Türkiye’de “dönme” sözü kullanıldığı zaman birden çok
kişi “İşte burada var, orada var…” diye şuraya, buraya işaret eder. Ve bir an
onların her yerde olduğu kanısına kapılır insan… Ermenistanlılar arasında
onlarla ilgili söylentiler Soykırıma dair konuşmalarla ilgili olmuştur sadece.
İstanbul Ermeni cemaatinde onlar yok, Türk toplumunda ise onların sorunu resmen
mevcut değildir. Kimdir her iki taraftan Ermeni sayılan bu Ermeniler?… Hıristiyan'dır, fakat değildir, Müslüman'dır, fakat
değildir. Gerçekten yaşıyorlar, mevcutlar, ama fiilen hiç bir cemaatte yoklar.
Soykırıma dair Ermeni edebiyatında sürekli bir zaman
“ölüler” yada bu veya şu şekilde Ermeni ulusundan “kaybolanlar” arasında
bulunan Müslüman Ermenilerin yaşamı, 1915’ten sonra kesilmemiştir…
Soykırımdan sonra artık dördüncü neslin temsilcisi olan
17 yaşındaki Elif (yazar Elif’in adını, onun isteği üzerine değiştirilmiş
olarak sunmaktadır-‘Akunq’ web sayfası yöneticileri) kendi hayat hikayesini,
daha doğrusu bu öykü hakkında öğrenebildiklerini anlatıyor.
“Ailem hakkında konuşurken en önce ninemi hatırlıyorum.
Son nefesine kadar namaz kılmış ama ortalıkta hepsi ona “Gâvur’un dölü” diye
hor görmüşlerdir. Ermenice biliyordu diyorlar ama ben hiç dinlemedim Ermenice
konuştuğunu.
Ailemin geçmişi hakkında bana anlatabilen… bari Ermenice
birkaç kelime öğretebilen kuşak yoktur zaten. Bazı paramparça olmuş bilgiler
var sadece. Annem, anneannesinin adını söyledi sadece, soyadımızın da eski
Ermenicede bir anlamı vardı ama ne demekti hatırlamıyorum şimdi. Dersimli imiş
bizimkiler… Göç etmiş, sonra tekrar dönüp Müslüman olmuş. Şimdi օ
yaşlılarımız hayatta olsaydı, օ kuşağı yani… hayatta olsaydı… Birçok
şeylerden sorardım.
Ebeveynlerimi ne namaz kılarken ne de haç çıkarırken
gördüm. Türkler hakkında kinle konuştuğunu fark etmedim ama elbette olumlu
duyguları da yoktu Müslümanlara… Oldukça zaman kiliseye gidiyorum. Ne zaman
başladı? Gerçekten hatırlamıyorum. Ailemde din nedir filan diye hiç konuşmadı
ebeveynlerim. Babam… Anam… Tabii her zaman da kim olduğumun farkındaydım ama
nasıl desem… Onlar ayrıntıları söylemiyordu ama
hiçbir zaman inkar etmemişler de. Ben çok meraklıyım ama onlar hiç ilgilenmedi.
Anneme sorunca “Artık yaşadığım bana yeter, ne ilgilenmek…. Ne bilmek
istiyorsun? Peki, biz ne Ermeniyiz, ne Türk'üz, ne de Kürd'üz. İnsanız. Bununla
yetin kızım!” der.
Hepimiz de aynı duygularla yaşadık. Her taraftan bizi
dışlayan bir durum, bu duyguyla yaşadık. Babam hala direniyor ama annem, benim
bu yaklaşımını kabul etti, hatta bana bir haç verdi. Fakat… Onlar herhangi bir
dine üyelik hissetmedi. Asla! Müslümanlar arasında “gâvur” olmuş, Hıristiyan
Ermeniler arasında “dacik” (Türk-‘Akunq’ web sayfası yöneticileri). Annelerim
herkese karşı çıktı sanki, belki onun da nedeni budur. Olabilir, bilmem.
Kendini savunmaya çalıştı diye düşünüyorum. Yani “Benim sizinle işim yok, siz
de beni dokunmayın” diye. Şöyle bir duygu var ya… Kendimi aşmaya çalıştım.
Şimdi zaten bunlardan bahsediyorsam, demek ki aynen yaptım bunu. Ama neler
kaybettik, yani böyle geçtik, görmedik diye… Mesela o kadar sevdiğim abim, o kadar yakın
ilişkilerimiz var. Ama aynı duygularla yaşadığını bilmiyordum ben. Beraber
kiliseye gitmeye başladık. “Ailede bu duruşuna sahip olan tek kişi benim” diye
düşünüyordum ama gel gör abim hatta vaftiz olmak istiyor, bunlardan bahsediyor
zaten. Mutlu oluyorum o an ama aynı zamanda suçlardım kendimi; yani nasıl
şimdiye kadar uzun yıllar ne ben abimin ruhunu dinledim, ne de o ruhunda ne
oluyor filan söylemedi. Beraber oturup konuşuyoruz, birbirimizin acılarını…
Zaten paylaşıyoruz. Vaftiz için kiliseye gideceğimizi plan yapıyoruz. Ama neden
bu kadar geç… Eğer daha önce bilseydim… Korku değil bu, hayır. Hepimiz de aynı
şekilde tahsil gördük. Sorabilir miyiz? Hayal olamazdı. Hepimiz bu tür eğitime
kurban olduk. Okulda “Ne mutlu Türküm diyene” okuyan çok anlamıyor ve okuyor,
bunu zorla okuyan Türk çocuğundan nasıl nefret edebilirim? Benden nefret etmek
zorunda kalan Türk çocuğundan nefret edebilir miyim? Televizyonyu açıp açmaz
bir iğrenç… Kimseyi suçlamak istemem. Okulda da kendimi tutmaya çalışıyorum ama
bazen de dayanamıyorum. İçimden
bağırıyorum sanki. Kürt arkadaşlarım mesela derler “Dedelerimize “7
Ermeni öldüren Müslüman Cennete gider” diyorlardı.” O an “Böyle aptalca bir şey
söyliyemezsin kardeş!” diye bağırmak istiyorum, eee, ne deyim… Şunun hakkında o
kadar kolay kolay anlatıyorsa… Belki de şimdi “7 Ermeni öldüren Cennete gider”
derlerse, aynı şeyi yapan insanlar var olurdu bence. Çoğu insan… “Dedem bu
kadar Ermeni öldürdü, kesti” diye rahatça konuşuyorsa, yanımda durup, kendine
utanç vermeden böyle konuşabiliyorsa, demek ki dedesinden farklı değil. Aynı
zamanda çok farklı arkadaşlarım var. Çok samimi, candan arkadaşlarım.
Ermenistanlı bir kızıyla konuşuyordum, çok ağır duygular
meydana çıktı. Ermeni olduğumu öğrendi, hemen “Neden siz orada, düşmanlar
arasında kaldınız” dedi, “Nasıl “Ermeni'yim” diyebilirsin, Ermenice bilmiyorsun.
Bizim gibi göç etseydiniz, o zaman “Ermeni'yim” diyebilirdiniz, şimdi ise
düşmanlar arasında kaldın, ne işin var”.
Önce, gerçekten
ağır duygularım vardı … Çoğu
zaman “Bizimkiler de göç etseydi, ne iyi olurdu, burada kalmasaydık” diye
düşünüyorum ben de. Sonra bir an kendime karşı çıkıyorum, böyle bir şeyi
anlıyorum; burası benim memleketimdir. Adını Türkiye diye kabul etsen de… Yoksa
başka bir şey. Bilmiyorum. Ama o “düşman” ne zaman buraya geldi, biz
buradaydık. Bunu anlıyorum artık. Hepimiz burada doğduk, dedem, ninem, annem,
babam, ben… Hatta gurur duygusunun nedeni oluyor bu. Bu başka bir duygu. Ben
çok derinden bu topraklara bağlıyım. Biz ne “pahasına” olursa burada kaldık.
Biz her zaman buradaydık aslında.
“Asla Türkiye’ye gitmem” diyen Ermeniler da var
dünyada. Ah sahipsiz kalmış bu
kiliseleri görürse… Haçkarları… Ahhh bunu duyarsa… Kime bırakmış… Sanat,
mimarlık, edebiyat… Her yerde Ermenilerin izleri var burada. Şimdi “ben de bu
ülkeden gitmek isterim” düşündüğümde kendime o hakkı veremem. Ermeniler neler
yaşadılar, burada kalmak için…Ve kalmışlar işte. Nereye gideyim?
Tabii, Türkiye’deki Ermeniler de farklı. İstanbul’da yaşayan, yani cemaatteki Ermeniler var, hem
de “Doğulu” Ermeniler var. Ve arasında büyük bir fark vardır. Ermeni cemaatinde
kimsem yok, ne akraba ne de bir dostum… Vaftiz olmak için beklemek zorundayım
şimdi. Belki de güvenmiyorlar, olabilir. Ermenice bilmiyorum. Kiliseye
geldiğimde hepsi şaşırır. Bir zaman da o kadar öfkeli oldum ki… Kiliseye gitmek
istemedim hatta. Gücenmiş değildim, hayır! Ama
saklandım. Ben bu insanları suçlayamam. Tabii hakkı var bunun… Kim
bilir, neyim, kimim… Neler yaşadılar bu ülkede. Farklı bir şekilde, diğer
değerler ile yaşaması gerektiği doğaldır. Kendini savunmak zorundadır bu cemaat, doğal içgüdüleri
vardır. O kadar darbeler almış bir cemaat. Bu nedenle onları anlıyorum tabii.
Çocukları Ermeni okullarına gider. Birlikte Prens Adaları’na gider…
Geleneklerini tutar. Düğün, bayram olsa, birbirine davet ederler. Ha, çocuğunun Türk’le
sevgili olmasını istemez. Kendini koruma psikolojisiyle yaşayandır bu
cemaat işte. Kapalıdır. Birdenbire “dış dünyadan” yabancı biri gelip “Ermeni'yim,
Ermenice bilmiyorum, vaftiz edin beni” diyor. Ama mesela Rum kilisesinde tüm
farklıydı. Sevgiyle kabul ettiler beni, hatta “Bizde Rumca öğrenebilirsin”
dediler. Hiçbir Yunan kanı yok bende, ama çok önemli bir şey… Yakınlık
hissettim. Ben buna dayalı herhangi bir karar almak istemem şimdi. Bir gün
Ermeni kilisesinde olurum diye umuyorum. Oldukça bilgilere sahip olsam da o
zaman benim gibi Ermeni çocuklara Ermeni dili ve din dersleri veririm. Sevgiyle
yaparım bunu, samimiyetle.
Kadıköy’deki Ermeni kilisesinin yanında Ermenice konuşan
teyzeler var. “Bana da öğrenecek misiniz?” demek istedim, korktum.
Bu konu hakkında
ben konuşurken annem ve babam susuyorlar. Ama mutlu olduğunu fark ettim.
Yapmadığı şeyi ben yaptım, belki ondan gelir bu mutluluk”.
Akunq.net
http://akunq.net/tr/?p=21813
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.