Sevan Nişanyan, Fazıl Say ve Canan Arın davalarını bir
bütün olarak mı görmek lazım? İnsan Hakları İzleme Örgütü'nden Emma
Sinclair-Webb, bence öyle. Dediğim gibi yeni bir trend bu. Yakın zamana kadar
eleştirel sözü Türklüğe hakaret sayan 301. madde vardı, şimdi de dine hakaret
var. Yani 301. madde kılık değiştirdi, ‘dine hakaret’ oldu. Esas olarak aynı
zihniyetin devamı. Eski Kemalistlerin devamı. Ben böyle görüyorum. İstiyorlar
ki, vatandaş devletle yahut devletin önemsediği şeylerle ilgili konuşmasın,
eleştirmesin. Bu zihniyetin vatandaşa vermek istediği mesaj belli: Haddinizi
bilin. Zaman zaman bu mesaj 301 gibi bir maddeyle veriliyor, zaman zaman da
dine hakaret gibi son derece muğlak, her sözü kapsamına alabilecek maddelerle.
Evet, bu Türkiye devletinin çok eski ve köklü bir alışkanlığı ama AK Parti de
bunu büyük bir rahatlıkla devam ettiriyor. Çok büyük bir hayal kırıklığı benim
için.
***
İnsan Hakları İzleme Örgütü'nden Emma Sinclair-Webb'e
göre 'hükümet bir savaşı bitirmeye çalışırken diğer tarafta da çeşitli
davalarla yeni cepheler açarak vatandaşla savaşıyor'.
NEDEN
Emma Sinclair-Webb, yaklaşık 15 yıldır Türkiye üzerine
çalışıyor. Önce Uluslararası Af Örgütü (Amnesty International) için, şimdi ise
İnsan Hakları İzleme Örgütü (Human Rights Watch) adına. Keyfi tutuklamalar,
polis şiddeti, basın özgürlüğü ve faili meçhuller hakkında çok önemli raporlar
hazırladı. Ergenekon ve OdaTV davalarını yakından izledi. Bu günlerde ise temel
bir insan hakkı olan ifade özgürlüğünü tehdit ettiğini düşündüğü Nişanyan ve
Say davalarının sonuçları üzerine çalışıyor. Çok önemsediği barış sürecinde,
niye bu tür bazı cephelerde savaşın devam ettiğini ise anlayamıyor.
Sevan Nişanyan’ın bir blog yazısında peygambere hakaret
ettiği gerekçesiyle 13 ay hapse mahkûm edilmesine şaşırdınız mı?
Hem evet hem hayır. Evet, çünkü Sevan’ın o sözlerinde ne
bir nefret suçu var ne de hakaret. Bunu istediğiniz kadar tartışabilirsiniz.
Fakat rahatsız edici sözler söylemek, kötü şakalar yapmak yahut saçmalamak da
bir haktır. Ve Sevan’ın sözleri tam olarak bu çerçevede değerlendirilmelidir.
Bazıları bu sözlerde nefret söylemi olduğunu iddia ediyor. Belli ki onlar
nefret söylemi nedir bilmiyor. Eğer Sevan sözleriyle belli bir grup insanı
hedef alsaydı, örneğin onlara şiddet uygulanmasının gerekliliğinden söz
etseydi, şiddeti övseydi, nefret suçu işlemiş olacaktı. Sözleri bu anlamda
hiçbir kritere uymuyor.
Soruya ‘Hem evet hem hayır’ diye cevap verdiniz. Bu olayın
sizi şaşırtmayan kısmı nedir?
Hayır şaşırtmadı çünkü son dönemde bir trend görüyorum.
Yaklaşık bir ay önce neredeyse aynı şey Fazıl Say’ın başına geldi. Ve gelecek
hafta bu iki örneğe üçüncüsünün eklenmesi kuvvetle muhtemel. Devam eden bir
davanın üçüncü duruşması görülecek Antalya’da. Feminist avukat Canan Arın’ın
davası bu. Canan Hanım da dine ve Cumhurbaşkanı’na hakaretle suçlanıyor. Aralık
2011 yılında Canan Arın, Antalya Barosu’nda bir konuşma yapıyor. Kadına şiddet
konusunu anlatırken Türkiye’nin en önemli sorunlarından birinin çocuk gelinler
olduğunu söylüyor. Çocuk gelin olayının toplumda nasıl benimsendiğini ve normal
karşılandığını anlatmak için de birkaç örnek veriyor. Bu örneklerden biri Hz.
Muhammed, diğeri de Cumhurbaşkanı. Ne bir hakaret var, ne de özel olarak İslam
dini eleştiriliyor. Zaten tarzı öyle değil Arın’ın. Sadece bilinen gerçekleri
dile getirmek neden ve nasıl suç oluyor, anlayamıyorum. Canan Hanım’ın
iddianamesine bakıyorum, müştekilerin listesi, suç iddiasından daha uzun. Çünkü
suç niyetine yazılacak bir şey yok. Her şey anlattığım kadar. Ve İstanbul
Barosu’na kayıtlı bir avukat olmasına rağmen savcı ve mahkeme, hakkında
yakalama kararı çıkartmış, Canan Hanım aylar sonra ifadesini vermek için
sabahın köründe otelinden alınmıştı.
Sevan Nişanyan, Fazıl Say ve Canan Arın davalarını bir
bütün olarak mı görmek lazım?
Bence öyle. Dediğim gibi yeni bir trend bu. Yakın zamana
kadar eleştirel sözü Türklüğe hakaret sayan 301. madde vardı, şimdi de dine
hakaret var. Yani 301. madde kılık değiştirdi, ‘dine hakaret’ oldu. Esas olarak
aynı zihniyetin devamı. Eski Kemalistlerin devamı. Ben böyle görüyorum.
İstiyorlar ki, vatandaş devletle yahut devletin önemsediği şeylerle ilgili
konuşmasın, eleştirmesin. Bu zihniyetin vatandaşa vermek istediği mesaj belli:
Haddinizi bilin. Zaman zaman bu mesaj 301 gibi bir maddeyle veriliyor, zaman
zaman da dine hakaret gibi son derece muğlak, her sözü kapsamına alabilecek
maddelerle. Evet, bu Türkiye devletinin çok eski ve köklü bir alışkanlığı ama
AK Parti de bunu büyük bir rahatlıkla devam ettiriyor. Çok büyük bir hayal
kırıklığı benim için.
Neye hayal kırıklığı?
Bir tarafta bir savaşı bitirmeye çalışıyorsunuz. Bir
barış sürecine girdiniz. Belki de son 30 yılın en büyük siyasi eşiğini
aşmaktasınız. Öbür tarafta ne yapıyorsunuz? Bir tarafta barış isterken, diğer
tarafta yeni cepheler açıp vatandaşla savaşmaya devam ediyorsunuz. Niye? Polis
şiddetiyle 1 Mayıs’ta insanları ezip geçiyorsunuz. Niye yüzlerce kişi hâlâ KCK
davasından yatıyor, zayıf delillerle? Niye dine hakaret gibi bir kılıf bulup
insanlara dava açtırıyorsunuz?
Onlar mı açtırıyor?
Evet, yargı bağımsız değil mi! Sevan Nişanyan konusunda
Bekir Bozdağ’ın dava açılması gerektiğini kameralar karşısında söylediğini
duyduk. Dava ondan sonra açıldı. Başka örnekler de var, şimdi sıralamayayım.
Burada amaç belli. Devlet şu anda kendisine eleştirel tutum takınan herkesi ve
kesimi bir şekilde marjinalleştirmek istiyor. Bazen biber gazıyla, bazen de
davalarla. Bu davalar tüm AİHM kararlarına aykırıdır. Demek isteniyor ki, AİHM
Türkiye’de ifade özgürlüğü ile ilgili böyle kararlar vermiş olabilir, biz hiç
saymıyoruz! Türkiye için farklı kurallar ve ifade özgürlüğünde farklı sınırları
mevcuttur. Bunu demek istiyorlar herhalde.
Siz Human Rights Watch olarak AK Parti’nin icraatlarını
zamanında desteklemiştiniz diye hatırlıyorum…
Evet çünkü AB sürecinde çok önemli reformlar yaptılar.
Ergenekon davasını da destekledik çünkü bir fırsat olarak gördük. Bize göre
Türkiye’de insan hakları karnesinin kötü olmasının en temel nedenlerinden biri
hesap verebilirlik geleneğinin oturmamış olması, cezasızlığın yaygın olması.
Yapanın yanına kâr kalmıyor olsaydı binlerce faili meçhul bugün zamanaşımı
eşiğinde olmazdı. Ergenekon davası devlet içindeki suç teşkilatlarını ortaya
çıkaracak diye düşündüğümüzden destek verdik. Ben hâlâ anormal, adil olmayan
bir dava olduğunu düşünmüyorum. 11 yıldır Türkiye’de davalara giriyor, adil
dava standartları (fair trial standards) üzerine çalışıyorum. Bu bakımdan
Ergenekon en anormal dava değil, inanın. Öğrencilere açılan davalar daha berbat
işliyor. Evet, Ergenekon bir torba davaya dönüştü ve başlangıçtaki amacından
saptı. Uzun tutukluluk olayı da biliyorsunuz Türkiye’deki davaların hepsi için
ciddi bir sorun, Ergenekon’a özel bir durum yok. Onun dışında bugün barış
sürecini başlatmış olmalarını da destekliyoruz. Okuduğum kadarıyla siz de
destekliyorsunuz. Birçok insan gibi desteklemeye de devam etmek istiyoruz.
Ne lazım bunun için?
Her dönemeçte somut öneriler getirmek gerekiyor.
Yapmadınız, etmediniz demek bizi hiçbir yere götürmez. Özellikle barış
sürecinde. Bugün yapılması gerekenler açık ve ortada. Seçim Yasası, Siyasi
Partiler Yasası, seçim barajı, Terörle Mücadele Yasası ve Türk Ceza
Kanunu’ndaki bazı maddeler, anadilde eğitim… Koruculuk gibi bir paramiliter
sistemi ortadan kaldırmak… Bu değişiklikleri yapmak için anayasayı değiştirmeye
gerek yok. Hemen yapabilirler. Bir de tabii KCK tutuklularının bırakılması
gerekiyor. Geçen ay KCK basın davasında sadece iki kişi tahliye oldu, üzüldüm.
Daha büyük tahliye mi bekliyordunuz?
Evet. Haziranın ortasında yapılacak KCK ana dava
duruşmasının ara kararıyla da büyük tahliye bekliyoruz. Belediye başkanları,
insan hakları savunucusu Muharrem Erbey ve diğerleri 3.5 senedir cezaevinde.
Bence en büyük test bu hükümet adına. Bu noktada PKK sözünü tutup geri
çekiliyorsa devlet de söz verdiği adımları atmalı. Birtakım yargı paketleri
çıkıyor. Bu paketler uluslararası basına çözüm getirecekmiş gibi sunuluyor.
Fakat sonra görüyoruz ki hiç de öyle sonuçlar doğurmuyor.
Sizin Türkiye’de çalışmalarınızı daha yoğun ve hızlı
olarak yapmak için bir ofis açma planınız olduğunu duymuştum, ne oldu?
Evet, Human Rights Watch olarak İstanbul’da bir ofis
açmak istiyoruz. Başbakan’dan randevu talebinde bulunduk. Kendisine barış
sürecini sonuna kadar desteklediğimizi belirten bir mektup gönderdik. Bir ofis
açmak istediğimizi ve bu yüzden görüşmek istediğimizi belirterek randevu
istedik. Maalesef cevap gelmedi. Bu başvuru sürecinde bir danışman ise bizi
şöyle bilgilendirdi: “Türkiye ile ilgili işlerinize değer veriyoruz ve
işbirliğini ilerletmek isteriz. Fakat bazı değerlendirmeleriniz ve basın
özgürlüğü ile ilgili raporlarınız büyük resmi ıskalıyor ve siyasi muhalifler
tarafından manipüle edilerek siyasi kazanca dönüştürülüyor.” Şaşırdım kaldım.
Ben hiç şaşırmadım maalesef…
Kendine güvenen liderler eleştirileri fayda sağlayacak
araçlar olarak görürler. Üstelik de biz, insan haklarının gelişmesi dışında
hiçbir amacı ve menfaati olmayan bir örgütüz. Elbette eleştirilerimiz olacak.
Zamanında övgülerimiz ve desteğimiz olduğu gibi. Her ülkede böyle çalışıyoruz.
Her eleştiriye bir şekilde ceza kesilmesi, Türkiye’ye yakıştıramadığım bir
durum.
28 ŞUBAT DAVASI TETİKLEYEBİLİR
Faili meçhullerle ilgili çok kritik günler geçiriyoruz.
Zamanaşımı yaklaşıyor ve bu işletilirse birçok olay için soruşturma dahi
açılmadan kapanabilir. Gerçi, Eşref Bitlis soruşturmasında zamanaşımının söz
konusu olmayacağını basından öğrendik. 28 Şubat davasında delil olarak sunulan
ölüm listelerinin ise faili meçhullerin aydınlatılmasında faydası olabileceğini
düşünüyorum. 28 Şubat’ın faili meçhul davalarını tetikleyebilir.
http://www.radikal.com.tr/yazarlar/ezgi_basaran/301_madde_kilik_degistirdi_dine_hakaret_oldu-1135057
1 yorum:
Ben sevan nişanyana açılan davanın içeriğini okuduğumda aklıma ilk gelen,medyada hrisyiyanlık hakkında okuyup seyrettiğimiz yorumlar oldu bunların neredeyse tamamı aynı suç kapsamına giren yorumlardır,neredeyse tamamı aynı suçtan işlem görürler neredeyse hapse girmeyen din yorumcumuz kalmaz.
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.