
AYŞE HÜR / hurayse@hotmail.com»
İttihat ve Terakki Cemiyeti, tehcir ve imhayı
gerçekleştirirken, Kürt, Türk, Çerkes, Gürcü, Ermeni, Alevi, Sünni, Hıristiyan,
Ezidi toplumları arasındaki gerilimleri ustaca kullandı. 24 Nisan 1915’te bir grup Ermeni entelektüelinin Çankırı
ve Ayaş’a sürgünü ile sembolik olarak, 27 Mayıs 1915 tarihli ‘Savaş Zamanında
Hükümet Uygulamalarına Karşı Gelenler İçin Asker Tarafından Uygulanacak
Önlemler Hakkında Geçici Kanun’la resmen başlayan 1915 Ermeni soykırımı (niye
böyle adlandırdığımı bir başka yazıda anlatacağım), esas olarak İttihat ve
Terakki Cemiyeti’nde (İTC) örgütlenmiş olan Türk milliyetçiliğinin, dağılmakta
olan Osmanlı İmparatorluğu’nun yerine Türk ulus devletini kurmanın ilk adımı
olarak ülkeyi gayrimüslim unsurlardan temizleme ve sermayenin
Müslümanlaştırılması/Türkleştirilmesi harekâtıydı.
Nitelikli suç ortaklığı
Böylesi büyük bir suçun işlenmesi elbette imparatorluk
tebaasının önemli bir kesiminin işbirliği ile mümkün oldu. İTC, tehcir ve
imhayı gerçekleştirirken, gerek Kürt, Türk, Çerkes, Gürcü, Ermeni toplumları
arasındaki, gerek Alevi, Sünni, Hıristiyan, Ezidi toplumları arasındaki gerekse
bölgeler, şehirler, köyler, aşiretler ve hatta kişiler arasındaki gerilimleri
ustaca kullandı.
Böylece Ermenilere (ve elbette Rumlara, Süryanilere)
yönelik kaçırtma ve imha hareketlerinde İTC’nin yeraltı örgütü Teşkilat-ı
Mahsusa’ya ve ordu birliklerine destek veren, birçok yerde bu işleri bizzat
örgütleyen ve yürüten Türk, Kürt, Çerkes, Çeçen, Gürcü gibi değişik etnisitelerden
Müslüman gruplar arasında ‘nitelikli’ suç ortaklığı oluşturuldu. Geride kalan
Ermeni mallarını talan eden, Ermenilerin çocuklarını besleme veya evlatlık
alan, kızlarını haremlerine katan yerel eşraf ya da halk kesimleri, Ermenilerin
el konulan zenginliklerini kendine sermaye yapan ticaret burjuvazisi,
Ermenilerin boşalttığı alanlarda kendine iş alanı yaratan zanaatkârlar da bu
büyük suçun açık ya da zımni ortakları oldular.
Kötüler
Tehcirin eylemci ekibinde, 3. Ordu Komutanı General
Mahmud Kâmil Paşa, Genelkurmay İstihbarat Dairesi’nden Albay Seyfi, Harbiye
Nazırı Enver Paşa’nın amcası Halil Paşa ve üvey kardeşi Nuri (Kıllıgil) Paşa,
Musul’daki 6. Ordu Komutanı Ali İhsan Sabis Paşa, teşkilatın tetikçisi Yakup
Cemil ve ‘Deli’ Halit (Karsıalan) gibi Harbiye mezunları, İTC Merkez Komitesi
üyeleri Bahaeddin Şakir, Nazım ya da Diyarbakır Valisi Mehmet Reşit gibi
doktorlar, ‘Sopalı Mutasarrıf‘ lakaplı Trabzon Valisi Cemal Azmi, önce Erzincan
Bölge Valisi, daha sonra Bitlis, Bağdat ve Musul vilayetlerinin genel valisi
olan Mehmet Memduh, Maarif Nazırı Ahmet Şükrü, Emniyet Müdürü İsmail Canbolat
gibi yüksek bürokratlar, Giresunlu Topal Osman Ağa ve Trabzonlu Yahya Kahya
gibi eşraftan olanlar, Malatya Müftüsü Sagirzade gibi din adamları vardı.
Elbette, en korkunç suçları işleyenler tehcir
konvoylarına, Osmanlı tarihinde o güne dek eşine rastlanmadık bir barbarlık
içinde saldıran, konvoyları yağmalayan değişik toplumlardan gelen çete reisleri
ve çete üyeleriydi. Bu barbarlığın temel nedeni, bu çeteleri oluşturan
kadroların büyük bir bölümünün İTC Merkez Komitesi üyeleri Dr. Bahaeddin Şakir
ve Dr. Nazım tarafından kana susamış caniler arasından özenle seçilmiş
olmalarıydı. Bunlar, sözü edilen korkunç görevleri yerine getirmeleri kaydıyla,
özel emirlerle hapishanelerden salıverilmişlerdi.
İyiler
Buna karşılık Ermenilerin öldürülmesine karşı çıktığı
için öldürülen, Ermenileri evlerinde saklayan, Ermenileri korumak için hayatını
tehlikeye atan yöneticiler ve halk kesimleri de vardı. Örneğin 1914’ten
itibaren sırasıyla Halep ve Konya Valiliğinde bulunan Celal Bey, vilayetindeki
Ermenilerin tehcirine izin vermemişti. Kendisine bu kanlı yolculuğun ‘milli
mefkûre’ olduğunu söyleyen İTC Merkez Komitesi’nin adamına “Hangi milli
mefkûre? Türkler ve Müslümanlar, bu cinayetlerden dolayı kan ağlıyor, fakat
engellemek için çare bulamıyorlardı. Böyle zulümlere milli mefkûre demek,
millet için en büyük iftira ve hakarettir” diye cevap vermişti ve 1915 Ekiminde
görevden alınıncaya kadar çevre illerden de pek çok kişinin de Der Zor’a
gönderilmesini engellemişti. Ankara Valisi Mazhar Bey, vilayetindeki
Ermenilerin gönderilmesine karşı çıktığı için 1915 Ağustosunda görevinden
alınmıştı. Mazhar Bey tehcire neden karşı çıktığını şöyle açıklamıştı: “Ben
valiyim, eşkıya değilim.”
Kütahya Mutasarrıfı Faik Ali (Ozansoy), sadece kendi
bölgesindeki Ermenileri sürgüne göndermeyi reddetmekle kalmadı, Balıkesir,
Afyon, İzmit ve Adapazarı gibi çevre şehirlerden Kütahya'ya gelen Ermenilere de
her türlü yardımı yaptı. Kütahya'ya yığılmayı önlemek için, gelenleri meslek ve
sanatlarına göre çevre ilçelere ve köylere gönderdi. Himaye ettiği Ermenilerin
Türk Kızılay'ına verilmek üzere aralarında topladığı 500 altını da diğer
illerden Kütahya'ya sığınan Ermeni yoksullara dağıttı ve göçmenler için aşevi
kurdu. Ermeni çocuklarının eğitimden yoksun kalmaması için bir okul açtırdı ve
başına bir Ermeni'yi müdür olarak atadı.
Kastamonu Valisi Reşat Bey, Yozgat Mutasarrıfı Cemal Bey
ve Erzurum Valisi Tahsin Bey de imha emirlerini uygulamadılar. Malatya Belediye
Başkanı Azizoğlu Mustafa Ağa tehciri engelleyecek yetkiye sahip değildi ama bir
çok kişiyi evinde sakladı. Bir İTC üyesinin oğlu tarafından “gavurları
koruduğu” için öldürüldü.
Tehcir emirlerini uygulamayı reddeden Lice Kaymakamı
Hüseyin Nesimi Bey, Beşiri Kaymakam Muavini Sabit Bey, Basra Valisi Ferit Bey,
Müntefek Mutasarrıfı Bedii Nuri Bey ve gazeteci İsmail Mestan, İTC’nin ileri
gelenlerinden Diyarbakır Valisi Dr. Reşit Bey’in emirleriyle öldürüldüler.
Mardin Mutasarrıfı Hilmi Bey ise, son anda ölümden kurtuldu.
Savur Kaymakamı Sıtkı Bey, Dominiken misyonerlerinden 200
kadar kişiyi evinde sakladı. Midyat Kaymakamı Nuri Bey, Çermikli Muhammed Hamdi
Bey, Savurlu Mehmed Ali Bey, Silvanlı İbrahim Hakkı Bey Ermeni ve Süryanilere
iyilikleri olan kişilerdi. Urfa’da Binbaşı Sıtkı Bey Süryani cemaatinin ve
Ermeni Katoliklerinin liderlerini ölümden kurtarmıştı. Urfalı Hacı Halil, aynı
aileden yedi kişiyi katliamdan kurtarmak için evinin tavan arasında saklamıştı.
Ayrıca Trabzon bölgesinin ve Kastamonu’nun bir kısım
Sünni Türk halkı, Konyalı Mevleviler, Mardinli Süryaniler, Sincarlı Yezidiler
ve Dersimli Kızılbaş aşiretlerinin büyük çoğunluğu Ermenileri korumuştu.
Dersim’in dış çeperlerini oluşturan Arapkir, Eğin, Gürün, Kemah, Erzincan,
Tercan, Kiğı ve Palu’da ise Ermenilere yönelik talan saldırıları yanında ciddi
katliamlar olmuştu. Aynı şekilde Suriye’deki Zor’da pek çok Arap aşireti
sürgünlere yemek ve barınak sağlarken, bazı Bedevi aşiretleri yağma ve
katliamlara katılmışlardı. Res’ul-Ayn’da bazı Çeçenler Ermenilere saldırırken
bazı Çeçenler de Ermenileri korumuştu.
Konya Valisi Celal Bey’in anıları
Yazımızı ‘iyi Türkler’den Konya Valisi Celal Bey’in
1919’da Vakit gazetesinde yayımlanan “Ermeni Vakayi’i, Esbâb ve Tesiratı”
(Ermeni Olayı, Sebepleri ve Etkileri) başlıklı anılarından bir bölüm ile
bitirelim:
“Evet, birtakım Ermeniler düşmana yardım ettiler. Ve bazı
Ermeni mebusları da çeteciliği mebusluğa tercih ederek birçok cinayetlerde
bulundular. Hükümetin vazifesi, failleri yakalamak ve sadece onları
cezalandırmak ve eğer bu mümkün değilse, o yöredeki Ermenileri, düşmanca değil,
dostça ve geçici olarak başka yerlerde iskân etmek idi. Bir çeteci her şeyi
yapabilir. Çünkü çetecidir. Hükümet ise sadece kabahat sahibi olanları takip
eder. Fakat teessüf olunur ki, o zamanın hükümet büyükleri komitacılık ruhunu
asla kaybetmemiş olduklarından, bu tehciri en cüretkâr ve hunhar çetecilerin de
yapamayacağı bir tarzda tatbik ettiler. O zamanki hükümet, Rusların Sakarya
vadisine saldıracaklarını ve Ermenilerin kendilerine yardım edeceklerini
düşündüklerinden, tedbir olarak, tehciri Ankara, Konya ve Eskişehir’e kadar
yaydıklarını söylüyorlardı. O zamanlarda Rusların yeni dretnotları henüz ikmal
edilmiş olduğundan, Yavuz ve Midilli ile Karadeniz’e hâkimdik ve Rusların
Sakarya havzasına asker çıkarmaları mümkün değildi. Haydi, bu ihtimali de kabul
edelim... Acaba Bursa ve Edirne’de ve Tekfurdağı’ndaki (Tekirdağ) Ermeniler
niçin çıkarıldı? Buralar da Sakarya havzasına mı dahildi? Halep’te vilayetin
genel nüfusunun yirmide biri derecesinde bile olmayan Ermenilerden ne istendi?
Doğru yanlış, vatanın selameti için Ermenilerin bulundukları yerlerden
çıkarılmaları lazım addedilmişse, işbu tarzda mı tatbik edilir? Ermenileri
Zor’a sevk edin diye emir veren hükümet, bu bîçarelerin oralarda Arap göçebe
kabileleri arasında meskensiz, gıdasız nasıl barınabileceklerini düşündü mü?
Düşündü ise soruyorum: Oralara ne kadar gıda maddesi gönderdi ve göçmenlerin
iskânı için kaç hane yaptırdı? Ve Ermeniler gibi asırlardan beri yerleşmiş bir
hayat süren bir kavmi, ağaçtan, sudan ve her türlü inşaat malzemesinden mahrum
olan Zor çöllerine sevk etmekte maksat neydi? Maalesef, meseleyi inkâr ve
çarpıtmaya imkân yok. Maksat imhaydı ve imha edildiler. Yine gizleme ve
saklaması mümkün değildir ki, bu kararı İttihat ve Terakki umumi merkezinin
bazı önde gelen mensupları aldı ve o umumi merkezin tabii azası olan hükümet
tatbik etti.
İTC Merkez-i Umumisi, Balkan Harbi’nden evvel Makedonya
meselesinin de kolayca halline girişti. Azalarından birinin fikrince, Makedonya
meselesi bir nüfus meselesi imiş. Eğer İslam nüfus çoğalırsa mesele
kendiliğinden halledilirmiş. (…) İki rakam arasındaki nispeti tayin için ya
rakamlardan birini büyütmek veya diğerini küçültmek lazım gelir!.. Rumeli’deki
nüfus arasındaki farkı değiştirmek için Bulgarları, Rumları, Sırpları mahva
imkân yoktu. Onun için Basra’dan İslam muhacirleri getirmeye teşebbüs ettiler.
Anadolu’da ise bu külfete olsun lüzum görmediler.
Ermenilerin mahvını tanzim ettiler. Bunu sırf Merkez-i Umumi değil, o zamanki
hükümet de tatbik etti. Böyle olmasaydı, katliama iştirak etmeyen kaymakamlar
öldürüldüğü, mutasarrıflar ve valiler azledildiği halde, iştirak edenler terfi
etmezdi. Ve tehcir işleri, İttihat ve Terakki mensuplarının denetimi altında
cereyan etmezdi.
İmdi, bence meselenin en mühim noktasına geliyorum. Bu
hercümercden, şu katliamlar ve cinayetlerden, Müslümanlar ve bilhassa Türkler
de mesul müdürler, yoksa bundan âri midirler?
(...)
Tahminime göre, en aşağı üç-dört yüz bin Ermeni öldü. Bu
kadar kan akıtan bir milletin feryad ve şikâyete hakkı vardır. Bu hakka kimse
itiraz edemez. Fakat yalnız Ermeni ölmedi. İki milyondan ziyade Türk ve Arap da
telef oldu. Türkler ve Araplar da Ermeniler kadar mağdur ve bîçaredirler.
Onların da şikâyet ve feryada hakları vardır. Ben Osmanlı memleketinin bugünkü
halini Erzurum vilayetinin yukarıda tasvir ettiğim haline benzetiyorum. Yani
bütün memlekette iki sınıf halk var. Biri hukuka tecavüzle menfaat elde eden
zorbalar, diğeri, bu zorbaların tecavüzüyle ezilmiş olan Türkler, Araplar,
Ermeniler...
Hepimiz için felaketin doğuş sebepleri bir!.. Vatanından
ayrılarak yollarda ölen veya öldürülen Ermenilerle, Cezire ve Suriye
çöllerinde, Erzurum dağlarında açlıktan, hastalıktan, sıcaktan telef olan veya
telef edilen Türkler ve Suriye’de açlıktan sokaklarda inleye inleye ölen
Arapların ve Cemal Paşa’nın kanunuyla ipe çekilen ve sürgün yerlerinde sefalet
içinde kalan uğursuz kuvvet aynı kuvvettir. Binaenaleyh, Türkler de, Araplar
da, Ermeniler gibi davacıyız. Biz de adalet istiyoruz! Birbirimizi
suçlamaktansa, el ele verip medeni dünyadan adalet dilemek ve asırlardan beri
kardeşçe yaşamış olan Arapları, Türkleri ve Ermenileri bu hale getirenlerin
cezasını istemek ve henüz vakit geçmemiş ise, bundan böyle yine kardeşçe
yaşamaya çalışmak pek uygun olur.”
Özet Kaynakça: Taner Akçam, İnsan Hakları ve Ermeni
Sorunu, İmge Kitabevi, 1999, Burçin Gerçek, ‘Celal Bey ve diğerleri’, Radikal,
26 Şubat 2006, Tuncay Opçin, ‘Tehcirde Kol Kanat Geren Türkler”, Yeni Aktüel,
29 Haziran 2008, Racho Donef, “1915: Righteous Muslims during the Genocide of
1915”, http://www.atour.com/history/1900/20101105a.html,Rober Koptaş, “Türkler
ve Müslümanlar, bu cinayetlerden dolayı kan ağlıyor”, Agos, 30 Temmuz 2010
(Celal Bey’in hatıratını Agos için günümüz Türkçesine çeviren: Ari Ekeryan),
Sarkis Seropyan “Vicdanlı bir Türk Valisi: Faik Ali Ozansoy”, İmparatorluğun
Çöküş Döneminde Osmanlı Ermenileri, Bilimsel Sorumluluk ve Demokrasi Sorunları,
İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, 2011.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.