***
Ortadoğu’da jeo-politik gerginliğin sürmesi komşu
bölgelere de etki etmektedir. Büyük devletler daha etkin adımlar atmaya
çalışıyor. ABD ve Rusya’dan gelen iki öneri bu bakımdan ciddi yankı
doğurmuştur. Dolayısıyla, Kafkasya’nın jeo-politik kaderi ile ilgili bazı
sorular ortaya çıkıyor.
Küresel Jeo-politikanın İki Dalgası
Son dönemlerde Güney Kafkasya’nın jeo-politik geleceği
açısından ilginç olaylar gerçekleşiyor. Bunlardan biri Rusya Devlet Başkanı
Vladimir Putin’in Federal İstihbarat Teşkilatı’na Avrasya bütünleşmesindeki
istenmeyen unsurlara karşı önlem alma talimatı vermesidir (Bkz.: Örn., Акоп
Бадалян. Последнее пристанище евразийской идеи. Lragir.am, 16 Şubat 2013).
Diğeri, ABD ve Avrupa Birliği’nin (AB) ortak serbest ticaret bölgesi kurma
kararı almasıdır. Bu konuda Beyaz Saray’da Başkan Barack Obama ile Avrupa
Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso’nun ortak bildirisi dile getirilmiştir
(Dana Gabriel. The U.S.-EU Free Trade Deal: Foundation for a New Global
Economic Order. Global Research, 27 Şubat 2013).
Rusya, ABD ve AB’yi kapsayan bu olayların Güney
Kafkasya’nın jeo-politik görünümünü ciddi şekilde etkileyeceğine ilişkin uzman
görüşleri mevcuttur. Hatta şimdi bölgede yaşanan jeo-politik süreçlerin de bu
eksende ele alınma eğilimi artıyor. Büyük dünya güçlerinin Kafkasya için yeni
boyut ve alanda savaşa başladıkları iddia ediliyor. Gerçeğin ne olduğunu zaman
gösterecek, fakat şimdi bazı konuların üzerinde durmak gereklidir.
V. Putin oldukça ciddi bir siyasetçidir. Onun Federal
İstihbarat Teşkilatı’na Avrasya’da Rusya modeline göre bütünleşmeye karşı
çıkanlarla mücadele konusunda talimat vermesi de oldukça düşündürücü siyasi ve
hukuki bir adımdır. Günümüz koşullarında ülkeleri istihbarat birimlerinin
desteği ile iş birliğine sevk etmek ne anlama geliyor? Genel olarak bakıldığında,
böyle bir adım atmanın bir faydası var mı? Her halükarda Rusya gibi büyük bir
devletin başkanı böyle bir karar vermişse, bunun arkasında ciddi sebepler
olmalıdır. Bu nedenle, Moskova’nın eski Sovyet coğrafyasında, özellikle de
Kafkasya’da daha kararlı ve belki biraz sert davranacağı öngörülebilir.
V. Putin’in Rusya’nın dış politikasında yer alan bir sava
uygun adım attığını belirtelim. Bu sava göre, Kremlin politikasında eski Sovyet
coğrafyasında bütünleşme meselesinin önemli yer tuttuğu kaydedilmiştir. Fakat
bu amacı gerçekleştirmek için Federal İstihbarat Teşkilatı’nı kullanmak bazı
sorular yaratıyor. Uzmanlar, Rusya Devlet Başkanı’nın tüm alanları değil,
belirli alanları kastettiği görüşündedir.
Ermenistan’ın Jeo-Politik Tereddütleri
Bu bakımdan, Güney Kafkasya ülkelerinde bu yıl yapılması
öngörülen seçimlerde Moskova’nın çıkarlarının korunması ilk akla gelen
husustur. Ermenistan’da başkanlık seçimleri artık tamamlanmıştır. Bu olaydan
önce Ortaklaşa Güvenlik Sözleşmesi Örgütü (CSTO) Genel Sekreteri Nikolay
Bordyuja, Rusya Savunma Bakanı Sergey Şoygu ve Rusya Genelkurmay Başkanı
Orgeneral Valeri Gerasimov Erivan’a gezi düzenledi.
Ermenistan medyası bunu esas olarak Moskova’nın
jeo-politik çıkarları açısından sunuyor. İlginç olan; Ermenilerin şimdi “Rusya
İmparatorluğu” ifadesini sıkça kullanmasıdır (Bkz.: Наира Айрумян. Кто в
Армении приветствует «российский империализм». Lragir.am, 6 Şubat 2013).
Onların Moskova’nın imparatorluk iddiasını onaylaması bir hayli gariptir; çünkü
bugüne kadar Ermenistan Rusya’yı destekçisi bilmiş, onun gücünün gölgesinde
yaşamıştır. Şimdi ne değişti? Neden Ermeniler Kremlin’den endişe duymaya
başladı? Bu sorulara Ermeni medyası cevap vermiyor. Sebebi bizce, açıktır.
Mesele şu ki, Ermenistan Güney Kafkasya’da oluşmakta olan
yeni jeo-politik görünümden rahatsızdır. Erivan, er geç işgal ettiği Azerbaycan
topraklarından çıkmak zorunda kalacağını anlıyor. Şimdi kendini naza çekerek bu
sürece belli ölçüde engel olmaya çalışıyor. İşte bu nedenle Erivan’dan
Kremlin’e karşı güvensizlik, Beyaz Saray’a karşı ise umut dolu ifadeler
geliyor. Böylece Ermeni politikacılar “bir kurşunla iki kuş vurmaya” çalışıyor.
Aynı amacı Ermeni uzman ve yorumcuların görüşlerinde de açıkça görmek
mümkündür.
Geleneksel olarak Ermenistan’daki yorumcular Rusya’ya
olan güvensizliklerini, Moskova’nın Azerbaycan’a yeni nesil silahlar satmasını
örnek göstererek belirtiyor (Bkz.: Örn., Ernest Vardany нест
Варданян.Армения-Россия: Стратегическое партнерство или…? Lragir.am, 13 Şubat
2013). Fakat Rusya’nın Ermenistan’a milyar Dolarlık silah sattığı gerçeğini
sıradan bir olay olarak yorumluyor, dostluğun belirtisi olarak sunuyorlar.
Bunun ışığında, Ermenilerin Moskova’nın Ermenistan’ı, Dağlık Karabağ’ı ve
Hocalı’daki havaalanını denetim altına alma isteğini “şaşkınlıkla”
karşılamaları ise çok düşündürücüdür. Bütün bunlar jeo-politik açıdan Erivan’ın
belirsiz konumunu ve bölge için risk kaynağı olmayı sürdürdüğünü gösteriyor.
ABD ve AB’nin serbest ticaret bölgesi oluşturma
düşüncesini Ermeni yorumcu ve uzmanlar sevinçle karşılıyor. Onlar bunda
Ermenistan’ın kurtuluşunu gördüklerini yazıyor. İran konusunda Batı’nın kararlı
tutumunun etkisini gösterdiği görülüyor. Ermeniler sadece, komşu ülkede savaş
başlaması halinde zarar görmemek için başarısız manevralar yapıyor. Bunun
kendisi hem Batı hem de Rusya’yı Ermenistan konusunda daha saldırgan davranmaya
itebilir ve sonuçta bölgenin tümü zor duruma düşer. Ermeniler kendilerini naza
çekme politikası ile bütün olarak bakıldığında Güney Kafkasya’yı tehlikeli bir
oyuna sürüklüyor.
Gürcistan Şokta!
Tiflis’in davranışları bölge ve dünya çapında aynı
şekilde karşılanmıyor. Bidzina İvanişvili’nin Rusya’ya bazı tavizler vermesini
bölge için riskli bir adım sayanlar bile var. Federal İstihbarat Teşkilatı’nın
bütünleşme ile ilgili Gürcistan’da ne tür çalışmalar yaptığı tam olarak açık
olmasa da, sonbaharda yapılacak cumhurbaşkanlığı seçiminde Mihail
Saakaşvili’nin yenilmesi için çalışacağı öngörülüyor. Bu açıdan V. Putin’in
istihbarat birimlerine verdiği yeni görev, Gürcü demokratları iyice
korkutmuştur. Şimdi ne yapacaklarını bilmiyorlar. Gürcü hükümeti ise ülkenin
güvenliği ile ilgili somut bir tutum ortaya koymuyor. Bunlar sebebiyle,
Gürcistan’ın hâlâ iktidar değişikliğinin yarattığı şoktan çıkmadığı
söylenebilir.
İlginç bir husus, Ermenistan’daki siyasi çevrelerin
Gürcistan’a duyduğu güvenin artmasıdır. Ermeniler, B. İvanişvili’nin Abhazya
demiryolunu açacağını biliyor. Fakat bu durumda Erivan’ın Avrasya
bütünleşmesine “hayır” deme şansı kaçırılmış oluyor. Rusya ile Ermenistan arasında
doğrudan kara bağlantısı oluşuyor. Dolayısıyla B. İvanişvili’nin Abhazya’dan
geçen demiryolu hattını açma olasılığı çok azdır. Bunun yerine, Gürcistan’ın
jeo-politik çizgisiyle ilgili karanlık hususlar kalmaktadır.
Mesele şu ki, yeni Gürcü hükümetinin Moskova’ya doğru
attığı adımlar Batı’yı rahatsız etmeye başladı. Jeopolitik anlamda çok hassas
bir dönemde Tiflis, Güney Kafkasya’da Rusya’nın konumunu güçlendirmiş oluyor.
Böylece, İran konusunda doğrudan Washington ve Brüksel’in yürüttüğü siyasete karşı
gidiyor. Uzmanlar tüm bunlar sebebiyle, Gürcü hükümetinin sadece ikincil
konularda Kremlin’le ortak noktaya gelmeye çalışacağını düşünüyor. Temel olarak
ise, Batı’nın çıkarlarına uygun davranacaktır.
Bunların ışığında, Gürcistan’da cumhurbaşkanlığı seçimlerinin
birçok açıdan zor geçeceği öngörülüyor. Rusya’nın bütünleşme ile ilgili
sergilediği tavır, Gürcistan için bu nedenle risk kaynağı sayılabilir.
Tiflis’in işini zorlaştıracak diğer neden, Ermenistan’la
ilgilidir. Erivan’ın plansız, temelsiz ve ardıcıllık taşımayan dış politikasına
Gürcistan’ın uyum sağlaması oldukça karmaşık bir konudur. Bu anlamda, Tiflis’in
Erivan’a stratejik ortak olarak yaklaşacağı düşünülemez. İran’da durum
gerginleştiğinde ise, Cavahetiya sorununun canlandırılacağı bekleniyor.
Gürcistan’da cumhurbaşkanlığı seçimleriyle İran sorununun şiddetlenme zamanı
çakışırsa, Tiflis için durum çok ağırlaşacaktır. Bu hassas hususu, hangi büyük
devletin çıkarları için kullanacağını zaman gösterecek. Bölgenin jeo-politik
görünümü açısından ise, son derece riskli bir durumun meydana çıkabileceği
söylenebilir.
Azerbaycan – Güney Kafkasya’nın “Yeşil Adası”
Bazı çevrelerin Azerbaycan’da gerginlik yaratmaya
çalıştığı bir sır değil. Fakat ülke istikrar ve gelişimini sağlamaktadır. V.
Putin’in bütünleşmeyle ilgili Federal İstihbarat Teşkilatı’na verdiği son
talimat da Bakü’de çok büyük bir tepki doğurmadı. ABD ile AB’nin serbest
ticaret bölgesi kurma görüşü de aynı şekilde karşılandı. Bunun sebebi nedir?
Mesele şudur ki, Azerbaycan her zaman bağımsız politika
yürütmüştür. Bakü dışarıdan yapılan herhangi bir etki altında karar almıyor.
Onun Batı ve Rusya ile ilişkileri, temellendirilmiş dengeli siyaset çizgisi
üstüne kuruludur. Ülke Rusya ve ABD ile birlikte, Türkiye ve İran’la da etkin
iş birliği yapıyor. Azerbaycan Savunma Bakanı’nın askeri iş birliğiyle ilgili
Türkiye’de yeni anlaşmalar müzakere etmesi rastlantısal değildir. Hemen
öncesinde ise, Bakü Rusya’dan mühimmat ve yeni silahlar aldı. Bu olayların
hepsini büyük devletler anlayışla karşılıyor. Aynı zamanda, bölgede oluşan
durum Azerbaycan’ı da düşündürüyor.
Güney Kafkasya’daki yıkıcı çevrelerin bölge çapında
istikrarsızlık yaratmasını engellemek için bazı adımlar atılmalıdır.
Türkiye-Azerbaycan askeri iş birliği bu açıdan çok önemli bir rol oynuyor.
İran’da durumun gerginleşmesinden Azerbaycan’ın az zarar görmesi için gereken
güvenlik önlemleri alınmalıdır. Özellikle, Erivan’ın Batı’yla Rusya arasında
tereddüt ederken daha dikkatli olması gerekmektedir.
Azerbaycan için bu yıl iki önemli görevin üstesinden
gelmek gerekebilir olabilir. Birincisi, bölgenin bazı ülkelerinin çelişkili dış
politikasından kaynaklanan riskleri kendi güvenliğini sağlama açısından
gidermeye gereksinim doğar. İkincisi, sonbaharda yapılacak cumhurbaşkanlığı
seçiminde kışkırtmalarda bulunmak ve onu gözden düşürmekte çıkarı olan
çevrelerin etkinleşmesine hazır olmak gerekir. Her iki yönde Bakü’nün başarı
kazanacağına kuşku yoktur. Fakat öyle jeo-politik unsurlar var ki, daha ziyade
küresel çapta yaşanan süreçlere bağlıdır. Bu anlamda, Azerbaycan’ın bağımsız
bir devlet olarak güvenliği meselesi bir hayli öne çıkıyor.
Bütün bunlar, Güney Kafkasya’nın jeo-politik açıdan
önemli bir döneme girdiğini gösteriyor. Batı ile Rusya arasında bocalayan
Ermenistan ve jeo-politik seçiminde değişiklik yapmaya çalışan Gürcistan,
bölgede birer risk kaynağına dönüşmüştür. İran sorununun daha da güncelleşmesi
ile bölgenin yeni bir mücadele meydanına dönüşme olasılığı mevcuttur.
Bu durumda hem bölgenin hem de bölge devletlerinin
güvenliğinin sağlanma meselesi ön plana çıkıyor. İtiraf etmek gerekir ki,
şimdilik bu bakımdan somut düzenlemelere ilişkin kıstaslar getirilmemiştir.
Uluslararası örgütlerin bununla bağlantılı herhangi bir yapıcı önerisi de
görülmemektedir. Aslında deneyimler, bu gibi durumlarda onların beklemede
kaldığını gösteriyor. Yahut da uygulamada verimli olmayan diplomatik adımlar
atıyorlar. Güvenlik konusunda önemli çalışmaların bölge devletlerinin üzerine
düşeceği öngörülebilir.
Kısa vadede ise, Güney Kafkasya ülkeleri için ulus
devletin gelişimi ile önerilen çeşitli bölgesel bütünleşme modelleri arasında
uyumu sağlamanın temel görev olacağını söylemek mümkündür. Bunlardan hangisini
tercih etmenin daha verimli olabileceğini şimdiden söylemek oldukça zordur.
Fakat devletin kendi egemenliğini ilk sıraya koymasının temel şart olarak kabul
edilmesi gerektiğine inanıyoruz. Bu anlamda bu koşula uygun olan bütünleşme
modelinin tercih edilmesi daha doğru olacaktır.
Kaynak: Newtimes.az
http://politikaakademisi.org/?p=4380
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.