Gülçiçek Günel Tekin, önemli
bir sözlü tarih çalışması daha gerçekleştirdi, ‘Kürtler Ermeni-kırımı
anlatıyor’ konulu çalışması ile. Bu çalışmayı, Amed, Urfa,
Sason, Botan ve Serhat yörelerinde farklı yerleşim bölgelerinde gerçekleştirdi.
Kitap, olgunun Kürt yöresinde artık halk bilincinde kabul edildiğini ve halk
vicdanında mahkum edildiğini gösteriyor.
Bu sadece yeni kuşaklar açısından
değil eski kuşaklar açısından da geçerli. Geçmişte, birçok anlatı yaşananları
yargılamaz, hatta bir ‘kahramanlık’ menkıbesi haline dönüşürken, bugün
utanılacak ve ‘keşke olmasaydı’ dedirten bir olgu olarak algılanmaktadır.
Kendisiyle konuşulanların
önemli bir bölümü mütedeyyin insanlar ve bu olayın dini inançlarına, İslam’a
aykırı olduğu düşüncesindeler. Kıyımcılar onaylanmadığı gibi, bunların daha
sonra yaşam içinde cezasız kalsalar bile, yaşadıkları felaketlerle fiili olarak
cezalandıkları inancı vardır.
Kürtler ve Ermeniler aynı
coğrafyanın binlerce yıllık otantik halklarıdır. Geçmişte Kürtler daha çok
göçer bir toplum iken, Ermeniler yerleşik bir toplumdur, köy, kasaba ve kent
özelinde. Kürtler daha çok güneyde yoğun iken, Ermeni Platosu ise Ermenilerin
anavatanı idi… Kürdistan’ın Osmanlı yönetimince de kabul edilmiş fiili otonom
durumunda Ermeniler, Kürt beylerine biat etme durumundaydılar. Tanzimat sonrası
başlayan merkezileşme ile Hıristiyan reaya ile Kürt beyleri arasındaki
ilişkiler gerginleşmeye başladı. Bir yandan Hıristiyan reayanın reformlar
sonucu yükselen hak talepleri, öte yandan Ermeni köylülüğün çifte vergilendirmeyi
reddetmesi Kürt-Ermeni ilişkilerini gerginleştirdi.
Öte yandan, Bulgar
başkaldırısına Osmanlı yönetiminin kıyım ile yanıt vermesi, ünlü 93 Harbine
neden oldu (1877). Savaşın doğu cephesi ise kadim Ermeni vatanıydı. Savaş
sırasında kullanılan Kürt aşiret milis alayları, Ermeni köylerine yönelik
saldırılarda bulunarak bunları göçe zorladı. Savaş sonrasında bunların
köylerine dönmeleri önemli bir sorun haline geldi. Osmanlı yönetimi Berlin
Barış Antlaşmasında, bu sorunların halledilmesi ve bir Ermeni reformu yapılması
için taahhütte bulunmakla birlikte, hiçbir şey yapmadığı gibi el altından da bu
saldırıları cesaretlendirdi.
Abdülhamit yönetimi, bir
yandan Ermeni nüfusu azaltmaya çalışırken, bir yandan da Kafkas göçmenlerini
bölgenin çeşitli kritik yerlerine yerleştiriyor, Zeytun ve Sason başkaldırıları
ve bölgede ‘fedai’ hareketinin yükselmesi ile de, Rusların Kazak Alaylarını
örnek alan Hamidiye Alaylarını oluşturuyordu. Bu hareketlerin Rusya’daki
Narodnik hareketlerden etkilenmelerinin, Bulgaristan’ın sözde ‘nankörlüğünün’
sonucu ise; sözde Ermenilerin hamisi kesilen Rus Çarlığının, Abdülhamit
yönetiminin zulmünü görmezden gelmesine, hatta el altından destek vermesi
olmuştu.
Bölgedeki sosyal hayat
içinde, etnik bir çeşit iş bölümü söz konusuydu. Kasaba ve kentlerdeki ticaret
ve zanaat işleri ağırlıkla Ermeni, Süryani ve Yahudilerin elindeydi. Öte yandan
kırsal yöredeki, çerçilik, değirmencilik, dokuma, inşaat gibi işler de.
Bu tür ihtiyaçlar nedeniyle,
her aşiretin kendi gezgin Ermenileri de vardı. Öyle ya bıçak, nal vb. döküm
işlerini kim yapacaktı, buğdayı kim öğütecek, yemeni ve giysileri kim
hazırlayacaktı?
Dünya Savaşı ve 1915
Soykırımı bölgeye inanılmaz bir yıkım getirdi. Yerleşim mekanlarının önemli bir
bölümü yıkım ve yakıma uğrarken, bölgedeki ekonomi, başlamış olan kentsel yaşam
çöktü. Bu yıkım yarım asır boyunca toparlanamadı aslında. Doğudaki
‘feodalitenin’, ‘az gelişmişliğin’ gerçek nedeni de aslında bölgeyi perişan
eden, cepheleri ha bire değişen savaş, salgın hastalıklar ve en önemli faktör olan
soykırımdı.
Bölgede var olan Kolejler,
sınai üretim öncesi manifaktür yok oldu. Sosyal hayat yüzyıllar öncesine geri
döndü. Böylece, bölgenin sağ kalan otantik halkı hep birlikte çok ağır bir
bedel ödedi.
1916 yılında İttihatçıların
‘Ermenisizleştirdiği’ Ermeni Platosuna Çarlık yönetimi Don Kazaklarını iskan
etmeye başladı. 1917 Devrimi ise bölgedeki bütün dengeleri altüst ettiği gibi
Kemalist Ankara’nın yaşamasına da olanak sağladı. 1915 kırımından yararlanan
Kürt beylerini ve eşrafının desteğini Kemalist Ankara’nın 1919 yılında
almasının en önemli nedenlerinden biri de, bunların ‘müttefiklerce’
cezalandırılma korkusu ve sağ kalan Ermenilerin geri dönmesi idi… Sonuçta,
Yunanlılar gibi, Ermeniler de, Müttefikleri çaresiz desteklemelerine karşın, 1.
Dünya Savaşının ‘kaybedenleri’ arasında yer alırken, Türkiye, yenik kampın
parçası olmasına karşın ‘kazananlar’ arasında yer aldı.
Kürdistan ve Arap dünyası ise
Sykes-Picot anlaşması çerçevesinde daha da parçalanarak, ‘kaybedenler’
listesinde yerlerini aldılar.
Kemalist Ankara’nın Doğu
projesi, İttihatçı politikanın tutarlı bir devamından ibaretti. Ermenilerden
boşaltılan Erzurum Platosuna ve Kürt yörelerine Balkan göçmenleri ve diğer
Türki halklar iskan edilecek ve Kürtler ise yoğun bir asimilasyona tabi tutulacaklardı.
Ancak bölgenin otantik halklarının alışık olduğu doğa koşularına, bunların uyum
sağlaması çok zordu. Hem yeteri kadar yerleşim başarılamadı, hem de
yerleştirilenler zaman içinde yeniden Batıya göç etti.
Bu proje tutmadı. Kürtler on
yıllar içinde daha kuzeye kaymaya ve Ermenilerden boşatılan köylere yerleşmeye
başladı.
1915 soykırımında Muş ovasını
Ermenilerden ‘arındıran’ ve daha sonra bu misyonuna Halep Valisi olarak devam
eden Abdülhalik Bey, kaleme aldığı 1925 Doğu Raporunda, “Kürtlerin kuzeye
kayıp, Ermeni yerleşkelerini mekan edindiklerinden” endişe ile bahseder ve
bunun engellenmesi gerektiğinin altını çizer.
Sonuç olarak Cumhuriyet
gazetesinin Dersim olayı sırasındaki başlığında geçen ‘Hayali Kürditan’ın
sınırları büyümüş oldu.
Belki de bu nedenle, 2011
seçimlerinde Iğdır Belediyesini BDP’nin alması, egemen siyasetçiler tarafından
büyük bir ‘tehdit’ olarak yansıtıldı. “(Adını vermeden Kürdistan’ın)
sınır(lar)ı Ermenistan ile buluştu” denilerek. İlginç bir bilinçaltı korkusu
yansıması!
Acaba, Ermeni soykırımının
nihai sonucu, ‘Hayali’ Kürdistan’ın büyümesi mi oldu?
Talat Paşa, Büyükelçi
Morgenthau’ya “Abdülhamit’in yapamadığını ben becerdim” diye böbürlüğünde,
acaba bu sadece bir Pyrus Zaferinden mi ibaretti?
Kaleminize sağlık Gülçiçek
Hanım.
Ve iyi okumalar sevgili
okurlar.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.