
Beyza Kural / beyza@bianet.org
"Tarihe Yolculuk" sergisi adının hakkını
veriyor. 2013'ten yazmak zor olunca ben de yolculuğa katılıyorum, zaman 20.
yüzyılın başına dönüyor... Birzamanlar Yayıncılık’ın 2005 yılında yayınladığı
“Orlando Carlo Calumeno Koleksiyonu’ndan Kartpostallarla 100 Yıl Önce
Türkiye’de Ermeniler” kitabının ikinci cildi yayınlandı. Kitabın
yayınlanmasıyla birlikte açılan ve
Küratörlüğü Osman Köker’in yaptığı “Tarihe Yolculuk”, “Orlando Carlo
Calumeno Koleksiyonu’ndan Kartpostal ve Objelerle 20. Yüzyıl Başında Türkiye’de
Ermeniler”başlıklı sergi 6-19 Nisan tarihleri arasında Tütün Deposu’nda ziyaret
edilebilir.
***
Beyza KURAL beyza@bianet.org
İstanbul - BİA Haber Merkezi 10 Nisan 2013, Çarşamba
Zaman, 20. yüzyılın başları. Misal, 1908. Anadolu’daki
Ermeniler ile ilgili bir dosya hazırlayacağım. Şehir şehir geziyorum.
Kiliseler, okullar, yetimhanelerin yanı sıra tütün, ipek, elmas, halı ve nicesinin
üretiminin yapıldığı fabrikalar, atölyeler de var listemde. Kunduracılar,
kırtasiyeciler, sarraflar, ustalar, balıkçılar ve mahallelerdeki diğer
esnaflarla sohbetler bekliyor beni.
Bursa’dayım. Köleyanlar’ın JKF markalı ipeklerinin
üretildiği fabrikadayım. Fabrika’daki işçilerle konuşuyorum, Ermenilerin ipek
üretimi ve ham ipek ticaretinde büyük bir yeri olduğunu anlatıyorlar.
Bursa’daki diğer fabrikanın sahibi Bay Kardeşlerin
ipekleriyle kendi ürettikleri ipekler kıyaslanıyor söz arasında, hakkını teslim
ediyoruz sohbetin sonunda herkese. Grègoire Bay’ın aynı zamanda Fransa
Konsolosu olmasının bunda etkisi var mı bilemiyorum. Fabrikadaki Ermeni işçiler
mahallerine de uğramamı söylüyorlar, sözleşerek ayrılıyoruz.
Ardından Minasyanların elmas kesim atölyesine uğruyorum.
Onnik Minasyan her gittiğimde yaptığı gibi özenle gezdiriyor bana atölyeyi.
İzmir’deyim. Ermeni anaokulundaki öğrencilerin yanına
uğrayarak başlıyorum güne, gün güneşten yana. Çıkışta, yaklaşık iki yıl önce
geldiğimde kilisede tanıştığım Ermeni bir zeybekle karşılaşıyoruz. Sonradan
bana bir kart atmıştı, dönünce buluyorum hemen onu. Torununu bırakmaya gelmiş,
ayaküstü sohbet ediyoruz. Yetimhanedeki çocuklara zeybek öğretmeye başladığını
anlatıyor.
Gelmişken Takvor Ispartalıyan’ın halı imalathanesine
gidiyorum. Sohbet ülke ve dünya gündeminden Londra’daki şubenin durumuna
evriliyor. Ayrılırken anadoludaki şubelerin olduğu yerleri yazıp tutuşturuyor
elime, 'Bir ihtiyacın olursa yanında olsun' diyerek.
Yolda bir kartpostal buluyorum. R.H. Nigoğosyan imzalı
“Üç aylık askerliğimi tamamladım, döndüm” yazıyor. İçimde tanımlayamadığım bir
sızı hissediyorum, “Sevag” diye sesleniyor biri, “Kartımı bulmuşlar”. Özenle
yazılmış kartpostalı teslim ediyorum sahibine. Gülümsüyoruz.
Anadolu Ermeni Atletizm Kulübü’nün beyzbol ve futbol
takımı ile görüşmek üzere Merzifon’dayım. Rastlantı bu ya tarih 17 Aralık 1908,
sokaklarda meşrutiyet kutlamaları, Ermeni din görevlileri ön sıralarda. Birkaç
hafta sonra bana ulaşan kartpostalda
Ermenice, Osmanlıca ve Fransızca pankartların taşındığı
kutlamalardan bir kare var.
Samsun’da arkadaşım Garo ile buluşuyorum. Ermeni okulunda
öğretmen kendisi, akşam bir tiyatroya gideceğimizi söylüyor görüşürüz görüşmez.
Maranyanlar’ın un fabrikasında çalışan kardeşi ve tütün fabrikasında çalışan
arkadaşı da katılıyor tiyatro seyrimize.
Beni Trabzon’a uğurladıklarında cebimde Ermeni Mahalleri
ile ilgili hazırlayacağım yazı için bana yardımcı olacaklarını söyledikleri
arkadaşlarının isimleri var. Elbette alkollü içkiler ve tütün ticareti ile
uğraşan M. Garabed Hekimyan’ın da adı var listede.
Gideceğim yerlerde Bilecik’in de olduğu öğrenen yaşlı bir
teyze, yıllardır görmediği arkadaşına selamını iletmemi söylüyor. İçimden “4
bin Ermeni içinde nasıl bulurum arkadaşını?” derken ona elbette ileteceğimi
söylüyorum.
Ankara'da balık pazarındayım. Pul pul balıklar arasındaki
sohbet devam ederken balıklar geliyor masalara. Yiyip içtiğim bana kalsın,
Eskişehir'e geçiyorum.
Garabed Hacıniyan'la o sevdiğim kırtasiye kokusu içinde
editörlükten, edebiyattan konuşuyoruz. Yazımı onun hediye ettiği kalemle
yazıyorum şimdi.
Yolum Kars, Diyarbakır, Van, Erzurum ve civardaki diğer
illere varıyor. Diyarbakır'da Surp Gragos Ermeni Kilisesi'nin çan kulesinden
yayılan ses sokağa karışıyor.
Kars'taki sohbetlerde Surp Arekelots Kilisesi'nin Osmanlı
yönetiminde camiye dönüştürülmesinden sonra 1878'de Ruslar'ın kiliseye
dönüştürüldüğünü ve tekrar Ermeni kilisesi haline ancak geçen yıl geldiğini
öğreniyorum. O an gezdiğim onca kilise, manastır, yetimhane, mahallelerin de
zamanın birinde "dönüştürüleceği"
korkusu yayılıyor içime. sohbete geri dönüp uzaklaştırıyorum bu
düşünceleri aklımdan.
İstanbul’a dönmeyi planlarken Edirne’de buluyorum
kendimi. Davet, reddedemeyeceğim bir dostumdan geldi. Ailesi, Selimiye Camisinin
inşaatı için kendisi de Ermeni asıllı bir devşirme olan Mimar Sinan’ın
getirttiği Ermeni ustalarından. Uzun uzun Selimeye'yi geziyoruz onunla. Dönüş
yolunda şarap ticareti de yapan Canik Oteli sahiplerinin hediye şişeleri var
çantamda.
Aslında daha gidecek çok şehir var ancak sanırım bir süre
gezip gördüklerimi toparlayıp sonra tekrar yola koyulmak en iyisi gibi
görünüyor. Nasılsa kalemime yansıyan onca kilise, okul, mahalle ve buralarda
yaşayan, herbiri ayrı hikaye onca insan hep orada.
Dönüp dolaşıp İstanbul’dayım. İstanbul, dosyamın Ermeni
mimarlar bölümü için önemli, Balyan ailesiyle dostluğuma güveniyorum bir de.
Hassa mimarlarından Garabet ve Nigoğos Balyan’ın yaptığı Dolmabahçe Sarayı,
Sarkis Balyan’ın yaptığı Harbiye Nezareti, Senekerim Balyan’ın Beyazıt Yangın
Kulesi fazlasına söz bırakmıyor.
Büyükada’daki yat kulübündeki kurucuların arasında olan
Ermenilerle yapacağım sohbeti en sona saklıyorum. Uzun yolları yorgunluğunu
adada geçireceğim birkaç günle üzerimden atmayı planlıyorum. Beklediğim gibi de
oluyor. Dilimde bir Ermeni türküsü, aklımda konuştuğum insanlar, gittiğim
yollar, yazmaya başlıyorum.
***
Zaman 2013. İstanbul’dayım. Tütün Deposu’nda bir sergi
geziyorum. Anlattığım hikayeler sergide yer alan kartpostallarda sıralanıyor.
İçimde derin bir “Kayıp” hissi. Kendimden kaybetmişim gibi hissediyorum. Zamanı
geri çeviriyorum, yazmaya başlıyorum: "Zaman, 20. yüzyılın başları. Misal,
1907. Anadolu’daki Ermeniler ile ilgili... (BK/HK)
* Birzamanlar Yayıncılık’ın 2005 yılında yayınladığı
“Orlando Carlo Calumeno Koleksiyonu’ndan Kartpostallarla 100 Yıl Önce
Türkiye’de Ermeniler” kitabının ikinci cildi yayınlandı. Kitabın
yayınlanmasıyla birlikte açılan ve
Küratörlüğü Osman Köker’in yaptığı “Tarihe Yolculuk”, “Orlando Carlo
Calumeno Koleksiyonu’ndan Kartpostal ve Objelerle 20. Yüzyıl Başında Türkiye’de
Ermeniler”başlıklı sergi 6-19 Nisan tarihleri arasında Tütün Deposu’nda ziyaret
edilebilir.


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.