Angela Merkel ve Recep Tayyip Erdoğan ile görüşen Ermeni, Rum ve Yahudi liderler, ‘misafir’ karşısında, Sayın Erdoğan’ı bizce ‘son defa’ olarak zora sokmak istemediler. Süryaniler artık sabredemezlerdi ve… Mor Gabriel skandalı sonunda patladı!
Almanya Başbakanı, Sayın Angela Merkel, 25 Şubat
Pazartesi günü Ankara temasları çerçevesinde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile
Türkiye’de yaşayan değişik dinlere ait vatandaşların ruhani temsilcileriyle
görüştü. Bu kabulde, Ermeni Katolik Cemaati, Süryani Kadim Kilisesi İstanbul
Metropoliti ve Ermeni Protestan Kilisesi temsil edilmemişlerdi(!).
Toplantıya Rum Ortodoks Ekümenik Patriği (Başbakanımız
‘Ecdadımız ‘Ekümenik’ sıfatını kullanmış, bizde mahzur görmeyiz’ demişti)
Bartholomeos; Ermeni Havari Kilisesi Patrik Genel Vekili, Aram Ateşyan; Mardin
Süryani Kadim Mor Gabriel Manastırı Metropoliti, Samuel Aktaş; Süryani Katolik
Kilisesi Patrik Vekili Yusuf Sağ; Türkiye Protestan Kiliseler Derneği Y.K.
Üyesi Umut Şahin ve Ankara Müftüsü Hakkı Özer katıldılar.
Ermeni Havari, Rum Ortodoks ve Yahudi liderler, normal
şartlarda hiç ama hiç sahip olmamaları gereken, temel insan haklarının
ihlâlleri sonucu hâsıl olan birçok sorunlarının çözümünün hukuki süreçlerinin
haddinden fazla gecikmiş olmasına rağmen, Erdoğan’a duydukları şahsi sempati ve
güvenlerinden dolayı, bir kez daha dişlerini sıkıp, şikâyet emaresi
göstermediler. Aslında, başka bir ortamda, başka şartlarda zemin buldukları
takdirde (Bknz. Milliyet’te Pelin Batu’nun Bartholomeos Hz ile yaptığı söyleşi)
söyleyecekleri çok şey vardı ama Erdoğan’a son kez bir şans daha verdiler.
Mardin’deki, en ufak bir abartma yapmadan söylüyoruz,
dünyaca evet dünyaca tanınmış, tam 1600 yıllık, dile kolay, Süryani Kadim yani
Ortodoksların muhteşem merkezi sayılan Mor Gabriel Manastırı’nın yok Orman ve
Arazi davaları yok şu veya bu bürokratik davalar yüzünden Süryanilerin elinden
kayıp gitmesi söz konusu, düşüne biliyor musunuz?
Tüyler ürperten durumda, artık verecek kredileri kalmamış
Süryani Ortodokslar, Mor Gabriel Manastırı’nın yetkili kişisi, Sayın Samuel
Aktaş aracılığıyla, olabilecek en kibar lisanla durumu arz etmişler ve şaşkına
dönen Merkel sorular sormaya başlayıp da, işin özü vahametiyle anlaşılınca,
salt bu konu konuşulur olmuş ve ortam iyice elektriklenmiş.
Okyanus'u geçeken, deniz bile değil, gölde boğulmak mı?
Cumhuriyet tarihinin en köklü atılımı, Başbakan’ın da
adını altın harflerle yazdıracak ‘Diyalog süreci’ adım-adım yaşanırken, millet
nefesini tutmuş her dinden vatandaşlar ellerini havaya kaldırıp Aman Ya
Rabb’im, sakın bir provokasyon olmasın diye dua ediyor… Üstelik bir de
Cumhuriyet tarihinde Yeşilköy ve Adalar’da ilk kez Süryani Kadim kiliseleri
kurabilmeleri için gereken alt yapıların hazırlandığı bir dönemde, 1600 yıllık
ve sadece Süryanilerin ve Türkiye’nin de değil, bütün insanlığın mirası olmuş
Mor Gabriel gibi bir abidenin heba olması, bizzat yeni sıkıntılara davet değil
midir?
Kısacası, okyanusu geçerken, deniz bile değil, gölde mi
boğulacağız? O övündüğümüz ecdada sahip
olmuş, o yedi düvele meydan okumuş Osmanlı’nın mirasçısı Türkiye’ye, hele onun
şimdiki Başbakanı mı göz yumacak buna?
Nedir bu Mor Gabriel meselesi?
5000 yıldan beri bu coğrafyada yaşayan ve Hıristiyanlığı
kabul ettikten sonra, III. Antakya Patriği Mor Ignatıos Nurani tarafından
Süryani ismini alan Aramiler’in; M.S. 397 yılında eski adı Kartmin yeni adı
Yayvantepe köyü yakınlarında kurulan Mor Gabriel Manastır’ı, 1600 yılı aşan
tarihi ile dünyanın en eski faal manastırlarından biridir.
2008 yılında Manastır’ın bölgesinde, devletin aniden
‘tapulama-kadastro’ çalışmalarının başlaması ile Mor Gabriyel Manastırı Vakfı
ile Maliye Hazinesi Orman İdaresi ve komşu köylerle yaşanan sorunlar, yargıya
taşınıyor ama şu ana kadar sonuç alınamıyor.
Aslında bu sorunlar,
Yayvandere, Eğlence ve Çandarlı köylerinin muhtarları tarafından Mardin
İl Jandarma alay Komutanlığı ve Midyat Cumhuriyet Başsavcılığı’na yapılan bazı
(…) ihbarlarla başlıyor Jandarma ve Savcılık, böylece arka arkaya davalar
açıyor.
Vesayet’i yok etmesinden önceki uygulamaya, AK Parti
şimdi izin mi verecek?
Maliye Hazinesi, 12 parselden oluşan 244 dönümlük
manastır arazisi için 2008’de yapılan kadastral çalışmaya göre 29.01.2009’da
Midyat Kadastro Mahkemesi’nde dava açıyor.
Mahkeme 1936 beyannamesinde olan, Tahrir Kanunu’na göre
vergileri ödenmiş arazinin, yerel bilirkişi-tanıkların beyanınca 24.06.2009
tarihinde aldığı kararla Mor Gabriyel Manastırı Vakfı’na ait olduğuna hüküm
veriyor, hazinenin açtığı davayı reddediyor.
Maliye hazinesi temyiz ile Yargıtay dosyadaki delilleri
yok sayarak Midyat Kadastro Mahkemesi’nin kararını bozuyor.
Manastır Vakfı, Yargıtay’a başvurup düzeltmek istiyor,
Yargıtay 20. Hukuk Dairesi 28.06.2011 tarihinde reddediyor. Yargıtay, kararında
(…) Kadastro kanununa göre belgeye dayanmadan araziler üzerinde fiili
hâkimiyete dayalı kadastro çalışmalarında kişiler adına en çok 100 dönüm
taşınmaz mal tescil edebileceğini gerekçe gösteriyor.
Oysa Midyat Kadastro Mahkemesi’nde yapılan yargılama
sürecinde dava konusu mallar üzerinde mülkiyet hakları belgeleyen çok önemli
iki belge sunuluyor.
Bunlardan biri Azınlık Vakıfları’ndan istenen 1936
Beyannamesi’nde 17.07.1935 tarihinde 20 parça susuz tarla, 2 bağ ve 2 kuyu
olarak belirtilmiş, ayrıca 01.09.1937 tarihli Arazi Tahrir Kanunu uyarınca
verilen arazi tahrir yani arazi vergisi.
Yargıtay söz konusu iki belgeyi de yok sayarak karar
veriyor..
Midyat Kadastro Mahkemesi yeniden yapılan yargılama
sonucu 10.10.2011 tarihinde, daha önce aldığı karara direnme kararı alıyor
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 13.06.2012 tarihinde yerel mahkemenin direnme
kararını bozuyor, böylece Mor Gabriyel Vakfı’nın söz konusu arazi üzerindeki
mülkiyet hakkı ortadan kalkıyor.
Şimdi gelelim zurnanın zırt dediği yere… İnsanın isyan
edesi gelir hani!
Yargıtay bu kararı verirken AHİM kararlarına aldırış
etmeden 08.05.1976 tarihli Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, Müslüman olmayan T.C.
vatandaşlarını, Türk olmayan vatandaşlar (!!!) olarak tanımlayan karara atıfta
bulunuyor. Yargıtay, dava ile ilgili bilirkişilerin
1930 ait kişilerin söylediği duyumları yaşlarından dolayı kabul etmiyor.
Radikal gazetesine göre ise Sayın Başbakanımız bu duruma
(…) Orman konusuyla ilgili bir şey yapamayız. Hazine ile ilgili olsa bir çözüm
yolu bulmaya çalışırdık gibi bir cümle sarf etmiş ki, bırakın kabul etmeyi,
anlaşılacak şey değil…
Irkçılık, ayırımcılık anlamında milliyetçiliği ayaklar
altına aldıklarını söyleyen Hükümet ve Başbakan’ın hâlâ beş bin yıldır bu
topraklarda yaşayan vatandaşlarımızı Türk olmayan vatandaşlar gibi, utanç
verici kıstaslarla idare eden yargıya kurban mı edeceğiz?
Raffi A. Hermonn
http://t24.com.tr/yazi/ermeni-rum-yahudi-liderler-erdogana-son-kez-bir-jest-yaptilar-aslinda/6285
4 yorum:
Yanilmiyorsam, bu adam bir ara Fransa'da yasiyordu. Son zamanlarda, Turkiye hukumetine yaranmak icin yapmadigi yalakalik kalmadi, öyleki Diaspora'yi full time kötuluyordu. Sanirim su anda Turkiye'de yasiyor ama eline de bir sey gecmedi.Kendi halkina dusmanlik eden biri, baska halklara da yararli biri olamaz!
"Aglamiyana meme yok"buraya uygun,"Ermeni, Rum, Yahudi liderler, Erdoğan'a son kez bir jest yaptılar"bu JEST degil, sayet bu üc toplumun liderlerinden biri,Süryani liderinin yerinde olsaydi acaba hosuna gidermiyidi?"Bana dokunmiyan yilan bin yasasin"diyerek,baskalarina yapilan haksizliklara,göz yumanlar siranin kendilerine geldiginde hatalarini cok gec anlamis oldular.Ayni hata tekrarlaniyor,aslinda bu bir insanlik görevidir,din,dil,irk farki gözetmeden haksizliga ugrayanlarin yaninda olunmasi gerekir,yoksa inandirici olmaz ve olamazsiniz.Daha yazilacak cok sey var,fakat anlamaj isteyen bu kadariyla da anlar.
Saygilar
Adsız arkadaşımız yanılmıyor Fransa'dan gelmiş. Çok değişmiş de değil şimdi de Müslüman Ermenilere alışmamızı istiyor. Neredeyse ne fark eder Müslüman olup kurtullım diyecek. Ne yazık ki bu sözlere karşı çıkan yok. Selamlar.
Sevgili yorumcu arkadaslar,Raffi Hermon Araks da aramizdan biridir,Turkiyede dogmus,ogrenimini Fransa ile Istanbul arasinda gidip gelmelerle surdurmus bir arkadasimizdir ve sonucda bir T.C vatandasi Ermenidir dolayisi ile lutfen tenkutlerinizde daha dogru bilgiler edinerek bulunun.
Sahsen Raffinin kendine has goruslerine bazen ben de karsi cikar ve katilmam ve kendisinin de avukatligini yapacak degilim fakat bildigim birsey var ki bizler demokratik bir olgudan bahsediyorsak aramizdaki gorus ayriliklarina da tahammullu olabilmeliyiz.
Tesekkurler
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.