1. Soruşturma
şeffaf yürütülmelidir. Adalet Bakanlığı’yla koordinasyon halinde adım atılarak
dosya üzerindeki gizlilik kararı kaldırılmalıdır.
2. Soruşturma,
sadece faili bulmakla sınırlandırılmamalı, failin bağlantıları, yaşadığı ortam,
aldığı etkiler, görüştüğü çevre de mercek altına alınmalı, başka bir deyişle olaylar
tekil olarak değil, her anlamda “bağlam”ı içinde analiz edilmeli,
soruşturulmalıdır.
3. Devletin
ırkçılığa, ayrımcılığa, nefret suçlarına ve cinayetlerine izin vermeyeceği
mesajını vermek, bu yönde faaliyet içinde bulunanların kendilerini güvende hissetmemelerini
sağlamak, arkalarında devletin olmadığını göstermek için, ilgili mülki âmirler
tarafından Samatya halkına yönelik birtakım adımlar atılmalı, iletişim
faaliyetlerinde bulunulmalı, gizli değil gözle görünür önlemler alınarak
yetkililerin bu konudaki samimiyeti kanıtlanmalıdır.
4. Irkçılığı
suç sayan yasa derhal çıkarılmalıdır. Devlet ırkçılığa göz yummayacağını
kanıtlamalıdır.
Ancak şunu da belirtmek istiyoruz: Devletten taleplerimiz, hiçbir şekilde bu konuda devlete güven duyduğumuzun göstergesi değildir.
***
RAPORUN KONUSU
Samatya’da 28 Kasım 2012’den itibaren yaşlı Ermeni
kadınlar saldırıya uğramaktadır. İlk başta bunların “ırkçı” saldırılar
olabileceği kuşkusu yalnızca “endişe” düzeyindeydi. Ancak saldırıların
sistematikleşmesi, gerçekleştirilme biçimlerinin birbirine çok benzemesi ve en
son derneğimizin Aksaray Emniyet Müdürlüğü’yle görüşme yapacağını duyurduğu gün
ve saatte, 23 Ocak 2013 günü saat 16:00’da bu görüşmeye yönelik bir mesaj
izlenimi verecek şekilde yine yaşlı bir Ermeni kadının saldırıya uğraması,
bunun ırkçı bir kampanya olduğuna ilişkin hiçbir kuşkuya yer bırakmamaktadır.
28 Kasım 2012’de Samatya’da, yalnız yaşayan 84 yaşındaki
Turfanda Aşık evinde öldüresiye dövülmüş halde ve kan kaybından can vermek
üzere bulunmuştur. Ev karıştırılmamış, para ve değerli eşya aranmamış, hiçbir
şey alınmamıştır. Yaşlı kadın 2 hafta yoğun bakımda kalmış, ölümden dönmüş ve
bir gözünü kaybetmiştir. Bundan tam 1 ay sonra, 28 Aralık 2012’de Samatya’da
yine yalnız yaşayan 87 yaşındaki Marissa Küçük evine girdiği sırada darp edilmek
ve kesici aletle yaralanmak suretiyle öldürülmüştür. 6 Ocak 2013’te yine yaşlı
bir kadın kaçırılma tehdidi yaşadığını belirterek polise başvurmuştur. 22 Ocak
2013’te ise bir başka yaşlı Ermeni kadın evine girerken saldırıya uğramış,
ertesi günü ameliyata alınmış, ancak bir gözünükaybetmiştir. Bu haber alınınca
derneğimiz Aksaray Emniyet Müdürlüğü’ne gidilerek konunun görüşüleceğini ve
ardından bir basın açıklaması yapılacağını duyurmuştur. Yöneticilerimiz içeride
emniyet yetkilileriyle görüşürken, aynı dakikalarda Samatya’da yine yaşlı bir
Ermeni kadın, diğerlerine benzer şekilde evine girerken arkadan saldırıya
uğramış, son olarak yüzü gözü ve giysileri kan içinde görülmüş, ancak olaydan
sonra kendisine ulaşmak mümkün olmamıştır.
İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi Irkçılık ve
Ayrımcılığa Karşı Komisyonumuz, Marissa Küçük cinayeti üzerine yerinde
araştırma çalışmalarına başlamış, mağdurların aileleriyle, mahalle esnafıyla ve
Marissa Küçük’ün cenaze töreninde Samatyalı kişilerle görüşmeler yapmıştır. Bu
temasların sonucunda Komisyonumuz gözlem ve izlenimlerini bir rapor haline
getirmiştir.
SAMATYA SALDIRILARININ ARKA PLANI
Marissa Küçük cinayeti ve saldırıların her biri işlenen
yüzlerce cinayet ya da suçtan biri olarak da ele alınabilir, yaşanan süreç içindeki
yerine bakılarak zamansal ve mekânsal “bağlam”ı içinde de ele alınabilir.
Birinci yaklaşımda, örneğin Marissa Küçük cinayetinin “fail”i bulunduğu anda
görev biter, sorumluluk yerine getirilmiş olur. Ama adaletin sağlanması için
ikinci yaklaşımın benimsenmesi gerekir. Devlet ırkçılığa, ırkçılığı besleyen
koşullara, potansiyel ırkçı saldırılara karşı konumunu ancak bu şekilde
kamuoyuna ilan etmiş olur. En az bunun kadar önemli olan da, bu şekilde,
yasalarda halen yazmayan bir suçun kolektif şekilde işlendiği bir adaletsizlik
ortamının, kısaca ırkçılığı besleyen bir ortamın her gün yeniden üretildiği
koşullara karşı kamuoyu oluşturma olanağı yaratılmış olur. İnsan hakları
savunucuları bu ikinci yaklaşımı benimserler.
Marissa Küçük cinayetinin ve Samatya saldırılarının
zamansal ve mekânsal bağlamına baktığımızda şöyle bir büyük resim ortaya
çıkıyor:
• 24 Nisan
2011’de Ermeni er Sevag Şahin Balıkçı askerlik hizmetini yaparken ırkçı bir
cinayete kurban gitti. Cinayetin ırkçı yönü yetkililer tarafından sonuna kadar
gizlenmeye çalışıldı. Sevag Balıkçı’nın katil zanlısı serbest.
• 2011
yazında Marmaris’te gümüş takı dükkânı olan bir Ermeni kadın, açıkça kimliğine
yönelik ırkçı hakaret ve tacizler son bulmayınca polise başvurdu. Hiçbir sonuç
alamadı ve çare kalmayınca Türkiye’yi terk etmek durumunda kaldı.
• Aynı
yılın Ekim ayında gündüz vakti bir taksi sürücüsü müşterisi Ermeni kadını,
sadece Ermeni olduğu için dövdü ve sokağa attı.
• Şubat
2012’de Azerbaycan ve Türkiye hükümetlerinin organizasyonu ve tanıtım
kampanyasıyla düzenlenen Hocalı mitinginde “Hepiniz Ermenisiniz Hepiniz
Piçsiniz” pankartları açıldı. Irkçılığın meydanlara taştığı mitingde Türkiye
Cumhuriyeti İçişleri Bakanı konuşma yaptı. Bu, Ermeni toplumun maruz kaldığı
tehdidin devlet destekli olduğunun ilanı anlamına geliyordu.
• Aynı gün,
aylardır Ermeni kimliği nedeniyle taciz ve hakarete uğrayan hayvan hakları
savunucusu bir başka kadının bahçesine, mitingde kitleye dağıtılan ve ırkçı
pankartları taşıyanların başına taktıkları şapka atıldı. Kadın polise başvurdu,
şikâyette bulundu, ancak hiçbir sonuç elde edemedi.
Samatya cinayeti ve aynı semtte gerçekleşen saldırılar
böyle bir olaylar zinciri içinde yer almaktadır. Bireysel mağdurlardan hepsinin
de kadın olması ayrıca dikkat çekmektedir.
SAMATYA’DA SALDIRILAR
Turfanda Aşık’ın öldüresiye dövülmesi
Turfanda Aşık, 87 yaşında, ufak tefek, yalnız yaşayan, üç
evladını kaybetmenin acısını yaşamış bir kadın. 28 Kasım 2012 günü, Marissa
Küçük cinayetinden tam 1 ay önce, evine girerken arkadan saldıran bir kişi
tarafından arka odaya götürüldü ve dakikalarca, yüz kemiklerinin kırılması ve
korneasının parçalanması nedeniyle bir gözünü kaybetmesiyle sonuçlanacak
şekilde, tanınmayacak hale getirilinceye kadar dövüldü. Tesadüfen bir akrabası
o gün ona uğramayacak olsa kan kaybından can vereceğine yakınları tarafından
kesin gözüyle bakılıyor. Yaşlı kadının dolapları, çekmeceleri son derece derli
toplu ve düzenli olduğundan evin hiçbir şekilde karıştırılmadığı görüldü. Amaç
hırsızlık değildi. Turfanda Aşık 2 hafta yoğun bakımda kaldı. Hâlâ yaşadığı
travmayı atlatabilmiş değil ve ziyaretçilere hep aynı şeyi söylüyor: “Beni
dövdüler.”
Olayla ilgili polis araştırması sürüyor.
Marissa Küçük cinayeti
Marissa Küçük dört çocuk sahibi, 84 yaşında, Samatya’nın
dar gelirli halkının yaşadığı sokaklardan birinde yaşamını yalnız sürdüren,
çevresindeki komşu ve esnafın iyilikle andığı ve “Kimseye zararı yoktu” diye
tarif ettiği bir kişiydi.
28 Aralık günü küçük oğlu onu evinde kanlar içinde, ölmüş
halde buldu. Maktulün oğlunun polis tarafından sorgusu neredeyse 24 saat sürdü.
Bu durum, bazı mahalle sakinleri tarafından, polisin aile içi bir cinayetten
şüphelenmesine yoruldu. Civarda bazı işyerlerinin güvenlik kameraları vardı.
Kameraların, söylenene göre “binlerce saat” süren kayıtları geniş bir ekip
tarafından incelemeye alındı. Evde Marissa Küçük’ün “kefen parası” diye
sakladığı bir miktar parası vardı. Para alınmamıştı. Sadece kulaklarındaki
küpeler ve üzerindeki birkaç takı alınmıştı. Hatta girişteki masanın üzerinde
açıkta duran kâğıt paralara bile dokunulmamıştı. Yaşlı kadının üzerinden
giysileri tamamen çıkarılmıştı. Oğlunun ilk andaki anlatımları çevreye ve bazı
internet sitelerine yaşlı kadının ağır şekilde dövüldüğü, boğazının kesildiği
ve gövdesinde haç şeklinde bir kesik olduğu şeklinde yansıdı. Ancak hemen
sonrasında haç şeklinde kesik ifadesi geri alındı. Yanlış görüldüğü belirtildi.
Polis Küçük ailesine olay yeri tutanağını ve fotoğrafları
göstermedi. Bu yüzden cesedin üzerindeki kesikler konusu karanlıkta kaldı.
Avukatlarımızdan aldığımız, ailenin savcılığa başvurması halinde fotoğrafların
gösterileceği bilgisi üzerine konuyu araştırdığımızda, savcılığın dosya üzerine
gizlilik kararı aldığı öğrenildi. Dosya üzerinde gizlilik kararı, bir cinayet
davası için olağan olmayan bir durumdur ve soruşturmayla ilgili bazı bilgilerin
kamuoyuna ulaşmasının istenmediğini göstermektedir. Nitekim, ailenin kendisi
bunu hiçbir şekilde belirtmemekle birlikte, yurtdışındaki uzak akrabalarından
polisin aileyi cinayetle ilgili olarak “dışarıyla konuşmamaları” konusunda
uyardığı öğrenildi. Öte yandan görüşme sırasında ailenin polise ve soruşturmayı
yürüten bütün ekibe büyük bir güven duyduğu gözlendi. Aileden cinayetin ırkçı
saiklerle işlendiğini düşündüklerine dair hiçbir görüş belirtilmedi, tersine
olayı adi bir cinayet vakası olarak algılamanın tercih edildiği görüldü.
Dikkat çekici bir nokta da, Samatya Surp Kevork
Kilisesi’nde düzenlenen cenaze töreninde
dini vecibelerin yerine getirilmesinden sonra bir konuşma yapan Samatya’nın
yerlisi din adamının, Marissa Küçük’le altmış yıllık komşulukları ve
dostlukları olduğunu belirttikten, ortak anılarını aktardıktan, insanların her
şeye rağmen iyiliğe yönelmesi gerektiğini anlattıktan, güvenlik güçlerine büyük
güven duyduklarını söyledikten sonra cemaati şu sözlerle uyarmasıydı: “Şimdi
sizden dedikoduların hiçbirine inanmamanızı istiyorum. Şu ana kadar duyduğunuz
ne varsa hepsini unutun.”
Bir din adamı olarak inanılan ve güven duyulan bir
kişinin ağzından duyduğumuz bu sözlerin insanlar için birbiriyle çelişen ikili
bir anlam taşıdığını söyleyebiliriz. Bir yandan Samatya Ermeni cemaati korkuyla
karşı karşıya, insanlar evlerinde yalnız kalmaktan korkmakta ve herkes aile
büyüklerini korumanın yollarını aramakta. Dolayısıyla bu sözler bir yandan
Ermeni kimliğine yönelik ırkçı bir tehdit korkusunu ve endişesini yatıştırmayı
amaçlıyor, ama diğer yandan da “bir şeylerin gizlendiği” izlenimini
yaratıyordu.
Cinayetle ilgili derneğimizin araştırmasında ortaya çıkan
somut gerçekler şunlardır:
1. Marissa
Küçük’ün üzerindeki giysiler tamamen çıkarılmıştı.
2. Cenazenin
yıkanması sırasında vücudunda falçataya benzer kesici bir aletle açılmış
kesikler görüldüğü belirtildi.
3. Yaşlı
kadın ağır bir şekilde dövülmüştü.
4. Masanın
üzerindeki küçük bir meblağda da olsa kâğıt paralara dokunulmamıştı.
5. Evde fail
tarafından gaspa yönelik bir arama yapılmamış, saklanmış olan “kefen parası”
bulunup alınmamıştı.
6. Yaşlı ve
güçsüz bir kadın çok küçük bir zor kullanma sonucunda saf dışı bırakılabilecek,
etkisiz hale getirilebilecekken, kasti olarak, hukuk diliyle “canavarca
duygularla” dövülmüş, çırılçıplak soyulmuş ve kesici aletle bedensel
bütünlüğüne zarar verilmişti. Çıkar amaçlı cinayet ya da gasp için bu şekilde
şiddet kullanılmasına ihtiyaç yoktu.
Soruşturma süreciyle ilgili olarak sormak istediğimiz
önemli soru şudur: Savcılık dosya üzerinde neden gizlilik kararı aldı? Mevcut
hukuk diliyle bir “suç örgütü”ne karşı yürütülmekte olan bir soruşturma ya da
ulusal güvenliği tehdit eden bir tehlike söz konusu olmadığına göre, bir
cinayet dosyasıyla ilgili bilgilerin basından ve kamuoyundan saklanma nedeni
nedir?
Bir başka yaşlı kadının kaçırılma girişimi
6 Ocak 2013’te, Ermenilerin Noel’i olan Surp Dzınunt
bayramı günü yine Samatya’da yaşayan, adı öğrenilemeyen yaşlı bir Ermeni
kadının önü, içinde bir kişinin daha oturduğu beyaz bir araçtan inen iki kişi
tarafından kesildi. Kendisine önce “Fatoş” diye bir kadını tanıyıp tanımadığı soruldu.
Tanımadığı cevabını alan şüpheli kişiler, söz konusu kadını maddi yardım yapmak
için aradıklarını, kendisine de yardım yapabileceklerini söylediler. Yaşlı
kadın, son zamanlarda yaşanan olaylar nedeniyle tedirgin olduğu için ürktü ve
oradan uzaklaşmak istedi. Ancak şüpheli kişiler kadının uzaklaşmasını
engelleyerek, sohbete devam etmek istediler ve bu arada aracı göstererek,
“Buyurun sizi istediğiniz yere götürelim” dediler. Bundan iyice korkan kadın
kendi ifadesiyle “kendini kiliseye dar attı.” Yaptığımız görüşmelerde bir kısım
kişiler, böyle bir “kaçırma” teşebbüsünün olmadığını, “beyaz araç”ın belediyeye
ait “çıktığını” öğrendiklerini, başka bir deyişle bu kişilerin belediyenin
yardım görevlileri olduğunun anlaşıldığını söylerken, başkaları semt sakinlerinin
buna inanmadıklarını, bunun kaçırılma girişimi olarak algılandığını
belirtmekteler. Bizler, belediye yardımlarının sistemli ve resmi bir şekilde,
belirli bir prosedüre bağlı olarak yapılması gerektiğini, sokaktan insan
çevirerek yapılmayacağını söylediğimizde tatmin edici bir cevap alamadık. Ancak
güvenlik görevlilerinin belediyeyle temas kurup böyle bir “ekip”in varlığının
doğru olup olmadığını, o gün ve o saatlerde böyle bir ekibin görevde olup
olmadığını, görevlerini nasıl yaptıklarını kolaylıkla sorgulayabilecekleri
açıktır.
Sultan Aykar’a yönelik saldırı
22 Ocak 2013’te bir başka yaşlı Ermeni kadın saldırıya
uğradı. Apartmanın giriş katında yalnız yaşayan 80 yaşındaki Sultan Aykar, saat
16:00-17:00 arası evine girerken bir kişi arkasından gelerek saldırdı. Aykar’ı
eve sokmaya çalıştı. Dirençle karşılaşınca gözüne yumruk attı. Yaşlı kadının
çığlığının çevreden duyulması üzerine yardım için gelenleri görünce saldırgan
kaçtı ve kaçarken kar maskesini çıkardı. Görgü tanıkları, 30-35 yaşındaki saldırganın
kar maskesini binaya girerken taktığını aktardılar. Polis, görgü tanıklarına
dayanarak saldırganın robot resminin çizildiğini ve araştırmaların devam
ettiğini bildirdi.
23 Ocak saldırısı
Derneğimiz yöneticileri Aksaray Emniyet Müdürlüğü’nü ziyaret
ederek yetkililerle görüşeceğini aynı gün basına ve kamuoyuna duyurmuştu.
Irkçılık ve ayrımcılık karşıtı kuruluş ve çevrelerden temsilcilerle birlikte
Aksaray Emniyet Müdürlüğü’ne gidildi. Diğer kişiler bina önünde beklerken
yöneticilerimiz emniyet yetkilileriyle görüştüler. Görüşmenin saat 16:00’da
olacağı duyurulmuştu. Aynı saatte, Samatya’dan bir başka yaşlı kadının iki kişi
tarafından, yine eve girerken arkadan saldırıya uğradığı görgü tanıklarınca
ifade edildi. Mahallede görevli sivil polisin, olayın tanığı bir anne ile
oğlunu kimlik kontrolünden geçirdikten sonra sokakta ifadelerini aldığı
bildirildi. Ancak emniyet güçlerine herhangi bir şikâyette bulunulmadığı
öğrenildi. Önce Ermeni toplumu tarafından kendisine uzun süre ulaşılamayan
kadın, neden sonra tespit edilebilmiş, telefonla görüşülmüş, ancak kendisiyle
konuşanın Ermeni toplumundan bir kişi olmasına rağmen gerçek adını vermeyerek,
“kod adı”yla görüşmeyi kabul etmiştir. Bu durum bile, yani mağdurların
kendilerini mağduriyetlerini bile gizleme
durumunda hissetmeleri yaşanan sürecin dehşet boyutunu ortaya
koymaktadır.
SALDIRILARIN IRKÇI NİTELİĞİNİN KANITI
Facebook’ta 22 Ocak’ta saldırıya uğrayarak bir gözünü
kaybeden Sultan Aykar’ın adını taşıyan, “Geberdi” logolu bir sayfa açıldığı ve
177 kişinin sayfaya “arkadaş” olarak kayıt olduğu belirlendi.
Sayfanın linkinden
(https://www.facebook.com/kalile.kalile?fref=ts) arkadaş olarak kaydolanların
fotoğraflarına ve bilgilerine ulaşmak mümkün.
GÖRÜŞMELER
SIRASINDA DİLE GELEN DUYGU VE DÜŞÜNCELER
Görüşme yapılan Samatya’nın Ermeni halkından kişiler
ülkelerine olan bağlılıklarını, emniyet güçlerine, semt halkına, komşularına,
semt yaşamına duydukları güveni altını çizerek dile getiriyorlar. Müslüman
halkla ilişkilerinin çok iyi olduğunu, akraba gibi olduklarını, hiçbir
düşmanlık görmediklerini anlatıyorlar.
Ancak sohbet derinleştikçe, Samatya’da korkunun egemen
olduğu, Ermenilerin gerçek anlamda yurttaş olamadıkları, düşmanlıkla
karşılaştıkları, ayrımcılığın toplumda doğal olduğu hissiyatı içinde oldukları
ortaya çıkıyor. Bu sohbetler sırasında dile gelen görüşleri şöyle
sıralayabiliriz (aynen ağızdan çıktığı şekilde ifade edilmiştir):
1. “Yaşlılarımızı
yalnız bırakmak istemiyoruz. Çok tedirginiz, çok korkuyoruz.”
2. “Ermeni
sözcüğü küfür olarak kullanılıyor. Ermeni sözcüğü küfür olarak kullanılmaya
devam ettikçe, saldırı ve cinayetler de devam edecektir. Bugün 80’lik insanlar,
yarın 30’luk, 40’lık insanlar. Bizim adımız küfür yerine kullanıldıkça bunların
sonu gelmeyecek.”
3. “Bir
kişi, bir Mustafa’yı, Osman’ı, Ahmet’i öldürürse katil olur, cezaevine girer ve
orada da katil muamelesi görür. Ama bir kişi bir Hagop’u, bir Haçadur’u
öldürürse kahraman olur, cezaevinde de kahraman muamelesi görür. Arada böyle
bir fark var.”
4. “Bugün
İstanbul’da Ermeni nüfusu, toplam nüfusun binde birinin altında. Ama
Ermenilerin bir suça kurban gitme oranı, bunun tam tersine bu kadar yüksek.”
5. “Ben
vatandaş olmak istiyorum. Devlet dairelerinde çalışmak istiyorum. Beni hâkim
yapsınlar, savcı yapsınlar, vazgeçtim, çöpçü yapsınlar. Eşit vatandaş olayım
yeter.”
6. “Bir
tinerciyi bulup çıkaracaklar, işte suçluyu bulduk diyecekler. Sağ olsunlar, var
olsunlar ama bu cinayet ve saldırıların ardındaki duygu ve dürtüleri
açıklamayacak.”
7. “Malatya
katliamından ağızları yandı, öldürülenlerin ne şekilde öldürüldüğü bir anda
bütün kente yayıldı ve gizlenemedi. Aynı hataya düşmemek için Marissa Yaya’nın
cesedinin ne şekilde bulunduğunu gizlemek istiyorlar.”
SONUÇ
Yaptığımız görüşmelerin sonucunda vardığımız belli başlı
sonuçlar aşağıdaki gibidir:
1. Samatya’nın
Ermeni halkı bir saldırıyla karşı karşıyadır. Bir toplumun ve bireylerinin en
hassas noktası güçsüz, ilgi ve yakınlığa ihtiyaç duyan aile büyükleridir,
yaşlılarıdır. Samatya’nın Ermeni halkı en zayıf, en incitici, kendisine en ağır
gelen, en hassas yerinden vurulmaktadır. Adeta Ermenilere, “Yatağınızda
ölemeyeceksiniz, yatağınızda ölmenize izin vermeyeceğiz” denmektedir.
2. İşlenen
cinayet salt öldürme ya da gasp kastıyla açıklanamayacak bir şiddet
içermektedir. Semt sakinlerinden naklen duyduğumuz, polisin ihtimaller arasına
aldığı herhangi bir “aile içi cinayet” vakasıyla bağdaşmayacak bir acı çektirme
güdüsü, bedensel bütünlüğe yönelik uzun süreli şiddet içermektedir.
3. Samatya’nın
Ermeni halkı tedirgindir. Resmi sayılabilecek görüşmelerimiz sırasında
cinayetin ve saldırının adi bir kriminal vaka olduğuna inandıklarını
söylemelerine rağmen, daha dolaylı görüşmeler ve sohbetler sırasında, açıkça
ifade edilmese bile, cinayetin Ermeni kimliğine yönelik ırkçı bir nefret saiki
de taşıyabileceği duygusu kendini hissettirmektedir. Kilisedeki cenazede bir
kadının ilk cevabı, “Bunun ırkçı bir cinayet olduğunu düşünüyoruz” olmuştur.
4. Samatya’nın
Ermeni halkı, sorulduğunda çok net ve ısrarlı bir şekilde emniyet güçlerine
güvenlerinin tam olduğunu söylemektedir. Özellikle konuyla ilgili cinayet
masası ekiplerinin ne kadar özveriyle, gecelerini gündüzlerine katarak
çalıştıklarını dile getirmektedirler.
5. Emniyet
güçlerinin bazı bakımlardan anlaşılabilecek nedenlerle olayın üzerine gizlilik
perdesi örtmesinin korkuları azaltma/giderme bakımından yararlı olabileceği
düşünülebilir; ancak şeffaflık her zaman daha fazla güven vereceğinden, bu
gizlilik, aileye yapılan tembihler, daha da derin bir tedirginlik ve
bilinmezliğe yol açmaktadır.
TALEBİMİZ
Samatya’da yaşananlar, ülke genelinde yakın geçmişte
gayrimüslimlere yönelik düşmanlık sergileyen olaylarla birlikte ele alındığında
genel olarak tüm Türkiye’de insan hakları, demokrasi, adalet ve özgürlükleri
tehdit eden ırkçı atmosferin işaretlerinden biri olarak algılanmakta ve
hissedilmektedir.
Bu nedenle İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi olarak
İçişleri Bakanlığı’ndan konuyla ilgili aşağıdaki önlemlerin alınmasını talep
ediyoruz:
1. Soruşturma
şeffaf yürütülmelidir. Adalet Bakanlığı’yla koordinasyon halinde adım atılarak
dosya üzerindeki gizlilik kararı kaldırılmalıdır.
2. Soruşturma,
sadece faili bulmakla sınırlandırılmamalı, failin bağlantıları, yaşadığı ortam,
aldığı etkiler, görüştüğü çevre de mercek altına alınmalı, başka bir deyişle olaylar
tekil olarak değil, her anlamda “bağlam”ı içinde analiz edilmeli,
soruşturulmalıdır.
3. Devletin
ırkçılığa, ayrımcılığa, nefret suçlarına ve cinayetlerine izin vermeyeceği
mesajını vermek, bu yönde faaliyet içinde bulunanların kendilerini güvende hissetmemelerini
sağlamak, arkalarında devletin olmadığını göstermek için, ilgili mülki âmirler
tarafından Samatya halkına yönelik birtakım adımlar atılmalı, iletişim
faaliyetlerinde bulunulmalı, gizli değil gözle görünür önlemler alınarak
yetkililerin bu konudaki samimiyeti kanıtlanmalıdır.
4. Irkçılığı
suç sayan yasa derhal çıkarılmalıdır. Devlet ırkçılığa göz yummayacağını
kanıtlamalıdır.
Ancak şunu da belirtmek istiyoruz: Devletten
taleplerimiz, hiçbir şekilde bu konuda devlete güven duyduğumuzun göstergesi
değildir. Türkiye Cumhuriyeti’nin uzak ve yakın tarihi ve bugünü, bu konuda
devlete güvenmemizi engellemektedir. Ne var ki, devlete görevlerini
hatırlatmayı da biz insan hakları savunucuları olarak kendimize görev
biliyoruz, bu nedenle taleplerimizde ısrarcıyız. Irkçılık yalnızca egemen resmi
ideolojinin kışkırttığı, normalleştirdiği ve sıradanlaştırdığı, devlet
politikalarıyla beslenen bir silah değildir. Irkçılık aynı zamanda toplumsal
bir gerçektir. Türkiye toplumunun geniş kesimlerinde farklı ölçüler ve farklı
tonlarda da olsa derin kökleri vardır. Bu yüzden insan hakları savunucuları ve
ırkçılık karşıtlarının, ırkçılığa karşı toplumsal refleks geliştirmeye yönelik
çalışmalar yapması esas mücadele hattı olarak benimsenmelidir. Makro düzeyde
ülke genelinde olmasının yanı sıra mikro düzeyde, en küçük toplumsal birimden
başlayarak mahallelerde, işyerlerinde, çarşıda, pazarda ırkçılığa, ırkçı
nefrete ve düşmanlığa karşı güçlü bir toplumsal refleks yaratılmalı ve
geliştirilmelidir.
Kamuoyunun ve yetkililerin bilgi ve dikkatine sunulur.
İnsan Hakları Derneği
İstanbul Şubesi
Irkçılık ve Ayrımcılığa Karşı Komisyon
3 yorum:
Tum bu olaylarin faillerinin bulunulmasini talep eden insancil girisimler akli basinda her bireyin ve kurumun yapacagi seyler oldugu gibi Turkiyedeki Ermeni toplumu olarak bir de paranoyak duygulara kapilarak acaba yetkililerden ve dostlarimizdan cok fazla seyler mi talep ediyoruz dusuncesine de kapilanlarimiz icin sunu belirtmekde fayda goruyoruz..Amaci acik ve secik korkutup ,sindirme ve akabinde ulkeden de kacirtmaya yonelik bu saldirilarda Bizlere verilebilecek en ufak bir dostca yakinlasmayi,destegi dahi supheyle karsilasak dahi Sesimizi duyurmakdan kendimizi Muaf Tutmamaliyiz.
Sunu iyi bilmekde yarar vardir,Bu gibi olaylar eger takip edilmeyip bir kenara atilacak olur ve de failleri bulunmayip hakettikleri ceza Ummeti Alemin onunde ders olarak verilmezse ,Bundan en basta bu ulke buyuk Zarar Gorur cunku bunu yapan irkci ve Hasta ruhlu Fasist Guruplar yapilanin yanlarina kar kaldigini gorup daha fazla cesaretlenecekler vede kendilerini bu ulkenin Fedaileri sanarak yeri gelince ulkenin Tumunde teror ruzgari estirip baskalarinin da basina corap oreceklerdir,bu yuzden Bie an evvel yakalanip Hadlerinin bildirilip Ceazalarini cekmeleri saglanmalidir,,Bizden soylemesi.
Destek veren tum Dostlara Tesekkurleri bir borc bildigimizi de hatirlatalim cunku bu destekle geriye kalan Tum Turkiye daha da Guclenir ,,tabi Bu haydut ve Katiller haricinde.
ihd nin bu raporu aynen aih mahkemesine gonderip aih mahkemesinde tc ye dava acilmasi gerekir diye dusunuyorum cunki bu suclular gangesterler katillerin kurdugu yargi duzenine guvenmiyorum baksaniza alti yildir hirantin katilleri hala serbest olup mukafatlandirilip yarginin guvenligin devletin en ust duzeylerine getirildiler suclulu bulunup mahkeme karari cikarilanlar mahkeme yerine hep tepelerde gorevlendirildiler sevagin katili komedi tiyatrosuna donen mahkeme salonlarindaki komik sebeplerle goz gore gore katil olan birini hala tutuklamak yok ama pinar hanim hala islemedigi bir suctan sirf gercekleri goren bir sosyolog olup arastirma yaptigi icin hala cektirdikleri ceza yetmiyormus gibi yine gulunc nedenler bularak iki yil agir hapis cezasina carptiriliyor bu duzensizlige bu fasizme dur demenin yollari var bizlerinde artik bu yollari kullanmanin zamani geldigine inanip hakkimizi gereken yerlerden arama zamanimiz gelmis olduguna inaniyorum ve ihd gine bu talebimizi iletmemizin gerektigini saniyorum
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.