
Trabzon Ayasofya yeniden cami oluyor... Kilise olsun,
Hrıstiyanlar ibadet etsin orada demiyorum. Çünkü her iki dine de vermesi
gereken hizmeti vermiştir Kutsal Bilgelik, şimdi sıra tarihin bir aynası olarak
hizmet etmesindedir... Trabzon Ayasofya yeniden cami oluyordu. İmam ve hatibi
atanmıştı bile. Zaten kendisiyle görüşülen ve bilgi alınan kişi de Trabzon
Müftüsüydü... Haberi gördüğümde kapıldığım öfke patlaması yavaş yavaş sönerken, kendi kendime etraflıca düşünüyorum. Anlıyorum ki, bütün bunların bir mantığı var. Basit ama, var: Oranın Müslüman olmayan, eski, zengin, geçmiş kültürünü tamamen silmek.
***
Kilise olsun, Hrıstiyanlar ibadet etsin orada demiyorum.
Çünkü her iki dine de vermesi gereken hizmeti vermiştir Kutsal Bilgelik, şimdi
sıra tarihin bir aynası olarak hizmet etmesindedir.
Hanife TÜRKSEVEN hanife.turkseven@gmail.com
İstanbul - BİA Haber Merkezi 15 Nisan 2013, Pazartesi
13 Nisan Cumartesi akşamı bir yandan Lajja*'nın
düzeltmelerini yapıp bir yandan sosyal medyada gezinirken, elimdeki romanla da
bağlantılı bulduğum o haberle irkildim. Trabzon Ayasofya yeniden cami oluyordu.
İmam ve hatibi atanmıştı bile. Zaten kendisiyle görüşülen ve bilgi alınan kişi
de Trabzon Müftüsüydü.
Benim dünya gözüyle gördüğüm ilk müzeydi Ayasofya. Okul
olarak geziye gitmiştik oraya. Sene 1978 olmalı. İlkokul ikideydim. Okumaktan
mutlu olmuş bir çocuk olarak, müzede karşıma çıkan hiçbir yazıyı okuyamamıştım.
Mezar taşları kuran yazısıyla, zor görebildiğim tavanlardaki yazılar ise
değişik bir alfabeyle yazılmıştı. Etrafımdakileri tam anlamlandıramasam da,
böyle güçlü bir yapı-çok eskiydi ve hala ayaktaydı- beni çok etkilemişti. Müze
olması nedeniyle ilerde de severek ziyaret edeceğim mekanlarımdan biri olacaktı
hep.
Aya-Sofia, iki özel sözcükten oluşuyor. "İstanbul'un
Latinler tarafından işgal edilmesinden sonra kaçan ve Trabzon'da 1204 yılında
yeni bir devlet kuran Komnenos Ailesinden Kral I.Manuel (1238-1263) tarafından
1250-1260 yılları arasında yaptırılan ve bir manastır kilisesi olan Ayasofya
adı "Kutsal Bilgelik" anlamına gelir."(Vikipedi'den)
Sanki Trabzon'da hiç ibadet edecek mekan kalmamış gibi
neden yaklaşık 850 yıllık bu binaya göz dikilmişti? Asıl sorgulanması gereken
buydu. Bu kültürel emperyalizmin bir göstergesi değilse, nedir? Neden Trabzon'a
daha 1000 yıl ayakta kalabilecek yeni bir cami yapılmıyor da, nereyse bin
yıllık freskleri örterek namaz kılmaya çalışılıyor? İbadet etme coşkusuyla
yığınlar, var olan camilere sığmadıysa, bilemem tabii?
Aklıma böyle bir görüntü getiriyorum ve aciliyetten
kargacık burgacık bir yazıyla bir tabela yazıyorum:
"Müzemiz şiddetli cami ihtiyacı hasıl olduğundan
kapalıdır!"
Haberi gördüğümde kapıldığım öfke patlaması yavaş yavaş
sönerken, kendi kendime etraflıca düşünüyorum. Anlıyorum ki, bütün bunların bir
mantığı var. Basit ama, var: Oranın Müslüman olmayan, eski, zengin, geçmiş
kültürünü tamamen silmek.
Bir türlü çok kültürlü bir düşünce biçimimiz olamıyor.
Gerçekten bu ülke için demokratikleşmek, hayal mi?
Lajja’da (Utanma) Hindular için kutsal olan Rama'nın
doğduğu yere Babri Mescidi yapılıyor (Hindistan'ın Ayodha Kentinde). Sonra 450
yıllık bu Mescit veya Cami, 1992'de kökten dinci Hindularca tahrip ediliyor.
Bunun Bangladeş'te etkileri Lajja'da anlatılıyor. Roman boyunca belgesel gibi
yansıtılıyor çıkan kargaşalar, isyanlar, özellikle Müslümanların Hindu azınlığa
yaptığı eziyetler. Tersi Hindistan'da yaşanıyor. Bunları tercüme ederken kendi
kendime inanmazlık duyduğum ve yok artık dediğim yerler oldu. Zaman zaman bu
insanlar çok geri kalmışlar dediğim de olmuştu ama buraya kadarmış.
Her gün dinsel tutuculuğu çağrıştıran haberler duymaktan
sıtkım sıyrıldı desem yeridir. 2011'de İznik'teki Aysofya bir bayram namazıyla
ibadete açılmıştı.
Peki nedir benim hayalim?
Bu ülkeden, bu zengin topraklardan gelmiş geçmiş bütün
kültürleri kucaklayan bir kültür politikası güdülmesi. Benim kültürüm seninkini
döver ve hatta seni yok eder zihniyetinden vazgeçilmeli. Kalıcı barış için bu
şart. Yoksa hep bir sürtüşme olması kaçınılmaz. Bugün Kürt meselesini
çözersiniz; yarın bir başkası çıkar. Tam da sonunda çözülüyor diye sevinç
naraları atmama ramak kalmışken...
Benim de Ayasofya'ya dair şimdilik epey soyut kalsa bile
projelerim var. Öncelikle dünya çapındaki uzmanlarca restore edilmesi. Duyduğuma göre epey yıpranmış. Belki dünya
mirası olarak da kabul ettirilebilir. Bahsi geçen yapı Trabzon'un ayakta kalan
iki önemli tarihi binasından biri, diğeri Sümela Manastırı (Sürmene). Her ikisi
de bölge turizmi için çok önemli. Belirtmeye bile gerek yok.
Bu önemlerinden hareketle, bu kurumların daha zengin
müzeler haline getirilmesi sağlanabilir. Örneğin Aysofya aynı zamanda Pontos
Kültürü Müzesi olamaz mı? Ya da daha geniş kapsamlı bir etnik kültür müzesi.
Sanat tarihçileri bunu daha iyi değerlendirebilir ama ben turizm açısından
bunun çok iyi bir fikir olduğunu söyleyebilirim.
Zenginliklerimizi perdeler arkasına saklamak yerine,
görmek, bilmek isteyenlere sergilemek, daha anlamlı olmaz mı? Dikkat ederseniz
Kilise olsun, Hrıstiyanlar ibadet etsin orada demiyorum. Çünkü her iki dine de
vermesi gereken hizmeti vermiştir Kutsal Bilgelik, şimdi sıra tarihin bir
aynası olarak hizmet etmesindedir. Yani adına yakışır bir şekilde, bilgece,
köşesinde oturup bize kendi geçmişini anlatabilir. Karadeniz'den esen soğuk
rüzgarlara inat, dimdik! (ht/hk)
* Lajja, Bangladeş dilinde Utanma anlamına gelir. Teslime
Nesrin bu ismi taşıyan, yazımda değindiğim romanı yüzünden ülkesinde toplum
huzurunu bozmaktan yargılandı, hüküm giydi, mollalar ise İslama hakaret ettiği
gerekçesiyle hakkında ölüm fetvası çıkardılar. 1993'ten beri, kaçtığı ülkesine
giremiyor ve mülteci olarak yaşamını sürdürüyor.
Bangladeş devletinin ilk anayasında temel ilkelerden biri
laiklikti.(1971) Sonra 1988'de bu kaldırıldı ve devletin resmi dini İslam oldu.
Hanife Türkseven, Ankara, 15.04. 2013
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.