***
Rusya, Türkiye ve İran’ın Kafkasya adına mücadeleyi
şiddetlendirdiğine ilişkin haberler yayımlanıyor. Uzmanlar bu sürecin olası
sonuçlarını öngörmeye çalışıyor. Fakat her halükarda bölge için ayırt edici
olan, önemli bir hususu unutuyorlar.
Karşılıklı İlişkiler Üçgeni
Güney Kafkasya’da büyük devletlerin daha da etkinleştiği
hissediliyor. ABD, Rusya, Türkiye ve İran bölgede jeopolitik görünümün
değişmesine yönelik mücadeleyi arttırmıştır. Joshua Kucera (Kuçera) bu konuda
Washington’daki Stratejik ve Uluslararası Araştırmalar Merkezi (CSIS)’nin
raporunu temel alarak “The Bug Pit” (Dı Bag Pit) isimli blog’unda bir yazı
yazmıştır (Bkz.: Joshua Kucera. Russia, Iran, Turkey, and the Caucasus.
www.eurasianet.org, 27 Mart 2013). Mesele şu ki, J. Kucera Güney Kafkasya ve
Orta Asya üstüne uzun süredir uzmanlaşan bir gazetecidir. Dolayısıyla onun
analizleri merak doğuruyor.
Aslında, Kafkasya’da jeopolitik mücadelenin
yoğunlaştığını ifade eden birtakım belirtiler uzun zamandır kendini gösteriyor.
Şimdi ise, süreçlerin gerginleştiği gözlemleniyor. Uzmanların görüşüne göre,
Rusya daha etkinleşmiştir. Moskova’nın Gürcistan, Ermenistan ve Azerbaycan’a
yönelik politikaları, genel olarak her zaman uzmanların dikkatini çekmiştir.
Stratejik ve Uluslararası Araştırmalar Merkezi’nin
uzmanları ise, Güney Kafkasya’daki jeopolitik durumu Rusya, İran ve Türkiye’nin
karşılıklı ilişkileri ekseninde ele almıştır. Araştırma, “Karşılıklı İlişkiler
Üçgeni: Türkiye-Rusya-İran” başlığını taşımaktadır. Merkezin raporunun diğer
bir ilginç tarafı da, bu ilişkiler “üçgeninin” ABD politikasına etkisinin konu
edilmiş olmasıdır.
Yazarlar, İran’ın Kafkasya’daki nüfuzunun Rusya’dan
ziyade Türkiye’yi rahatsız ettiğini düşünüyor. Fakat aslında görünüm bundan
daha karmaşıktır. Moskova bölgede kendinden başka bir jeopolitik gücün mevcut
olmasını istemiyor. Mevcut durumda ise, bazı manevralar yapmak durumunda
kalıyor. Rusya’nın Kafkasya konusunda Türkiye ve İran’la ilişkileri ekseninde,
bu nedenle yeni açılar kendini gösteriyor. Bu bakımdan Türkiye-Rusya,
Rusya-İran ve Türkiye-İran ilişkilerine bakarsak, düşündürücü hususlar
görebiliriz.
Şu anda Moskova’yı daha ziyade endişelendiren,
Türkiye’nin Güney Kafkasya politikasıdır. İki ülke arasında Suriye konusunda da
görüş ayrılığı vardır. Fakat Kremlin, Ankara’nın Kafkasya’ya nüfuzunu,
Rusya’nın güvenliğine yönelik tehditlerle doğrudan ilişkilendiriyor; çünkü bu
bölgede Müslümanlar çoğunluktadır. Onların Türkiye’de geniş kopuntuları var.
Böyle bir ilişki Kuzey Kafkasya’da radikal dini gruplaşmaların daha da güçlenmesine
yol açabilir. Moskova, Kafkasya’da temel tehlikenin Vahabiler olduğunu biliyor.
Fakat durum istikrarlı değildir ve her an başka bir grup da gücü ele alabilir.
Özellikle, Afganistan meselesinin çözümlenmemiş olması bu konuda tehlikeleri
artırıyor.
Meselenin diğer tarafı Gürcistan unsuruyla ilgilidir.
Türkiye’deki Abhaz, Oset ve Çerkez kopuntularının Abhazya, Güney Osetya ve
Karaçay-Çerkez’e etkileri az değildir. Bu zincirleme ilişkiler bütün Kuzey
Kafkasya’yı savaş alanına dönüştürebilir. Rusya’nın Türkiye ile normal
ilişkiler kurmak ve aynı zamanda, onun Kafkasya’da söz sahibi olmasına fırsat
vermemek için bir hayli nedeni olduğu söylenebilir. İki ülke arasında ekonomik
ilişkilerin hızla gelişimiyle birlikte, bu husus ciddi yer tutuyor.
Son olarak, Azerbaycan ve Ermenistan konuları,
Moskova-Ankara hattında her zaman önem taşımıştır. Azerbaycan hem enerji iletim
yollarına sahip bir ülke olarak hem de önemli bir ulaşım koridoru olarak Batı
ve Rusya’nın odağında olmuştur. Onların bu açıdan çıkarları hiç azalmamış,
aksine Bakü bağımsız enerji politikası ile daha etkin bir konuma yükselmiştir.
Azerbaycan Batı’yla birlikte Rusya ile de ilişkilerini geliştirmektedir. Bu
sebeple, Bakü’ye herhangi bir baskıdan söz edilemez.
Saldırgan Neden “Unutuluyor”?
Ermenistan’la ilgili durum bir hayli farklıdır. Ermeni
kitle iletişim araçları Moskova’nın bu ülkede askeri gücünü artırmayı
hedeflediğinden bahsediyor. Hatta Dağlık Karabağ’a Rus birliklerinin
konuşlandırılma olasılığını yazıyorlar. İran’ın üst düzey yetkililerinin bu
konuyu Erivan’da müzakere ettiklerine ilişkin haberler yayımlanmıştır. Yani
aslında söz konusu olan, Ermenistan’a ek askeri güçlerin yerleştirilmesi
durumunda bölgede meydana çıkabilecek sorunların çözümüdür.
Tüm bunlar ışığında uzmanlar, Rusya-Ermenistan-İran
jeopolitik iş birliği ekseninden bahsediyor. Bunu Türkiye-Gürcistan-Azerbaycan
ekseninin karşısına koymaya çalışıyorlar. Fakat daha geniş bir açıdan meseleye
yaklaşıldığında, asıl görünüm bambaşka görünüyor. Sorun, Ermenistan’ın
saldırgan politikaları sonucunda bölgede gerginliğin oluşması ve iş birliği
olanaklarının sınırlanmasıdır. Bu siyasetin önü alınmazsa, bölgenin tümünde
herhangi bir güvenlik sisteminin oluşturulması söz konusu değildir.
Bunlar sebebiyle, Rusya’nın Dağlık Karabağ’a askeri güç
yerleştirmesi gerçekçi görünmüyor. Böyle bir şey olursa, bölgede jeopolitik ve
askeri durumun olumlu yönde değişmesini beklemek saçmadır. Meselenin özü,
belirli bir devletin bölgede kendine jeopolitik ortak araması değil,
saldırganlığın önünün alınmasıdır. Yalnızca bu şartlar altında, somut sonuçlar
verebilecek bir güçler dengesinin oluşturulmasından bahsedilebilir.
İran Rusya’nın Güney Kafkasya’da etkinleşmesinden çok da
rahatsız değildir. Birçok konuda onların çıkarları kesişmektedir. Fakat Tahran,
Moskova’nın bölgeye tamamıyla egemen olmasını da istemiyor. Bu amacını,
şimdilik açıkça dile getiremiyor; çünkü Batı’nın güçlü baskısı altındadır. Bu
nedenle, Tahran bölgede Rusya’yı rahatsız edebilecek hareketlerden kaçınmaya
çalışıyor. Azerbaycan’a karşı ise, bazı adımlar atmaya çalışıyor. İran
topraklarında yaşayan Azerilerin demokrasi taleplerinin genişlememesi için bazı
önlemler alıyor. Bakü’nün Tahran’la iyi komşuluk politikası değişmiyor. Fakat
anlaşılan, bir süre daha İran’ın Azerbaycan’a karşı ihtiyatlı yaklaşımı
sürecek.
Türkiye’nin Güney Kafkasya politikasında yapıcı unsurlar
fazladır. Ankara, bölge devletlerinin egemenliğinin pekiştirilmesinde
çıkarlıdır. Onun Azerbaycan’la ilişkilerinin temelinde de işte bu husus
yatmaktadır. Şu anda Türkiye için bölgedeki en büyük engel Ermenistan’dır.
“Ermeni soykırımı” meselesinin sözde yıldönümüyle ilgili durum daha da
karmaşıklaşmıştır. Bu da Ankara’nın Güney Kafkasya’da Rusya kadar etkili
olamayacağı öngörüsünde bulunmaya olanak tanıyor.
Rusya-Türkiye ilişkilerinde bölgenin enerji kaynaklarını
kullanma meselesi ayrıca yer tutuyor. Hali hazırda TANAP’ın gerçekleşmesi için
Ankara etkinliğini artırmıştır. Moskova ise Türkmenistan’ın bu projeye
katılmamasına çalışıyor. Bakü-Aşkabat ilişkilerindeki bazı hususları bu amaçla
kullanıyor. Türkiye ise, Azerbaycan ile Türkmenistan’ın uzlaşıya varması için
adımlar atıyor. Bu yönde herhangi bir kesin sonuçtan bahsetmek için henüz
erken. Dolayısıyla, bu konuda Ankara-Moskova ilişkilerindeki belirsizlik
sürmektedir.
Tüm bunlar, Güney Kafkasya uğruna Rusya, Türkiye ve İran
arasında süren mücadelede çelişkili öğeler olduğunu göstermektedir. Bölgede
jeopolitik durumun gerginlikten kurtulması için bir hayli uğraşılmalıdır.
Üzüntü verici olan, büyük devletlerin Güney Kafkasya politikalarında, temel
hususu – saldırgana baskı uygulamayı – dikkate almamasıdır. Bu, anlaşmazlıkları
çıkmaza sokmakta ve bölgenin bütününün jeopolitiğinde gerginlik yaratmaktadır.
Bu durumda, herhangi bir jeopolitik gücün bölgede mutlak üstünlüğünden
bahsetmek çok zordur.
Kaynak: Newtimes.az

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.