
Eyyüp Güven
İlçemizin kuruluşundan günümüze kadar sürekli iç içe
yaşadığımız ve hiçbir zaman ayrı bir millet olarak görmediğimiz, adeta
vücudumuzun beş duyusu kadar önemli olan unsurlardan biri Ermenilerdir. Dünya
tarihinde, bugün hâlâ yeryüzünde yaşayan en eski kavimlerden biri olan
Ermenilerin tarihi ve geçmişlerinden ziyade, onların ilçemizdeki var oluşları
ve ilçemizde yaptığı çalışmalar ve yenilikler hiçbir zaman azımsanamayacak
düzeydedir.
Derik’in Etnik Yapısı, ilçemizde yaşamış Ermeniler, Süryaniler, Yezidiler, Yahudiler ve Müslüman olan Ermeni kökenliler: Ermeniler ve Süryaniler.
İlçemizin temel ekonomik kaynağı olan zeytincilik, Ermeni halkının
girişimleri sonucu büyük bir önem kazanmıştır, hatta ilçede yetişen zeytin
ağaçlarının onların eserleri olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Zeytinpınar ve
Xab bahçelerindeki zeytinliklerin isimleri günümüzde dahi onların isimleri ile
anılmaktadır. Örneğin: Zeytunê Mala Mosê, yada Zeytunê Circip, Zeytûnê Mala
Xazo v.b. Bir diğer olay ise ilçemizde hangi köklü aile araştırılırsa mutlaka
bu ailenin içerisinde Ermeni kökenli olan bir birey ile evlilik görülmesi ve bu
evlilikler sayesinde hemen-hemen ilçedeki herkesin dayı yeğen konumuna gelmiş
olmasıdır. Bu evliliklerin büyük bir bölümü 1915 yılındaki Ermeni katliamından
(Ermeni Soykırımından-‘Akunq’ web sayfası yöneticileri) kurtarmak için, bir
diğer bölümü ise hemen hepsinin sanatkâr olmalarından dolayı yapılan evliliklerdir.
Bu sanatkâr insanların yok olmasının, ilçede yaşamın felç olacağı anlamına
geleceğinden dolayı, etkin aşiretler arasında Ermeniler korunmuşlardır. Bu
yüzden birçok Ermeni ailesinin çocukları ilçe dışında yirmiye yakın köye
dağıtılmıştır. 1915 yılından önce ilçede yaşayan Ermeni nüfusu 1.900 olarak
bilinmektedir. Cumhuriyetin kuruluşundan sonra bu köylere dağıtılan çocuklar
ilçeye dönmüşlerdir. Günümüzde gerek ekonomik gerek siyasi istikrarsızlık
yüzünden Ermenilerin tümü göç etmiş durumundadır. İlçemizde nüfus yapısı
itibariyle yüzde otuzlara varan nüfustan sadece iki aile kalmıştır. Bu iki aile
de çocuklarını İstanbul’daki Ermeni eğitim okullarına göndermektedirler.
Geçmişte ilçede yaşayan diğer insanlarla evlenenler de zamanla asimile (özlerini
kaybetme) olmuşlardır.
İlçemizde Ermeni çocuklarının eğitimi için için iki okul
vardı. 1. Mektebi iptidai (Yeni başlayanlar için anaokulu) 2. Mektebi sübyan:
ilkokul seviyesinde eğitim vermekteydi. Bu okullarda 5 ve 6 yaşındaki çocuklara
okuma-yazma ve dini bilgiler verilirdi. Fransızca diliyle eğitim görülmekteydi.
Fransızca ve Ermeni dilinin kullanıldığı 3 Ermeni kız okulu vardı. İlçemizin
her yerinde gerek kültürel alanda gerek tarihi miras alanında en önemlisi
zanaatkârlıkta varlıkları tartışılmazdır.
1915 Katliamı’ndan ve cumhuriyetin kuruluşundan sonra
ilçemizde tekrar 150-200 aileye yakın bir nüfus yoğunluğu meydana gelmiştir.
Zaman içerisinde bu nüfus yoğunluğu ibadetlerini gerçekleştirmek için hiçbir
kilisenin olmayışından, sadece atların ahırı olarak kullanılması için ayakta
bırakılan Surp Kevork Ermeni kilisesini, 1957 yılında Derik’teki cemaat 5.200
lira ödeyerek mülkiyetini geri alınmıştır.
Bu yüzden ilçemizde bulunan kilise özel mülkiyet
statüsündedir. Bununla birlikte evlerinin birçoğu başta askerlik şubesi olmak
üzere çeşitli resmi daireler için kullanılmıştır. Ancak bu evler daha sonra
açılan mahkemeler sonucu kendilerine iade edilmişlerdir. İlçede yaptıkları iş
sahaları ve bıraktıkları çalışma şekli bu durumu çok güzel bir şekilde ifade
etmektedir. Derik’te yaşadıkları süre içerisinde iki sinema salonu, yedi sabun
imalathanesi (Karxanê Sabunê) manifaturacı, nalbant, şarap imalatçılar, zeytinyağı
imal edilen ve dışarıya satılan zeytinyağından imal edilen sabun fabrikası
vardı. Her ne kadar modern aletler olmasa da hem imal edilir, hem de dış
komşulara satışı yapılırdı. Zeytinyağı ile ticaret yapan Sabuncu soyadlı bu
aile, Zeytinyağından ilk sabun yapımını gerçekleştirip sabunları Mardin,
Viranşehir, Diyarbakır ve Şanlıurfa’ya gönderdiklerini ve Sabuncu soy
isimlerini buradan aldıklarını söylüyorlar. Şimdi de zeytin ağaçlarının büyük
bölümü hâlâ yaşıyor olmasına rağmen ne zeytinyağı üretimi ne de sabun imalatı
yapılıyor.
Agop Sabuncu, Derik’te açtığı ilk sinema salonu öyküsünü
şöyle anlatırdı. “1964 yılında ilk sinema salonunu açtığımızda dönemin Mardin
valisi açılışını yaparken ‘Başka yerde sinema salonu açarsanız daha çok kâr
edersiziniz, ilçenin nüfusu sinema salonunu kaldıracak düzeyde değil’ demesi
üzerine. ‘Biz parayı burada kazandık ve burada yatırım yapmayı uygun gördük”
diye cevapladım.
İlçede Ermeni bireylerinin birçoğu çeşitli nedenlerden
dolayı göstermelik olsa dahi isimlerini değiştirilmek zorunda kalmıştır
Örneğin: Kevork Xazar, ismini Müslüman ismi olan Ahmet olarak değiştirmiştir.
1915 yılındaki katliamdan (Ermeni Soykırımı-’Akunq’ web sayfası yöneticileri)
sonra tekrar bireyler üzerindeki baskının yaşanmaması için asıl ismini korumasına
rağmen ilçede bulunduğu süreler içinde hep Ahmet ismi ile anılmaktaydı. Kendisi
ilçenin ileri gelen zenginlerinden biriydi, ilçede birçok mal mülk sahibi
konumundaydı. Eşi Zabel de ismini değiştirerek Fesla olarak tanınmıştır. Zabel,
Diyarbakır’da çok zengin ve tanınan bir Ermeni olan Agop Karanfilyan’ın
kızıdır. Ahmedê Xazo birçok işte tüccarlık yapmasına rağmen tıbbi alanda da
oldukça yetenekliydi. Kendisi uzman ortopedistlere taş çıkaracak kadar uzmandı,
bir insanın kırılabilecek veya yerinden çıkabilecek bütün organlarını tedavi
etme ve iyileştirme yeteneğine sahipti. Bu yüzden gece gündüz evlerinde mutlaka
rahatsız olan birisi bulunurdu. Kendisine tedaviye gelenlere en başta söylediği
şuydu: Kirîbê min hun ne birçîne “Kirvem siz aç değil misiniz?” Gerekli ne
tedavisi neyse yapar, kullanacağı ilaçları da verir ve gönderirdi.
YEZİDİLER
İlçede yaşayan Yezidiler aslen Kürt’tü. Benimsedikleri
din ile özdeşleştikleri için Yezidi ismini almışlardır. Günümüzde Derik’te
Yezidi dinini benimseyen hiçbir aile mevcut değildir. Ancak ilçemize gelen bazı
aşiret ve aileler Yezidi dini mensubuyken daha sonra Müslüman olmuşlardır.
Bunlar:
1. MALA EVDÊ İNİS: Aslen Viranşehir ’den gelip ilçeye
yerleşen Yezidi kökenli bir ailedir. Derik’e geldikten sonra Müslüman
olmuşlardır. Aile isimleriyle anılmakta olan İNİS Yezidileri, ilçede IŞIKKIRIK
ile ESMEZ soyadı ile tanınmaktadırlar. Viranşehir bölgesinde hala Yezidi olan
akrabaları mevcuttur.
2. HİDRA AŞİRETİ: Derik’teki aşiretler bölümünde detaylı
bilgi mevcuttur.
3.DELİKÎ AŞİRETİ: Aşiretler bölümünde detaylı bilgi
mevcuttur.
YAHUDİLER
841 yıllarında Osmanlı imparatorluğu döneminde ilçemiz,
Diyarbakır’a bağlı bir konumdayken Diyarbakır ilinde bulunup İlçemize göç eden
ve yerleşen Yahudi aileler mevcuttu, (Kürtçe’de Yahudi’lere Cuhud
denilmektedir) 10 yıla yakın bir süre, ilçemizde ikamet etmişlerdir. İlçemizde
günümüzde Ateş Sokağı olarak bilinen (Kûça Mala Şêxê Îso) sokakta yaşarlardı,
daha sonra hiçbir ibadethane ve kalıntı bırakmadan göç etmişlerdir. O zamandan
beri o sokağın ismi Kûça Cuhuda olarak anılmıştır, ancak bu geçen süreler
içerisinde bu isim unutulmuş bir vaziyettedir.
MÜSLÜMAN OLAN ERMENİ ASILLI AİLELER
Bu bölümde bahsedilen aileler hem anneleri hem babaları
Ermeni olup Müslüman olan ailelerdir.
MALA HECİ FEHMİ: İlçede saç sobacılığı yapan bir ailedir.
Bu ailenin Müslüman olması eskilere dayanmamaktadır, Heci Fehmi 19 doğumlu olup
kendisi Müslümanlığı seçmiştir, eşinin ismi Sare olup babasının ismi SÊPAN’dır
kayınbabası İlçede Bekirê olarak tanınmasına rağmen Bekirênin asıl ismi
GARAGUŞtur.
MALA PLUS: Derikte Dinç soyadı ile tanınan ve meslek
olarak berberlik yapan bir ailedir. İlçeye ilk gelen Plus adındaki şahıstır onu
takiben Xaço, Garabet, Hevo ve Koto olarak devam eder.
MALA BUXDO: 1915 yılından sonra ilçeye göç etmek zorunda
kalan Ermeni ailelerinden biridir. Buxdo, Sarenin oğludur, eşi Emine de aslen
Ermeni olup Ermeni katliamından kurtulmak için ismini değiştirmiştir. Kendileri
ilçede Salikan aşireti içerisinde yer alarak sürekli bu aşiret ile birlikte
hareket etmişlerdir.
BEREKET
Okul kitaplarında Mezopotamya’nın kelime olarak anlamı,
Dicle ile Fırat nehirleri arasında kalan alan olarak belirtilir ama özünde
Mezopotamya’yı coğrafik bir terim olarak algılamak ve geçiştirmek mümkün
değildir. Mezopotamya bir kültürler beşiği, bir halklar mozaiğidir. Mardin de
bu mozaiğin en önemli parçalarından, bu topraklardaki kavimler kapısının
birisini teşkil eder. Derik de Mardin’in en önemli ilçelerinden biridir. 1910
ve 1930 yıllarına baktığımızda Derik ilçe nüfusunun yüzde otuzunu Ermeni
dostlarımızın teşkil ettiği görülür, bu dostlar zanaatkârlıkta ve esnaflıkta
ilçemizin bir vücudun beş duyusu kadar önemli, hamaratlıkları ve dürüstlükleri
tartışılmaz bir olgudur. Kimlerdi bunlar? Xemo, Şehin, Naif, Sepan, Kevo, Xore,
Xazo, Sêrop, Yakup, Atranik ve daha nicesi. Biz yüzde yetmişlik Müslüman kesimi
yan gelir yatar ve onlara muhtaç olmaktan başka bir şey beceremezdik. Mesela
bir sac soba kurmasını bile bilmezdik, kış kapıya dayanınca sobanın kurulması için
Meksi Evdik’i beklerdik. Derik’in ileri gelenleri adeta sıraya girerdi
sobalarının kurulması için. Kendisi bir soba imalatçısı ve Derik’ten Kudüs’ü
ziyaret edenlerdendi. Bu yüzden isminin önüne Meksi eki gelmiştir, herkes ona
Meksi Evdik derdi. Kendisini çok kez görmüştüm, kendisi soba kurmaya gelir,
aynen bir aziz edası ile içeri girer, çantasındaki tahtadan çekici çıkarır,
sobanın başına geçer, bir iki çekiç darbesi sonucu soba kurulur ve aynı edayla
geri döner ve hiç para istemezdi. Sobanın sac ve dirseğini de kendisinden temin
ederdik. Ayakkabılarımız da kolay kolay yırtılmazdı, yırtılsa da pek önemli
değildi çünkü Birê Argo vardı, onu her dükkânda gördüğümde hep ayakkabı
yamaları ile uğraşırdı. Lastik ayakkabıların yamalarını dağlar, usta bir cerrah
gibi neşterini yamanın bir sağında bir solunda gezdirir eskisinden fark
edilmeyecek kadar estetik bir şekil verdikten sonra bize geri verirdi. Kimin
eli kırıldı kimin eli burkuldu, uzman ortopedistlere ne hacet Derikli Ermeni
dostlarımızdan Cemilê Ahmedê Xazo vardı, teşhisi teşhisti, zengin bir
manifaturacıydı ama sırf inançları uğruna gece gündüz demez hiçbir hastayı geri
çevirmez ve ikramda kusur etmezdi. Peki, bizler ne yapardık bu insanlık ve
medeniyet kokan tavırlarına karşı? Babaları sobalarımızı kurar,
ayakkabılarımızı tamir eder, yerinden çıkabilecek ve kırılacak bütün
organlarımızı düzeltir, biz Müslüman çocukların ağzından çıkan en güzel cümle
şu olurdu “Xeberamin ji fillare” kavgada ve kızgınlık anında birbirimize
ettiğimiz bütün küfürleri o güzel huylu dostlarımıza gönderirdik. Derik suyunun
beslendiği bir mevkii vardı bu mevkiye “SERÊ KÛLÊBÊ” denilirdi. (İşlevi
azalmakla beraber, varlığını bugün de korumaktadır) Bütün bağ ve bahçeler o
civarda bulunurdu, bu dostlarımızın bağları da genelde oradaydı, bu yüzden
sürekli bağlarına gider gelirlerdi. Biz ne yapardık? Kûlêbe mevkisinde bekler,
çocukları gelince etraflarını sarar ve zorla kelime-i şahadet getirmesini
isterdik, getirmeselerdi onları dövmeye çalışırdık yok getirselerdi bırakırdık
ama kelime-i şahadeti getirenler de menzilimizin dışına çıktığı vakit kaçarak
tekrar bize döner “Em fillehin, em fillehin” diyerek giderlerdi. Ölülerine hiç
rahmet getirmezdik çünkü Allah’ın rahmeti sırf bize aitmiş gibi onlara bir
parça rahmet vermezdik. Bize böyle belletmişlerdi. Zaman içerisinde yüzde
otuzluk nüfustan kala kala iki aile, özel ve güzel sanatlarından eser kalmadı.
Derik’te şu anki sanatkâr ve zanaatkârların hemen hepsi onların elinde yetişen
Müslüman çocuklarıdır.
Sonuçta bu dostlar göç ettiler göç etmeye zorladık, nasıl
mı? Evlerinin kiracısı olduk, bir daha o evlerden çıkmadık, bize yok pahasına
satmak mecburiyetinde kaldılar, mülklerini gasp ettik, onlara bir şey
vermeyerek. En son iki aile kaldı, bu sefer bu iki aile gitmesin diye
didiniyoruz bu dostlar ilçemizdeyken şimdiki nüfusu 200.000’i bulan Kızıltepe
ilçesi bir köy görünümündeydi ama şimdi biz aynı durumdayız. Bu dostlar gidince
beraberinde kocaman bir şeyi de alıp götürdüler, bereketi.
Bu dostlar yılda en az beş yüz ağaç dikerlerken, biz şimdi
o diktikleri ağaçları kesme ile uğraşıyoruz, dostların var olduğu dönemde iki
sinema salonu, yedi sabun imalathanesi, manifaturacı, kuyumcu, nalbant ve şarap
imalatçılığı yapılırken onlar gittikten sonra bu uğraşlar da gerilemeye
başlamıştır.
Kısacası dostlarımız gittiler onlar ile beraber bereket
de uçup gitti. Kış geldiğimizde sobayı kurmaya başladığımızda “Ax Meksi Evdik
ax” diyerek iç geçirir, Birê Argo’yu ararız, değerli dostlarımızın isimleri hep
dilimizin ucunda, sadece isimleri…
Biz Derikliler bu dostlarımıza hiç bir şey yapmadık mı?
Tabi ki yaptık. 1915 Ermeni katliamında katliamdan (Ermeni Soykırımı-’Akunq’
web sayfası yöneticiler) korunmasaydılar
acaba 40 ve 50’li yıllarda bu kadar nüfus yoğunluğu yaşanır mıydı? Kesinlikle
hayır, velhasıl yüzde yetmişlik nüfus ile yüzde otuzluk nüfus uzun bir müddet
kardeşçe geçinip gittiler…
Keşke ne fırtına olsaydı, ne onlar göç etseydi ne de biz
onların anılarından bahsetseydik.
Ama olsun, bu güzel dostlarımız her zaman kalbimizin bir
köşesinde sevgi ile durmaktalar, kalanlara sağlık ve şimdiye kadar hem özür,
hem bu dünyadan göçenlere Tanrı’dan rahmet dilerim.
Fotoğraf: Bişerili Ermeniler, ayakta olanlar sağdan
Dikran, yanındaki kardeşinin ismini unuttum. Oturanlar: Babamın halası,
Dikranın karısı, kız kardeşi ve üc tane çocuğu. Bunlar 1915′te Kamışlı’ya
gittiler, oradan 1968′de Yerivan’a gittiler, bu Resim 1957de Kamışlı’da
çekilmiştir.
Kaynak: Ohanes Basak
Makale, ‘Akunq’ web sayfası tarafından redakte edilmiş
olarak sunulmaktadır
http://aykiridogrular.com/haber-1456-BATMAN-BISERILI-ERMENILER.html
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.