Eski Palu kazası Dersim-Çarsancak'ın güney-doğu sınırlarında bugünkü Palu'dan başka Kovancılar ile Karakoçan'ın büyük bölümünü de kapsayan geniş bir kazaydı. Palu şehrinin yarı nüfusu (10.000 kişiden 5.250'si) Ermeniydi. 1914'de kazanın 37 yerleşkesinde resmi verilerle 15.753 Ermeni yaşıyordu. Soykırımdan sağ çıkanların kaleme aldıkları anılar Palu ve köylerine adanmış bir dizi Ermenice kitapta ayrıntılı olarak mevcuttur. Fazlasını kitap çalışmasına bırakarak bu 24 Nisan için Palu'nun insan mezbahasını tanıtacağım.
Raymond Kévorkian Palu'daki tehcir uygulamalarını kısaca
şöyle özetliyor:
“Başka yerlerde olduğu gibi seferberlik ilanıyla birlikte
genç erkek nüfus askere alınıp cephelere gönderilmiş, 1915 şubatından sonra
alınanlar ise amele taburlarına aktarılmıştı.
İlk sinyal Nisan 1915'de şehrin önde gelen Ermenilerinin
tutuklanmaya başlamasıyla verildi. Eczacı Karekin Küreciyan en başta alınıp
Diyarbakır'a gönderilmiş, onu Hınçak partili iki kardeş Hampartsum ve Mıgırdiç
Kozigyanlar izlemişti. Hemen ardından Kaymakam Kadri Bey evlerde silah arama
operasyonları için emir verdi. 36 Ermeni köyünde bu operasyonları yürütmekle
iki Kürt aşiret reisi (Haşim ve Teffür Beg) görevlendirildi.
En büyük Ermeni köyü (1648 nüfuslu) Havav ilk başta
muhatap oldu. 150 silahlı çeteyle kuşatılan köyde göze dokunan 69 kişi
tutuklanıp Palu'ya götürüldü. Bunlar
şehirden seçilen 200 kişiyle birlikte Palu köprüsü üzerinden götürüldükleri
Kornakdere isimli komşu boğazda Teyfeş (Tefo) Beg'in çeteleri tarafından
katledilip suya atıldılar.
Öteki Ermeni köyleri birbirinden izole edildikten sonra
İbrahim, Ruşdi ve Teyfeş beyin çeteleri tarafından baskına verildiler. Haziran
ortalarına kadar tutuklanan bütün erkekler soyulup Murat nehri üzerinde kurşuna
dizildiler. Til köyünde yalnız bir değirmenci bırakıldı, o da un ögütme işini
güvenceye almak için.
1 Haziran günü Xoşmat'da konaklanan çoğu Egin ve
Arapgirli amele taburu görevlisi 800 Ermeni ve yine Nırxi'de 7 aydan beri
çalıştırılmakta olan 400 Ermeni kesici silahlarla doğranarak katledildiler...
Palu ve köylerinde yapılan katliamlardan sonra geride
kalan yüzlerce kadın, yaşlı ve çocuklardan oluşan bir sürgün kafilesi Temmuz
başlarında Maden üzerinden Siverek, Urfa ve Bilecik'e doğru gönderildiler.” [1]
Palu'daki tehcir uygulamasından söz eden bütün kaynaklar
bu şehrin insan mezbahasına çevrilen tarihi taş köprüsünü özel olarak konu
ediyor.
“Palu Hapishanesi şehirde tutuklanan eğitimci, zanaatkar,
esnaf Ermenilerle doldurulmuştu. Oradan grup grup imhaya gönderiliyordu.
Soykırım mekanizmasının merkezi öğesi Murat nehri üzerine kurulu sekiz kemerli
tarihi taş köprüydü. Oraya kurulmuş üç ayrı mezbahada insan kasapları hiç
durmadan çalışıyor, Kaymakam Kadri Bey bazen yerinde denetlediği bu kesim işini
“gövdeler millete, kelleler devlete” diyerek teşvik ediyordu. Bu kanlı köprü
Palu Ermenileri dışında Erzurum tarafından ve özellikle Kıği'den getirilen 10
bin kadar sürgünlerin de infaz yeri olmuştu. Bilinen kasap başları Zeynelzade
Mustafa ile oğulları Hasan ve Hüsnü, Norpertli Çavuş Mahmud, Şeyhzade Hafız,
Süleyman Bey, Said Bey, Kazım Ali Mustafa Ağa, Müsrimli Karaman'dı. Bunların
doğrudan bağlı oldukları Kaymakam Kadri Bey aynı zamanda Palu'nun İttihatçı
kulübünün sorumlusuydu.” [2]
Bağdasar Aramyan'ın anlattığına göre Kaymakam Kadri Bey
Diyarbakır'da doğmuş ve eğitimini Selanik'te almış. Türkçe, Fransızca ve Ermenice
okur-yazarlığı olan Jön-Türk geleneğinden bir devlet adamı. Savaş öncesi burada
kaymakamlığa başlamış, tehcir gününe kadar Ermeni cemaatinin ileri gelenleriyle
samimiyet kurarak onların kendisine hayırhah bakmalarını sağlamış. Silah
toplama ve tutuklamaları bu sayede direnişle karşılaşmadan gerçekleştirdikten
sonra kıyıcı yüzünü çekincesiz sergilemiştir. İttihat ve Terakki'nin yerel
sorumlusu olarak Ermenileri kökten tasfiye sinsi planını kendi alanına
uygulamada çok bilinçli davrandığı ve başarılı olduğu söylenebilir. Ermeni
siyasi partilerinin en güçlü olduğu köylerde bile yok edilmeye karşı savunma
yapılamamasında bu aldatıcı taktiklerin önemli rolü olmuştur.
Kadri Bey burada görevini yerine getirdikten sonra terfi
olarak Muş'a mutasarrıf yapılır. 1919'da İngilizlerin baskısıyla İstanbul'daki
hükümet Ermeni kırımlarından sorumlu olanların tutuklanıp gönderilmeleri için
emir çıkartınca Kadri Bey de yakalanır. Harput'ta hapse konduktan sonra başka
iki tutukluyla beraber İstanbul'a gönderilirken yolda firar etmelerine göz
yumulur. İdamlık suçlar işlemiş Palu kasabı böylece yargılanmaktan kurtulur.
[3]
Palu'dan tehcir gözlemlerini aktaran Mesrop Grayyan da
Palu Köprüsü'nü özel bir başlık altında konu ediyor:
“Ben bu asırlık köprüye “Kanlı Köprü” adını verdim.
1915'in korkunç felaketinden sağ çıkan biri olarak şehitlerimizin gece vakti bu
mezbahaya götürülmelerine tanık olmuş ve yürek paralayan seslerini duymuşum. Bu
köprünün ortasında koyun gibi kesilen Ermenilerin kanları kurumuş ve taşlaşıp
kalmıştı uzunca zaman...
O korku ve dehşet günlerinde yüzlerce kişiyle
sığındığımız Surp Krikor Lusavoriç kilisesinden akşamları bitişik yolu
izlerdik. Oradan beş dakka ötedeki köprüye indirilen ikişer ikişer birbirine
bağlanmış mahkumlar çok geçmeden aşağıda boğazlanmaya başlanır ve bağırtıları
gece sessizliğinde bize ulaşırdı...
Kurbanları önce köprünün yanındaki karakol binasına
doldurup sonra kısım kısım köprünün ortasına götürürlermiş. Orada Ermeni
kanıyla tiryakileşmiş kırmızı gözleri, keskin kılıçları ve baltalarıyla vahşi
cellatlar işe koyulurmuş. Aradzani (Murat nehri) doymak bilmez bir canavar gibi
cansız yada yaralı bedenleri yutuyor, onların eksik bıraktığını tamamlıyordu...
Bu idamlık gruplardan biri içinde boğazlanmaya
götürülürken teyzemin oğlu Garabed Noroyan (ki Amerika'dan yeni dönmüştü)
kendini suya atar ve yüzerek kaçıp Nexri'ye ulaşır, fakat aç kurtlar gibi
Ermeni arayanlar onun izini bulur, ateş ederek kovalar ve nihayet Sakrat
yolunda düşürürler. Köprüden mucize eseri kaçıp kurtulan Gülüşkerli Soğomon
Hayrabedyan ve Tavoyents Manuk da benzer şekilde peşlerine verilerek
katledilirler...
Bir gün de Türkün biri abdest almak için nehir kıyısına
indiğinde, bir taşın arkasından çıkan yaralı bir Ermeni onu ayaklarından tutup
suya çeker, intikam hırsıyla boğmaya çalışır. Fakat gücü yetmez ve sonunda
bitap düşerek suyun akıntısına kapılır...
Bu köprü üzerinden geçti yurdundan sökülmüş Ermenilerin
sayısız kafilesi. Erzurum'dan, Kıği'den, Muş'dan, Peri'den, Palu'nun
çevresinden güneye sürülmek üzere. Onlar ölüm vadilerinden, dağ gediklerinden,
taşlı yollardan nice dayanılmaz görüntülere tanık olarak geliyordu. Kiminin
kocası, kardeşleri gözleri önünde öldürülmüş, güzel kızları yağma edilmiş,
ırzlarına geçilmiş, kimi anneler umutsuz bir anda küçük yavrularını bırakıp
yaşlı gözlerle uzaklaşmış, aç susuz, güneş altında kavrulmuş, toza bulanmış,
yol boylarınca soyulup neredeyse çıplak edilmiş, yaşlıları, hastaları bir
dipçikle yere serilmiş olarak geliyorlardı. Dikenli golgotalarını sürdürmek
üzere köprüden geçirilen talihsizler için burası bir kurtuluş noktası oluyordu
bazen. Köprü üzerinde infaz edilenler bir yana, geçiş yapan kafileler içinden
de niceleri böyle ümitsizlik sonucu ve acılarına son verme isteğiyle kendilerini
suyun davetkar akışına teslim ettiler.” [4]
Bir başka tanıklık bu anlatımları tamamlarken köprüdeki
cellatlara yapılan bir intikam saldırısını da bilgimize sunuyor:
“18 Haziran 1915 gecesi birbirine bağlı 300 erkek
tutukludan oluşan ölüm kafilesi polis nezaretinde Kanlı Küprü'ye
götürülmekteydi. Cellatlar kasap gibi kollarını sıvamış bekliyordu. Üçer kişi
bağları çözülerek onlara teslim ediliyordu.
İki polis kurbanı kol ve ayaklarından tutup tezgaha
yatırıyor, cellat elindeki kılıcı önce boğazına, sonra kalbine, en sonu
hayalarına saplıyor ve hep beraber suya bırakıyorlardı.
Boğazlanma sırası Hanımoğlu Sarkis'e gelmişti. Sarkis'in
güzel sesi vardı, bütün Türkler tanırdı. O anda bir türkü söylemesini
emrettiler. Sarkis ölüm kalım türküsünü söyledi. “Yiğit olan daha ne bekler...”
derken kılıç boğazına gömüldü, sözleri ağzında kaldı. Tabii beklemiyorlardı
öyle bir cüreti. Sarkis'in boynu omuzuna düşmüş ve kendini bir o yana bir bu
yana savuruyordu. Sonunda dik tutulan bir kılıcın üstüne düştü ve nehrin sularına
teslim edildi.
Manzaradan sarhoşa dönmüş cellatlar moladaydı. Ansızın
bir kurşun yağmuru başladı köprünün öbür tarafındaki dut ağacının ardından.
Herkes şaşkına dönmüş, iki bekçi vurulmuştu. Fakat mahkumları umutlandıran bu
durum uzun sürmedi. Çevredeki nöbetçiler, hatta şehirdeki askerler sesi duyup
köprüyü ve bahçeyi kuşattılar.
Eylemci kahraman bir Ermeniydi, bizim köyün okulunda
görmüştüm. Misak adında Muşlu gezgin bir devrimci. Bilmiyoruz o geceki vahşi
planı nereden öğrenmiş ve nasıl yıldırım gibi yetişmişti.
Kesilmeye getirilmiş sıradaki üç kişi, Çarsancaklı Yepro,
Sığamlı Gagaz Misak ve Partsrahayetsi Hagop o kargaşa esnasında kaçmayı
başardılar. Eylemci de karanlıktan
istifade kaçıp izini kaybettirdi. Şehirden bir saat uzaktaki Seydiler isimli Türk
köyüne ulaştı ve Mevlüd adı altında yaşadı.
Köprü üzerinde sistematik katliam devam ediyordu. Şah
Veled ve Maro isimli polisler 25-30 kişiyi birbirine bağlayıp deneme
yapıyorlardı, beşli Alman mavzerleri bir kurşunla kaç kişiyi delebilir diye.
Hava ışımadan bütün kafile yok edilmişti.
Kaçak üç Ermeni gidip kaleye gizlendiler, orada
gördükleri bir nöbetçiyi yukardan başına taş düşürüp hakladılar. Üç gün sonra
Surp Mesrob'un inziva yerini ziyaret ettiler. Orada her biri kutsal Murazadu
taşına birer çakıl taşı yapıştırmaya çalıştılar [5]. Yalnız Hagop'un taşı
tutmuştu. Bu denemeden de kederlenmiş halde gecenin karanlığına daldılar.
Aç susuz ve tanımadıkları yollardan geceleri yol alarak
kendilerini Dersim'e attılar. Çarsancaklı Yepro oradan Kafkas'a yöneldi, bir
daha haber alınmadı. Sığamlı Misak aile fertlerini bulma umuduyla Palu'ya
dönmeye çalışırken Kürtler tarafından öldürüldü. Kanlı Köprü'nün o geceki 300
kurbanından hayatta kalan yalnızca Partsrahayetsi Hagop'tur.” [6]
[1] Raymond Kévorkian, Le Génocide des Arméniens,
Paris-2006, s. 452-453
[2] Raymond Kévorkian, age, s. 453
[3] Harutyun Tsaxsuryan, Badmutyun Palahovidi Hınuts
Minçev Mer Orerı (Eskilerden Günümüze Palahovid Tarihi), Beyrut-1974, s. 443
[4] Mesrop Grayyan, Palui Gyanken Arnıvadz Badgerner,
Huşer, Çapadzo Kertıvadzner yev Artsag Eçer (Palu Yaşamından Alınmış Tasvirler,
Anılar, Nazım ve Serbest Sayfalar), Antilias-1965 s. 542-549
[5] Burada sözü edilen yer 405 yılında Ermeni alfabesini
yaratan Aziz Mesrop Maşdots'un o çalışmasını yaparken inzivaya çekildiği mağara
ve kayalık mevkidir. Sonradan önemli bir ziyaret yeri olmuştur. Murazadu
Ermenicede “murad veren, dilek karşılayan” anlamına gelir. Bu isimle anılan
ziyaret taşına bir dilek tutarak küçük çakıl taşı yapıştırmak Ermeniler arasında
yaygın gelenektir. Çakıl taşının yapışması dileğin tuttuğuna yorulur.
[6] Melkon Xosrovyan'ın anılarından aktaran H.
Tsaxsuryan, age, s. 466-468.
(7) İllüstrasyon; Palu'nun Kanlı Köprüsü, Aradzani (Murat
nehri) üzerinde. Alındığı kaynak: Vahan Tsaxsuryan, Havavi Imposd Ardziv, B.
Aramyani Huşadedren Mşagyal (Havav'ın Asi Kartalı, B. Aramyan'ın Hatıra
Defterinden Derleme), New York-1950, s. 49

6 yorum:
O Til(k) köyünde tek sağ bırakılan Ermeni değirmenci, Serkis Imas Torayan'ın dedesi olan Sarı Asadur'dur. Torunları bugün Almanya'da, Fransa'da, Amerika'da, Avustralya'da yaşamaktadır. Faruk Bildirici, Serkis Imas'ın ölmeden önce bıraktığı hatıralarından derleyerek yazdığı "Serkis Bu Toprakları Sevmişti" adlı kitapta uzun uzadıya anlatır.
Ben Kümbet köyünde dogdum bir ermeni Köyü hepsini öldürmüsler baglari bahceleri evleri cesmeleri bir Palo agasin vermis devlet daha sonrada köyde oturan köylülere vermis devlet .
100 yildir o ermeni insanlarin yaptiklari cesmelerde su ihtiyacini gideriyorlar yilarca onlarin yaptiklari evleri baglari bahceleri kisaca herseylerini kulandilar babalarin mallariyimis gibi, asil aci olan Ermenilere ait mezarlari kazip etrafindaki taslari cikarip kendilerine ev yapip icinde yasadilar o ölülerin kemiklerinide firlatip atiyorlard,i bir kürt olarak büyüklerimizin ermenilere yaptiklari karsisinda utaniyorum .
birde bir adamdan bas ederlerdi ismini hatirlamiorum o söyle demis ben bu gün Palo köprusun de tam 40 tane Erdmeni kestim baslarini Mura suyuna atim
birde bir ermeni kadin asker ve kürt eskiyalardan korkup bir degirmene kendini saklamis korkudan disariya cimamis cocugu acliktan ölmus kendisini bulanlar kadinin cildirmi ve yavrusunun etini yemis sekilde bulmuslar
birde köyün girisinde cesmenin yaninda dut agaci altin da kendi cocugunu emdiren bir kadini köye gelen eskiyalardan birisi kadinin kafasina silahla sikmis kadin oldugu yer yigimis yere düsen bebek emekliyerek gep ölmüs Anesini emis buna benzer onlarca aci olaylar ben Ermenileri cok seviyorum
OLAY SEYDİLİ KÖYÜNDE GERÇEKLEŞMİŞ VE ANNEMİN ANLATMASINA GÖRE MÜSLÜMAN AĞALARDAN BAZILARI SAHİP ÇIKIP MÜSLÜMAN ÇOCUĞU GİBİ YETİŞTİRİLMİŞ VE BU GİBİ BİR ÇOK KİŞİ ŞİMDİ HAYATINI MÜSLÜMAN OLARAK DEVAM ETMEKTEDİR.
Bu Zeynelzade alçağının torunlarından biri halen Kiğı'da dedelerinin o naletli görevlerini sürdürmekteler gerçi bir ara sürgüne gönderildiler ama huylarından vazgeçmiş değiller.
Soyadları Gündüz
Asatur til'li degil konakalmazlidir.
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.