Müslümanların, devleti içindeki gayrimüslimlerle
ilişkileri ittifak üzerinde işler. Örneğin, Osmanlının Ermeni, Rum, Yahudi gibi
unsurlarla ilişkileri bu şekilde olmuştur. Bu siyasette belirleyici iş ve
menfaat olduğundan maharet tercih edilecektir; memurluk da hizmetkâr demek
olduğundan, bir Ermeni saatçi olabildiği gibi asker de olabilir. Ancak,
Türklerle Kürtler, İranlı ve Arapların ilişkileri çoğunlukla hamiyet-i İslamiye
düzleminde olmuştur. Bir dindar Arap için, bir dindar Türk, dindar olmayan
(mümin) Arap'tan daha yakındır, tercih edilir. Kardeşlik hukukunda üstünlük
sadece takva üzerinden belirlenecektir. Bu durumda, gayrimüslim bir Farisî de
bir dindar Türk'le ancak ortak olabilir, en fazla ittifak yapabilir. (Doğru söze ne denir? HYETERT)
***
Ortaklık, belirli menfaatlerin karşılıklı düzenlenmesi ve
katkısı oranında sonuçtan yararlanma kabûlü üzerine kurulmuş bir ilişki
türüdür. Kurumsallaşmış olan, bu şekildeki en az ikili yapıya da şirket denir.
Şirketin aslı karışmaktır, karışmanın düzenlenmesidir.
Hayatın devamı bu şekilde şirketler kurmayı zorunlu hale getirmiştir.
Dünyadaki kaçınılmaz zulmün çaresi şirketleşmedir.
Önceden belirlenmiş kurallarla kurulan şirketler vasıtasıyla ortaklar
birbirlerinin alanlarına girmeyerek bir yardımlaşma ve birbirinin işini
tamamlama işlevine sahip olacaklardır.
Şirketleşme aynı zamanda, emniyeti tesis edecek önemli
bir unsurdur. Şirket kurallarının uygulanması oranında huzur ve emniyet de
gerçekleşecektir.
Elbette bu öncelikle ortakların kendi alanlarında kalabilmelerini
de gerektirecektir. Bu şekilde şirket, aynı zamanda özgürlüklerin (ya da
serbestliklerin) de tanımlanmasını zorunlu kılacaktır. Bu zorunluluk sebebiyle
büyük organizasyonlar ittifaklar üzerinden yürüyecektir.
İttifak büyük çaplı şirketleri de kapsayan (devlet gibi)
en geniş organizasyon biçimidir. Siyasetin zemini bu ittifaklardır.
**
İslamın getirdiğine inanan, Müslüman kardeşler ise,
kardeşlik bağlamında ittifak yapmazlar; ancak ittihad ederler. İttihad ise
kaderdir. Kardeş olmakla zaten ittihad edilmiştir.
Müminlerin işi, kardeşliği kalplerde inşa etmektir (iman
ve İslamın müminler aralarındaki tesisi). Kardeşlikle birlikte ittihad ortaya
çıkacaktır. Bu nedenle ittihadın inşası değil de kardeşliğin farkındalığına
bağlı kalplerin birleşmesi için çalışılacaktır. Bu çalışmaya himmet, bunun için
şirketleşmeye (şirket-i mâneviye) de hamiyet-i İslamiye denir.
Bunun ise bir sınırı ve mekanı yoktur. Kardeşlik sınırlar
ötesidir, ittihad da öyledir...
İttifakın bozulduğu durumlarda ortaklar yollarını
ayırabilirler ve bu bir siyasettir. Örneğin, iki unsur bir ortaklık
sözleşmesiyle bir devletin parçası olmuşlardır. Sözleşmenin (biat, anayasa)
şartları yerine getirilmediğinde ya da süresi dolduğunda hatta bunların hiç
biri olmasa da, herhangi birinin isteğiyle devletin yapısı değiştirilebilir.
İki unsur ayrı yapılanmak suretiyle (siyaset gereği)
ittifakı sona da erdirebilirler. Bu
durumda, örneğin, iki ayrı devlet ortaya çıktığında her birindeki müminlerin
kardeşliği sona erecek midir?
Elbette hayır... Birincinin siyaseti olan ittifak,
İslamın 'büyük siyaseti' olan ittihada zarar vermez, veremez. Bu durumda da,
her iki mümin birinci durumdan daha düşük bir konuma düşmemişlerdir (zira,
kardeşlik bir vücudun azaları olmaktır), velev ki menfaate dayalı siyaseti
hamiyeti İslamiyeye tercih etmiş olsunlar...
**
Müslümanların, devleti içindeki gayrimüslimlerle
ilişkileri ittifak üzerinde işler. Örneğin, Osmanlının Ermeni, Rum, Yahudi gibi
unsurlarla ilişkileri bu şekilde olmuştur. Bu siyasette belirleyici iş ve
menfaat olduğundan maharet tercih edilecektir; memurluk da hizmetkâr demek
olduğundan, bir Ermeni saatçi olabildiği gibi asker de olabilir.
Ancak, Türklerle Kürtler, İranlı ve Arapların ilişkileri
çoğunlukla hamiyet-i İslamiye düzleminde olmuştur. Bir dindar Arap için, bir
dindar Türk, dindar olmayan (mümin) Araptan daha yakındır, tercih edilir.
Kardeşlik hukukunda üstünlük sadece takva üzerinden
belirlenecektir.
Bu durumda, gayri Müslim bir Farisî de bir dindar Türkle
ancak ortak olabilir, en fazla ittifak yapabilir. Aynı şekilde, bir mümin Türk
için, ırkdaşı denilen bir Macarla ancak ortak olabilecekken, bir mümin Kürt
kardeştir.
Örneğin: cihad çağrısı, belli bir ırka değil, sadece
Müslümanlara yapılır. (Ermeni bir asker, savaşta yalnızca bir iş üzerindedir,
hamiyet davası olamaz).
Mümin Kürtlerle mümin Türkler, (siyaset gereği) bir
şekilde ittifak yapar ve bu bozulursa yine de kardeşlik hukukları devam eder, o
noktada değişen bir şey olmaz. İttihadın manası budur: kardeşseniz, ayrılsanız
da berabersinizdir.
Aslında 'ırkların kardeşliği' de söz konusu değildir.
Örneğin 'her Türk-Kürt ikilisi kardeştir' denemez. Hatta aynı ırk içindeki
kardeşlik dahi asıl değildir.
**
Kardeşlik, siz ayrı ve düşman unsurlar iken, Allah'ın bir
ikramıyla (iman ve İslamiyet) gelen bir nimettir.
Kardeşlik kalpten kalbe bir sınırsız yoldur. Ortaklık
bitse de, yeni sınırlar, yeni ittifaklar oluşsa da bitmeyecek bir cadde-i
nuranîdir.
İttihad-ı İslam bu nuranî caddede buluşmanın idealidir.
Müslüman'ın farz vazifesi en başta kalbini buna hazırlamasıdır.
http://www.risalehaber.com/ortak-ve-kardes-14294yy.htm
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.