İttihatçılar, 1926 yılında gerici güçleri kışkırtarak
Erzurum, Sivas ve Kayseri’de olduğu gibi, diğer şehirlerde de toplu gösteriler
tertipler[35]. Tüm değişimler Kemal’le bağlantılı olduğundan dolayı, onun
öldürülmesi durumunda eski düzeni tekrar geri getirme imkânı olduğunun
düşünürler[36]. Mustafa Kemal’in eski silah arkadaşları olan Kâzım Karabekir,
Ali Fuat ve Rauf Orbay’ın muhalefet cephesine geçmiş olması İttihatçıları
umutlandırır[37]. Türk profesör Ergün Aybars’ın açıklamasıyla, Takrir-i Sükûn
Yasası ve İstiklâl Mahkemeleri’nin sürdürmüş oldukları faaliyetler, Şeyh Sait
ayaklanması sonucunda hasıl olan ortam, ihtilalcı hareketin genişlemesi,
Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın kapatılması, Şapka Kanunu ve daha başka
olaylar ülkenin toplumsal yapısı üzerinde büyük etki bırakmış olduğundan
dolayı, 1925-1926 yılları, Türkiye’nin en kritik yılları olmuştur[38].
***
1923-1926 tarihlerinde Türkiye’de yaşanan siyasi
gelişmeler, muhalefet cephesinde bulunan İttihatçı liderler ve İzmir suikastı
İttihatçılar, Osmanlı İmparatorluğu’nun Birinci Dünya
Savaşı yenilgisi sonrasında birkaç gruba bölünür. İçlerinden bir grup,
padişahla işbirliğine başlar, İttihatçıların liderlerinden oluşan diğer grup
yurt dışına kaçar, üçüncü grup ise milli hareketin çekirdeğini oluşturur. Bu
son grup da kendi içinde alt gruplara bölünür. Bu alt gruplardan biri, milli
bir devlet kurmaya tamamen taraftarken, diğer grup, milli hareketin zaferinden
sonra, eski sistemin yeniden tesisini arzu etmekteydi[1]. İttihatçı elit,
anayasal monarşinin korunmasına niyetliyken, Mustafa Kemal ve arkadaşları,
cumhuriyet taraftarıydı.
İttihatçılar, milli hareketin zaferinden sonra, tüm
şartlara ve devlet sistemine rağmen, her ne pahasına olursa olsun iktidarda kalmaya
niyetliydi. Doktor Nazım, Rahmi ve Cavit beyler, Hüseyin Cahit, İsmail Canpolat
ve diğerleri, yeni bir siyasi parti kurmaya hiç gerek olmadığı ve Türkiye’deki
tüm siyasi oluşumların, İttihat ve Terakki üzerine kurulabileceği konusunu
Mustafa Kemal’e telkin etmesi için, İttihatçılardan Kara Kemal’i kışkırtır[2].
Aynı Kara Kemal[3], 1922 Ocağında İstanbul’da, İttihat ve Terakki Partisi’nin
yeniden tesisi için gizli çalışmalar yürütmüştü[4]. 29 Kasım 1922 tarihinde
İstanbul’da, eski İttihatçıların gizli toplantısı gerçekleşir. Mustafa Kemal,
İttihat ve Terakki Partisi’ni diriltme denemelerinin önünü almak niyetiyle,
yakın çevresinde İhsan’ı ve İstiklâl Mahkemesi üyesi Kılıç Ali’yi İstanbul’a,
Kara Kemal’le görüşmelerde bulunmaya gönderir. Lakin İttihatçılar, ondan sonra
da gizli faaliyetlerine son vermez[5].
Mustafa Kemal de diğer taraftan İttihatçıları, özellikle
de partinin sıradan üyelerini kendi tarafına çekmeye çalışmaktaydı[6].
Atatürk’ün biyografı Falih Rıfkı Atay, konuyla ilgili
olarak “Mustafa Kemal İttihat-ve-Terakki’nin bir vatanseverler partisi
olduğunada şüphe etmemiştir. Sorumlu olanlar, başında bulunanlardı. Onlar da
gurbette ölmüşlerdi. Acaba geri kalanlar, eski bir İttihatçı olan Mustafa
Kemal’in şefliğini tanıyarak onunla çalışacaklar mı idi? Küçük kadro için
mesele yoktu. Fakat Doktor Nazım gibi, Kara Kemal gibi hemen hemen Talât
ayarında nüfuzlu merkez-i umumiciler ne fikirde idiler?[7]”.
Mustafa Kemal, Türkiye Cumhuriyeti’nin ilanından önce,
ülkenin ekonomik, sosyal ve siyasi alanlarında bazı önemli ve temel reformlar
gerçekleştirmişti. Türkiye’nin, Kemalistlerin yönetime gelmesinden önce
ekonomik olarak Batılı devletlere bağımlı geri kalmış bir ülke olduğunu belirtmek
gerekir. Uluslar arası kapital, Kemalistlerin zaferinden sonra da Türkiye’de,
hemen tüm sanayi ayrıcalıklarını, demiryolu ve deniz taşımacılığını, bankaları,
ticari şirketlerini elinde tutmaktaydı ve genç Türkiye hükümeti, imparatorluğun
borçlarını kapatabilmek için yabancı bankalara devasa meblâğlar ödemeye mecbur
olmuştu[8]. Lozan Antlaşması’nın imzalanmasından sonra (23 Temmuz 1923), Türk
ekonomisinin hemen tüm temel alanları Avrupalı kapitalistlerin elinde
bulunmaktaydı. 1924 yılında, içlerinde 7 demiryolu şirketi ve 23 banka olmak
üzere, 94 yabancı şirket Türkiye’de faaliyet göstermekteydi[9]. 1923 tarihinde
İzmir’de düzenlenen ekonomik toplantı, ekonomik sorunların çözümüne yönelikti.
O dönemlerde Türkiye’de bulunan Sovyet diplomatı S. Aralov, bu toplantıyla
ilgili “Muhalif liderler, İzmir toplantısının ekonomik konuların
tartışılmasından ziyade, Mustafa Kemal tarafından, kendi reklamını yapmak ve
yeni bir parti kurmak için düzenlenmiş olduğu görüşünü dillendirmekteydi. (…)
Siyasi gruplar arasındaki mücadele daha o zamanlar sertleşmişti”,- diye
belirtmektedir[10].
Kemalistler, ekonomik reformlar haricinde, Türkiye’nin iç
siyasi hayatında da temel siyasi değişimler gerçekleştirir. Özelikle
padişahlığın ve halifeliğin kaldırılması belirtmeye değer. Mustafa Kemal,
halifeliğin kaldırılması önerisinin ülke içinde sert tepkilere neden
olabileceğini göz önünde bulundurarak, önce sadece padişahlığın kaldırılması ve
padişahın sürgüne gönderilmesi sorununu ortaya atar[11].
Türkiye Büyük Millet Meclisi, 1 Kasım 1922 tarihinde
padişahlığın ortadan kaldırılması konusunda kanunu kabul eder[12]. Padişahlığın
kaldırılmasından sonra, rejimin sağlam temeller üzerine oturtulup, padişah
taraftarlarının etkisinin azaltılmasına yönelik bir dizi etkinlikler
gerçekleştirilir. Mustafa Kemal, 29 Ekim 1923 tarihinde İsmet İnönü ile
hazırlamış olduğu, üç noktadan oluşan bir taslağı meclisin tartışmasına sunar.
Türk devletinin devlet sistemi cumhuriyettir.
Türk devletinin başı TBMM’dir.
Türk devleti, bakanlar kurulu tarafından yönetilecektir.
Bu taslak, aynı gün içinde Meclis tarafından kabul
edilir. Muhaliflerden hiçbiri, açıkça bu taslağa karşı çıkmaz[13].
Halifeliğin kaldırılmasına gelince, 3 Mart 1924
tarihinde, Şeyh Saffet Efendi liderliğinde bir grup milletvekili, halifeliğin
kaldırılması ve Osmanlı hanedanlığının tüm üyelerinin Türkiye’den sürgün
edilmesiyle ilgili bir kanun tasarısını TBMM’ne sunar. Bazı milletvekillerinin
itirazlarına karşın kanun, 1924 Martında TBMM tarafından kabul edilir[14].
Mustafa Kemal 8 Nisan 1923 tarihinde, yeni kurulan Halk
Fırkası’nın[15] 9 prensiplerini ilan eder. Bu prensipler, partinin ön seçim
programının temelini oluşturur ve cumhuriyetin siyasi sisteminin düzenlenmesi
konusunda büyük rol oynar. Türkiye’nin iç siyasi hayatında aktif rol oynamak
isteyen ittihatçılar da, yukarıda belirtilen programa karşılık, esas talebin
padişahlığın ve halifeliğin yeniden tesisi olduğu, “9 maddeden” oluşan bir
taslak[16] hazırlarlar. İttihatçılar, İttihat ve Terakki Partisi’nin aynı
şekilde yeniden teşkil edilmesinin halkın infialine yol açacak kadar prestij
kaybetmiş olduğunun bilincinde olarak, Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası
etrafında toplanır[17]. Parti tüzüğünün Kara Kemal tarafından düzenlenmiş
olmasına rağmen, parti lideri olarak Kâzım Karabekir, yardımcıları olarak ise
Hüseyin Rauf Orbay ve Ali Fuat Cebesoy seçilir.
Mustafa Kemal’in daha 1919 yılında, Erzurum ve Sivas
kongreleri esnasında İttihatçıların muhalefetiyle karşılaşmış olduğunu
belirtmek gerekir[18]. Cumhuriyetin ilanından sonra muhalefet esasen
padişahlığın ve halifeliğin kaldırılmasına karşıydı. İlk zıtlaşmalar, İstanbul
ve Ankara basını sayfalarında gerçekleşir[19]. Rauf Orbay başbakanlık
görevinden istifa ettiğinde Halk Fırkası’nın, birçoğu tarafından beklenen
bölünmesi, 9 Kasım 1924 tarihinde vuku bulur[20]. Orbay, 17 Kasım 1924
tarihinde 9 arkadaşıyla birlikte, Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın
kurulmasıyla ilgili başvurusunu ve partinin onaylanmasının hemen akabinde
yayınlanan parti programını İçişleri bakanlığına teslim eder[21]. TBMM’nde ilk
siyasi grubun oluşumu daha “Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin”
oluşturulmasıyla başlamıştı. Mustafa Kemal’in yönetimi altında bulunan bu grup
“İlk grup” olarak adlandırılır. Muhalefette bulunan “İkinci grub”un ileri gelen
liderlerinden biri ise “Tan” gazetesinin baş redaktörü ve Trabzon mebusu Ali
Şükrü olmuştur. “İkinci grup” üyeleri, Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’na
geçer[22]. Eski eğitim bakanı Şükrü Bleda, eski içişleri bakanı İsmail
Canpolat, milletvekilleri Abidin ve Halis Turgut vb. gibi İttihatçı liderler,
partinin kurucuları arasında bulunmaktaydı[23].
Yukarıda belirtildiği gibi, yeni partinin sıralarında çok
sayıda eski İttihatçı bulunmaktaydı. Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası gerçekte,
yeraltına geçmiş olan İttihat ve Terakki Partisi’nin Mustafa Kemal’e karşı yeni
bir “askeri kanat” oluşturan varlığının resmi hüviyete bürünmüş şekliydi[24].
Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın program maddeleri
arasında “parti, dini inanca karşı saygılıdır” ibaresi, Halk Fırkası tarafından
laikliğe karşı bir tehdit olarak yorumlandığından dolayı, kısa sürede parti
için sorun oluşturur[25]. Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası, Ankara, İstanbul ve
İzmir gibi büyük şehirlerin haricinde, Urfa’da şube açar ve Sivas’ta
teşkilatlanmaya başlar[26].
Mustafa Kemal’in, yukarıda belirtilen kökten değişimleri,
gericilerin sert muhalefetiyle karşılaşır. 1925 yılındaki Şeyh Sait
ayaklanması, özünde bir Kürt ayaklanması olmakla birlikte, dışa doğru
cumhuriyete ve prensiplerine karşı olup, teokratik düzen kurma çağrısıyla
ortaya çıkar. Asiler, bazı Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası üyelerinden destek
alır, bu ise hükümetin, onlara karşı daha sert önlemler almasına fırsat verir.
Dahası, 4 Mart 1925 tarihinde Meclis, konuyla ilgili bir
kanun maddesi kabul ederek padişahlık ve halifelik yararına propagandayı
yasaklar[27]. Aynı zamanda kabul edilen Takrir-i Sükûn Yasası, muhalif
örgütlere karşı mücadele etme konusunda geniş imkânlar sunar. İsmet Paşa
hükümeti, 3 Haziran 1925 tarihinde bu kanuna dayanarak, Terakkiperver
Cumhuriyet Fırkası’nın faaliyetlerine son verir ve hemen tüm muhalif basın
organlarını kapatır[28]. Bu partinin TBMM’nde bulunan temsilcileri, bağımsız
mebus olur[29]. Kanunun yürütülmesiyle birlikte İstiklâl Mahkemeleri de yeniden
kurulur[30]. Şark İstiklâl Mahkemesi, 25 Mayıs 1925 tarihinde bölge
vilayetlerine gönderdiği yazıda, Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası şubelerinin
kapatılmasını talep eder. Bu talep, valiler tarafından hemen uygulanır ve parti
şubelerinin kapatılmasıyla ilgili kayıtlar mahkemeye yollanır[31].
Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın faaliyetleri 3 Haziran 1925 tarihinde,
İstiklâl Mahkemesi tarafından yasaklanır[32]. Lakin İttihatçılar, partinin
kapatılmasının ardından yeraltına geçerek, Atatürk’ün fiziki olarak ortadan
kaldırılmasına yönelik planlar yapmaya başlar[33]. Tarihçi Murat Çulcu’nun
haklı olarak belirtmiş olduğu gibi, ittihatçıları özellikle kızdıran durum,
Mustafa Kemal’in yeni bir düzen kurarken kendilerini tamamen siyaset dışı
bırakmaya çalışmasıydı[34].
İttihatçılar, 1926 yılında gerici güçleri kışkırtarak
Erzurum, Sivas ve Kayseri’de olduğu gibi, diğer şehirlerde de toplu gösteriler
tertipler[35]. Tüm değişimler Kemal’le bağlantılı olduğundan dolayı, onun
öldürülmesi durumunda eski düzeni tekrar geri getirme imkânı olduğunun
düşünürler[36]. Mustafa Kemal’in eski silah arkadaşları olan Kâzım Karabekir,
Ali Fuat ve Rauf Orbay’ın muhalefet cephesine geçmiş olması İttihatçıları
umutlandırır[37]. Türk profesör Ergün Aybars’ın açıklamasıyla, Takrir-i Sükûn
Yasası ve İstiklâl Mahkemeleri’nin sürdürmüş oldukları faaliyetler, Şeyh Sait
ayaklanması sonucunda hasıl olan ortam, ihtilalcı hareketin genişlemesi,
Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın kapatılması, Şapka Kanunu ve daha başka
olaylar ülkenin toplumsal yapısı üzerinde büyük etki bırakmış olduğundan
dolayı, 1925-1926 yılları, Türkiye’nin en kritik yılları olmuştur[38].
Türkiye Cumhuriyeti cumhurbaşkanına yönelik planlanan
suikastla ilgili şahsen Mustafa Kemal ve hükümet daha 1926 yılı başlarında
haberdardı. Üstelik o zaman kendilerine haber veren kişi, yasaklanan
Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası üyelerinden Sarı Edip Efe[39] olmuş, lakin
Kemalist hükümet bu suikastı, muhalefetle hesap görmek amacıyla
kullanmıştı[40]. Hükümet, tam da bu yüzden 1926 başlarında suikast
tertipleyicilerini tutuklama konusunda tedbirler ele almaz.
Mustafa Kemal Paşa, 7 Mayıs 1926 tarihinde Türkiye’nin
doğu ve batı vilayetlerini kapsayan bir geziye çıkar. Kemal, 14 Haziran 1926’da
Balıkesir’den, plana göre 15 Haziranda suikastın gerçekleşeceği İzmir’e doğru
yola çıkması gerekmekteydi. Yapılan plana istinaden suikast, İzmir Kemeraltı
caddesinin çarşıya açılan kısmında gerçekleştirilecek, Gürcü Yusuf, Laz İsmail
ve Çopur Hilmi bu noktada Kemal’e ateş açacaktı[41]. Lakin suikast
hazırlıklarının son toplantısı Giritli kaçakçı Şevki’nin evinde yapılır ve
Şevki, 15 Haziran akşamı hemen İstanbul’a hareket eden Sarı Edip Efe ile
Abidin’in suikastı hükümete haber vereceğinden endişelenerek, İzmir valisi
Kâzım Dirik’e giderek suikast hakkında bilgi verir[42].
Suikast tertipleyicilerinin lideri Lazistan milletvekili
Ziya Hurşit[43], TBMM’nde muhalif “İkinci grup” üyelerindendi[44]. Hurşit,
suikastı gerçekleştirecek olanları “Gülcemal” gemisiyle İzmir’e getirmiş ve
Gaffarzade otelinde Sarı Edip Efe’yle tanıştırmıştı. Ziya Hurşit, eski
İttihatçı ve Teşkilât-ı Mahsusa’nın kurucularından Albay Rasim’den Sarı Edip
Efe’ye bir mektup getirmişti[45].
16 Haziran 1926 sabahında Türk gazeteleri kısa bir haber
yayınlayarak, cumhurbaşkanı Mustafa Kemal’e karşı tertiplenen bir suikastın
açığa çıkarılıp, tertipleyicilerin tutuklanmış olduğu haberini verir[46]. 18
Haziran 1926 tarihinde suikast girişimiyle ilgili hükümet tarafından yayınlanan
“resmi bildiride”, seyahati esnasında Kemal’e karşı bir suikast hazırlandığı,
cumhurbaşkanının İzmir’e ulaşmasından bir gün önce suçluların tutuklanmış olup,
suçlarını itiraf ettikleri ve olayın İstiklâl Mahkemesi’ne intikal edip, olayı
araştırmak üzere mahkeme heyetinin İzmir’e hareket etmiş olduğu haberi
verilir[47].
1926 İzmir ve Ankara yargılamaları
İzmir ve Ankara yargılamalarının özü ve gidişatını doğru
anlayabilmek için, İstiklâl Mahkemeleri’nin yetki ve yargı prensiplerine kısaca
değinmekte fayda var. İstiklâl Mahkemeleri, 1920 yılında, Osmanlı hükümetine
hizmet eden casuslar ve milli kuvvetlerden firar edenlere yönelik hızlı ve
etkili bir araç olarak kurulmuş ve TBMM’ne tabi olmuşlardır. İstiklâl
Mahkemeleri’yle ilgili davaların soruşturması kararı hükümet tarafından
verilip, dosya daha sonra mahkemeye teslim edilmekteydi[48]. Davalar topluma
açık düzenlenmekte ve gazeteler bir gün önce oturumları duyurmaktaydı. İstiklâl
Mahkemeleri tarafından verilen hükümler itiraza tabi değildi[49]. Tüm sivil ve
askeri görevliler, hükümlerin yerine getirilmesi konusunda sorumluydu[50]. Bu
mahkemeler, davanın yürütülmesi açısından diğer mahkemelerden farklı olup,
sanıklar hem hâkim, hem savcı tarafından sorgulanmaktaydı. Sanığın şahit
gösterme veya mahkemenin kararına itiraz etme hakkı bulunmamaktaydı[51].
Dahası, bu mahkemeler tarafından verilen idam cezaları, meclis tarafından hemen
onaylanmaktaydı[52]. İstiklâl Mehâkimi Kanunu’nda avukat tutma konusunda hiçbir
engel olmamasına rağmen, genel olarak sanıklara avukat tutma izni
verilmemekteydi[53].
Bu mahkemeler, 1921 yılından itibaren faaliyet
göstermemekle birlikte, 1923 Aralığında halifelikle ilgili yeni bir yazının
dolaşıma girmiş olduğundan dolayı yeni bir İstiklâl Mahkemesi İstanbul’a
gönderilir, Mart 1925’te ise Takrir-i Sükûn Yasası’nın kabulünün ertesinde iki
İstiklâl Mahkemesi daha kurulur ve bunlardan biri Ankara’da bulunur, diğeri
ise, asileri yargılamak üzere Türkiye’nin doğu bölgelerini dolaşır. Sadece 1925
yılında 800 kişi İstiklâl Mahkemeleri tarafından yargılanır ve bunlardan 70’i
hakkında idam cezası verilir[54]. Bu gezici mahkemeler tarafından farklı
davalar görülmüş olmakla birlikte, Mustafa Kemal’e karşı suikast düzenlemek suçlamasıyla
sorgulanan Ermeni asıllı Manuk Manukyan’ın davası özellikle belirtilmeye
layıktır[55]. 1923-1927 yıllarında İstiklâl Mahkemeleri tarafından görülen
davalar, 1920-1923 yıllarında görülenlerden belli oranda farklılık arz
etmektedir. Profesör Ergün Aybars’a göre 1923-1927 yıllarında bu mahkemelerde
görülen davalar genelde ayaklanma (özellikle Şeyh Sait ayaklanması ve Şapka
Kanunu’yla ilgili gösteriler), Atatürk’e karşı suikast ve İttihatçılık, firar,
casusluk, hükümete karşı gelme, iftira vs. ile ilgili olmuştur[56]. Genellikle
mahkeme heyetinin oturduğu kısımda, üzerinde “İstiklâl Mahkemesi,
Mücadelesinde, Yalnız Allah’tan Korkar” yazılı büyük bir afiş göze
çarpmaktaydı[57]. Bu mahkemeler, ülkedeki diğer tüm mahkemeler ve idari
birimler üzerinde yetkiliydi. İstiklâl Mahkemeleri gerekli olduğu durumlarda bu
mercilere başvurarak, tutuklamış oldukları şüphelilerin dosyalarının
kendilerine gönderilmesi konusunda başvurmakta ve bu talep hemen yerine
getirilmekteydi[58]. Bu zaman diliminde, ABD yüksek komiseri, amiral Marc
Bristol tarafından ABD elçiliğine gönderilen yazıda, İstiklâl Mahkemeleri’nin
özelliklerinden birinin de, hâkim ve savcı arasında görüş ayrılıklarının
hemen-hemen bulunmaması olduğunu belirtmektedir[59].
İzmir ve Ankara davalarına bakan İstiklâl Mahkemesi,
Cumhuriyet Halk Fırkası’nı TBMM’nde temsil eden mebuslardan oluşmuştu. Rauf
Orbay, bu İstiklâl Mahkemesini “Mahkeme değil, eşkıya yatağı”,- diye
betimlemektedir[60]. Mahkeme görevlileri, mahkemenin kendisi tarafından tayin
edilmekteydi[61]. Mahkemenin hemen tüm üyeleri genç olup, Mustafa Kemal’e sadık
kişilerden seçilmişti[62]. İstiklâl Mahkemesi üyeleri olarak tanınmış memurlar,
daha 7 Eylül 1920 tarihinde TBMM’nde toplanarak “Hiçbir kanun maddesine bağlı
kalmadan, kendi vicdani kanaatları ile karar verecekleri” konusunda karar
verir[63]. İstiklâl Mahkemeleri’nin faaliyetine 1927 yılında son verilir ve
1949 yılında Cihat Baban ve Adnan Adıvar’ın önerisiyle İstiklâl Mahkemeleri
Kanunu da yürürlükten kaldırılır[64].
Mustafa Kemal, 16 Haziran 1926 akşamı İzmir’e vararak,
Naim Palas oteline yerleşir. Kemal, otelde şüpheli Ziya Hurşit’le[65]
karşılıklı bir görüşme yaptıktan sonra, başbakan ve içişleri bakanına yolladığı
şifreli telgrafla Sarı Edip Efe ve İzmit mebusu Şükrü’nün tutuklanması emrini
verir, İstanbul polis şefi Ekrem’e yolladığı şifreli telgrafla da
İttihatçıların tutuklanmasıyla ilgili ilk işareti verir[66]. Ziya Hurşit,
Gaffarzade Oteli’nde, Laz İsmail ve Gürcü Yusuf Ragıp Paşa Oteli’nde, Çopur
Hilmi ve kardeşi ise Karşıyaka’da[67] bulunan evlerinde tutuklanır[68].
Ankara İstiklâl Mahkemesi 17 Haziran 1926 tarihinde,
mahkeme reisi Ali Çetinkaya (Kel Ali) ve tüm mahkeme heyetiyle Ankara’dan
İzmir’e gider[69]. SSCB elçiliğinin raporunda belirtilmiş olduğu gibi, 17
Haziranda İzmir, İstanbul ve Ankara’da, muhalefet saflarında çok sayıda
tutuklama gerçekleştirilir[70]. Tarihçi A. G. Avakyan’ın belirttiğine göre,
İstiklâl Mahkemesi’nin İzmir’e gidişinden, yani parti üyelerinin bu suikastla
ilgileri belirlenmeden önce Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası üyelerinin
mahkemenin emriyle tutuklanmaya başlanmış olması ilginçtir[71].
Mustafa Kemal Paşa’nın kendisi ise o günlerde hayret
edilecek derecede rahat olup, bu olayın kendisi üzerinde ruhsal bir etki
yaratmış olduğu görülmemekteydi[72]. Bu durum, hükümet ve Kemal’in hayli
önceden düzenlenen suikast hakkında bilgi sahibi olup, muhalefet ve özellikle
de İttihatçılarla hesap görmek niyetiyle daha erken önlem almamış olduklarını
kanıtlamaktadır.
TASS ajansının 20 Haziran 1926 tarihinde duyurmuş olduğu
gibi, suikastla ilgili, içlerinde eski savaş bakanı Cemal Paşa, Osmanlı
İmparatorluğu’nun eski eğitim bakanı Ahmet Şükrü, eski İstanbul mebusu Şükrü ve
Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası üyesi bir dizi milletvekilinin de bulunduğu 40
kişi İstanbul’da tutuklanmıştı[73].
İsyan bölgesinde[74] faaliyet gösteren İstiklâl Mahkemesi
üyeleri tarafından 22 Haziranda gönderilen telgrafta, suçlular arasında
milletvekillerinin de bulunmakta olduğundan dolayı, TBMM’nde bir oturum
düzenleyerek bu mebusların dokunulmazlıklarının kaldırılması önerilmesine
rağmen, suikast olayını soruşturan diğer İstiklâl Mahkemesi’nin kesinlikle
benzer bir ihtiyaç duymayarak, Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası eski
üyelerinden oluşan ve TBMM’nde temsil edilip, dokunulmazlığa haiz 29 milletvekilinden[75]
21’ini tutuklamaya başlamıştı[76].
Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası üyesi Ali Fuat Cebesoy,
Kâzım Karabekir, Refet Bele, Cafer Tayyar Eğilmez, Albay Arif, Rüştü, Bekir
Sami, Sabit Sağıroğlu, Halis Turgut, Necati Kurtuluş, Halet Sağıroğlu, Münir
Hüsrev, Halil Işık ve başkaları tutuklanır[77].
Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın hemen[78] tüm önde
gelen üyelerinin[79] tutuklanmış olmasına rağmen, 22 Haziranda basında yer
bulan ve fırkanın tüm faal üyelerinin tutuklanacakları konusundaki haber,
İstiklâl Mahkemesi tarafından tekzip edilir[80]. Önde gelen üyelerinin
tutuklanmış olduğu haberini alan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası önderleri,
Refet (Bele) Paşa’nın evinde toplantı yaparak, konuyla ilgili protesto sunma
konusunu görüşür. Hazırlamış oldukları protesto notasını TBMM başkanı Kâzım Özalp’a
takdim etmeleri bir yarar sağlamamakla birlikte, tersine, dava esnasında suçun
ikrarı olarak yorumlanır[81].
26 Haziran 1926 tarihi itibarıyla tutuklanmış olanların
sayısı 100’ün üzerinde olup, tutuklamalar, yargılama sürecinde de sürer[82].
“Times” gazetesinin 29 Haziran nüshasında belirtildiği üzere, çok sayıda
tutuklama daha beklenmekteydi[83]. Aynı gün, İstiklâl Mahkemesi reisi Ali
Çetinkaya’nın, basına vermiş olduğu mülakatta, suikastın tertiplenmesiyle
ilgili İttihat ve Terakki Partisi’ni suçlaması üzerine[84], 30 Haziran
tarihinden itibaren, İttihatçı önderlerin yeni tutuklamaları başlar[85].
İttihat ve Terakki Partisi’nin tutuklanan üyeleri
arasında Mehmet Cavit, Hafız Mehmet, İttihat’ın birinci sekreteri Mithat Şükrü
Bleda, Doktor Nazım, Yenibahçeli Nail, Filibeli Hilmi, eski içişleri bakanı
İsmail Canpolat, Kara Vasıf, Azmi, Ahmet Nesimi ve başkaları özellikle
belirtilmesi gereken isimlerdendir[86].
Tutuklananların son grubunun başında İttihat ve Terakki
Partisi’nin tanınmış liderlerinden ve maliye bakanı Cavit bulunmaktaydı[87].
İngiliz “Daily Telegraph” gazetesinin 28 Haziran 1926 tarihli nüshasında,
“İttihatçıların yönetimi döneminde maliye bakanı, günümüzde ise “Osmanlı
borçları” heyetinde Türkiye’nin delegesi olan Cavit’in, Kemal Paşa’ya karşı
suikasta katılmış olma suçlamasıyla tutuklanmış olması haberi, diplomatik
çevrelerin bu davaya yönelik ilgisini daha da yoğunlaştırmıştır[88]”,- diye
belirtmektedir. Aynı kaynak, 26 Temmuzda, Avrupa ve Amerikalı tanınmış
siyasilerin, tutuklu Cavit’in serbest bırakılması için Ankara nezdinde
girişimlerde bulunmuş olduklarını belirtmektedir[89].
İttihat ve Terakki Partisi yönetimi yıllarında Osmanlı
İmparatorluğu’nun İaşe Nazırı olan Kara Kemal ise, intihar ederek,
tutuklanmasını önlemiştir. Sayısız aramalara rağmen adli makamlar tarafından
bulunamamış. Daha işin başından itibaren Kara Kemal’in yakalanması için
önlemler alınmış olduğundan dolayı, yurt dışına kaçmış olması olanaksız kabul
edilmiştir[90]. Saklandığı yeri bildirenlere hükümet tarafından 10 bin lira
vaat edilir[91]. Eski posta müdürü İhsan Bey’in evinde gizlenen Kara Kemal, 28
Temmuz 1926 tarihinde eve baskın yapan polislerin eline düşmemek için
saklandığı evin kümesinde intihar eder[92].
İçlerinden, İzmir yargılaması dâhilinde gıyabında idam
cezasına çarptırılan Ankara valisi Abdülkadir Bey ise, 23 Ağustos 1926
tarihinde Bulgaristan’a kaçarken tutuklanır ve hüküm 31 Ağustos 1926 tarihinde
infaz edilir[93].
Ankara İstiklâl Mahkemesi, davaya 26 Haziran 1926
tarihinde İzmir’de, günümüzde kütüphaneye dönüştürülmüş olan Elhamra
sinemasında başlar. 49 sanığın büyük bir kısmı milletvekillerinden
oluşmaktaydı. Ankara, İstanbul, İzmir, Eskişehir ve daha başka yerlerde
tutuklanan çok sayıda şüpheli arasında, aşağıda belirtilen 3 grubun temsilcileri
mahkemeye çıkar. 1. Suikastın düzenleyicileri, 2. Terakkiperver Cumhuriyet
Fırkası üyeleri, 3. Eski İttihatçılar[94]. Mahkeme heyeti, başkan Ali
Çetinkaya[95], üyeler Rize milletvekili Laz Ali (Zırh), Aydın milletvekili
Reşit Galip ve savcı Necip Ali’den (Küçüka) oluşmaktaydı[96].
İzmir davası, baş sanık Ziya Hurşit’in sorgulamasıyla
başlar. Sanık, mahkeme başkanının “suikastı, siyasi nedenlerle gerçekleştirmek
istediğinizi kabul ediyor musunuz?”[97],- sorusuna olumlu cevap verir. Ziya
Hurşit ve suç ortaklarına mahkeme heyeti tarafından hiçbir zaman suikast
düzenleme sebepleri sorulmamış olması dikkat çekicidir. Ziya Hurşit’in,
suikastı siyasi nedenlerle düzenlenmiş olduğu konusundaki ifadesi, arkasında
daha büyük siyasi bir teşkilât görme açısından yeterli kabul edilir. Hâlbuki
Ziya Hurşit sadece, cumhurbaşkanlarına karşı düzenlenen tüm suikast
denemelerinin siyasi nedenlerle gerçekleştirilmiş olduğunu belirtmek
istemekteydi[98].
İzmir yargılaması esnasında, İttihat yönetimi yıllarında
Osmanlı İmparatorluğu’nun eğitim bakanı olan Ahmet Şükrü’nün suç ortaklığı
özellikle ayrıntılı bir şekilde irdelenir. Şükrü, Malta sürgünü dönüşünde, 1924
yılında Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’na üye olduğundan dolayı, suikasta
katılımı kanıtlandığı durumda bu suç, hem İttihat ve Terakki Partisi, hem de
Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’na bağlanabilecekti. Ahmet Şükrü, Ziya
Hurşit’in aksine, tüm suçlamaları reddeder.
Şükrü, İzmir suikastıyla bir ilgisi olduğunu inatla inkâr
etmesine rağmen, suikastla doğrudan ilgili olan diğer sanıklarla
yüzleştirildiğinde, bu kişiler, onun suikastın düzenleyicilerinden biri olduğu
ve silahları kendisinden almış olduklarını iddia eder[99].
İzmir yargılaması süresinde, hem mahkeme başkanı, hem de
savcı tarafından, 1923 Nisanında Cavit’in evinde gerçekleştirilen eski
ittihatçı liderlerin toplantısına gönderme yapılarak, sözü geçen toplantı,
suikastın ilk adımı olarak kabul edilerek[100], bu toplantı ile İzmir suikastı
arasında doğrudan bağ kurmaya çalışılır[101].
Mahkeme başkanı ve savcı, iaşe bakanı Kara Kemal, maliye
bakanı Cavit ve eğitim bakanı Ahmet Şükrü başta olmak üzere, özellikle
ittihatçılar üzerine yoğunlaşır. Bu üçlünün oluşturduğu grup, mahkeme
tarafından “Kara Çete” olarak adlandırılır[102].
Mahkeme heyeti, ilk olarak Cavit’in sorgulanması
esnasında, 6 Temmuz 1926 tarihinde “Kara Çeteden” bahsederek, Cavit’ten bu
konuda ifade talep eder. İstiklâl Mahkemesi, Cavit’in yargılanması esnasında,
tekrar ilk defa olarak, 1918 yılında Talât Paşa hükümetinin istifa nedenlerini
sorar ve konunun, Mustafa Kemal Paşa suikastı soruşturmasıyla hiçbir mantıklı
ilişkisinin bulunmadığından dolayı, dinleyenler arasında hayret uyandırır[103].
Önceden yazılan senaryoya istinaden mahkeme başkanı “İşte o vakit bir
takımlarınız vatanı felâkete sürükledikten sonra kaçtı. Bir takımlarınız ise
kaçamıyarak İngilizlere teslim oldunuz. Daha sonra da bir millet caniyle,
malıyla fedakârlıklar ederek sizin Anadoluya gelmenize imkân verdi. Dehâlet
ettiniz… Geldiniz ama, rahat durmadınız. İttihat Terakki erkânıyla bir toplantı
yaptınız…”[104],- yorumunda bulunur.
Aynı sorunun, Doktor Nazım’ın Ankara’da yargılanması
esnasındaki sorgulamasında da ortaya atılmış olduğu ve Nazım’ın, İttihatçı
elebaşlarının kaçış sebebinin Ermeni Sorunu, yani Birinci Dünya Savaşı yıllarında
Hıristiyanların imhası ve bu konuyla ilgili sorumluluktan kaçma arzusu olduğunu
itiraf etmesi enteresandır[105].
Savcı Necip Ali daha sonra, cumhurbaşkanına karşı
İzmir’de suikast girişiminin haricinde, hükümeti devirme planının da var
olduğunu belirterek, bu girişimin eski İttihatçılardan oluşan ve “Kara Çete”
olarak anılan gizli grup tarafından gerçekleştirilmek istendiğini açıklar.
Savcı, bu grubun yargılanmasının Ankara’da gerçekleştirilmesine karar
verildiğini açıklayarak, bu grubun dosyasını ayırmayı talep eder. Savcının
talebi kabul edilir ve bu yargılama 1. İzmir suikastı yargılaması ve 2.
İttihatçıların yargılanması olarak iki aşamaya ayrılır[106]. Cavit’in
yargılanmasından sonra İsmail Canpolat[107] sorgulanır ve savcı “İsmail
Canpolat, Kara Kemal, fırka içinde Şükrü Bey’le birlikte en faal, en mühim
azasıdır. Yapılması kararlaştırılan suikast içinde Canpolat Bey’im Şükrü
Bey’denayırmaya imkan yoktur”[108],- belirterek, Canpolat için 10 yıl kürek
cezası talep eder. İsmail Canpolat, Kara Kemal’in Terakkiperver Cumhuriyet
Fırkası programının hazırlanması işine katılmamış olduğunu vurgular[109].
11 Temmuz 1926 tarihinde savcı Necip Ali tarafından
hazırlanan suçlama mahkemede dinlenir. Buna göre, 17 Haziran 1926 tarihinde
sanıklar cumhurbaşkanına suikast gerçekleştirmeyi planlamaktaydı. Suçlamada,
Necati, Çolak Selahattin, Hüseyin Avni ve Kara Vasıf’ın suikastla bir ilgileri
olmadığı belirtilmiş olmasına rağmen savcı onların, Kara Kemal’le yakın ilişki
içinde bulunmuş olduklarından dolayı Ankara’da ifadelerinin alınmasını talep
eder. Suçlamada, İttihat ve Terakki Partisi’nin, suikasta katılmış olduğu, bu
partinin üyelerinin Osmanlı İmparatorluğu’nu yıkımın eşiğine getirmiş oldukları
ve partiyi feshetmiş olmalarına rağmen, yeniden yönetime gelmeyi planladıkları
vurgulanır[110]. Savcıya göre parti programının, Kara Kemal’in yazıhanesi ile
Cavit’in Şişli’de[111] bulunan evinde, kendilerini İttihat’ın temsilcileri
olarak kabul eden kişiler tarafından Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası
kurulmadan önce hazırlanmış olduğu tespit edilmiştir[112]. Suçlamada,
Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın bazı üyelerinin, İttihat ve Terakki
Partisi’ni yeniden yönetime getirmek isteyenlerle birlikte ittifak içinde olup,
yönetimi birlikte ele geçirmek için suikast amacıyla siyasi bir ağ oluşturmuş
oldukları vurgulanmaktaydı. Bu ağın Kara Kemal, Şükrü, Cavit, Halis Turgut,
İsmail Canpolat, Albay Arif, Naili, Hilmi, eski Ankara valisi Abdülkadir’in
yönetiminde bulunduğunun açığa kavuşmuş olduğu belirtilir[113]. Savcıya göre
İttihatçılar, hukuki yollardan yönetime gelemeyeceklerini anlayıp,
Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’na girerek, fırkayı kullanmışlardır. Suçlamada
İttihatçıların, Şeyh Sait isyanı ile Şapka Kanununa karşı ayaklanmalardaki
katılımları vurgulanmaktaydı. Suçlamaya göre İttihatçılar, Terakkiperver
Cumhuriyet Fırkası’nın kapatılmasından sonra, son çare olarak cumhurbaşkanını
öldürmeye karar verir[114].
İzmir davası sanıklarının savunmaları, 12 Temmuz 1926’da
mahkeme tarafından dinlenir. Ahmet Şükrü savunmasında, suikastla hiçbir
ilgisinin bulunmadığını iddia edip, eğitim bakanı olarak ülkeye yapmış olduğu
hizmetlerden bahsederek, tüm suçlamaları reddettikten sonra, avukat tutup,
şahitler sunarak, kendisine savunma hakkı verilmediğini protesto eder[115].
İsmail Canpolat savunmasında “Esasen son senelerde
siyasete karşı bezginlik duyuyorum” belirterek, suikastla olan ilgisini reddeder[116].
Cavit Bey’in evinde yapılan toplantıda, Mustafa Kemal Paşa’ya yapılacak olan
önerinin tartışılmış olduğu, daha sonraki toplantının amacının ise, Kara Kemal
ve Mustafa Kemal arasında yapılan görüşmelerin sonuçları hakkında bilgi almak
olduğunu vurgular[117].
İzmir yargılaması, 15 kişinin idama mahkûm edilmiş
olduğuna dair kararın açıklandığı 13 Temmuz 1926 tarihinde son bulur[118].
Mahkemede hazır bulunan ve ölüme mahkûm edilen sanıklar emekli Albay Rasim,
Çopur Hilmi, Sarı Efe Edip, Gürcü Yusuf, Laz İsmail, Trabzon mebusu Hafız
Mehmet, Ziya Hurşit, İzmit mebusu Şükrü, Saruhan mebusu Abidin, Eskişehir
mebusu Albay Arif, Erzurum mebusu Rüştü, İstanbul mebusu İsmail Canpolat ve
Sivas mebusu Halis Turgut’tan oluşmaktaydı[119].
Son üçü için savcı tarafından ölüm cezası talep edilmemiş
olmasına rağmen, tümünün de İttihat ve Terakki Partisi’nin önde gelen
isimlerinden olduklarından dolayı, mahkemenin onları da idama mahkûm etmesi
enteresandır. Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası temsilcileri Kâzım Karabekir,
Cafer Tayyar Eğilmez, Ali Fuat Cebesoy, Refet Bele, Bekir Sami ve diğerlerinin
salıverilmiş olması dikkat çekicidir[120]. İttihatçı tutuklular ise “Kara Çete”
davasında sorgulanmak üzere Ankara’ya nakledilir.
İstiklâl Mahkemesi, İzmir’deki çalışmalarını nihayetlendirdikten
sonra, 17 Temmuz 1926 tarihinde Ankara’ya döner ve kendisine tahsis edilen
binada, ikinci davanın hazırlıklarına başlar. Soruşturma aşamasındaki ilk
sorgulama 20 Temmuzda gerçekleşir[121].
İzmir suikastı davasının ikinci aşaması olan Ankara
yargılaması veya “Kara Çete” davası, 2 Ağustos 1926 tarihinde, saat 14’te
başlar. Mahkeme salonu, aralarında milletvekillerinin de bulunduğu bir halk
kitlesiyle ağzına kadar doluydu[122]. Sanık sandalyesinde, Mehmet Cavit, Doktor Nazım, Hüseyinzade Ali
Turan, Yenibahçeli Nail, Filibeli Hilmi, Hüseyin Cahit Yalçın, Küçük Talât
Muşkara, Hüseyin Avni Ulaş, Kara Vasıf, Mithat Şükrü Bleda ve Ahmet Nesimi
Sayman gibi tanınmış İttihatçılardan oluşan 50’nin üzerinde kişi
bulunmaktaydı[123]. Ergün Aybars’a göre “Şimdi uzun süredir iktidarı ele
geçirmek teşebbüsünde olduğu bilinen İttihat Terakki’nin Türk politik
hayatından temizlenmesi sırası gelmişti”[124]. İstiklâl Mahkemesi’nin 27
Temmuzda, İttihat’ın ülkeye “çok yararlı olduğundan” dolayı parti olarak yargılanmayacağını
açıklamış olmasına rağmen[125], sadece bir gün sonra, 28 Temmuzda, bir önceki
açıklamasıyla çelişerek, İttihat ve Terakki Partisi’nin de, ülkeyi dünya
savaşına sürüklemiş olduğundan ve bu arada oluşan gıda maddeleri eksikliğini,
parti üyelerinin zenginleşmesi için kullanmış olduğundan dolayı suçlu kabul
edildiğini açıklar[126].
Henüz dava başlamadan, soruşturma aşamasında basın
tarafından İttihat ve Terakki Partisi aleyhine propaganda yapılmaktaydı.
Gazetelerde, hayli ağır suçlamalar eşliğinde, İttihatçı sanıklarla ilgili
enformasyon sunulmaktaydı[127]. Süreli basında yayınlanan haber ve makalelerde,
eski İttihatçıların, tarihe ışık tutacak özellikte çok önemli ifadeler
verecekleri belirtilmekteydi[128].
İttihatçıların, başkentin Ankara’ya taşınmasına her zaman
karşı olduklarından ötürü, Ankara’nın, Mustafa Kemal ve Türkiye’nin yeni
yöneticilerinin, İttihatçılara yönelik üstünlüğünü simgelediğinden dolayı, bu yargılamanın Türkiye Cumhuriyeti’nin
başkentinde gerçekleştirilmesi kararı tesadüf değildi.
İstiklâl Mahkemesi heyetinin üyeleri, İttihatçıların
tarihi sorumluluğunu toplum önünde vurgulamak amacıyla, Ankara yargılaması
esnasında, İttihatçılara yönelik duruşlarını daha da sertleştirir[129]. Davaya
bakan mahkeme, Atatürk’e yönelik suikastla hiçbir ilgisi olmayan İttihatçıları
da yargılamak için, sanıklara, ülkeyi Birinci Dünya Savaşı’na sokmaktan, savaş
esnasında gerçekleştirilen suçlara kadar her soruyu sorup, her konuda hesap
sormak açısından[130] kendisini son derece özgür hissetmekteydi.
Savcı Necip Ali, ilk duruşmada hazırlamış olduğu
suçlamayı okur. Bu suçlamada İzmir suikastı teşebbüsü ve İttihat ve Terakki’nin
suikastla olan ilgisini vurguladıktan sonra, milli hareket esnasında
İttihatçılar tarafından gerçekleştirilen çalışmalara ve Kara Kemal’in, İttihat
ve Terakki Partisi’ni yeniden diriltme denemelerine değinir[131]. Savcı,
sanıkları İzmir suikastından sorumlu addederek, bunu bir intikam etkinliğinden
maada, bir ihtilal denemesinin hazırlığı olarak telakki edilmesi gerektiğini vurgular.
Suçlama başlıca üç nokta üzerinde yoğunlaşır.
1. İttihat ve Terakki Partisi liderleri tarafından,
özellikle dünya savaşı yıllarında iktidarın kötüye kullanılması,
2. İttihatçıların, 1921 yılında Mustafa Kemal’in konumu
ele geçirme denemeleri,
3. İttihatçıların 1923 kurultayı[132].
İddianamede Kara Kemal’in, Osmanlı İmparatorluğu’nun
Birinci Dünya Savaşı’ndan yenik çıkması neticesinde Talât, Enver ve Cemal
paşaları ülkeyi terk etmeye ikna etmiş olduğu vurgulanmaktaydı[133]. Bu durum,
daha sonra Doktor Nazım’ın ifadesinde de tasdik edilir[134]. Doktor Nazım’ın
“gizli bir örgüt tarafından gerçekleştirilmesi planlanan suikastla” ilgisi
olmaması, savcı tarafından imkânsız olarak kabul edilmekte, Cavit Bey ise, Kara
Kemal’in ağına dâhil olmakla suçlanmaktaydı[135].
Ülkeyi sebepsiz yere savaşa sokmak ve Birinci Dünya
Savaşı yıllarında yolsuzluk yapmakla ilgili, İstiklâl Mahkemesi tarafından
ortaya atılan konuların bir kısmı 1919 yılındaki İttihatçıların
yargılanmasında, divan-ı harp mahkemeleri tarafından da dile getirilmişti[136].
Ankara yargılaması süresinde mahkeme, İttihat ve Terakki
Partisi üyeleri arasında dikkatlerini büyük oranda Cavit ve Doktor Nazım
üzerinde odaklamıştı[137]. Cavit Bey, ateşkes sonrasında yurt dışına kaçmak ve
Enver Paşa’yla işbirliği yapmakla suçlanmaktaydı[138]. İddianamede, Cavit’in
ifadesi üzerine Doktor Nazım’ın evinde İttihatçıların gizli toplantıları
sonucunda düzenlenen 9 maddeden oluşan bir planın bulunduğu, bu maddelerin
tek-tek görüşülerek, katılımcılar tarafından oybirliğiyle kabul edilmiş olduğu
belirtilmekteydi[139].
Duruşmalar esnasında sık-sık İttihat ve Terakki
Partisi’nin yürütmüş olduğu siyasete vurgu yapılmış ve her sanığa, İttihat ve
Terakki’nin resmi olarak var olup, olmadığı sorulmuştur[140].
İlk oturumda iddianamenin okunmasından sonra Küçük Talât
sorgulanır. İttihat ve Terakki Partisi’nin geçmişinden dolayı Küçük Talât’tan
hesap soran mahkeme başkanı, Birinci Dünya Savaşı yıllarında yapılan
yolsuzluklar, milli hareket döneminde Enver Paşa’nın Türkiye’ye geçme çabaları
ve daha sonraki yıllarda İttihatçıların her ne pahasına olursa olsun iktidara
gelme çalışmaları üzerinde ayrıntılı bir şekilde durur[141].
Küçük Talât’tan sonra, İttihat ve Terakki Partisi birinci
sekreteri Mithat Şükrü Bleda sorgulanır ve mahkeme başkanı tarafından
kendisine, ülkeyi Birinci Dünya Savaşı’na sokma, savaş yıllarında oluşan gıda
sorunları, yolsuzluklar, ateşkesten sonra İttihatçı önderlerin kaçışı ve daha
başka konularda sorular sorar. Mithat Şükrü’nün sorgulanması esnasında, İttihat
ve Terakki Partisi belgelerinin ortadan yok olmasıyla ilgili soruya, parti
genel sekreteri tarafından, belgeleri Behaeddin Şakir’in almış olduğu cevabı
verilir[142] ve Bleda, 1919 yargılanması esnasında divan-ı harp mahkemesine
vermiş olduğu ifadede, belgelerin Doktor Nazım tarafından götürülmüş olduğunu
belirtmiş olduğundan dolayı kendisiyle çelişkiye düşer. Bu çelişki, Şükrü
Bleda’nın kötü hafızasından ziyade, belgeleri ortadan kaldıran Doktor Nazım’ın
o anda kendisiyle birlikte sanık sandalyesinde bulunduğu, Behaettin Şakir’in
ise, Ermeni intikam komandoları tarafından çoktan ortadan kaldırılmış
olduğundan dolayıydı. Burada dikkat çekici olan nokta, şahsen Nazım’ın,
partiyle ilgili bazı iddiaları inkâr etmekle birlikte, kendi veya Behaettin Şakir
tarafından yok edilmiş olduklarının bilincinde olarak İttihat ve Terakki
Partisi kurultaylarının kayıtlarına gönderme yaparak, bu sebeple “…oradaki
tutanakları buldurursanız…” ifadesini kullanmaktaydı[143].
Şükrü Bleda’dan sonra Azmi, Ahmet Nasimi[144], Doktor
Hüseyinzade Ali, Eyüp Sabri, Doktor Rusuhi ve Hamdi Baba da sorgulanır[145].
10 Ağustos 1926 tarihinde Cavit’in sorgulanması
gerçekleşir. Bu duruşmada mahkeme salonu görülmemiş şekilde doluydu.
Dinleyicilerin büyük bir kısmı, sanığı yakından tanıyan, eski İttihat ve
Terakki Partisi üyeleri olup, daha sonra Halk Partisi sıralarına geçmiş olan
kişilerdi. İçlerinde milletvekilleri de vardı[146]. Sanığa, İttihatçıların 1923
yılında kendi evinde yaptıkları toplantıyla ilgili sorular yöneltilir[147]. Mahkeme
üyelerine göre Cavit Bey, İttihat ve Terakki’yi “her ne pahasına olursa olsun
diriltmeye kararlı” grubu yönetmekteydi[148]. Mahkeme üyelerinden biri olan
Kılıç Ali, anılarında mahkeme başkanının sorularına Cavit’in soğukkanlılıkla
cevap vermiş olduğunu belirtmektedir[149]. Sanık, İttihat ve Terakki
Partisi’nin iktidarı yıllarında ülkeyi yönetmiş olan tüm bakanların, Damat
Ferit Paşa hükümetinin kurulmasından sonra tutuklanış olduğunu, bundan dolayı
da kendisinin 6 ay ülke içinde saklandıktan sonra İsviçre’ye kaçmış olduğunu,
Enver Paşa’nın Türkiye’ye geçmek istediğini duyduktan sonra, Enver’i bu
fikrinden vazgeçirmek için ikna etmesi niyetiyle Talât Paşa’ya bir mektup
yazmış olduğunu belirtir[150]. Cavit, mahkeme başkanı tarafından bu kritik anda
ülkeyi terk etmekle suçlanır[151].
Sanık, İzmir yargılaması esnasında, İttihatçılar
tarafından düzenlenen ve 9 maddeden oluşan planın varlığını inkâr eder, fakat
Ankara yargılaması esnasında mahkeme başkanı bu planı “Elimize geçmiyeceğini
zannettiğiniz için (İzmir yargılaması esnasında) söylemek istemediniz değil
mi?”,- diyerek sanığın önüne koyar[152]. Cavit, olayların üzerinden uzun zaman
geçmiş olduğunu ve hatırlamadığını öne sürerek, kendisini savunmaya çalışır. Bu
planın özellikle “Hâkimiyet ve saltanat, münhasıran milletindir”[153] şeklinde
formüle edilen üçüncü maddesi mahkemenin dikkatini çekmişti. Padişahlığın,
Mustafa Kemal tarafından ortadan kaldırılmış olduğundan dolayı mahkeme,
özellikle bu noktayla ilgili Cavit’ten açıklama talep eder. “Hükûmet merkezi
İstanbul’da olmalı”[154] olarak ifade edilen beşinci madde de mahkeme
tarafından belirtilir. Sanık, Osmanlı payitahtının her açıdan başkent olmaya
uygun olduğunun belirttiğinde mahkeme başkanı, İstanbul’un coğrafi açıdan uygun
olmadığını öne sürer[155]. Cavit, sorgulaması sırasında, 1923 yılında
İttihatçılar tarafından kendi evinde gerçekleştirilen toplantının gizli emeller
taşıdığını da reddeder[156]. Savcı, bu toplantı esnasında devlete karşı ihanet
planlanmış olduğunu iddia eder, mahkeme başkanı ise, bu toplantı esnasında
kabul edilen 9 maddelik planın, 8 Nisan 1923 tarihinde Mustafa Kemal tarafından
yayınlanan Halk Partisi’nin 9 prensiplerini reddetmiş olduğunu öne sürer[157].
Mahkeme başkanı, Cavit’in öne sürdüğü argümanların ikna edici olmadığını belirtir[158].
Doktor Nazım’ın sorgulanması esnasında mahkeme başkanı
tarafından, İzmir suikastıyla ilgisi olmayan sorular dile getirilir. Mahkeme
başkanı Ali Çetinkaya, Nazım’ın, tutuklanması ve yargılanmasından çok önce
karar verilmiş olan idam cezasına layık olduğu konusunda toplumu ikna edebilmek
amacıyla, yıllar önce vuku bulmuş olaylarla ilgili sanığa sorular yöneltmeye
başlar. “Bu memleketi durup dururken siz harbe soktunuz. Neticesi malûum.
Şimdi. Umumî Harbe girebilmek için hangi devletlerle ne esaslar dahilinde
anlaştığınızı söyleyin bakalım?”[159].
Sanık, bu soruya cevap olarak “Bendenizin malûmatım
yoktur. Yalnız Sait Halim, Talât ve Enver Paşaların malûmatı vardı”[160]
belirtir ve kendisinin savaştan “açık alınla” çıkmış olduğunu iddia eder[161].
Doktor Nazım’ın sorgulaması esnasında mahkeme başkanı
tarafından sanık, partinin feshedilmesinden sonra üyelerinin faaliyetlerinin
gayrihukuki olduğunu kabul etmeye zorlanır[162]. Ali Çetinkaya, İttihatçıların
bu tarihi olaylarla ilgili tarihi sorumluluk taşıdığını vurgulayarak, İttihatçı
liderlerin ülkeden kaçması olayına değinir, Doktor Nazım ise, buna cevap
olarak, kaçış kararının parti merkez komitesi tarafından alınmış olduğunu,
“Hıristiyanların, Rumların ve Ermenilerin bunlara husumeti var diye” Talat,
Enver, Nazım, Bahaettin Şakir ve kendisinin, kendi güvenlikleri açısından
ülkeyi terk etmeleri gerekmiş olduğunu belirtir[163]. Başkan ardından Cavit’in
evinde yapılan toplantıya, bu toplantıda hazırlanan ve Nazım’ın evinde yapılan
arama esnasında bulunan 9 maddelik plana değinir[164].
Atatürk’ün biyografı Falih Rıfkı Atay’ın belirttiğine
göre Nazım’ın, Kemal’in Talât’a Türkiye’ye dönme izni vermesi durumunda,
Ermeniler tarafından öldürülmüş olmayacağını iddia edip, Mustafa Kemal’i
Talât’ın katili olarak kabul ettiğini belirtir. Nazım, Mustafa Kemal’e Meclis
tarafından verilen “gazi” unvanıyla alay ederek, İzmir tramvaylarında Kemal’i
“gazoz paşa”[165] ve Milli Hareket yıllarındaki yazışmalarda “sarı kul” olarak
adlandırmaktaydı[166].
Kendi iktidarları yıllarında tek partili sistem kurmuş
olan İttihatçıların, İzmir ve Ankara davaları süresince demokrasiden
konuşmaları ve muhalefet oluşturmanın demokratik prensiplerden biri olduğunu
vurgulamaları ilginçtir. Örneğin, Mustafa Kemal’in 9 prensiplerine karşı olduğu
iddia edilen planın hazırlanması konusunda mahkeme tarafından suçlanan Nazım,
“parti kurmak, vatandaşlık hakkıdır”,- diye vurgulamaktaydı[167]. Buna karşılık
savcı müdahale etme gereği duyarak, “Birçok vatandaşlar Terakkiperver Fırkaya
dahil olmuştur ve olabilir de. Serbesttiler. Kimsenin bunlara bir şey dediği
yok. Lâkin doktor Nazım Bey’i buraya getiren komitacı tarzındaki faaliyetti.”,-
diye cevaplamıştır[168].
Savcı, sorgulama sonrasında yaptığı açıklamada, Nazım’ın
cevaplarında samimiyetin kırıntısının dahi olmadığını belirtir[169].
Savcı, 23 Ağustos 1926 tarihli duruşmada mütalaasını
sunarak Cavit, Nazım, Hilmi ve Nail için 55. maddeye istinaden (asılarak idam)
idam cezası, Ali İhsan, Vehbi, Ethem, Hüsnü, Hamdi, Rauf Orbay ve Rahmi için
57. (müebbet kürek) ve 58. maddelere istinaden hapis cezası[170], Mithat Şükrü
Bleda da dâhil olmak üzere, kalan 26 sanığın ise beraatını talep eder[171].
Mahkeme, 25 Ağustos 1926 tarihinde sanıkların
savunmalarını dinler. Sanıklara avukat tutma izni verilmemiş olduğundan dolayı,
kendileri tarafından yazılan savunmalarını okurlar. Özellikle Cavit Bey,
sanıklar arasında en parlak savunmalardan birini hazırlamış, konuşması genel ve
özel olmak üzere iki kısımdan oluşmuştu[172]. Yaklaşık 40 dakika[173] süren
savunmasında Cavit, savaşa katılma fikrine hemen her zaman karşı olduğunu ve
bunu her fırsatta hükümete belirtmiş olduğunu bildirir. Savaş yıllarında
yapılan yolsuzluklarla da hiçbir ilişkisi bulunmadığını iddia eder[174]. Cavit,
savunmasında 9 maddelik planın varlığını inkâr etmeden, benzer planların,
siyasi hayatın taleplerinden hâsıl olduklarını vurgular[175].
Cavit’ten sonra Yenibahçeli Nail, Doktor Nazım, Hilmi,
Ali İhsan ve diğerleri de savunmalarını sunar[176].
Ankara yargılamasının hükmü 26 Ağustos 1926 tarihinde
açıklanır. Kararda, “…millet ve memleketi düşman ayakları altına atıp kaçmaktan
başka çare bulamayan İttihat ve Terakki mensuplarının Milli Mücadele’nin
sonucunda yine iktidara gelecekleri kanaatinde oldukları, Lozan görüşmeleri
sırasında Cavit Bey’in evinde yapılan gizli toplantılarla, isimleri sayılan
Kara Kemal, Şükrü, Ismail Canbolat gibi eski İttihatçıların Gazi M. Kemal’e
yaptıkları başvurunun reddinden sonra, Ziya Gökalp de dahil olmak üzere bir
kısım üyenin siyasi otramdan ayrıldığı, fakat diğerlerinin devam ettiğinin
anlaşıldığı belirtildi. Bu gizli toplantılarda Büyük Millet Meclisi’ndeki
birinci ve ikinci grupları birleştirip, eski İttihatçıları da içine alıp Rauf
Bey’in[177] yardımını sağlamak, bu olmadığı takdirde İttihatçılardan 15-20 kişilik bir mebus listesini “Müdafaa-i
Hukukçular”ın şüphesini çekmeden yine Rauf Bey’in yardımı ile kabul ettirmek
veya bu da olmadığı takdirde, açıkça İttihat Terakki olarak ortaya çıkmak
kararı alındığının ve bunların hepsinin de başarısızlıkla sonuçlanması üzerine,
Halk Partisi’ni parçalamak için girişimde bulunulduğunu, Rauf Bey’in de buna
araç olduğunu, daha sonra Terakkiperver Parti’nin kuruluşu hazırlanarak bu yolla
iktidarın ele geçirilmeye çalışıldığını uzun uzun anlatıyordu…”[178].
Mahkeme heyetinin verdiği kararda, İttihatçıların eskiden
işlemiş oldukları suçlar, İzmir suikastıyla aşağıdaki şekilde
irtibatlandırılmaktaydı “Fakat, buraya kadar sıralanan suçlara dikkat edilirse
görülür ki; hepsi de umumî harbe giriş, bu harp esnasında yapılan iaşe işleri
gibi yolsuzluklar ve nihayet memleketi harbe sokanların kaçtıkları yerlerdeki
faaliyetleri ve daha sonra memlekette iktidarı ele geçirmek için fırka kurmağa
teşebbüsleri gibi noktalar üzerinde toplanmaktadır”[179].
Karar hükmünde daha sonra tek-tek sanıklar ele alınır.
Cavit Bey, İzmir suikastını hazırlayan şahıslarla sıkı ilişki içinde olmak,
onlara yön göstermek ve desteklemekle, Doktor Nazım Bey ise Cavit’in evinde
gerçekleştirilen toplantılara ve bu toplantılarda alınan kararlara katılmakla, Nail ve Hilmi ise, Enver Paşa’nın
Rusya’da bulunduğu tarihten itibaren İttihat ve Terakki Partisi’nin iktidara
gelmesi için çalışmalarda bulunmak ve gizli toplantılara katılmakla
suçlanıyordu[180].
Karara istinaden eski maliye bakanı Cavit, Doktor Nazım,
Ardahan mebusu Hilmi ve Nail ölüm, Ali Osman Vehbi, Hüsnü, İbrahim Ethem, Rauf
Orbay ve Rahmi ise 10 yıl sürgün cezasına çarptırılır[181]. Kalan 37 sanık,
İstiklâl Mahkemesi tarafından beraat ettirilir.
1926 yılının Eylül başlarında Ankara İstiklâl Mahkemesi
tarafından, İttihatçıların yargılanmalarıyla ilgili birkaç ufak dava daha ele
alınır. Örneğin 1 Eylül 1926 tarihinde avukat Hüseyin Avni, TBMM eski mebusu
Necati ve bunların akrabalarından Hasan Tahsin ve Mustafa’dan oluşan bazı
Eskişehirliler mahkeme tarafından 5 yıl sürgün cezasına çarptırılır[182].
Belirtilen şahısların, Mustafa Kemal’e karşı düzenlenen
suikastta Ziya Hurşit’le işbirliği içinde bulunmuş oldukları kanıtlanır[183].
1926 yılında darağacına gönderilen Nail’in, 1919 yılında,
Trabzon Ermenilerinin tehcir ve taktil davası dâhilinde, Ermenilerin imha
edilmesini organize etmekten, gıyabında idama mahkûm edilmiş olduğunu belirtmek
gerekir[184].
Türkçeye çeviren: Diran Lokmagözyan
Akunq.net
[1] Murat Çulcu, Spekülatif Marjinal Tarih Tezleri,
İstanbul, E Yayınları, 2000, s. 284.
[2] A.g.e., s.286.
[3] Osmanlı İmparatorluğu’nun ekonomisini
millileştirenlerinden biri olan Kara Kemal, Ermeni Soykırımı zamanında gıda
bakanı olarak, Ermenilerin mal varlığının yağmasının resmileştirilmesi
konusunda önemli rol oynamış olup, milli hareketin düzenlenmesi çalışmalarında
kayda değer işlem görmüş olan “Karakol” teşkilatının kurucularından biridir.
Kemal, Malta sürgünü dönüşünde mütevellilik statüsüyle tekrar İttihatçıların
milli ihracat şirketlerinin başına geçer. Bk. Atatürk’ün Sırdaşı Kılıç Ali’nin
Anıları, Derleyen: Hulûsi Turgut, İstanbul, 2005, s. 414.
[4] Ergün Aybars, İstiklal Mahkemeleri, İstanbul, 1998,
s. 384.
[5] A. Avakyan, “Çerkezki Faktor v Osmanskoy İmperii i
Turtsii (vtoraya polovina XIX-pervaya çetverts XX vv.), Yerevan, izd.
“Gitutyun”, 2001, s.369.
[6] Aralov S. İ., Vospominaniya sovetskovo diplomata
1922-1923, Moskva, 1960, s.145.
[7] FalihRıfkı Atay, Çankaya-Atatürk’ün doğumundan
ölümüne kadar-, İstanbul, 1969, s. 346.
[8] Noviçev A. D., Turtsiya, Kratkaya istoriya, Moskva,
1965, s. 170.
[9] Noveyişaya istoriya Turtsii, otv. red. Şamsutdinov,
Moskva, 1968, s. 68.
[10] Aralov S. İ., Vospominaniya sovetskovo diplomata
1922-1923, s. 208.
[11] A.g.e., s.142.
[12] A.g.e.
[13] Noveişaya istoriya Turtsii, s.83.
[14] A.g.e., s.84.
[15] Daha sonra Cumhuriyet Halk Fırkası adını alır.
[16] TunayaT., Türkiye’de Siyasal Partiler, Cilt 3,
İttihat ve Terakki, Bir Çağın, Bir Kuşağın, Bir Partinin Tarihi, İstanbul,
2000, s. 707.
[17] A. Avakyan, “Çerkezki Faktor v Osmanskoy İmperii i
Turtsii, s.369.
[18] Aralov S. İ., Vospominaniya sovetskovo diplomata
1922-1923, s. 208.
[19] TarıkZaferTunaya, Türkiye’de Siyasal Partiler, cilt
III, s. 707.
[20] Yılmaz Gülcan, Cumhuriyet Halk Partisi 1923-1946,
Alfa Yayınları, 2001, s. 93.
[21] A.g.e., s.94. Parti programının, İttihatçı Kara
Kemal tarafından hazırlanmış olduğunu belirtmek gerekir, bk. Ergün Aybars,
İstiklal Mahkemeleri, s. 385.
[22] Uğur Mumcu, Gazi Paşa’ya Suikast, Ankara, 1999, s.
12.
[23] A.g.e.
[24] Murat Çulcu, Spekülatif Marjinal Tarih Tezleri, s.
293.
[25] Yılmaz Gülcan, Cumhuriyet Halk Partisi 1923-1946, s.
96.
[26] A.g.e., s.98.
[27] Noveişaya istoriya Turtsii, s.86.
[28] A.g.e., s.86-87. Redaktörünün Hüseyin Cahit olduğu,
İttihatçıların yarı resmi organı “Tanin” de kapanır, bk. A. Avakyan, “Çerkezki
Faktor v Osmanskoy İmperii i Turtsii, s.370.
[29] SeyhunTunaşar, Gizemli Bir Devrimci Osmanlı’nın
Dahiliye Vekili Cumhuriyetimizin İstanbul Milletvekili İsmail Canpolat
(Janbulet), Ankara, Piramit Yayıncılık, 2004, s. 84.
[30] 6 ay süreyle kurulan bu iki İstiklâl Mahkemeleri,
olağanüstü yetkilerle donatılmış olup, görev süreleri 6 ayda bir
uzatılmaktaydı, bk. ErgünAybars, İstiklal Mahkemeleri, s. 406.
[31] Yılmaz Gülcan, Cumhuriyet Halk Partisi 1923-1946, s.
100-101.
[32] A. Avakyan, “Çerkezki Faktor v Osmanskoy İmperii i
Turtsii, s.370.
[33] A.g.e., s.371.
[34] MuratÇulcu, Spekülatif Marjinal Tarih Tezleri, s.
285.
[35] Noveişaya istoriya Turtsii, s.86.
[36] A.g.e.
[37] Ergün Aybars, İstiklal Mahkemeleri, s. 357.
[38] A.g.e.
[39] Ali Fuat Cebesoy’a göre, Sarı Edip Efe’nin gerçekte
Türk hükümetinin casusu olduğu konusunda rivayetler dolaşmaktaydı, bk. Erik Jan
Zürcher, Milli Mücadelede İttihatçılık, İstanbul, İletişim Yayınları, 2008, s.
218. Sarı Edip Efe yargılama esnasında, sürekli olarak suikastı ilk olarak
kendisinin bildirmiş olduğunu iddia etmesine rağmen, sanığın İttihat ve Terakki
Partisi üyelerinden biri olduğundan ve suikastın ittihada bağlanabilmesi için
suçlanıp, hüküm giymesi gerektiğinden dolayı, mahkeme tersini iddia edip,
suçlayarak idam hükmü verir.
[40] A. Avakyan, “Çerkezki Faktor v Osmanskoy İmperii i
Turtsii, s.370.
[41] Uğur Mumcu, Gazi Paşa’ya Suikast, ss. 1-2.
[42] A.g.e., s.2-3.
[43] Bu davayla ilgili ilk tutuklanan da kendisi
olmuştur, bk. Ergün Aybars, İstiklal Mahkemeleri, s. 365.
[44] Uğur Mumcu, Gazi Paşa’ya Suikast, s. 2.
[45] A.g.e., s.3.
[46] Tarık Zafer Tunaya, Türkiye’de Siyasal Partiler,
cilt III, s. 710.
[47] Ergün Aybars, İstiklal Mahkemeleri, s. 359.
[48] Atatürk’ün Sırdaşı Kılıç Ali’nin Anıları, s. 367.
[49] A.g.e.
[50] A.g.e.
[51] Erik Jan Zürcher, Milli Mücadelede İttihatçılık, s.
219.
[52] A.g.e., s.220.
[53] Mete Tunçay, Türkiye Cumhuriyeti’nde Tek-Parti
Yönetimi’nin Kurulması (1923-1931), İstanbul, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, 1999,
s. 174.
[54] Erik Jan Zürcher, Milli Mücadelede İttihatçılık, s.
219.
[55] Mete Tunçay, Türkiye Cumhuriyeti’nde Tek-Parti
Yönetimi’nin Kurulması (1923-1931), s. 165.
[56] Ergün Aybars, İstiklal Mahkemeleri, s. 404.
[57] Atatürk’ün Sırdaşı Kılıç Ali’nin Anıları, s. 370.
[58] Ergün Aybars, İstiklal Mahkemeleri, s. 398.
[59] Seyhun Tunaşar, Gizemli Bir Devrimci Osmanlı’nın
Dahiliye Vekili Cumhuriyetimizin İstanbul Milletvekili İsmail Canpolat
(Janbulet), s. 93.
[60] A.g.e., s.92.
[61] Ergün Aybars, İstiklal Mahkemeleri, s. 400.
[62] Atatürk’ün Sırdaşı Kılıç Ali’nin Anıları, s. 375.
[63] Mehmet Barlas, İstiklal Mahkemesi belgeleri niye
gizli kalsın ki?, Sabah Gazetesi, 11.02.2010.
[64] Atatürk’ün Sırdaşı Kılıç Ali’nin Anıları, s. 373.
[65] Ziya Hurşit, polislere vermiş olduğu daha ilk
ifadesinde suikastı itiraf etmişti, bk. Atatürk’ün Sırdaşı Kılıç Ali’nin
Anıları, s. 442.
[66] Uğur Mumcu, Gazi Paşa’ya Suikast, ss. 5-6.
[67] İzmir’in bir mahallesi.
[68] Atatürk’ün Sırdaşı Kılıç Ali’nin Anıları, s.
442.
[69] AVP RF, F. 132, Referantura po Turtsii, op. 11,
papka 79, d. 38, 1926 g., l. 56.
[70] AVP RF, F. 132, Referantura po Turtsii, op. 11,
papka 79, d. 37, 1926 g., l. 49.
[71] A. Avakyan, “Çerkezki Faktor v Osmanskoy İmperii i
Turtsii, s.372.
[72] Ergün Aybars, İstiklal Mahkemeleri, s. 361.
[73] AVP RF, F. 132, Referantura po Turtsii, op. 11,
papka 78, d. 34, 1926 g., l. 20.
[74] Şeyh Sait isyanından bahsedilmektedir. Bu İstiklâl
Mahkemesi, isyanın bastırılmasından sonra Diyarbakır’da çalışmalaına devam
eder.
[75] Mete Tunçay, Türkiye Cumhuriyeti’nde Tek-Parti
Yönetimi’nin Kurulması (1923-1931), s. 167.
[76] Seyhun Tunaşar, Gizemli Bir Devrimci Osmanlı’nın
Dahiliye Vekili Cumhuriyetimizin İstanbul Milletvekili İsmail Canpolat
(Janbulet), ss. 84-85.
[77] Erik Jan Zürcher, Milli Mücadelede İttihatçılık, ss.
221-222.
[78] İçlerinden Abdullah Adnan Adıvar ve Hüseyin Rauf
Orbay, yurt dışında bulunduklarından dolayı tutuklanmamışlardı. 26 Haziran 1926
tarihli Fransız “La république” gazetesinin bildirdiğine göre İstiklâl
Mahkemesi, o sıralar Londra’da bulunan bu iki kişinin bulunması için Türkiye
dışişleri bakanlığına talimat vermişti, bk. AVP RF, F. 132, Referantura po
Turtsii, op. 11, d. 35, 1926 g., l. 358.
[79] Erik Jan Zürcher, Milli Mücadelede İttihatçılık, s.
221.
[80] AVP RF, F. 132, Referantura po Turtsii, op. 11,
papka 79, d. 38, 1926 g., l. 57.
[81] Erik Jan Zürcher, Milli Mücadelede İttihatçılık, s.
221.
[82] A.g.e.
[83] Ergün Aybars, İstiklal Mahkemeleri, s. 369.
[84] A. Avakyan, “Çerkezki Faktor v Osmanskoy İmperii i
Turtsii, s.372.
[85] AVP RF, F. 132, Referantura po Turtsii, op. 11,
papka 79, d. 37, 1926 g., l. 49. Mithat Şükrü Bleda da tam bu günde
tutuklanmıştı, bk. ErikJanZürcher, Milli Mücadelede İttihatçılık, s. 220.
[86] A.g.e., s.222.
[87] Kandemir, İzmir Suikastinin İç Yüzü, Birinci Cilt,
Ekiciğil Matbaası, İstanbul, 1955, s. 21.
[88] AVP RF, F. 132, Referantura po Turtsii, op. 11,
papka 78, d. 35, 1926 g., l. 358. Cavit’in tutuklanmış olduğu haberi, Avrupa
masonları arasında büyük endişe yaratmıştı.
[89] AVP RF, F. 132, Referantura po Turtsii, op. 11,
papka 79, d. 38, 1926 g., l. 64.
[90] Kandemir, Cumhuriyet DevrindeSiyasî Cinayetler,
Ekiciğil Matbaası, İstanbul, 1955, s. 95.
[91] Uğur Mumcu, Gazi Paşa’ya Suikast, s. 82.
[92] Kandemir, Cumhuriyet DevrindeSiyasî Cinayetler, ss.
99-100. Mahkeme tarafından çoktan idama mahkûm edilmişti.
[93] Tarık Zafer Tunaya, Türkiye’de Siyasal Partiler,
cilt III, s. 714.
[94] Mete Tunçay, Türkiye Cumhuriyeti’nde Tek-Parti
Yönetimi’nin Kurulması (1923-1931), s. 167.
[95] Ali Çetinkaya, önceleri İttihat ve Terakki Partisi
üyesi olmuş, dahası, İngilizler tarafından Malta’ya sürgün edilen
ittihatçıların arasında bulunup, 2 yıl İsmail Canpolat’ın hücre arkadaşı
olmuştur, bk. Seyhun Tunaşar, Gizemli Bir Devrimci Osmanlı’nın Dahiliye Vekili
Cumhuriyetimizin İstanbul Milletvekili İsmail Canpolat (Janbulet), s. 86.
[96] Erik Jan Zürcher, Milli Mücadelede İttihatçılık, s.
220.
[97] Uğur Mumcu, Gazi Paşa’ya Suikast, s. 27.
[98] Erik Jan Zürcher, Milli Mücadelede İttihatçılık, s.
224.
[99] Atatürk’ün Sırdaşı Kılıç Ali’nin Anıları, s. 475.
[100] Erik Jan Zürcher, Milli Mücadelede İttihatçılık, s.
226.
[101] Tarık Zafer Tunaya, Türkiye’de Siyasal Partiler,
cilt III, s. 712.
[102] Uğur Mumcu, Gazi Paşa’ya Suikast, s. 55. “Kara
Çete” adıyla genellikle Kara Kemal, Kara Vasıf ve onların adıyla bağlantılı
olarak oluşturulan “Karakol” teşkilatının birlikteliği vurgulanmaktaydı.
[103] Kandemir, İzmir Suikastinin İç Yüzü, Birinci Cilt,
s. 81.
[104] A.g.e., s.82.
[105] Doç. Dr. Ahmet Eyicil, İttihat ve Terakki
Liderlerinden Doktor Nazım Bey, Ankara, Gün Yayıncılık, 2004, ss. 321-322.
[106] Ergün Aybars, İstiklal Mahkemeleri, s. 376.
[107] Kandemir, İzmir Suikastinin İç Yüzü, Birinci Cilt,
s. 82.
[108] Seyhun Tunaşar, Gizemli Bir Devrimci Osmanlı’nın
Dahiliye Vekili Cumhuriyetimizin İstanbul Milletvekili İsmail Canpolat, s. 86.
[109] Uğur Mumcu, Gazi Paşa’ya Suikast, s. 55.
[110] Ergün Aybars, İstiklal Mahkemeleri, s. 378.
[111] İstanbul’un bir mahallesi.
[112] Atatürk’ün Sırdaşı Kılıç Ali’nin Anıları, ss.
459-460.
[113] A.g.e., s.460.
[114] Erik Jan Zürcher, Milli Mücadelede İttihatçılık, s.
229.
[115] Uğur Mumcu, Gazi Paşa’ya Suikast, s. 57.
[116] Seyhun Tunaşar, Gizemli Bir Devrimci Osmanlı’nın
Dahiliye Vekili Cumhuriyetimizin İstanbul Milletvekili İsmail Canpolat
(Janbulet), s. 86.
[117] Ergün Aybars, İstiklal Mahkemeleri, s. 376.
[118] Sanıklardan Kara Kemal ve Abdulkadir, gıyaplarında
idama mahkûm olur.
[119] Mete Tunçay, Türkiye Cumhuriyeti’nde Tek-Parti
Yönetimi’nin Kurulması (1923-1931), s. 168.
[120] A. Avakyan, “Çerkezki Faktor v Osmanskoy İmperii i
Turtsii, s.379.
[121] Osman Selim Kocahanoğlu, Atatürk’e Kurulan Pusu.
İzmir Suikasti’nin Perde Arkası 1926. İddianame/Duruşmalar/Hüküm, İstanbul,
Temel Yayınları, 2003, s. 375.
[122] Kandemir, İzmir Suikastinin İç Yüzü, İkinci Cilt,
Ekiciğil Matbaası, İstanbul, 1955, s. 8.
[123] Erik Jan Zürcher, Milli Mücadelede İttihatçılık, s.
231.
[124] Ergün Aybars, İstiklal Mahkemeleri, s. 385.
[125] AVP RF, F. 132, Referantura po Turtsii, op. 11,
papka 79, d. 38, 1926 g., l. 64.
[126] AVP RF, F. 132, Referantura po Turtsii, op. 11,
papka 79, d. 38, 1926 g., l. 64. Bk. ayrıca A. Avakyan, Çerkezki Faktor v Osmanskoy
İmperii i Turtsii, s.380.
[127] Osman Selim Kocahanoğlu, Atatürk’e Kurulan Pusu, s.
375.
[128] A.g.e., s.376.
[129] Tarık Zafer Tunaya, Türkiye’de Siyasal Partiler,
cilt III, s. 714.
[130] Kandemir, İzmir Suikastinin İç Yüzü, İkinci Cilt,
İstanbul, Ekiciğil Matbaası, 1955, s s. 7-8.
[131] Ergün Aybars, İstiklal Mahkemeleri, s. 387.
[132] Erik Jan Zürcher, Milli Mücadelede İttihatçılık, s.
231.
[133] Osman Selim Kocahanoğlu, Atatürk’e Kurulan Pusu, s.
379.
[134] Doç. Dr. Ahmet Eycil, İttihat ve Terakki
Liderlerinden Doktor Nazım Bey, s. 323.
[135] Atatürk’ün Sırdaşı Kılıç Ali’nin Anıları, s. 485.
[136] Tarık Zafer Tunaya, Türkiye’de Siyasal Partiler,
cilt III, s. 715.
[137] Tutuklamalar henüz başlamışken mahkeme başkanı Ali
Çetinkaya, yakın çevresine “Cavit’le, Nazım’ı mutlaka asacağız” demekteydi, bk.
Kandemir, İzmir Suikastinin İç Yüzü, İkinci Cilt, s. 50.
[138] Atatürk’ün Sırdaşı Kılıç Ali’nin Anıları, s. 485.
[139] Osman Selim Kocahanoğlu, Atatürk’e Kurulan Pusu, s.
380.
[140] Tarık Zafer Tunaya, Türkiye’de Siyasal Partiler,
cilt III, s. 716.
[141] Ergün Aybars, İstiklal Mahkemeleri, s. 388.
[142] Osman Selim Kocahanoğlu, Atatürk’e Kurulan Pusu, s.
404.
[143] Doç. Dr. Ahmet Eycil, İttihat ve Terakki
Liderlerinden Doktor Nazım Bey, s. 303.
[144] Mahkeme tarafından beraat ettirilmiştir, bk. AVP
RF, F. 132, Referantura po Turtsii, op. 11, papka 78, d. 34, 1926 g., l. 1.
[145] Ergün Aybars, İstiklal Mahkemeleri, s. 388.
[146] Kandemir, İzmir Suikastinin İç Yüzü, İkinci Cilt,
s. 29.
[147] Erik Jan Zürcher, Milli Mücadelede İttihatçılık, s.
232.
[148] Tarık Zafer Tunaya, Türkiye’de Siyasal Partiler,
cilt III, s. 716.
[149] Atatürk’ün Sırdaşı Kılıç Ali’nin Anıları, s. 485.
[150] Ergün Aybars, İstiklal Mahkemeleri, s. 388.
[151] Kandemir, İzmir Suikastinin İç Yüzü, İkinci Cilt,
s. 30.
[152] Osman Selim Kocahanoğlu, Atatürk’e Kurulan Pusu, s.
507.
[153] Mete Tunçay, Türkiye Cumhuriyeti’nde Tek-Parti
Yönetimi’nin Kurulması (1923-1931), s. 169.
[154] Osman Selim Kocahanoğlu, Atatürk’e Kurulan Pusu, s.
508.
[155] A.g.e.
[156] Ergün Aybars, İstiklal Mahkemeleri, s. 389.
[157] Erik Jan Zürcher, Milli Mücadelede İttihatçılık, s.
232.
[158] Ergün Aybars, İstiklal Mahkemeleri, s. 389.
[159] Kandemir, İzmir Suikastinin İç Yüzü, İkinci Cilt,
s. 53.
[160] Osman Selim Kocahanoğlu, Atatürk’e Kurulan Pusu, s.
482.
[161] A.g.e., s.485.
[162] Kandemir, İzmir Suikastinin İç Yüzü, İkinci Cilt,
s. 58.
[163] Osman Selim Kocahanoğlu, Atatürk’e Kurulan Pusu, s.
488.
[164] Kandemir, İzmir Suikastinin İç Yüzü, İkinci Cilt,
s. 63.
[165] Bu konuda bk. Falih Rıfkı Atay, Çankaya. Mustafa
Kemal’in Çankaya’sı, İstanbul, 1998, s. 346.
[166] Arsen Avagyan, Dr. Nazım’ın Milli Mücadele hakkında
bir mektubu, “Toplumsal Tarih”, N 125, İstanbul, Mayıs 2004, ss. 30-32.
[167]Kandemir, İzmir Suikastinin İç Yüzü, İkinci Cilt, s.
64.
[168] A.g.e., s.65.
[169] Osman Selim Kocahanoğlu, Atatürk’e Kurulan Pusu, s.
501.
[170] AVP RF, F. 132, Referantura po Turtsii, op. 11,
papka 78, d. 34, 1926 g., l. 18.
[171] Erik Jan Zürcher, Milli Mücadelede İttihatçılık, s.
232.
[172] Ergün Aybars, İstiklal Mahkemeleri, s. 390.
[173] Zürcher’e göre Cavit’in savunması 75 dakika sürmüştür,
bk. Erik Jan Zürcher, Milli Mücadelede İttihatçılık, s. 232.
[174] Osman Selim Kocahanoğlu, Atatürk’e Kurulan Pusu,
ss. 561-566.
[175] Tarık Zafer Tunaya, Türkiye’de Siyasal Partiler,
cilt III, s. 718.
[176] Ergün Aybars, İstiklal Mahkemeleri, s. 390.
[177] Belirtilen dönemde Türkiye Cumhuriyeti başbakanı.
[178] Ergün Aybars, İstiklal Mahkemeleri, s. 391.
[179] Kandemir, İzmir Suikastinin İç Yüzü, İkinci Cilt,
s. 112.
[180] Ergün Aybars, İstiklal Mahkemeleri, s. 391.
[181]A.g.e., s.391-392.
[182] AVP RF, F. 132, Referantura po Turtsii, op. 11,
papka 78, d. 33, 1926 g., l. 34.
[183] AVP RF, F. 132, Referantura po Turtsii, op. 11,
papka 78, d. 33, 1926 g., l. 35.
[184] Takvîm-i Vekayi, No 3616, 6 Ağustos 1919, ss. 1-3.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.