Ermenistan’ın Kurtuluşu İçin Ermeni Gizli Ordusu’nun
Fransızca adı l’Armée Secret Arménien pour la Libération d’Arménie’nin kısa
adıyla ASALA’nın, 7 Ağustos 1982’deAnkara’daki bir eylemi sonucu idam edilmiş
Ekmekçiyan’ın cenazesini, ailesi talep ediyor.
7 Ağustos 1982 tarihinde Ankara Esenboğa Hava Alanı’nda,
9’unun öldüğü, 72 kişininyaralandığı, Başbakan Bülent Ulusu’yu hedefleyen Garin
(Erzurum) silahlı operasyonusonucu arkadaşı Zohrab Sarkisyan ölü, Levon
Ekmakçiyan ise yaralı ele geçmişti.
Ekmekçiyan, Mamak Askeri Ceza Evi’ne konulmuş, 7 Eylül
1982’de idama çarptırılmış, 28 Ocak 1983’te ise cezaevinde infaz edilmiş ve
Cebeci Asri Mezarlığı’na defnedilmişti.
Ekmekçiyan’ın Fransa’da yaşayan ağabeyi Hampartsum
Ekmekçiyan, avukatları Eren Keskin aracılığıyla Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’ne
sunduğu dilekçede (…) Bugüne kadar çeşitli kaygılarla kardeşinin cenazesini
istedikleri yer-usullerle defnedebilmek için şimdiye dek başvuru
yapmadıklarını; ama bunun zamanın geldiğini, cenazelerinin naklini istedikleri yazıldı.Cebeci
Mezarlığı’nda gömülü olduğu yerin bilgisinin verilmesini istediği de öğrenildi.
Mezarını bilmiyoruz
Görüşlerine başvurduğumuz Avukat Eren Keskin ise Ailenin
bugüne kadar oğullarının mezarının yerini dahi bilmediğini, ziyaret
edemediğini, dolayısıyla cenazesini almak istiyor. Geçmiş koşul ve endişeleri
nedeniyle gidememişler. ASALA’ya bakışı düşünülünce ailenin endişeleri çok
anlaşılır dedi. Keskin, Ekmekçiyan’ın saldırıdan 1 ay sonra avukatsız çıktığı
mahkemede tek celsede idama mahkûm edildiğini kaydederek olayı araştırdığımda
aslında yargılamanın çok antidemokratik biçimde yapıldığını gördüm. 12
Eylül’deki tüm davalar gibi. İstiklal Mahkemesi’ni aratmayan bir yargılama
şekildi bu diye konuştu.
O bir Adana’lı yani Kilikya coğrafyasındandı…
Fransa’nın başkenti, Paris’te Türk, Yahudi, Rum, Kürt,
Ermenilerin yan yana yaşayıp çalıştıkları, öğleyin yakın hatta aynı lokantada
yemek yediği, kendi mahallelerinde konuşan kardeş Ekmekçiyan: Türkiye’nin hiç
olmazsa ağabeyinin cenazesini vermekte, genel teamülle uygun şekilde onu gömmek
isteklerine engel olmayacağını ummak istediklerini söylüyor…
1915 Büyük Felâketi’yle Adana’dan, nice badireler
atlattıktan sonra Lübnan’ın başkentiBeyrut’un, topuklu ayakkabılarının arkasına
basmış, beyaz çoraplı, yelek üstü omuza atılmış ceketleriyle, sokakta yarenlik
edip tavla oynayan delikanlılar ile kızların işe veya eve yetişme
görüntüleriyle tam Kilikya-Adana’yı andıran Burj Hamud ilçesine canhıraş
vaziyette kapağı atıp yerleşmişler. Yıllar sonra da Paris’e gelmişler, bu kez
Lübnan iç savaşından kaçarak…
Ekmekçiyan’ın Türk sağ/sol tedhişçisinden farkı ne?
12 Eylül 1980 darbe öncesi, Türkiye’de sağ / sol
kesimleri silahlı eylem örgütlerinin ideolojik anlamda hareket noktaları tabii
birbirinden uzak ama o kadar da yakındı. Toplum genelinde, hiçbir kesime yakın
olmayan kesimler için algı sağcı ve solcu çocuklar, ümitsizliğe kapılmış,
aldanmış, hata işlemişler idi, Zaman kendi merhemini sürdü yaralara sanki...
Araştırmacı-Yazar Sarkis Hatspanian’ın dediği gibi,
bunların içinde sağ/ sol kategorilerine girmeyen, ama suçluysa en az onlar
kadar suçlu, masum ise onlar kadar masum, dolayısıyla zamanın merhemini en az
onlar kadar kendisine sürülmesi gereken Levon Ekmekçiyan’a karşı ise toplumda
sanki ittifak halinde bir karşı tavrı hüküm sürdü yıllarca....
Hele, birçok konuda olduğu gibi Esenboğa Hava Alanı’ndaki
silahlı eylem münasebetiyle basın ve medyamızda yıllarca yazılıp çizilenlerin,
nasıl aktarıldığını, bilgi kirlilikleriyle nasıl yıllarca beslenmiş olduğumuzu
öğreniyor ve Ekmekçiyan’a karşı tavrı anlamaya çalışıyoruz.
Ekmekçiyan ile aynı dönem, cezaevinde yatmış değişik
görüşteki tutukluların anılarını ve Ermeni Diyasporası’nın eski nüsha
gazetelerini okuduğunuzda o sırf Türk oldukları için kitle üzerine kör şekilde
ateş ettiği vs söylenenlerin bire bir tanıklıklarla nasıl çeliştiğini
görüyoruz.
Bugün Zohrab Sarkisyan ve Levon Ekmekçiyan’ın siviller
ölmesin diye, o baskın sırasında ellerinden geleni yaptıklarını, bas-bas
bağırarak Bakın, bizim sizinle hiçbir meselemiz yoktur; biz bu eylemi devlet
temsilcilerine karşı yapıyoruz türü sloganlar attıklarını öğreniyoruz.
Yoksa Türklere karşı kör milliyetçi, hatta ırkçı tavır
sergileyen bir örgüt kendi gazetelerinde militanlarının uyarı sloganları
attıklarını niye yazsın ki? Tersine gördüğün her yerde Türkleri öldüreceksin
diye hastalıklı bir zihniyete sahip olsalar tabii bambaşka bir üslup
kullanırlardı…
Sonuçta tabii ki tedhiş tedhiştir, suçsuz insanların
öldürülmesi yanlıştır; devlet temsilcisi bile olsa son tahlilde onu katlederek,
masum eşini ve çocuklarını dul ve yetim bırakmanın yanlışlığını, mahkûm
edilmesi gerektiğini vs asla ve kata tartışmıyoruz.
Bununla birlikte, ünü, değeri ülke sınırlarını aşmış
gazeteci, sendikacı, öğretim üyelerini katledip, kahvehaneleri tarayıp
öldürenlerin daha sonra Türkiye’nin gururu haline geldiği, milletvekili,vali
hatta Bakan oldukları şartlarda neden Levon Ekmekçiyan’a karşı farklı ve
katmerli bir kin duymak, anlaşılır şey değil… Nüansı anlatabiliyor muyuz?
Malum tedhişçiler için konuşurken pırıl-pırıl
diplomatlarımızı katledenler deriz… Pekiyi, isimlerini sayamayacağımız kadar
gazeteci, öğretim üyesi, bilim insanı, iş insanı, öğrenci,öğretmen nice
şehidimiz pırıl-pırıl değiller miydi? Az mı pırıl-pırıl mıydılar onlar?
Pekiyi, saydıklarımızın faillerini bugün af etmekten öte,
bazı kesimlerin omuzlar üstüne alıp baş tacı etmelerini hatta Bakan olmaya
kadar mevkilere yükseltmelerine ses çıkarmıyorsak, neden sıra pırıl-pırıl
diplomatlara gelince hiç anlayışsız oluyor ve kin kusuyoruz ki?
Pırıl-pırıl aydınlarını, değerlerini, şu veya bu fikri
savundukları için katledenler acaba Türk-Kürt Müslüman oldukları için mi zaman
merheminden yararlanabiliyor, hatta Türkiye seninle gurur duyuyor sloganlarına
mazhar olup, mebus, bakan bile olabiliyorlar?
Peki pırıl-pırıl diplomatları, temsil ettikleri devlet
münasebetiyle katledenler acaba sırf Ermeni -Hıristiyan oldukları için mi aynı
zaman merheminden yararlanamıyorlar ve sanki diğerlerinden çok daha gaddar ve
canavarmış gibi algılanıyorlar?
Biliyorum, ilk başta sarsıcı olacak ama düşünün hele,
buram-buram Anadolulu olan ASALAtedhişçilerini, vazgeçtik baş tacı etmeyi,
Türkiye’ye gelişlerine izin versek, çocukluklarında kulaklarıyla ‘tanımış’
oldukları Türkiye’yi gözleriyle tanımalarına fırsat verirsek, ne olur?
Raffi A. Hermonn
http://t24.com.tr/yazi/asala-militaninin-ailesi-cenazesini-talep-ediyor/6179
1 yorum:
Yokk oyle bir sey olamaz sevgili Rafi ,,,onlar bu topraklara geldiklerinde gozlerini dort acmali ve korunmasiz katiyyen gezmemelidirler aynen bir Guvercin urkekliginde.
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.