1915 geliyor. Dış politikamızın en önemli ayağı Ermeni meselesinde olağan dışı bir gelişme oldu ve biz zırnık kadar ciddiye almadık. Belki duymadınız bile, Ermenistan Cumhurbaşkanı Sarkisyan 5 Şubat’ta Erivan’da bir seçim konuşması yaptı, “‘Soykırım’ ve ‘Yeghern’ terimleri aynı şeydir. ‘Soykırım’ kelimesini telaffuz etmese de, ABD başkanı her şeyi söylemiş sayılır” dedi. Bu alışılmamış sözleri Diaspora büyük öfkeyle karşıladı. Sarkisyan’ı “Sorumsuz”, “Açıp sözlüğe baksın”, “Gidip ders öğrensin” diye azarladı. İki sebep ileri sürerek: 1) Medz Yeghern’i üçüncü ülkeler anlamaz; onlar jenosit’e alışmışlardır; 2) Jenosit terimi kabul edilirse, tazminat imkanı bir gün doğabilir... Şimdi de üçüncü tren istim sala sala kaçmakta. Çünkü Erdoğan’ın başkan seçilme projesinde bu tarihî olayın yeri sıfır.
***
Malum, başbakanımız tek bir amaca sabitlendi: “Başkan
olmak. Gerisi teferruat”. Yaklaşık iki yıldır izlediği şiddet dozu yüksek
politika hem içte hem dışta ortalığı birbirine kattığı ve böyle bir temel
üzerine başkan olunamayacağı için, şimdi bir dizi “yüz gerdirme” ameliyatına
girişmiş durumda: AA foto muhabiri eşliğinde ameliyatlı paşa ziyareti,
Heybeliada Ruhban Okulu’nun açılacağı haberi, sakatlara ve 65 yaş üstüne bedava
tren-vapur, düne kadar varlığını inkar ettiği BDP’yle işbirliği. Arkası
gelecek. Yakında, omuzlarında birer tane beyaz kanat çıkması mümkündür.
Bunu ayrı bir yazıda ele alırız. Burada derdim, bu
ortamda dış politika diye bir mevzunun kalmamış oluşu. 1915 geliyor. Dış politikamızın
en önemli ayağı Ermeni meselesinde olağan dışı bir gelişme oldu ve biz zırnık
kadar ciddiye almadık. Belki duymadınız bile, Ermenistan Cumhurbaşkanı
Sarkisyan 5 Şubat’ta Erivan’da bir seçim konuşması yaptı, “‘Soykırım’ ve
‘Yeghern’ terimleri aynı şeydir. ‘Soykırım’ kelimesini telaffuz etmese de, ABD
başkanı her şeyi söylemiş sayılır” dedi.
Ermenistan ile Diaspora farklı
Bu alışılmamış sözleri Diaspora büyük öfkeyle karşıladı.
Sarkisyan’ı “Sorumsuz”, “Açıp sözlüğe baksın”, “Gidip ders öğrensin” diye
azarladı. İki sebep ileri sürerek: 1) Medz Yeghern’i üçüncü ülkeler anlamaz;
onlar jenosit’e alışmışlardır; 2) Jenosit terimi kabul edilirse, tazminat
imkanı bir gün doğabilir.
Bunlardan birincisi doğru. Bizim de Aralık 2008’deki
“Ermenilerden Özür Kampanyası”nda kullandığımız “Büyük Felaket/Medz Yeghern”
terimi, tuzu kuru Diaspora açısından, her yıl ABD başkanına “soykırım” dedirtme
çabasının Ermenistan ayağını sakatlamak anlamına gelmekte. Ama tuzu kuru
olmayan Sarkisyan’ın temel stratejisi, Türkiye’yi gittikçe katılaştıran yabancı
soykırım tasarılarıyla yürümek yerine, Türkiye’yle sürtüşmeyi asgariye
indirmek. Hem Diaspora’nın hem de Erdoğan’ın aksine, bağcı dövmek değil, üzüm
yemek. Diplomatik ilişki kuran ve sınırı açan 2009 Protokollerini de bu nedenle
istemişti.
İkinci hususa gelince, o pek Diaspora’nın umduğu gibi
değil. Bu ay sonu çıkacak “Türk Dış Politikası Cilt III”te Dr. Kerem Altıparmak
bütün ayrıntısıyla yazdı, burada çok kısaca vereyim: Türkiye’nin 1915’ten
sorumlu tutulup tazminat ödemesi, ancak, hukukta “süregelen ihlâl” denilen
durum varsa mümkün. Türkiye, el koyduğu Ermeni mallarını iade etmediği ve 1915
olaylarını etkili bir şekilde soruşturmadığı için sorumlu tutulabilir. Fakat,
süregelen ihlâl kavramının hiçbir süre sınırı olmaksızın uygulanacağı düşüncesi
genel kabul görmemekte. BM İnsan Hakları Kurulu, süregelen ihlâle karşı
başvurunun “makul süre” içinde yapılmasını istemekte ve bu süreyi İkinci Dünya
Savaşı öncesine taşımamakta.
O zaman boşverelim gitsin? Kazın ayağı öyle değil işte.
Hukuk demek, hele böyle siyasi konularda, yorum demek. Yarın, Kurul’un bu
yaklaşımı değişebilir. Kaldı ki, Türkiye’nin “Ben öldürmedim, onlar öldürdü”
yaklaşımı üç aşağı beş yukarı devam ederken, Türkiye 1915’e Azerbaycan
diasporasının refakatinde hazırladığı bir inkar kampanyasıyla giderken, bu
inadım inat burnum iki kanat yaklaşımı bütün dünyayı artık fevkalade rahatsız
etmekte. Fransız Anayasa Mahkemesi’nin reddettiği inkar yasası şimdi yeniden
gündemde. Türkiye bu konuyu hakkaniyetli biçimde ele almadan, dış politikada
çok ama çok zorlanır. Kaldı ki, vicdan diye de bir şey vardır; Teşkilat-ı
Mahsusa katillerinin günahlarını savunmak en azından vicdanlı Türkiyeliler için
rahatsız edicidir.
Bu kelime niye önemli?
Önemli, çünkü Türk-Ermeni ilişkilerinde tartışma nasıl
başlarsa başlasın, derhal, bütün dünyanın nefret ettiği bir kavrama, “soykırım”
terimine saplanıyor ve tıkanıyor. Çünkü Türkler dedelerine Nazi dendiğini
düşünüyor, Ermeniler de Türk devletinin 90 yıldır sürdürdüğü sistematik inkardan
böyle intikam alıyor. İkili ilişkilerde muazzam bir tıkaç bu.
Onun için, ister aynı anlama gelsin ister gelmesin,
Ermenistan-Türkiye arasında başka bir terimin kullanılması diyalogun önünü
açabilir. Bu arada da, Türkiye, her 24 Nisan’dan önce ABD başkanının iki
dudağının arasına sabitlenip, “o kelime”yi KULLANMAMASI için dualar mırıldanmak
gibi çok aşağılayıcı bir durumdan kurtulur.
Türkiye daha önce, ikili ilişkileri düzelterek dünyadaki
imajını tamir etme yolunda çok önemli olacak iki fırsatı heba etmişti. Birinci
treni kaçırış, ilk başkan Ter-Petrosyan zamanında vuku buldu. Türkiye’ye karşı
sert bir milliyetçi politikayla işe başlayan Ter-Petrosyan, danışmanı Prof.
Libaridian’ın etkisiyle Türkiye’ye yanaşmaya başlamıştı. Toprak talebi
ifadelerini 1995 Anayasasına koydurmadı, PKK’yı yasakladı, Taşnak
faaliyetlerini dondurdu, Türkiye aleyhtarı Dışişleri Bakanı Raffi Hovanisyan’ı
görevden aldı. En önemlisi, dış geziye çıkarak Diasporayı sakinleştirdi. Sonuç?
Azerbaycan bastırınca, Türkiye bunlara cevap veremedi. Ter-Petrosyan sıkıntıya
girdi, 1998’de düşürüldü, yerine Taşnak desteğindeki Koçaryan geldi. İkinci
trene gelince, o da yukarıda bahsettiğim 2009 Protokolleri yine Azerbaycan
baskısı sonucunda Erdoğan tarafından sumen altı edilince kaçtı.
Üçüncü tren
Şimdi de üçüncü tren istim sala sala kaçmakta. Çünkü
Erdoğan’ın başkan seçilme projesinde bu tarihî olayın yeri sıfır. Kürt meselesinde
aklımızın başımıza gelmesi doksan yıl ve kırk bin telefatla mümkün olacak gibi
gözüküyor ama, Ermeni meselesinde aynı noktaya varmak bu kafayla kaç trenden
yani ne zararlardan sonra mümkün olacak, Allah bilir.
Radikal II - 17.02.2013
3 yorum:
Türkiye Ermenileri iki ateş arasında. Bir yanda 1915 soykırımdır ama acı bizim acımız, Fransa, ABD vs parlementolar karışmasın diyen inkar kanuna karşı çıkan etkin bir Ermeni grup var. Diğer yanda Baskın Oran'ın başını çektiği, 1915 Soykırımdır ama soykırım demeyelim, etnik temizlik de olur,medz Yegern'de yeter ki soykırım demeyelim, tazminat bir şekilde hallolabilir diyen solcu gruplar var. Her ikisine de karşı olan çoğunluğun ise sesi çıkmıyor. Neyse ki Diaspora her şeyin farkında.
Her ikisine de karsi olan cogunluk Fransa ve ABD gibi ulkelerin aslinda soykirimi resmen dile getirmelerinden yanadir.
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.