eğitim sistemlerinde öğrencilere devletin istemediği hiçbir bilgi ve
değer aktarılmaz. Dolayısıyla öğrenciler otonom bir kişilik elde
edemediklerinden ötürü neyin doğru, neyin yanlış ve kimin dost, kimin düşman
olduğunu ve olacağını ancak ve ancak devletin belirlediği kriterlerle anlarlar
ve bu doğrultuda bir anlayışla hayatlarını sürdürürler. Bu tür eğitim
istemlerinde bireylere aşılanan, İç ve dış tehditler üzerinden oluşturulan bir
kişilikle bireylerde vatanı için her şeyi göze alabilme gerekirse bu uğurda
ölüme bile gitme istek ve duygusu kazındırılır. Ders kitapları bu türden
endoktrinasyon örnekleriyle doludur. Ders kitaplarında işlenen konulara
bakıldığında cemaatler, tarikatlar ya da farklı inanışa ve görüşe sahip olanlar
iç tehdit, örneğin içimizde yaşayan Ermeniler ve diğer farklı ülkeler de dış
tehdit olarak sunulur.
Ders kitaplarında Ermeniler
Milli Eğitim Bakanlığı, Talim ve Terbiye Kurulu’nun
08.12.2011 gün ve 261sayılı kararı ile ders kitabı olarak kabul edilen ve
birinci defada 152.459 adet basılan, MEB Yayınları; Ortaöğretim İnkılâp Tarihi
Ders Kitabı’ndan 1915 Ermeni Olayları adlı konuyla başlayalım: “Aslında
Ermeniler, Osmanlı Devleti’nin I. Dünya Savaşı’na katılmasını fırsat olarak
görmüşlerdi. Hınçak ve Taşnak komitelerinin öncülüğünde Anadolu’nun birçok
yerinde isyan başlattılar ve Rusların işgal ettiği bölgelerde masum halka karşı
katliama giriştiler. Kendilerine katılmayan Ermenileri bile öldürmekten
çekinmediler. Ermeni komitelerinin ‘Kurtulmak istiyorsan önce komşunu yok et’
talimatı üzerine isyancı Ermeniler, eli silah tutan Türk erkeklerinin
cephelerde bulunması ile savunmasız kalan Türk köylerine saldırarak katliam
yaptılar. Van’ın Zeve köyünde olduğu gibi birçok köyün halkını çoluk çocuk
demeden katlettiler. Kayseri’de, Maraş’ta, Muş’ta, Bitlis’te, Diyarbakır’da,
Elazığ’da ve Van’da isyan ederek katliamda bulundular. Ayrıca Osmanlı
kuvvetlerini arkadan vuran Ermeniler, Osmanlı birliklerinin harekatını
engellemiş, ikmal yollarını kesmiş, köprü ve yolları imha etmiş, Rusya’ya
casusluk yapmış ve bulundukları şehirlerde isyan ederek Rus işgalini dek
olaylaştırmışlardır.”
Ermenilerin ders kitaplarında bu şekilde aktarıldığı ve
akabinde sıklıkla dar bir milliyetçilik anlayışının verildiği bir eğitim
anlayışında pek tabiidir ki bir öğretmen Hrant Dink’in öldürüldüğü sıralarda şu
mısraları yazacaktır; “Vatan benim, adı Türkiye. Sahibi benim, adım Türk
biline. Sakın yan bakmayın Türk iline. Söz söylenirse Türklüğüme, gözüm karadır
benzerim şahine. Bu millet kıymaz bildiğin gibi bülbüle de ürkek güvercine de.
Türklüğüm söz konusu olunca, dayanamam kara karga sesine...”
Oysa eğitim farklılıkların birer zenginlik olduğu
gerçeğinden hareketle bireyin çevresinde başka renklerin, dillerin, görüşlerin,
inançların ve hayatların da olabileceği ve bunların da birer tehdit değil
zenginlik olduğu gerçeğinden yola çıkarak özgürlükçü bir anlayışla dizayn edilmiş
olsaydı, belki de bu türden ötekileştirici, dışlayıcı ve diğerlerine düşman
gözüyle bakan anlayışların pek yer etmediğine tanıklık edecektik. Oysa -Allah
rahmet etsin- Hrant Dink her defasında Türklüğe hakaret etmediğini, bilakis
Türklerle yaşamayı kendisi için bir şans saydığını ifade etmekteydi ve
Ermenilerin ve Türklerin içindeki önyargıların ancak birarada yaşamakla
geçebileceğini ifade ediyordu. Bu yüzden her defasında ısrarla“biz birbirimizin
ilacıyız” demekteydi. Ne var ki içimize atılan nefret tohumları yüzünden bu
bilge insan anlaşılamadı.
Eğitimde reformlar devam etmeli
J. Krishnamurti; “Milliyetçilik bir hastalıktır ve hiçbir
zaman dünyada barışı tesis etmeyecektir. Hastalıkla sağlıklı olamayız. Bu
yüzden önce kendimizi hastalıktan kurtarmalıyız” der. Bu bakımdan farklı
ideolojilere, görüşlere, inançlara, ırklara ve mezheplere karşı ciddi bir
hoşgörü kültürünün yerleşemediği dar, kısıtlı ve içe kapalı siyasi ortamlarda
mutlaka bir zihin kırılmasına ihtiyaç vardır. Söylemleri, bakış açıları her
kesimden insanı kucaklayan, farklı görüş ve inançlara saygılı, evrensel ahlak
anlayışı üzerine bina edilen yeni ve farklı bir toplumsal bakış açısı üretme
zorunluluğu söz konusudur. Eğitim buna bir katkı sunabilir. Son yıllarda gerek
ders kitapların içeriği ve gerekse eğitim anlayışı üzerinde ciddiyetle eğilen
başta MEB Bakanı’na büyük sorumluluklar düşmektedir. Her fırsatta eğitimde
tek-tipçiliği eleştiren ve önerilerini sunan bir bakanın olması kuşkusuz
sevindirici. Ne var ki eğitimin bu hassas süreçte ivedilikle reforma ihtiyacı
vardır.
ufukcoskunn@gmail.com
http://www.duzceyerelhaber.com/kose-yazi.asp?id=13159&6.%20y%C4%B1l%C4%B1nda%20Hrant%20Dink%20ve%20%C3%B6tekile%C5%9Ftirilen%20Ermeniler
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.