Prof. Güler, üst-kimliği, toprak temelli
"Türkiyeli" yerine etnik temelli "Türk" diye takdim ediyor.
Aynen, MHP gibi. Bu, Kürtleri ve Türk'ün dışında herkesi otomatikman ikinci
sınıfa indiriyor... Nasıl ki çoğu bilgisayarın işletim sistemi Windows ise, bu
kafanın işletim sistemi de, 1454’ten 1839’a kadar resmen, 1839’dan bugüne kadar
da fiilen “Millet-i Hakime” ideolojisi: “Müslüman, gayrimüslime hakimdir.” Daha
doğrusu, ülkenin dört bir yanında gayrimüslimlerin sürekli katledilmesine
dayanak oluşturan bu ideolojinin laik ve sol terminoloji kullanarak
“güncellenmiş” biçimi. Bu Millet-i Hakime, “güncellenmiş” olduğu için, fena
halde melez. Çünkü Müslüman oldukları halde Kürtlere de saldırıyor.
“Ulusalcılık” tam da bu, zaten: “Müslüman-Türk’ün hakimiyeti.” Kim demiş,
ulusalcılık milliyetçiliğin laik türüdür, diye?
***
Prof. Güler, üst-kimliği, toprak temelli
"Türkiyeli" yerine etnik temelli "Türk" diye takdim ediyor.
Aynen, MHP gibi. Bu, Kürtleri ve Türk'ün dışında herkesi otomatikman ikinci
sınıfa indiriyor
Haber: BASKIN ORAN / Arşivi
Büyüklerimiz derlerdi ya, tam öyle. Çünkü, Efendi İnsan
Kılıçdaroğlu’nun İyi ile Kötü’yü dengeleyeceğim diye yerlerde sürünmeye
bıraktığı CHP , ulusalcı ekipten Prof. Birgül Ayman Güler’in diğerlerini
temsilen “Türk ulusuyla Kürt milliyetini eşit, eş değerde gördüremezsiniz”
demesi üzerine bulunmaz bir tarihi fırsat yakaladı. Parti bu vesileyle bu
ekipten artık kurtulabilirse, Ecevit’in 73 ve 77’de yakaladığı ivmeyi
yakalayabilir. AKP ’nin, (C. Dündar’ın tabiriyle “MGK çizgisine gelerek”) Türkiye’yi
karanlık paktlara sürüklemesine alternatif oluşturabilir. “Şanghay Despotizm
Kenteti”nin üyelerine bak, süngüye davran: Çin, Rusya, Kazakistan, Kırgızistan,
Tacikistan, Özbekistan. Tam bir korku filmi. Bugünlerde “Dikkat Polis Geliyor!”
kampanyasının başlatılmasına sebep olan iç atmosferin dış yüzü.
Ulusalcı ekip hakkında artık söylenecek tek şey, “uğurlar
ola”dır. Ama, tahlile girişmeden önce, durumun hâlâ farkında olmayan ve suçu
medyaya atan Kılıçdaroğlu’nun 2007’de kimleri TBMM’ye taşımış olduğuna bakmak,
bu vesileyle öğretici olacak.
Ne oldukları çok net
Bu ekip, laik ve sol terminoloji kullanarak,
antiemperyalizmi bayrak yaparak, askere davetiye çıkartan ekip. Genelkurmay
Türkiye’yi titretirken, 2007 Cumhuriyet Mitingleri’nde başrole çıktı. 17 Nisan
Tandoğan mitinginde Prof. Güler konuştu: “Türkiye’nin güvencesi Kemalist orduyu
bağrımıza basıyoruz.” Devam etti: “Memleketin savunması ABD’nin eline
bırakılmışsa, memleketin bütçesi IMF’ye teslim edilmişse, Türkiye
sömürgeleştiriliyorsa, Türkiye parçalanmak isteniyorsa, Kemalist ordu
konuşacak, üniversite konuşacak, yargı konuşacak!” Kendisi şimdi Boşnak
olduğunu söylediğine göre, tam uyar: “Mühtediler [din değiştirenler] daha
mutaassıp olur”muş. Tabii, “Türkiye’nin Yugoslavya gibi parçalanmasını istemiyorum”
derken, burada “Sırp rolü” oynadığının bile farkında değil.
Bu ekip, gayrimüslim ve Kürt vatandaşlara nefret söylemi
kullanan, AB düşmanlığını yöneten ekip. Üstelik, İslamcılık yaparak: “AB’ye
gireceğiz derken dinimiz elden gidiyor. Ben bir Müslümanım. Ülkemde
Müslümanlığın gerilemesine razı olamam.” Ocak 2005 tarihli bu sözler Akit
gazetesinden değil. Evinde kilise açan kişiyi “ülke güvenliği için tehdit
oluşturmak” gerekçesiyle geçenlerde 8 yıla çarptıran (Radikal, 29.01.2013) İran
devletiyle aynı kefede yer alan Rahşan Ecevit’ten. TBMM dışında kalan
ulusalcılardan, Mülkiye’nin 1402’lik “solcu” hocası Prof. Alpaslan Işıklı da
aynı fikirde: “Hıristiyan misyonerliği başını alıp gitmektedir. İstanbul’u,
başında Ortodoks Patriğinin bulunduğu bir dukalığa dönüştürmek isteyenlerin
iştahları iyiden iyiye kabarmıştır. Elimize bedava İncil tutuşturuyorlar.”
Devam ediyor: “Bir kısım yurttaşlarımız, ‘Hepimiz Ermeniyiz’ diye bağırarak
sokaklara dökülmek noktasına gelmişlerdir. Bir başka bölümü, Güneydoğu’daki
yurttaşlarımızın haklarını savunmak görüntüsüne bürünmüş bölücülerdir.”
Millet-i Hakime her yerde
En önemli resmi kurumlarımız da koroya dahil. Bremner
adlı Avustralyalı gazeteci, 24 Haziran 1997’de ‘Son Çare’ adlı TV programında
kendisinin ‘Gizlice Hıristiyanlığı yaymaya çalışan bir din tüccarı olarak lanse
edildiği’ iddiasıyla tazminat davası açtı. Dava, sonunda Yargıtay Hukuk Genel
Kurulu tarafından reddedildi. Şu gerekçeyle: “Büyük çoğunluğun kabul ettiği
dinde devlet bazı koruyucu tedbirler alabilmektedir.” Yani Yargıtay’ın laiklik
anlayışına bakınız ki, belli bir dinin devlet tarafından korunmasını onaylıyor.
Kim demiş, ulusalcılık milliyetçiliğin laik türüdür, diye?
Bu ulusalcı ekip, asker hayranlığı ile Kürt-Ermeni
düşmanlığını birleştiriyor. Yine CHP milletvekili yapılan Prof. Nur Serter, 29
Nisan Çağlayan mitinginde konuşuyor: “‘Ne mutlu Kürdüm’ ya da ‘Ne mutlu
Ermeniyim’ demek insan hakları ve demokrasi diye yutturuluyor. Bir Türk
vatandaşı olarak, bir ulusalcı olarak TSK’ya şükranlarımı sunuyorum.”
Nasıl ki çoğu bilgisayarın işletim sistemi Windows ise,
bu kafanın işletim sistemi de, 1454’ten 1839’a kadar resmen, 1839’dan bugüne
kadar da fiilen “Millet-i Hakime” ideolojisi: “Müslüman, gayrimüslime
hakimdir.” Daha doğrusu, ülkenin dört bir yanında gayrimüslimlerin sürekli
katledilmesine dayanak oluşturan bu ideolojinin laik ve sol terminoloji
kullanarak “güncellenmiş” biçimi. Bu Millet-i Hakime, “güncellenmiş” olduğu
için, fena halde melez. Çünkü Müslüman oldukları halde Kürtlere de saldırıyor.
“Ulusalcılık” tam da bu, zaten: “Müslüman-Türk’ün hakimiyeti.” Kim demiş,
ulusalcılık milliyetçiliğin laik türüdür, diye?
Ulusalcıların iki sabotajı Gelelim tahlile. Prof. Güler,
Kürt açılımına iki sabotaj yapıyor. Birincisi, “Türk ulusu” diyor, “Kürt milliyeti”yle
eşit tutulamaz. Ulus, malum, “millet”in Öztürkçesi. Biri millet, öteki milliyet
oluyor. 29 Ocak tarihli Radikal’de de yazdım: Siyaset biliminde millet
(nation), milliyet (nationality), halk (people) diye bir üçlü geçer. Burada
derecelendirme yukarıdan aşağıya doğrudur. Yani “milliyet”, “henüz millet
düzeyine ulaşamamış” insan topluluğu oluyor. Prof. Güler bunu milletle mukayese
ediyor ve ortaya düpedüz bir “bilimsel aşağılama” çıkartıyor. Fakat bu,
söylendiği gibi ırkçılık değil. Düpedüz milliyetçilik/ulusalcılık. Siz bunu
ırkçılıktan daha matah bir şey mi sanıyordunuz?
Pek kimsenin değinmediği ikinci sabotaj ise, bu
birincisinin anası: Prof. Güler, üst-kimliği, toprak temelli “Türkiyeli” yerine
etnik temelli “Türk” diye takdim ediyor. Aynen, MHP gibi. Bu, Kürtleri (ve
Türk’ün dışında herkesi) otomatikman ikinci sınıfa indiriyor.
Sabotajın esas beyni Kürt meselesinin yaklaşık bir
asırdır ilk defa çözüleceği umut ve beklentisinin doğduğu şu günlerde, egemen
çoğunluğun bu tür tahrikçi nefret söylemleri millet’i çok fena bölüyor. Esas
planlayıcı beyni, olayı “Partimize sataşma var. Partimiz adına Birgül Ayman
hanım konuşacak” diyerek tertipleyen Emine Ülker Tarhan olan bu kombine
sabotaj, Paris katliamı sabotajını çocuk işi gibi bırakıyor.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.