Günümüzün çözüm arayan Kürt sorunu, tarihin “halledilmiş” sanılan, fakat
inatçı bir adalet davasına dönüşerek yaşayan Ermeni sorunuyla kopmaz bağlar
içindedir. Yüz yıl önce aynı coğrafyada bir özgürlük mücadelesi boğulmuş, bir
halk topyekün boğazlanmıştı. Onun hayaleti bugünkü sorunun her iki tarafını da
bunaltma durumunda. Ondan kaçış yok, tavırsızlık da olmuyor.Dolayısıyla Türkler gibi Kürtler arasında da farklı eğilimler kendini
daha net göstermeye zorlanıyor. Kimi cesaretle, kimi utangaç ve ikircikli
yüzleşmeye yanaşırken, kimileri de buna set çekmek üzere yüzünü berkitip
inkârcılığı tahkim ediyor. Resmi Türk tezlerine çok benzer söylemleri Kürt
ulusalcı çevreler içinde duymamız bu bakımdan şaşırtıcı olmuyor. Ama bir de bol
sıfırlı rakamlarla karşı atak yarışına girenleri var ki, bu kadarı da olmaz
dedirtiyor.
Rusyalı Kürt gazeteci sıfatıyla yazan Aziz Mamoyan'ın [1] “Doğruları Görmek Lazım” başlıklı makalesinde [2] yürüttüğü
fikirler ve ortaya attığı spekülatif Xanasor iddiası bu karakterdedir. İddiayı
ondan aldığı gibi hiç sorgulamadan yayan başkaları da var. Tarihi tersyüz eden
politik yorumlarına geçmeden önce uçurdukları o balona bir iğne batırmayı elzem
görüyorum.
Makalesinde Kürtlerin de Ermeniler tarafından katliam gördüklerini
vurgulamak üzere Xanasor olayını örnek gösteren yazar, 25-27 Temmuz 1897
tarihinde 250 kişilik Ermeni fedai grubunun tam 40 bin Kürdü katlettiğini ileri
sürüyor. Üstelik bunu kendi tasavvuru filan değil, bizzat Ermenilerin itirafı
gibi gösteriyor: “Bu üç günlük savaşın sonunda Mazrik Aşireti yok edilmiş, 40.000 kadar
insan öldürülmüştür”. Bu cümlenin peşine parantez açıp hangi internet sayfasından aldığına
dair bir güzel referans da vermiş. Öyle ki, kimsenin şüphesi olmasın!..
“Ermeni fedailerin 40.000 Kürdü katlettiği” nereden
çıkıyor?
Bir Kürt
gazeteci dostumun görüş almak için ilettiği yazıyı okuyunca, önceden bilgi
sahibi olmamakla beraber, muhtemel bir intikam saldırısının Halaçoğlu tarzında
şişirilmiş olacağını düşündüm. Verilen rakamın mantığa hiç mi hiç sığmadığını
söyleyerek işin aslını araştırma sözü verdim. Xanasor saldırısı ne üzerine
yapılmış, nasıl yaşanmış, sonuçları ne olmuş, net bilgiler var mı, nasıl
değerlendirmek gerekir?.. Bunları aşağıda konu etmek üzere, önce katliam
bilançosu diye verilen rakama bakalım:
Xanasoru konu
eden ne kadar kaynağa baktımsa orada öldürülen Kürtler için verilen bir sayı
göremedim. Hiç bir internet sayfasında da “40.000 kadar insan öldürülmüştür”
ibaresine rastlayamadım. Nihayet yazarın referans verdiği adrese girince
karşıma çıkan Ermenice yazıda gördüm ki 40.000 rakamı Kürtlerin ölü sayısı
olarak belirtilmiyor. Evet yazıda geçen böyle bir rakam var, ama neyle ilgili?
Mazrik aşiretinin genel nüfusuyla!.. Doğru dürüst anlaşılması için sözkonusu
yazıdan o rakamın geçtiği cümleyi Türkçe aktarıyorum:
“40 bin kişilik
Kürt Mazrik aşireti eliyle yapılan 1896 Van katliamı, Ermenilere karşı Kürtler
tarafından gerçekleştirilen ihlalleri doruk noktasına ulaştırdı” [3]
Görüldüğü gibi
Mazrik aşiretinin genel nüfusunu ifade eden bir rakamdır bu. Xanasor olayında
Mazrik aşiretinin hedeflendiğini okuyan yazar, o anlatımlarda hiç ölü sayısı
belirtilmezken “aşiretin gücünün kırıldığı”, hatta “aşiretin silindiği”
türünden ajitatif söylemlere bakarak “ha eğer öyle diyorlarsa, aşiretin nüfusu
da 40 bin denildiğine göre, ben bu sayıyı katliam bilançosu olarak
gösterebilirim” uyanıklığına başvurmuş olmalı. Eğer alıntıda tahrifat yapmadan
“bakın Ermeniler böyle böbürleniyor, kim bilir kaç binini kırmışlardır” gibi
bir vurgu yapsaydı, biz onun ajitatif söylemden istifade okuyucunun hafsalasına
büyük rakamlar sığdırmak istediğini düşünür ve bu kadarıyla eleştirirdik. Fakat
burada onu aşan birşey var. Yok “öyle bir kastım olmadı, bilerek tahrifat
yapmadım” diyecekse, iki metin arasında bariz olan farkın hangi “yanlışlık”la
nasıl gerçekleşmiş olabileceğini açıklaması beklenir.
Aynı rakamı
Mamoyan'ın yazısından alan Xerzî isimli başka bir Kürt yazar da, Ermeni Kürt
ilişkilerine değindiği kendi makalesinde kullanmış. [4] O da gerçekliğinden şüphe duymamış gözüküyor. Dahası
İddiayı perçinleyecek vurgular eşliğinde veriyor. Sanki az çok bilinmesine
rağmen kimilerince görmezden geliniyormuş gibi bir hatırlatma havası içinde
asıl mesajlarını da yediriyor: “Hanasor (Xanasorê) Ermeni Eylemi bu halkları birbirine karşı kışkırtma
amaçlı yapılan provokasyonlara en güzel örnektir. Nedense milliyetçi Ermeniler
ve onların mağduriyet ve mazlumiyetlerini sebeb göstererek Kürtleri tarihin en
barbar milleti olarak göstermekten imtina etmeyen bazı Kürtler bu acı olayı
bilmemekte, daha doğrusu hatırlamak istememektedirler... Taşnak Partisi
tarafından hayata geçirilen bu eylemde en az 40.000 Kürt katledilmiştir...
Malesef bu tip kanlı olaylar halkların arasındaki mesafenin gitgide
açılmasına ve düşmanlıkların artmasına sebeb olmuş, ilerde yaşanacak olan çok
daha büyük kıyımların altyapısını oluşturmuştur. Bu asla inkâr edilemeyecek
tarihi bir olgudur.”
1915 için özür
dileyen Kürtleri caydırmaya dönük yazısında Xerzî'nin en sarsıcı kozu oluyor
“40 binlik Xanasor katliamı”!.. 1915'ten önce böyle kimbilir daha ne kadar
saldırıyla Ermeniler Kürtleri tahrik etmiş, sonra da eğer daha fazlasını
görmüşlerse şikâyet etmeye hakları yoktur demeye getiriyor. Birazdan göreceğiz,
Mamoyan'ın da benzer sözleri var. Fakat önce şu devasa rakamı kendi akıl ve
hafsalalarına nasıl sığdırdıklarını sormak gerekiyor. Telâfuz ettikleri ölü
sayısı, Türk ordusunun onbinlerce askeri,
onlarca topu, yüzlerce makinalı tüfeği, zehirli gazları ve savaş uçaklarıyla
iki yıl boyunca operasyon yaptığı Dersim'deki soykırım kurbanlarının toplam
sayısına eşit neredeyse. Hafif silahlarla donanmış birkaç yüz Taşnak fedaisinin
iki günlük saldırısı sonucunda böyle bir bilançoya ulaşılmasının maddi açıdan
olanaksız olduğunu bilecek kadar hesap da mı bilmiyorlar?
İkisi de merak
edip Xanasor'un ne büyüklükte bir yerleşim olduğuna bakmamış anlaşılan. Mazrik
aşiretinin genel nüfusu belirtildiği gibi 40 bin olsun diyelim. Peki bu aşiret
kaç köyde yaşıyordu, en büyük yerleşim noktasında kaç nüfus olabilirdi? Bunlar
akla gelecek basit şeyler değil mi? Diyelim siz aşiretin köyler ve yayla
yerlerinde dağınık yaşadığını dikkate almıyor, fedailerin saldırdığı Xanasor
isimli yeri de -mümkün değil ama varsayalım ki- bir şehir sanıyorsunuz. Peki
öyleyse, 250 kişilik fedai grubunun 40 bin kişilik şehir halkını komple
katletmesi nasıl mümkün olacaktı, bunu da mı tuhaf görmediniz? Böyle
devasa bir rakamın tuhaflığını hissetmek için insanın ille kimlik olarak
suçlanan taraftan mı olması gerekir?.. Aşağıda görüleceği üzere, Xanasor denilen yer Mazrik aşiretinin
çadırlardan oluşan bir yerleşim alanı. Olay tarihi haziran sonu olduğuna göre
yayla yeri de olabilir. Kimi kaynakta 250, kiminde 300 çadırlık bir oba olduğu
belirtiliyor. Her çadırdan bir kaç kişi kurban edilmiş olsa bilanço ne olabilir
siz hesap edin. Sonuçta sayı az da olsa katliam katliamdır, ama keyfince
sıfırlar ekleyip dudak uçuklatmaya çalışmak niye? Mamoyan hileli aktarma
yaptığı kaynakta değilse bile aynı olayı konu eden başka internet sayfalarında
250-300 çadırdan bahsedildiğini görebilirdi.
Dürüst olmayan
başka bir husus, bu saldırının sanki durup dururken ve rastgele bir Kürt
yerleşimine yapılmış gibi yansıtılmasıdır. Hemen öncesinde Vanlı Ermenilere
yaşatılan katliamları ve bunlarda Mazrik aşiretinin rolünü görmezden gelerek,
bu saldırının (çok kötü de olsa) bir misilleme olduğunu saklayarak yazarın
vermeye çalıştığı imaj “Kürt-Ermeni ihtilafını yaratanın saldırgan ve katliamcı
Ermeniler olduğu”dur. Yalnız bu kadar da değil, o buradan 1915'e de uzanarak
bakın nasıl bir öncelik-sonralık yada etki-tepki tablosu çiziyor.
“Bu ortaya çıkan sayı tarafların savaşta verdikleri
kayıp sayısı değildir. Ayrıca makalede anlatıldığına göre iki Ermeni papaz da
silahlı gruplarla beraber bu eyleme katılmıştır. Xanasorê’ye yapılan
saldırının, 1915 yılı trajik olaylarından 18 sene önce icra edildiğine dikkat
edelim. 1915 yılına gelindiğinde Kürtlerin yeni bir kuşağının yetiştiğini de
anlayalım. Ermenilere karşı nefret duyma sebebi olan, Ermeni fedailerinin
eylemlerinin hatıralarından gücünü almış bu Kürtlerin bir bölümünün, devletin
Ermenilere karşı faaliyete geçirdiği cezalandırma operasyonlarında yer almış
olabilecekleri kabul edilebilir. Xanasorê Eylemi, Ermeni militanlar tarafından
yapılan tek kanlı saldırı değildir...”
1915'te devletin Ermenilere yaptığı katliamları
“cezalandırma operasyonları” olarak nitelemek de neyin nesi? Bu aslında yazarın
nerede durduğunu ele veren daha da büyük bir ayıp. Ama asıl üzerinde durmak istediğim
şu “hatıralardan gücünü alma” meselesi. Eğer ki yazar Xanasor olayının
yaşandığı Van-Vaspuragan çevresinde daha sonraları vuku bulan şeyler için böyle
bir bağ kurmakla yetinseydi biraz makul gözükebilirdi, ama 1915'te Ermeniler
yalnız Van'da değil her yerde katledildi ve çok uzak bölgelerde katliama
katılan Kürtler muhtemelen Xanasor'un adını bile duymuş değildi. Bunun tek
Ermeni saldırısı olmadığını söyleyerek bir iki başka olay anmaya çalışmak da
durumu kurtarmaz. Çünkü gerçekten Ermenilerin o dönem fedai grupları sınırlı
yerlerde, az sayılarda olduğu gibi, esas aktiviteleri de Ermeni köylüleri
korumaya ve gerektiğinde direniş için örgütlemeye dönüktü. 1908'e kadar faal
olup sonra demokratikleşme umuduyla dağılan fedai gruplarının saldırı eylemleri
çok nadir olmuştur, o da halkın başına bela kesilen zorbalara karşı. Xanasor
saldırısı büyüklüğüyle ve sivillerin bulunduğu bir yerleşimi hedeflemesiyle
müstesna bir örnek sayılır. Benzeri daha küçük başka örnekler varsa bile yaygın
olduğunu söylemek mümkün değil. Ermeni halkı ise, köylüsü ve kentlisiyle gayet
barışçı bir mizaca sahip olup genelde kendine yönelen saldırılara karşı
koymaktan bile acizdi. Tam burada Mamoyan'ın hiç sözünü etmeden geçtiği
1894-1896 kırımlarını hatırlatmak gerekir.
Özellikle 1895'in son üç ayı içinde Abdülhamit'in
yönlendirmesi ve bağnaz kitlelerin kışkırtılmasıyla Ermeni halkına karşı furya
halini alan pogrom tipi saldırılarda Trabzon, Erzurum, Van, Bitlis, Diyarbekir,
Mamuret ül Aziz, Sivas, Adana, Halep vilayetleri kapsamındaki irili ufaklı
40-50 kent ve yüzlerce köy harabeye çevrilmiş, toplam 300 bin Ermeni kurban
edilmiştir. Çok yerde ordu birlikleri ve Hamidiye alaylarının da doğrudan rol
oynadığı bu katliamlar Ermeni halkının hafızasında “önceki kırım-talan” olarak
yer etmiş, Hamidiyeli Kürtlerin öne çıktığı yerlerde ise Kürtçe olarak “Fermanê
Kurdan” diye anıldığı bile olmuştur. Etki-tepki meselesinde asıl dikkate değer
olan Xanasor'dan önceki bu süreçtir. Xanasor eylemi bu sürecin son halkasındaki
1896 Van katliamından hareketle örgütlenmiş ve aşağıda görüleceği üzere tam
onun birinci yıldönümüne denk düşen günlerde yapılmış. Şu halde, 18 yıl sonraki
soykırımla bunun bağını kuran yazar, hemen bir yıl önceki Van katliamıyla
bağını neden kurmuyor?
Parmakla işaret ettiği şeye bakın; Xanasor eylemine
katılan iki de papaz varmış. Peki o papazlar neden katılmış olabilir acaba?
Hemen önceki yıllarda Ermenilere yapılan saldırıların papazları vahşice
hedeflemesinden olamaz mı mesela? 1894-95 Ermeni katliamlarıyla ilgili uluslararası
bir raporun Van vilayeti bölümünde yazılanlara bakalım: Hepsini aktarmak uzun
olur, ama orada isimleriyle anılan 12 kazanın 100'den fazla köyünde özellikle
kilise ve manastırlara yönelik saldırıların yapıldığı, çoklarının yağma ve
tahrip edildiği, başta papazlar olmak üzere Ermeni halkının terör yoluyla
İslama geçmeye zorlandığı anlatılıyor. Birinde verilen ayrıntı; “Serp Manastırı
başkanı Papaz Bedros'un önce dili ve başka uzuvları kesildi. Bu kesme-doğrama
işi papazın ölümüyle bitti...” [5]. Demek ki varmış bir hikmeti papazların da fedai olmasının!..
Xanasor Seferi'nin
zemini, muhtemel oluş biçimi ve adil
yaklaşım
Ermenice tarih kitapları ve internet sayfalarında “Xanasori Arşavankı”
(Xanasor Seferi) diye anılan saldırı eylemi, öncesiyle birlikte şöyle
anlatılıyor:
Abdülhamit yönetimi 1894-95 katliamları
ardından Ermenilerin gücünü korumakta olduğu Van bölgesine odaklanır. Van'da
ilk önce kurulmuş olan Armenagan partisi genişçe örgütlüdür. Taşnak ve
Hınçakların da belli bir gücü vardır. Vanlı devrimciler sınırın İran tarafına
düşen Salmast ve Xoy bölgelerindeki Ermenilerle sıkı ilişki içinde olup, o
taraftan silah-cephane ve insan desteği alırlar. Salmast ile Van arasında
yaşayan Asuri, Yezdi ve Şiilerle birlik geliştirmeyi de düşünürler. Anlaşmanın
en zor olduğu kesim Sunni Kürtlerdir. İki bölge arası geçişlerde onların
müdahalesiyle karşılaştıkları olur. Hamidiye alaylarında örgütlenen Kürtler
Abdülhamid'in bölgedeki vurucu gücü olarak katliam tehdidini sürdürmektedir.
2 Haziran 1896 günü Van şehrinde mollaların
kışkırttığı Müslümanlar saldırıya geçer. Bir hafta boyunca bir dizi Ermeni
mahallesi ateşe verilir. Surp Hagop kilisesine sığınanlar orada katledilir.
Şehirdeki üç Ermeni partisinin temsilcileri birleşik direniş örgütler. Türk ve
Kürt silahlı grupları sürekli takviye edilirken Ermenilerin cephanesi tükenmeye
başlar. Van'daki İngiliz konsolosu ve başkaları müdahale eder. Şehirdeki Ermeni
devrimcilerin uzaklaşması şartıyla kırımın önleneceği sözü verilir. Birkaç
günlük istişareden sonra devletle varılan anlaşma gereği Ermeni temsilcileri
kendi askeri güçlerini İran'a geçirmek üzere Varaka dağına çekerler.
Armenagan temsilcisi Avedisyan öncülüğünde
yaklaşık 1000 kadar genç, çoğu silahsız olarak İran'a geçiş yaparken konaklamak
istedikleri Xanasor düzündeki Partoğimeos manastırı yakınlarında kuşatılır,
yüzlercesi orada katledilir. Ancak 30-40 kişi Salmast'a geçebilir, bir kısmı da
Van-Vaspuragan çevresine geri çekilir. Taşnaklı Bedo ile Hınçaklı Mardig'in 83
silahlı kişiden oluşan birleşik grupları da aynı yolda kuşatılır ve gün boyu
çatışarak şehit düşerler. Devrimcilerin uzaklaşması ardından şehirde
konsolosların varlığı sayesinde başka saldırı olmaz, fakat uzaklaştırılan
gençlerin toplu kırımı büyük bir travma oluşturur. Halkın devrime olan inancı
sarsılır. Van'da ciddi bir karamsarlık başgösterir.
Salmast tarafında bulunan devrimciler Taşnaklı
Nikol Duman öncülüğünde toplanıp bir karşı atak yapmayı kararlaştırır. Kışı
geçirdikten sonra değişik bölgelerden silahlı güçlerini birleştirir ve geçen
yıl gençlerin katledilmesinde rol oynayan Mazrik aşiretine saldırı hazırlığı
görürler. Şeref Bey'in yönetimindeki bu aşiret Hamidiye alaylarının aktif bir
unsuru ve sınır bölgesinde denetim aracı olduğu için onun gücünü kırma,
Kürtleri sindirme ve devletle işbirliğinden caydırma amacı da güdülür. Başarılı
olursa Van Ermenilerinin ruh halini değiştireceği ve devrimci harekete desteğin
tekrar güçleneceği umulur.
Kimi kaynaklara göre 250, kimine göre 350-400
kişilik bir saldırı gücü oluşturulur. Bu sayı fedai eylemlerinde daha önce hiç
kaydedilmemiş ve sonraları da görülmeyecek büyüklüktedir. Xanasori Vartan
(Sarkis Mehrabyan) komutasında hareket eden birlik Osmanlı-İran sınırını
oluşturan Araul dağının kıvrımları içine konumlanır. Dağın eteğindeki Xanasor
düzlüğü Mazrik aşiretinin yayla yeri yada göçebe yerleşim alanıdır. 250-300
çadırdan oluşan Mazriklerin obasına karşı 25 Haziran 1897 sabahı şafak sökmeden
saldırıya geçerler. Kara çadırlar içinde dikkat çeken üç beyaz çadır vardır,
bunların Şeref Bey'e ait olduğu tahmin edilir.
Ansızın yapılan baskına uykuda yakalanan ve
şoka uğrayan aşiret mensupları, anlatıldığına göre direniş gösteremez. Panik
halinde kaçışma başlar. Fedailer ellerine geçen erkekleri öldürür ve bir hayli
kan dökerler. Söylenen işte bu kadar. Yapılan kısa tasvirlerde olayın bu sıcak
safhasına ilişkin somut ayrıntılara rastlamıyoruz. Kürtlerden ne kadar insan
kırıldığına dair sayı belirtilmiyor. Yalnız kadın ve çocukları öldürmeme
yönünde ciddi özen gösterildiği vurgulanıyor. Şeref Bey'in ise “kadın elbisesi
giyerek kaçmayı başardığı” ileri sürülüyor. Bunun aşağılama amaçlı bir
yakıştırma olduğunu düşünebiliriz. Kimi kaynaklar olayın o sabah sınırlı
saatler içinde yaşandığını belirtirken, kimisi 25-27 Haziran arası üç gün
sürdüğünü kaydediyor. Muhtemelen saldırı birinci günde olup bitmiş, sonraki
günler ise grup çekilmesini tamamlamıştır. Çünkü olay üzerine çevreden başka
aşiretlerin yetişmesine kalmadan grubun Salmast istikametine çekildiği, yalnız
20 kadar kayıp verdiği belirtiliyor. [6]
Şüphesiz bunlar muğlak bilgilerdir. Ayrıntılı
tasvirlerin olmaması düşündürücü. Bu durum ajitatif söylemlerde verilmek
istenen imajı zedeleyecek şeylerin varlığıyla açıklanabilir. Zira öyle bir
toplu saldırı, her ne kadar devletin vurucu gücü olan bir aşirete karşı
düzenlenmiş olsa da, aşiret silahşörlerinin aileleriyle içiçe uyku halindeyken
yapılması nedeniyle, kurunun yanında yaşı da yakmanın kaçınılmaz olduğu bir
şeydir. Kadın ve çocuklara dokunmama prensibinin bu tür bir eylemde sıkı sıkıya
gözetilmesi hiç kolay değil. Saldırılan çadırlarda cinsiyet ve yaş ayrımını
titizlikle yapabilmenin zorluğu bir yana, karşı koyan herkesin şiddetten payını
alacağı aşikârdır. Doğrudan silahların hedefi olmayanlar bile aile fertlerinin
katlini görmekle dehşet yaşamış olmalıdır. Yetişkin erkek nüfusun dahi çatışma
alanı dışında ayrımsız hedeflenmesi savunulamaz, çünkü aralarında masumların
olması her zaman mümkündür. Xanasor saldırısı kabaca tarif edildiği gibi
yapılmışsa, katliama katliamla yanıt verme anlamına gelir. Belli ki burada
intikamcı bir zihniyetle hareket edilmiş ve güç gösterisiyle karşı tarafı
sindirme amaçlanmıştır. Ermeni halkını motive etme amacıyla gerçeğin üstünde
bir başarı tablosu çizildiğini de düşünmek mümkün. Saldırı sırasında aşiret
mensuplarının kaçışına dair vurgular bu açıdan abartılı olabilir. Silahlı
aşiret mensuplarının hiç karşı koyamadıklarını tasavvur etmek mümkün değil.
Fırsat buldukları ölçüde çatışmaya da girdiklerini düşünürsek, olayın bir kaç
cümleyle özetlendiği kadar basit olmadığını tahmin edebiliriz.
Ermeni tarih yazımında Taşnak çizgisine bağlı
olan yada yakın duranlar bu eylemi büyük bir devrimci atılım ve parlak bir
başarı gibi savunurken, farklı görüş açılarından bakanlar ise kendi halkına
yarardan çok zarar getiren maceraperest bir girişim olarak eleştirmişlerdir.
Örneğin Taşnak önderlerinden Rupen hatıralarında, bu eylemin güce tapan
Kürtleri daha çekingen ve tarafsız davranmaya sevkettiğini, hatta bazılarının
daha dostane yanaşmasına bile vesile olduğunu söylerken [7], Sovyet Ermenistanı
tarihçilerinden H. M. Boğosyan onun bu görüşüne katılmayıp daha sonraki
tarihlerde Kürt aşiretlerinin Sasun ve başka yörelerdeki Ermenilere nasıl
saldırdıklarını hatırlatıyor. Xanasor eyleminin yaşandığı yıllarda onu
eleştirenler olduğuna da dikkat çekiyor. Türk yönetiminin baskısıyla İran
hükümetinin de Ermenilere karşı önlemler aldığını, Salmast ve Ağbag'da Ermeni
nüfusun çok mağdur edildiğini belirtiyor. [8]
Bu tartışmalarda eylemin insani yönden
sorgulanması görebildiğimiz kadarıyla eksik kalmıştır. Ermeni halkına yaşatılan
büyük acıların böyle bir karşı atağı doğurmuş olması, yani mağdur taraf olarak
hesap sormanın gözlerdeki meşruluğu bu eksikliğin doğal bir zemini olabilir.
Ermeni halkının kökünü kurutan soykırım gerçeği karşısında Türk devleti gibi
Kürt siyasi kurumlarının da ciddi bir tarihsel yüzleşmeden kaçınıyor olması,
Ermeni tarafının kendi payına muhasebe yapma duyarlılığını zayıflatan bir diğer
büyük faktördür. Yine de bu duyarlılığı gösterenler hiç yok değil. Aziz Mamoyan'ın
kendi makalesinde sözünü ettiği tarihçi-akademisyen Stepan Boğosyan'ın
eleştirel yaklaşımı bunun bir örneğidir.
S. Boğosyan, Şeref Bey yönetimindeki Mazrik
aşiretinin Ermeni halkına yönelik katliam ve talanları nedeniyle hedef
seçildiğini doğrulamakla beraber, Xanasor eyleminin oluş biçimini yukardakinden
farklı olarak şöyle tasvir etmiştir: “Ermeni grupları Xanasor düzündeki
Mazriklerin konak yerini kuşatıyor ve çadırlar üzerine ateş açıyorlar.
Kürtlerin yerleşimi işgal ediliyor, fakat anlaşılıyor ki aşiretin reisi kendi
askeri bölüğüyle uzaklaşmayı başarmış. Böylece yapılan sefer kendi hedefine
ulaşamıyor. Dahası atılan kurşunlarla ölen Kürt kadın ve çocukları da oluyor.
Nedeni çok basit, çünkü geceydi ve kime ateş ettiğini seçebilmek mümkün
değildi. Eylemin başarısız görüleceği belliydi... Fakat hayır, Taşnaktsutyun
başarısız kalmış olamazdı! Ve Xanasor seferi Ermeni halkının özgürlük
savaşındaki en parlak sayfalardan biri ilan edildi. Dahası bu deneyim savaş
koşullarında hümanist duruşun sembolü yapıldı. Hatta 'Ermeni fedaisi kadın ve
çocuklara ateş etmiyor' dizeleriyle bunun şarkısını yaktılar.” [9]
Buna karşılık Boğosyan'a açık mektup yazan
Vazken Ğazaryan ise onun eleştirel yaklaşımına teessüflerini belirttikten sonra
soruyor: “Eğer gerçekten iddianızı temellendirecek kanıtlarınız varsa
buyurun bari o yararlandığınız kaynakları belirtin, isterse Türk kaynakları
olsunlar...” [10]
Bu yazışmalardan anlaşılacağı üzere olayın
aslı oldukça kalın bir sis bulutu arkasında kalmış ve doğru dürüst ne yaşandığını
ortaya koyacak yazılı şeyler bulma ihtimali de çok zayıftır. Böyle olması yine
şaibeli bakmaya hak verir. Çünkü eğer şarkılara konu edildiği gibi övünç
duyulacak bir muhtevada yaşanmış olsaydı, eyleme katılmış fedailer veya
onlardan dinleyen Ermeni aydınları olayın ayrıntılı bir öyküsünü herhalde
yazarlardı. Ayrıntılı yazımından kaçınılan şeyler genelde iyi olmayan
hatıralardır. Ama öte yandan eylemin bilançosu çok ağır olsa bunun da sözlü
Kürt edebiyatına yansıması ve daha sonra Kürt/Kürdistan tarih yazımına girmesi
beklenirdi. Ermenileri suçlamak için koz arayan Osmanlı makamları ise yazılı
raporlarında işlemeyi ihmal etmezlerdi. Bir de bu alanlara bakmak lazım
Xanasor'un boyutunu anlamak için.
1894-96 katliamlarına misilleme niteliğindeki
Xanasor olayı gibi, 1915 soykırımı ardından Ermeni gönüllü gruplarının yer yer
Türk ve Kürt köylerine yönelik intikam saldırıları da olmuştur. Boyutlarının
çok çok abartılıyor olması ayrı mesele, fakat az da olsa katliam niteliğine
bürünen misillemelerin yanlışlığını görmek, tespit edilebilen bu tür olguların
vicdani muhasebesini çekincesiz yapmak gerekir. Bunları istismar etmeye
çalışanlar varsın etsin, açık yürekli davranış genel plandaki haklılığın daha
net görünmesini sağlar. Ermeni halkı bütün o süreçlerin tartışmasız en büyük
mağdurudur. Önceki gerginlik ve çatışmalar içinde kendi öncülerinin payı ne
olursa olsun, nihayetinde hiç bir şeyin mazur gösteremeyeceği canavarca bir
imha planının tek taraflı kurbanı olmuştur. Buna karşı direnişleri asla
suçlanamayacağı gibi, katliama dönüşen intikam hareketleri bile kendine
yapılanlarla aynı kefeye konulamaz. Evet, Taşnakların şaibeli Xanasor eylemini
halen yıldönümlerinde kutluyor olmaları bu açıdan eleştiri hak eden bir durum.
Fakat bunu “canilerin kahramanlaştırılması” gibi bir klişeyle ayıplamak da
ölçüyü kaçırmak olur. Biliyoruz ki o eyleme kalkışan fedailer Kürt halkının
düşmanı yada kana susamış caniler değildi. Toplu yerleşim alanına baskın
vermeleri, muhtemelen hedeflerini izole durumda yakalama güçlüğünden ve hesap
sormanın halk arasındaki yakıcılığından ileri gelmiştir.
Ulusal gerilla hareketlerinde devrimci eylem çizgisi dışına çıkan bu tip
saldırılar, hatta daha kötüleri yakın dönemlerin de gerçeğidir. Hatırlayacak
olursak, PKK'nın kendi halkından olan koruculara karşı eylemlerinde de zaman
zaman toplu katliam tabloları ortaya çıkmış, bir kaç yerde korucu ailelerin
evleri ateşe verilip kadın-çocuk dahil 30-40 kişi öldürülmüştü. Sonra Öcalan bu
eylemleri Botan bölgesinde feodal intikamcı anlayışla hareket ettiğini
söylediği bir komutanın sırtına yıkmış ve "Kör Cemal pratiğini mahkum
ediyoruz" demişti. Ama yıllar sonra Dersim'de de katliam dahil halka ve
diğer devrimci güçlere karşı zorbalık yapıldı, bu da önceki gibi merkezi
politikanın bir ürünüydü, ama geri tepince bu defa da günah keçisi Doktor Baran
oldu. Demek istediğim, ulusal hareketlerin sakat anlayışları ve zararlı
pratikleri çok yerde görülmüştür. Taşnak ve Hınçak partilerinin haklı ulusal
mücadeleleri içinde de yer yer çığırından çıkan, vicdanları yaralayan şeylerin
olması doğaldır. Ama onları bire bin katarak suçlayıp, PKK'nin benzer işlerine
gelince laf söyletmeyenler gerçekte yalnız kendi çifte standartlarını teşhir
etmiş olurlar.
Sözkonusu iki makalenin Kürtler arasında 1915 muhasebesinden kaçınmayı
telkin eden mesajlarını ve ardındaki zihniyeti de eleştirmek gerekiyor. Onsuz
bu konu tamamlanmış sayılmaz. Ancak fazla uzatmamak için o irdelemeyi sonraya
bırakıyorum. Yakında ayrı başlıkla sunmak üzere...
24/02/2012
[1]- Yazar bu isim dışında Ezîz ê Cewo ismiyle de anılmaktadır.
[2]- Makaleyi okumak için bkz: www.mezopotamya.gen.tr/srove-yorum/kurt-ermeni-iliskilerine-tarihsel-bir-bakis-h1711.html
[4]- Xerzî, Geçmişten günümüze
Kürt-Ermeni ilişkileri ve 1915 tarihsel kopuşunun günümüze yansımaları: (http://www.mezopotamya.gen.tr/drok-tarih/kurt-ermeni-iliskileri-1915-ve-ozur-meselesi-h1716.html)
[5]- Ermeni
Katliamları Raporu 1894-1895, İstanbul'da Görevli Altı Büyükelçiliğin Ortak
Hazırladığı İstatistik, Hazırlayan P. F. Charmetant, Peri Yayınları,
İstanbul-2012, s. 82-84. (Manastırın isminde geçen kelime Serp değil, aziz
anlamında Surp olmalı).
[6]- Olayla ilgili
anlatımlar birçok internet sayfasında var, çok benzer olmaları nedeniyle
hepsinin hareket noktası Rupen'in aşağıdaki hatıra kitabı olmalı. Burada
hepsinden ortak bir derleme vermeye çalıştım.
[7]- Rupen, Hay
Heğapoxagani Mı Hişadagnerı (Bir Ermeni Devrimcinin Anıları), 2. cilt,
Tahran-1982, s. 45
[8]- H. M. Boğosyan,
Vaspuragani Batmutyunits (Vaspuragan Tarihinden) 1850-1900, Yerevan-1988, s.
289
[9]- Çorrort
İşxanutyun, No: 439, 2 Aralık 2003
[10]- Hay Ariner,
Sayı 63-64, Ekim 2005
3 yorum:
türkler ve kürtler o boyda kalirlar ne ileri ne de geriye
ya Ermeniler? onlar acaba Kürtlerden daha mi cok boy attilar?
Mademki mazrik(merzikan) asireti yok edildi , ben niye yasiyorum. Şeref bey benim öz dedem. Yalan yazmislar .
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.