Ordu
Ermenistan’da ordu ve kolluk kuvvetleri üzerinde kontrolü
sağlayamayan veya bu kurumların ciddi desteğini alamayan herhangi bir siyasi
gücün iktidara gelmesi neredeyse imkânsızdır.
Ordu ve kolluk kuvvetleri sosyal hayatın her alanına müdahale ederken,
parlamento ve diğer devlet kurumları dekoratif bir görünüm sergilemektedir. Bağımsızlık sonrası iktidara gelen siyasi
partilerin yakın tarihinin değerlendirilmesi bu iddiayı destekler niteliktedir.
Siyasiler, demokratik değerleri, insan haklarını liberal ekonomik anlayışı
genelde muhalefetteyken savunur. İktidara geldiğinde ise bu değerleri göz ardı
etmek ve yok saymak kabul görmüş bir yaklaşımdır. İktidar muhalefetin ciddi
baskısını hissettiği zaman gayet rahatlıkla askeri güç kullanabilmiştir. Nitekim 1996 ve 2004 yıllarında iktidar
muhalefete karşı askeri güç kullanmış ve Avrupa devletlerinden ciddi tepki
almıştır.
Ordu diğer kolluk kuvvetlerinden daha çok
siyasileşmiştir. Orduyu kontrol eden ülkeyi de kontrol etmiştir. Ordunun diğer
kolluk kuvvetlerinden daha üstün konumda olmasının esas nedeni, bağımsızlık
sonrası Azerbaycan topraklarının işgal edilmesinde başarılı olmasıdır. Her ne
kadar 12 yıldır Dağlık Karabağ Savaşı’nda ateşkes antlaşması imzalansa da,
ordunun siyasi hayata müdahale imkânı halen oldukça geniştir. Ordu son 15 yılda
diğer hiçbir bakanlığın ulaşamadığı başarılara imza atmıştır. Azerbaycan topraklarının
işgal edilmesinde profesyonel olmayan Ermeni komutanlar gönüllü birlikler
üzerinde kontrolü sağlayabilmiştir.
Ermenistan’ın ilk Savunma Bakanı Vazgen Sarkisyan olmuştur. Sarkisyan
karizmatik kişiliği ve profesyonel komutanlara olan saygısı ile ordunun
yapılanmasında önemli rol oynamıştır. İki dönem bakanlık görevinde bulunan
Sarkisyan ciddi ekonomik sıkıntılar yaşayan Ermenistan Hükümeti’ne ordu
bütçesini kısmaya imkân vermemiş, ayrıca ekonomik ve sosyal alanlar üzerinde
gayri-resmi kontrolü sağlamıştır. Mayıs 1994’de ateşkes antlaşması imzalanana
kadar, ordunun ve diğer kolluk
kuvvetlerinin dış, güvenlik, savunma, ekonomik ve sosyal siyasetin
belirlenmesinde tartışılmaz üstünlüğü olmuştur. Bu tarihten sonra ordunun ve
kolluk kuvvetlerinin üstünlüğü devam etse de, zamanla bazı konularda diğer
bakanlıkların da görüşleri dikkate alınmış ve uygulanmıştır.
Dağlık Karabağ Savaşı’nda ateşkes antlaşması
imzalandıktan sonra da, ordu, önemli ölçüde görüşmelere müdahale etmiştir. Bu
bağlamda özellikle Dışişleri Bakanlığı Savunma Bakanlığınıngörüşlerini dikkate
almaya mecbur olmuştur ve bu durumun uzun zaman devam edeceği istisna değildir.
Ermenistan’da ordunun onaylamadığı herhangi bir barış projesinin kabul edilmesi
neredeyse imkânsızdır. Eğer Savunma Bakanı kişisel olarak Hükümette etkin
konumdaysa, barış antlaşması için kesinlikle onun onayı gerekmektedir.
Ermenistan savunma bakanlığı reformların en az ve yavaş
uygulandığı bakanlıklardan biridir. Ordu üzerinde sivillerin kontrolü konsepti
önemli ölçüde kabul görmemiş, savunma bakanı ve genelkurmayın yetkileri tam
olarak belirlenmemiştir. Savunma Bakanlığı eski Sovyet modeli standartlarına
göre kurulmuştur. Savunma Bakanlığının gizli olmayan faaliyetleri hakkında bile
bilgi edinmek oldukça zordur. Pratik olarak orduyu sadece devlet başkanı,
savunma bakanı ve her ikisine yakın olan oldukça küçük bir grup kontrol
edebilmektedir. Ancak bu grubun bile orduyu nasıl kontrol ettiği hakkında kesin
bilgi bulunmamaktadır.
Polis
Sovyetler Birliği döneminde Ermenistan İçişleri Bakanlığı
Moskova’ya bağlı olsa da, özerk bir yönetime sahip olmuş ve sadece üst düzey
görevliler Moskova tarafından atanmıştır. Bu dönemde ülke genelinde suç oranı
düşük olsa da, İçişleri en büyük yolsuzlukların yaşandığı bakanlıklardan biri olmuştur.
Bağımsızlık sonrası İçişleri’nin statüsü ve rolü görevde bulunan bakanların
kişisel anlayışları ve gücü orantısında bir kaç defa değişmiştir. İçişleri
1992–1996 yıllarında daha çok siyasileşmiş ve politik hayata müdahale etmiştir. Dönemin İçişleri Bakanı Vano Siradegyan aynı
zamanda ekonomik alana da müdahale etmiş ve daha ileri giderek siyasi
rakiplerine karşı suikast düzenleyen özel bir tim kurmuştur. Siradegyan
görevden alındıktan sonra İstihbarat Bakanı görevinde bulunan Serj Sarkisyan
İçişleri Bakanı görevini de üstlenmiş, bakanlıkta bazı reformları uyguladıktan
sonra bu görevi bırakmıştır. İçişleri Bakanlığında yaşayan problemlerin nedeni
2002 yılına kadar eski Sovyet kanunları ile yönetilmesiydi. İçişleri’nin
faaliyetini düzenleyen kanunun kabul edilmemesi durumunda sorunların devam
edeceği gerçeği anlaşılınca, 2002’de ‘Polis Hakkında Kanun’ kabul
edilmiştir. Bu kanun gereğince
İçişleri’nin bakanlık statüsü kaldırılarak direk Hükümete bağlanmış ve polisin
iç politikaya alet edilmesi önemli derecede önlenmiştir.
İstihbarat
SSCB döneminde Ermenistan istihbaratı Komitet
Gosudartsvennoy Bezopasnosti (KGB-Devlet
Güvenlik Komitesi) büyük ölçüde Moskova tarafından kontrol edilmiştir. Komite
yerel Hükümetten bağımsız faaliyet göstermiştir. Komitenin başlıca faaliyet
alanı genel olarak ülkenin güvenliğini sağlamak olmuştur. Bağımsızlık
sonrasında ülke genelinde olduğu gibi KGB’de de bazı değişiklikler yaşanmış,
Komite’nin adı değiştirilerek Milli Güvenlik Birimi (MGB) olarak adlandırılmış
ve 1996’da İçişleri Bakanlığı ile birleştirilmiştir. İçişleri Bakanlığından
1999’da ayrılarak bakanlık düzeyine değiştirilse de, 2002’de tekrar statüsü ve
ismi Milli Güvenlik Hizmeti (MGH) olarak değiştirilmiş ve yalnızca devlet
başkanı karşısında sorumlu olmak şartıyla hükümete bağlanmıştır. Bu değişiklik sonucunda devlet başkanı güvenlik
kurumları üzerinde kontrolünü güçlendirmiştir. İktidarın bazen MGH’yi
kullanarak muhalefetin siyasi faaliyetleri hakkında bilgi aldığı ve bertaraf
ettiği iddia edilmiştir.
Bağımsızlıktan hemen sonra kurum Moskova’nın direk
kontrolünden uzaklaşmış ve milli özelliğe kavuşmuştur. Diğer eski Sovyet
Cumhuriyetlerinden farklı olarak Ermenistan KGB’si, bağımsızlık mücadelesinde
Moskova’nın yanında olduğu görünümü verse de, aslında bağımsızlık hareketine
destek vermiştir. Ermenistan istihbaratı bağımsızlık süreci ve sonrasında
olaylara profesyonel bir yaklaşım sergilemiş ve büyük ölçüde siyasetin dışında
kalmayı başarmıştır. MGH ordu ve İçişleri kadar Ermenistan siyasi hayatına
müdahale etmemiştir. Profesyonel ciddiyetini koruyan ve yolsuzluğun en az
yaşandığı ender kurumlardan biri olarak faaliyetine devam etmektedir.
Milli Güvenlik Konseyi
Milli Güvenlik Konseyi (MGK) bağımsızlıktan sonra
kurulmuş ve devlet başkanı, devlet başkanı yardımcısı, başbakan, başbakan
yardımcısı, parlamento başkanı, milli güvenlik baş danışmanı, savunma bakanı,
milli güvenlik hizmeti başkanı, içişleri ve dışişleri bakanları Konseye üye
seçilmiştir. Konsey kısa vadeli planlama yaptığı gibi, uzun vadeli ulusal
güvenlik doktrini hazırlamakla uğraşmıştır. Bağımsızlığın ilk yıllarında konsey
ulusal güvenliğin korunmasında, ordunun, siyasi sistemin ve diğer strateji
alanların geliştirilmesinde önemli rol oynamıştır. Ancak zamanla bu fonksiyonu bozulmuş ve
1990’lı yılların ortalarından itibaren konsey iktidarların siyasi çıkarlarının korunması
için kullanılmıştır. Örneğin, konseyin 1996 devlet başkanlığı seçimlerinde
Petrosyan’ın seçilmesi için yasaları ihlal ettiği iddia edilmiştir.
‘Güvenlik Hakkında Kanun’da konsey hakkında kısaca bilgi
verilse de, konseyin statüsü bugüne kadar herhangi bir yasayla
belirlenmemiştir. Devlet Başkanı Konsey Başkanı, Savunma Bakanı ise Genel
Sekreteridir. Konseyin sekreterliği yoktur. 1990’lı yılların sonlarından
itibaren faaliyetini oldukça sınırlandırmış ve iç politikaya fazla müdahale
etmemiştir. Özetlemek gerekirse, Konseyin hukuki statüsündeki belirsizlik ve
idari mekanizmanın kurulmaması onun faaliyetini sınırlayan esas nedenlerdir.
Ordu ve diğer kolluk kuvvetleri üzerinde sivil denetim
olmadığı için diğer bakanlıklara göre yolsuzluk oranı daha yüksektir. Hükümetin
yolsuzluğa karşı mücadele programı diğer alanlarda uygulanarak bazı başarılı
sonuçlarelde edilse de, söz konusu alanlarda ne tam anlamıyla uygulanmış ne de
başarı elde edilmiştir. Ordunun kamu, dış, güvenlik, ekonomi ve sosyal hayata
müdahale etmesinin bir nedeni bağımsızlık sürecinde ve Azerbaycan topraklarının
işgal edilmesinde başarılı olmasıysa, diğer nedeni, ordunun bu faktörü istismar
etmesi ve demokrasinineksikliğidir. Ordu diğer kolluk kuvvetlerine göre daha
çok siyasileşmiştir.
Dağlık Karabağ sorunu kesin ve kalıcı çözüme kavuşmadığı
sürece, ordu ve kolluk kuvvetleri faaliyet alanını genişlendirecek ve
demokrasinin yerleşmesine engel olacaktır. Bundan başka Hükümet yayılmacı
politika izlemeye devam ettiği sürece, ordunun ve kolluk kuvvetlerinin sosyal
ve kamu hayatına müdahalesi devam edecektir.
Dr. Hatem Cabbarlı
F.V
http://www.1news.com.tr/yazarlar/20130115024008102.html
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.