***
Türkiye Büyük Millet Meclisi´ne 29 Mayıs 1926 tarihinde
bir kanun teklifi gelir. Kanunu Denizli Mebusu Haydar Rüştü Bey ile arkadaşları
vermiştir. Bu kanun teklifine birçok milletvekili de imza atarak destek
vermişlerdir. Meclise sunulan kanun teklifinin birinci maddesi „Ermeniler
tarafından siyasi maksatlarla öldürülen Türk siyasisi yöneticilerinin eş ve
çocuklarına Ermeni terk edilmiş malları ve emlakından bir mülk verilir“ şeklindedir.
Türkiye Büyük Millet Meclisi´ne 29 Mayıs 1926 tarihinde
bir kanun teklifi gelir. Kanunu Denizli Mebusu Haydar Rüştü Bey ile arkadaşları
vermiştir. Bu kanun teklifine birçok milletvekili de imza atarak destek
vermişlerdir. Meclise sunulan kanun teklifinin birinci maddesi „Ermeniler tarafından
siyasi maksatlarla öldürülen Türk siyasisi yöneticilerinin eş ve çocuklarına
Ermeni terk edilmiş malları ve emlakından bir mülk verilir“ şeklindedir.
Bu suikastçılara bir ihtardır. Siz herhangi bir Türke
suikast yapabilir ve öldürebilirsiniz, fakat biz onun evladını yarın sizin
gözünüzü çıkarmak, kafanızı kırmak için yine sizin paranızla yetiştiririz.
Türkiye Büyük Millet Meclisi´ne 29 Mayıs 1926 tarihinde
bir kanun teklifi gelir. Kanunu Denizli Mebusu Haydar Rüştü Bey ile arkadaşları
vermiştir. Bu kanun teklifine birçok milletvekili de imza atarak destek
vermişlerdir. Meclise sunulan kanun teklifinin birinci maddesi „Ermeniler
tarafından siyasi maksatlarla şehit edilen Türk siyasisi yöneticilerinin eş ve
çocuklarına Ermeni terk edilmiş malları ve emlakından bir mülk verilir“
şeklindedir. Ve kanun teklifinin ikinci maddesinde de „bu mülkün değeri ve aslı,
şehit edilen kişilerin en refah içinde yaşadıkları durum ve ünvanları dikkate
alınarak takdir edilir“ denmekteydi. Kanun teklifi Başbakan İsmet İnönü
tarafından 25 Aralık 1926 tarihinde BMM Başkanlığına sunulur. Kanun teklifinin
veriliş sebebi „Memleketin kurtuluşunu, geleceğini, saadetini ilerleme ve
gelişmesini hayat tarzı kabul eden ve suikaste maruz kalarak şehit edilen
yöneticilerin geride bıraktığı eş ve çocukları milletin ve devletin
emanetindedir.
Büyük idealler peşinde hayatlarını feda eden büyük
insanların aile ve evlatlarının acılarını teselli etmek, onları
mükafatlandırmak benzerlerini gayrete getirmek ve milletin şükran hislerini
göstermek, kuvvetlendirmek, onların fakir fukara durumuna düşmemesi için
gereğini yapmak“ şeklinde açıklanır. Meclis´te kanun hakkında çeşitli
tartışmalar yaşanır. Tartışmaların biri bu yardımın para mı mülk mü olması
konusundadır. İkinci tartışma konusunda ise Sinop Milletvekili Recep Zühtü Bey
şöyle der: Bu kanunu kabul ederken, vatana hizmetten çok suikastçı Ermenilere
bir karşılık vermeyi hedefliyoruz. Sadece vatana hizmet endişesiyle
yaptığımızda hakkında çok söz söylenecektir. Çünkü memleketin her tarafı birçok
fedakarın yetimleri ile doludur. Biz bunu karşı bir misilleme amacıyla
yaptığımız için, „milli mallar“ kaydı kaldırılarak, „firari Ermenilerin terk
edilmiş mallarından verilir“ kaydını koymalıyız. Recep Zühtü Bey`in teklifinin
gerekçesi de şöyledir: Bu suikastçılara bir ihtardır. Siz herhangi bir Türke
suikast yapabilir ve öldürebilirsiniz, fakat biz onun evladını yarın sizin
gözünüzü çıkarmak, kafanızı kırmak için yine sizin paranızla yetiştiririz.
Daha sonraki tartışmalarda, Giresun Milletvekili Hakkı
Tarık Bey, hazırlanacak listeye Muş Mutasarrıfı Servet Bey´in de eklenmesini,
Aksaray Milletvekili Neşet Bey de, Erzincanlı Hafız Abdullah Efendi´nin isminin
unutulduğunu, Erzincan Milletvekili Abdülhak Bey de, „Nemrut Mustafa Divanı
Harbi Örfi´nin kararıyla aynı meseleden yanlışlıkla idam edilmiş (...)
Erzincanlı Şehit Hafız Abdullah Efendi´nin ailesinin eklenmesini istemiştir.
Meclis´teki tartışmalarda, Ermeni komiteleri tarafından şehit edilenlerin
hükümetçe tespit edilerek genişletilmesi istenmiştir. Muş Mutasarrıfı Servet
Bey´in listeye dahil edilmesi Giresun Milletvekili Hakkı Tarık Bey ile
Gümüşhane Milletvekili Fehmi Bey arasında tartışmalara neden olmuş, Servet
Bey´in şehit olmadığı ve hastalıktan öldüğü söylenince, Muş Milletvekili İlyas
Sami Bey, Servet Bey´in Ermeni Komiteleri yüzünden gerçekten mağdur olarak
vefat ettiğini söylemiştir.
Tartışmalardan sonra oylamaya geçilirken Servet Bey de
listeye eklenmiştir. Erzincan Milletvekili Abdülhak Bey´in umumu kapsaması
teklifi reddedilmiş ve kanundan „Milli Mallardan“ ödenmesi sözü çıkartılmış ve
„Firari Ermenilerin Terk Edilmiş Mallarından“ sözü eklenmiştir. Kanunda şöyle
denilmektedir: Bu suçların işlenmesinde rolü olan bir çok kaçak Ermeninin
geride bıraktığı ve yıllar geçmesine rağmen sahipleri çıkmadığı için
Ermenilerin terk edilmiş mallarının bulunması nedeniyle, Maliye Bakanlığı
Vakıflar İdaresine devredilmiş mallardan ödenmesi karara bağlanmıştır. Kanun
her hak sahibine 20.000 liralık bir gayrimenkul verilmesini kararlaştırmıştır.
Kanun 27 Haziran 1926´da yürürlüğe girmiştir.
Bu kanunun çıkmasından yaklaşık 5 yıl önce, BMM 25 Aralık
1921´de Urfa Mutasarrıfı Nusret Bey ve 14 Ekim 1922 tarihinde de Boğazlıyan
Kaymakamı Kemal Bey´i „Milli Şehit“ ilan etmiş, eş ve çocuklarına maaş
bağlamıştı. 2 Şubat 1927 yılında Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey´in eşi Hatice,
kızları Müzehher ve Müşerref ile oğlu Adnan`a, Reisi Cumhur Gazi M. Kemal ve
Başvekil İsmet (İnönü) imzalı kararname ile 20.000 lira değerinde bir
gayrimenkul verilmiştir.
Urfa Mutasarrıfı Nusret Bey´in eşi Hayriyye, oğulları
Tarık, Mazlum ve Nasuhi beylere de, Beyoğlu Asmalı Mescid mahallesinde büyük
caddede bulunan bir dükkan ve Safiyeli Anzavur Hanı adıyla bilinen apartmanda
Bedros adlı kişiden terk edilmiş bulunan gayrimenkulün 15.625 Liralık hissesi
devredilmiştir.
12 Şubat 1930 tarihli bir kararname ile de „Ermeni
komiteleri tarafından şehit edilen devlet adamı Doktor Reşit Bey´in ailesine de
İstanbul Feriköy Kır sokkaktaki, Tahtaburunyan´dan terk edilmiş 143 nolu hane
ile Kurtuluş Caddesinde Hokaçyan Viçen´den terk edilmiş Fransız mezarlığındaki
115 nolu dükkan verilmiştir.
13 Şubat 1927 tarihinde de, Ermeni suikast komiteleri
tarafından şehit edilen Doktor Bahaeddin Şakir Bey´in eşi Cenan, oğlu Alp ve
Mehmet Celasin beylere de Şişli Kır sokakta bir gayrimenkul verilmiştir.
30 Ağustos 1927 tarihli kararname ile de şehit edilen
Cemal Paşa`nın yaveri Nusret Bey`in eşi Elmas Perinan ve kızkardeşleri Nebiye
ve Münire ile kardeşi Aziz Nihad Bey´e Firari Ermeni Mihran Bezoryan ile Kirkor
Esmeryan`ın terk etmiş olduğu, İstanbul Beyoğlu Feriköy Büyükdere caddesinde
83/123 nolu hane ile Kadıköy Caferağa Mahallesi Papazoğlu Cedid Moda Caddesinde
34 nolu dükkan ve 36 nolu apartman dairesi verilmiştir.
27 Haziran 1926 tarih ve 405 sayılı Resmi Gazete´de
yayınlanarak yürürlüğe giren kanun ile „Ermeni suikast komiteleri tarafından
şehit edilen ve bu uğurda mağdur olan devlet adamlarının ailelerine emlak ve
arazi“ verilmesi kararlaştırılır ve Talat Paşa, Cemal Paşa, Cemal Azmi Bey,
Bahaeddin Şakir ve Cemal Paşa´nın yaverleri Süreyya ve Nusret Bey ile Sait
Halim Paşa`nın ailelerine olmak üzere toplam 21 kişiye maaş bağlanır. Ayrıca
„Tehcir meselesinden dolayı Nemrut Mustafa´nın başkanlık ettiği Divan-ı Harb
kararlarıyla idam edilen devlet adamlarının aileleri hakkında kanun“ ile de
toplam 20 kişiye de aylık bağlanır.
Talat ve Cemal paşalar, Trabzon Valisi Cemal Azmi,
Teşkilat-ı Mahsusa lideri Bahaettin Şakir, Cemal Paşa’nın yaverleri Süreyya Bey
ve Nusret beyler, Sait Halim Paşa, Urfa Mutasarrıfı Nusret Bey, Boğazlıyan
Kaymakamı Kemal Bey, Dr. Reşit Bey, Hafız Abdullah Avni ve Muş Mutasarrıfı
Servet Bey ve ailelerine ‘Emval-i Metruke’ (Ermeniler veya Rumlarca terkedilmiş
mallar) faslından 20 bin liraya kadar kıymette arazi verilmesi kararlaştırılır.
Gerek „Milli Şehit“ ilan edilmede, maaş bağlanmasında,
gayrimenkul ve arazi verilmesindeki temel gerekçe şöyledir: Memleketin
kurtuluşunu, geleceğini, saadetini ilerleme ve gelişmesini hayat tarzı kabul
eden ve suikaste maruz kalarak şehit edilen yöneticilerin geride bıraktığı eş
ve çocukları milletin ve devletin emanetindedir.Büyük idealler peşinde
hayatlarını feda eden büyük insanların aile ve evlatlarının acılarını teselli
etmek, onları mükafatlandırmak benzerlerini gayrete getirmek ve milletin şükran
hislerini göstermek, kuvvetlendirmek, onların fakir fukara durumuna düşmemesi
için gereğini yapmak.
Yukarıda adı geçenler arasında idam edilenler ile ilgili
bazı bilgileri hatırlamakta yarar var kanısındayım.
Bayburt Kaymakamı ve Urfa Mutasarrıfı Nusret Bey
5 Ağustos 1920 tarihinde Tercüman-ı Hakikat gazetesinde
„Bayburd Tehciri Hakkında Divan-ı Harb-i Örfi`nin kararı yayınlanır. Karar
şöyle başlar: „Bayburd Kaymakamlığında bulunduğu esnada adı geçen kaza
Ermenilerinin tehciri dolayısıyla yapılan cinayet ve malların yağmalanması belasına
dahil olduğu ve tehcir emrinde gösterdiği tazyik eseri olarak Bayburd Mal
Müdürü Yovakim Efendi´yi asarak, eşi ve kızlarının zehirlenerek intihar
etmelerine sebebiyet verdiği, Ergani Mutasarrıflığında bulunduğu sırada,
Trabzon´dan tehciren sevk edilmiş olan 24 yaşında Trabzonlu Filomen Toryan
binti Alku`nun ırzına geçme, adı geçenin kızkardeşi olup 12 yaşlarında bulunan
ve Naime olarak adlandırılmış olan küçük kızın bekaretini bozduğu iddiasıyla
sanık olarak tutuklu bulunan Erenköyü´nde Bağdad Caddesi´nde oturan Urfa eski
Mutasarrıfı 44 yaşında Yanyalı Nusret Bey bin Behram Efendi...“ Bu girişten
sonra Bayburt´da Ermeni tehciri sırasında olup bitenler ve bunlara katılanlar
hakkındaki suçlamalar anlatılır. Burada sadece Nusret Bey ile ilgili olan bölümleri
özetle aktaracağım. Mahkemede ve başka yerlerde ifade veren tanıklar, tehcir
işlemlerinin Erzurum´dan 30-40 kişi ile gönderilen Mehmed Necati Efendi
tarafından Erzincan´a sevk olunduğunu, kafile kafile ve sefilane bir surette
sevk olunduklarını, sevk edenlerin 2 saat sonra geri döndüklerini, sevk edilen
Ermenilerin yolda mallarının ve nakit paralarının alınarak katledildiğini
söylemişlerdir. Tanıklar ayrıca, Ermenilerin bir gece içinde kimsenin haberi
olmadan Kaymakam Nusret Bey`in emriyle polis ve jandarmalar tarafından apar
topar toplanarak, insanlık kurallarına uyulmadan sevk edildiklerini,
hanelerinde kalan malların toplattırılarak satıldığını, kötüye kullanmaların
olduğu, Nusret Bey´in Erzurum Valisi Tahsin Bey´in adamı olduğu için kanuna
aykırı hareket etmekten çekinmediğini söylemişlerdir. Tanıklar Bayburt
Ermenilerinin 15-20 gün içinde azar azar kafileler halinde sevk edildiğini, ve
büyük bir kısmının katledildiğini, Nusret Bey`in,150 kadar kız ve erkek Ermeni
çocuğunu Binbaşı Hanı´na doldurduğunu ve herkesin istediği çocuğu alabileceğini
söylemişlerdir. Tanıklar, Bayburt tehcirinin Erzurum´dan gelen Mehmed Necati
Efendi (Pire Mehmed) tarafından idare edildiğini ve Bayburt´un 2 saat uzağında
Değirmen mevkiinde Teşkilatı Mahsusa tarafından katledildiklerini ve Teşkilatı
Mahsusa subayının Doktor Bahaeddin Şakir yanlarında da Filibeli Hilmi ve Yedek
Mülazım Sadi ile birlikte katliamı düzenlediklerini, Ermenileri Mehmed
Necati´nin Bayburt`tan çıkardığını ve bir kafilenin Pülümür´de yok edildiğini
belirtmişlerdir. Bayburtlu Ermeni tanıklar da Nusret Bey´in Bayburt´a yakın
mesafedeki Binbaşı Hanı ve Hindi Hanı gibi yerlerde kafilelere refakat
ettiğini, kendilerini kamçıladığını, para talep ettiğini, katliam yerinde hazır
bulunduğunu, jandarmaların güzel kızları alıp götürdüğünü anlatmışlardır.
Mahkeme kararında Ergani olaylarında tanıklık edenler,
Nusret Bey´in „Demir Pençeli Mutasarrıf“ olarak adlandırıldığını, Bayburt
tehcirinden sonra mükafat olarak Erzincan Mutasarrıf Vekilliğine atandığı ve
sonra da Ergani Mutasarrıfı olduğunu belirtmişlerdir. Nusret Bey, Ergani`ye
gelen bitkin Ermenileri yol inşaatında çalıştırmaya başlamış, geri kalan
çocukları Diyarbakır`a sürmüş, cani-i müntehir (intihar eden cani) Reşit Bey´e
teslim etmiştir. Daha sonra 15-20 bin Ermeni´nin geçiş yeri olan Urfa
Mutasarrıflığına atanmıştır. Bayburt Mal Müdürü Yovakim Efendi İslama geçtiği
için tehcir edilmemiş, daha sonra Nusret Bey, onun kızlarını istemiş ancak red
cevabı almıştır. Nusret aileyi tehcir etmekle tehdit etmiştir. Yovakim Efendi
kendisi ve iki oğlu asılarak, eşi ve kızı ve kızkardeşi de zehir içerek intihar
etmişlerdir.
Mahkeme tüm tanıkların dinlenmesinden sonra Nusret Bey´i
ve Mehmed Necati´yi gıyabında idama mahkum etmiş, bu karar 4 Ağustos 1920’de
padişah tarafından onaylanmış ve 5 Ağustos 1920’de Istanbul Bayezıt’ta infaz
edilmiştir.
Nusret Bey ile ilgili bölümü bitirmeden birkaç bilgi daha
ekleyelim. Nusret Bey ilk defa 6 Nisan 1919´da Ermeni tehciri nedeniyle
azledilir ve İstanbul´a çağrılır. Daha sonra serbest bırakılır ancak 6 Kasım
1919´da tekrar tutuklanır. Nusret Bey, 3. Ordu´ya yaptığı hizmetlerden dolayı,
3. Ordu ve Erzurum Valiliği tarafından ödüllendirilmiştir. Nusret Bey, 14
Haziran 1917´de o sırada Yıldırım Orduları Komutanı olan Mustafa Kemal Paşa´nın
isteği üzerine Urfa Mutasarrıflığına atanmıştır. Urfa´da Nusret Bey´in
yaptırdığı bir Mustafa Kemal anıtı bulunmaktadır. Nusret Bey´in yargılanması
sırasında, en önemli şahitlerin Türkler olduğunu da belirtelim.
Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey
„Yozgat Tehcir ve Taktili Muhakemesi" adını taşıyan
kısaca Yozgat Davası olarak bilinen mahkemede, Yozgat Mutasarrıf Vekili ve
Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey ile Yozgat Jandarma Komutanı Binbaşı Tevfik Bey
yargılanmıştır. Mahkemenin karar suretinde özetle şunlar yazılıdır: Kaymakam
Kemal Bey ve Binbaşı Tevfik Beyler, memurluk yetkilerinin geçerli olduğu
bölgedeki tehciri emredilen Ermenilerin, aciz kadınlarına, yaşı küçük erkek ve
kız çocuklarına varıncaya kadar, resmi emirdeki istisnaları bile dikkate
almayarak, kafiledekilerin hepsinin paraları, kıymetli eşyalarını ayırdıktan
sonra, kişi hukukunu dikkate almadan sadece kişisel hırslarının sevkiyle, bazı
alçak kişilerin emirlerini ve şeriata uymayan gizli emirlerini kabul ederek,
rahat ve güvenli olarak belirlenen yerlere gönderilmeleri için alınması gereken
tedbirleri bilerek dikkate almamışlardır. Birçok savunma imkanlarını ortadan
kaldırmak için kollarını bağlatarak, tasarlanmış ve uygulama şekli belirlenmiş
olan faciaların yapılmasına meydan vermişlerdir. Bu faciaları haber alarak,
birkaç kere açıklama isteyen amirinden gerçekleri saklamakla, alçakça
maksatların meydana gelmesini kuvvetlendirmek ve kolaylaştırmak suretiyle,
büyük suçlara ve sayılan öldürme çeşitleri ve çapulculuğa ve yağmalara
sebebiyet vermiştir.
Mahkeme 8 Kasım 1919 tarihinde Kemal Bey´i ve Şükrü
Çavuş`u idama, Binbaşı Tevfik´i de 15 sene kürek cezasına çarptırmış, kararın
padişah tarafından onaylanmasından sonra 10 Nisan 1919 tarihinde idam
edilmiştir. Kemal Bey idamından önce şöyle demiştir: “Sevgili vatandaşlarım,
ben bir Türk memuruyum. Aldığım emri yerine getirdim. Vazifemi yaptığıma
vicdanım emindir.“ Kemal Bey hakkındaki diğer bilgiler de şöyledir: 9 Ağustos
1915 tarihinde Talat Paşa, Ankara vilayetine çektiği bir telgrafta, Boğazlıyan
Kaymakamı vasıtasıyla üç bin yüz altmış (3.160) Ermeni’nin katledilmiş olduğu
bilgisini aktarır. Ciddi bir tahkikatın yapılmasını ve kendisine bildirilmesini
ister. Telgrafta bu bilginin Boğazlıyan Askerlik Şubesi Başkanından 15. Fırka
Komutanlığına oradan Kolordu Komutanlığına ve oradan da Başkomutanlık
Vekaletine gittiği bildirilmektedir. Bu olayla ilgili askeri hiyerarşi şöyle
işlemiştir: Boğazlıyan Mevki Komutanı Mustafa Bey tarafından yollanan telgraf
önce Kayseri 15. Fırka Komutanı vekili Şahabettin’e, oradan Ankara 5. Kolordu
komutan vekili Halil Recai’ye, o da Başkomutanlığa bildirmiştir. Öte yandan
Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey’in organize ettiği başka cinayetler hakkında da
telgraflar vardır. Yine Boğazlıyan Mevki Komutanı Mustafa Bey, Kemal Bey’in
Boğazlıyan’ın köylerinde 1.500’den fazla Ermeni katletmiş olduğunu belirtir.
Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey, daha sonra terfi ettirilmiştir. 19 Aralık
1919’da Yozgat Mebusu Şakir Bey, İstanbul Sorgu Kurulu Başkanı önünde verdiği
ifade de, Kemal Bey’in „ Ermenileri keserek Yozgat Mutasarrıfı vekilliğine
terfi ettiğini böbürlenerek anlattığını, „Boğazlıyan’da Ermenileri kestim,
mutasarrıf vekili oldum, burada da keserim, mutasarrıf belki de vali olurum“
dediğini aktarır. Kemal Bey, Boğazlıyan Kaymakamı iken 19 Ağustos-8 Ekim 1915
arasında Yozgat mutasarrıf vekilliğine atanmış ve 23 Nisan 1916’da bir başka
terfi almıştır. Kemal Bey’in işlediği cinayetler hakkında herhangi bir
soruşturma açılmazken, kendisi hakkında Ermeni sürgünü sırasında zimmetine mal
geçirdiği için soruşturma açılmış ve mahkemeye verilmiştir. Bu durum
İstanbul’daki duruşmanın 6 Şubat 1919’daki oturumunda ortaya çıkmıştır. Kemal
Bey’in avukatları, Onun Ermenilerin sürgün edilmesi meselesinden dolayı
Yozgat’ta yargılandığını ve beraat etmiş olduğunu ve aynı suçtan iki kez
yargılanamayacağını savunmuşlardır. Yozgat’tan durumun öğrenilmesi hakkında
verilen mahkeme kararından sonra gelen cevap okunmuştur. Kemal Bey 8 Ocak
1917’de Ankara Vilayet Meclisi İdaresi ve 12 Nisan 1917’de Şurayı Devlet’in
kararlarıyla, Ermenilerin terk ettikleri mallarla ilgili yolsuzluk ve
suistimale katıldığı için yargılanmış ve 13 Haziran 1917’de görevinden
alınmıştır. 7 Ekim 1917’de önce „ memur sıfatıyla eşya satın aldığı“ için 3 ay
hapse mahkum olmuş ve bir üst mahkemede 25 Temmuz 1918’de beraat etmiştir.
Boğazlıyan’da bir mahalle ve bir okul onun adını taşımaktadır. Kemal Bey’in
kızı merhum Müşerref Gürenci’nin anlattığına göre, Atatürk, dedesini Konya´ da
kabul eder ve aralarında şu konuşma geçer:
Atatürk - “gel bakalım devletin babası”.
Arif Bey - “Aman Paşam devletin babası sizsiniz”.
Atatürk - “Sen öyle bir evlat yetiştirdin ki oğlun bu
meşaleyi tutmasaydı biz ateşi yakamazdık. Işık tutan senin oğlundur” der.
Hepimizin hatırını sorar ve dedeme evlatlarını “baba ver ben ilgileneyim”
teklifinde bulunur.
Dedem - Onlar bana vediadır Paşa Hazretleri siz
iaşelerini temin edin cevabını verir.
Atatürk - İstanbul’a git 20000 liralık bir mülk beğen,
yalnız Ermeni malı olsun. (Türk Dünyası Tarih Dergisi-Milli Şehit Kaymakam
Kemal Bey’in kızıyla sohbet. Celal ÖCAL 1994 Nisan 88, s.38)
Hafız Abdullah Avni Efendi (Hayran Baba)
İstanbul Divan-ı Harb-i Örfi Mahkemesinin „Erzincan
Tehcir ve Taktili“ kısaca Erzincan Davası`nda yargılananlar arasında Hafız
Abdullah Avni Efendi (Hayran Baba) da vardır. Bu davada Erzincan Mutasarrıfı
Memduh Bey bin Tayyar (Mehmet Memduh Bin Tayir), Erzincan Mebusu Halet Bey
(Sağıroğlu), Karmo Yusuf (meşhur eşkiyalardan), Erzincanlı Jandarma Çavuşu
Arslan, Aşiret Reisi Kagü ve Hacı Vahidzade Rıza Efendi yargılanırlar. Davada
ayrıca Erzincan Mevki Kumandanı ve Askeri Fabrikalar eski Müdürü Trabzonlu
Binbaşı Hafız Süleyman Bey, Erzincan Jandarma Tabur Kumandanı Yüzbaşı Ismail
Hakkı, Erzincan Jandarma SubayıTeğmen Cemil ve Süleyman, Jandarma Başçavuşu
Erzincanlı Halid Efendi, Erzincan Eşrafından Yaşar Bey, Jandarma Sivaslı Deli
Mehmed, Erzincan Mektebi Askeri İdadisiAskeri Müdür Muavini Yüzbaşı Asım, aynı
mektebin Dahiliye Subayı Teğmen Cezayirli Mehmed Efendi´nin haklarında
kovuşturma açılmasına karar verilir. Erzincan tehciri ve katliamları sırasında
ayrıca İttihat ve Terakki Sekreteri Macit Bey, Eczacı Mehmet Efendi´de
bulunmaktadır.
Hafız Abdullah Avni Efendi (Hayran Baba) 45 yaşındadır ve
Erzincan´da otelcilik yapmaktadır. Kendisine yöneltilen suçlamaları okuyalım:
Silah altına alınmayarak Erzincan Jandarma Dairesi´nde güya yazıcı sıfatıyla
alıkonulmuş olan Hafız Abdullah Avni Efendi´nin tehcirden iki ay önce silah
terhisi sebebiyle, kimlikleri bilinmeyen arkadaşları ile köylere giderek,
Ermenilere birçok işkence ve eziyet yaptığı, silahların nerede olduklarını
itiraf ettirmek için bizzat sopa ile darp ederek ölümlerine sebebiyet
vermiştir. Hafız Abdullah Avni Efendi , eski Mebus Halit Efendi, Karmo Yusuf,
Arslan ve Kagü´nün özel olarak alçak çete ferdleri ile çeşitli zamanlarda
Erzincan´a gayet yakın mesafedeki Zenberek Köprüsü, Telli (Tebelli) Çayı ve
Kemah Boğazı´nda tehcir için toplanan ve sevk olunan çocuk ve yaşlılardan
oluşan Ermeni kafilelerinin önüne çıkarak, silahla hücum etmişler, çoğunu
katledip imha etmişler, mallarını gasp ve yağma etmişlerdir. Hafız Abdullah Avni
Efendi ve Rıza Efendi, beraberindeki çete ile 70 kadar Ermeniyi nehre atmışlar,
su içinde çabalayanları da yaralamış ve yok etmişlerdir. Hafız Abdullah Avni
Efendi, iki atlı arkadaşı ile Haçik adlı Ermeni`nin evine saldırmış, köylere
giderek Erzincan´a getirdiği bazı Ermenilere çeşitli işkenceler yapmıştır.
Tehcirin bitmesine az kala bir belge ve araba alarak Sivas üzerinden Edirne´ye
kardeşi Gani Bey´in yanına gitmiştir. Davada yeminli birçok tanık dinlenmiştir.
Dava sonunda verilen kararda şunlar belirtilmiştir: Tehcir esnasında Erzincan
Ermenilerinin katledilmesi ve imhası, mallarının yağmalanması. İdam kararı
Hafız Abdullah Avni Efendi ´nin yüzüne karşı okunmuş ve karar 29 Temmuz 1920´de
infaz edilmiştir.
Yazımın sonunda bir noktayı belirtmek istiyorum. 12 Şubat
1930 tarihli bir kararname ile „Ermeni komiteleri tarafından şehit edilen
devlet adamı Doktor Reşit Bey“in ailesine de maaş bağlanmış iki Ermeni´den terk
edilmiş bir ev ve dükkan verilmiştir. Dr. Reşit intihar etmesine rağmen „şehit“
ilan edilmiştir. Alemdar Gazetesinin 5 ve 6 Nisan 1919 tarihli sayılarında
Hasan Amca tarafından kaleme alınan bir makalede Diyarbakır Valisi Dr. Reşit’in
“görevine yalnızca iki sandıkla gittiğini fakat İstanbul’a Ermeni
kurbanlarından alınan mallarla yüklü vagonlarla döndüğünü yazmaktaydı.
Farcalyan, Reşit Bey’in Costantinople’a gitmek üzere 43 kutu mücevherat ve 2
sandık kıymetli taşla bir trenle Halep’e geldiğini bizzat gördüm diye
ekleyerek, bu talanın mücevher ve değerli taşlar, birkaç halı ve çeşitli antikalar
içerdiğini aktarmaktadır. Reşit sonuçta çıkarıldığı mahkemede, 1916’daki
katliamlardan değil, hazineyi yüz binlerce Türk lirasından mahrum ederek Ermeni
sermayesinin zimmete geçirilmesinden dolayı cezalandırılmıştır. Daha sonra son
Ermenileri tehcire gönderdiği Ankara vilayetinin valisi olmuştur. Ankara’ya
atanan eski Diyarbakır Valisi Dr. Reşit, açığa alınmış ve hakkında soruşturma
başlatılmıştır. Dr. Reşit Ermenilerden gasp ettiği paralarla İstanbul’da bir
yalı almak isteyecek, Talat Paşa da olaydan haberdar olunca onu görevden
azledecektir. 8 Şubat 1919 tarihli Hadisat gazetesinde Süleyman Nazif şöyle
yazacaktır: Talat Paşa bundan fevkalade münfail (canı sıkılmış) olarak „katil“
sıfatıyla takdir ettiği Reşit’i, „gasip“ (hırsız) olduğu için azl etmiştir.
aykırıdoğrular
http://www.aykiridogrular.com/haber-688-Bir-mulk-begen-yalniz-Ermeni-mali-olsun.html
1 yorum:
Hayir getirmeye.
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.