Farklı partilerden, örgütlerden, sendikalardan, sol
siyasetten 500’e yakın katılımcıyı buluşturan Demokrasi ve Barış Konferansı,
çokça ortak fikrin yanında ‘sürece’ dair farklı düzeylerde ve başlıklarda
kuşkuları olanları da buluşturmasıyla önemliydi... Yarı latifeyle Türklerle
Kürtlerin barıştığı her dönemde Ermenilerin canının yandığını; Ermeni
soykırımını dahil etmeyen bir yüzleşmenin eksik kalacağını anımsatanlar...
Mağduriyetlerin tekilleşmemesini, Alevilerin, Süryanilerin sözlerinde yalnız
bırakıldığını söyleyenler...
***
Kalıcısını isteyince barış karşıtı sayılabileceğiniz şu
günlerde, Demokrasi ve Barış Konferansı mühimdi.
Konferansın yapıldığı Ankara’daki Sürmeli Oteli’ne yakın
bir kafede, yan masadan yükselen şöyle bir telsiz sesi duyulmuş cumartesi
sabahı: “Malum yerdeyim. Cızzzzt. Kürtler var. Cızzzt. Türkler var. Cızzzt.”
Aslında fazlası da vardı.
‘Barış’ yerine ‘kalıcı barış’ dediğinizde savaşın
devamını istemekle itham edilebildiğiniz günler... Bu konferans ise tam buna,
barıştan ne anlaşıldığını netleştirmeye ve nasıl kalıcı hale gelebileceği
üzerine topluca düşünmeye niyetlenmiş. İki günün hülasasını bir cümleye
toplayayım; böyle barış-kalıcı barış akıldışılıkları arasında demokrasiyle,
adaletle, yüzleşmeyle, eşitlik ve emekle bağı kurulmamış bir barışın kalıcı
olamayacağını vurgulamakla önemli bir buluşmaydı bu konferans.
Geçmişle ve bugünle yüzleşme
Şu kısmı ne kadar net acaba? 30 yıllık zorlu ve çok acı
biriktirmiş bir mücadelenin ardından dönemin iktidarıyla müzakere masasına
oturan Kürt siyasi hareketi şunu demeye getiriyor: Bu sadece Türklerle
Kürtlerin barışmasıyla ilgili bir süreç değil. Masada bizi yalnız bırakmayın.
Bunu devletle vatandaş arasında yeni bir ilişki kurmanın, daha demokratik ve
eşitlikçi yeni bir toplumsal sözleşmenin vesilesi haline getirelim.
Söz edilen, Kürtlere bu süreçte destek olmak değil,
fiilin kendisi ‘destek’ değil çünkü. Müzakerenin toplumsallaşması,
bileşenlerinin çoğalması... Birlikte taraf olmak... Bu çağrının kıymeti ve
zorlanmayı bekleyen yeni bir gelecek tasarlama imkânı ne kadar karşılığını
buluyor acaba?
Farklı partilerden, örgütlerden, sendikalardan, sol
siyasetten 500’e yakın katılımcıyı buluşturan Demokrasi ve Barış Konferansı,
çokça ortak fikrin yanında ‘sürece’ dair farklı düzeylerde ve başlıklarda
kuşkuları olanları da buluşturmasıyla önemliydi. BDP Eşbaşkanı Gültan
Kışanak’ın tabiri güzel bir özet: “Yıllardır demokratik mücadelenin zorunlu
yoldaşları olduk. Bunu gönüllü yoldaşlığa dönüştürmenin zamanı.”
İki gün boyunca çok yapıcı, bu yüzden de umut verici
cümleler duydum şahsen Ankara’da. Doğrudan bu savaşın mağdurları ve faillerini
içeren bir yüzleşmenin somutlanması dışında, genel bir yüzleşmenin izlerini
duyduk çünkü. Şimdiye dek Fırat’ın batısında sosyalistlerin neler yaptığını bir
özeleştiriyle sorgulayan, somut önerilerin eksikliğini dile getirenler... Emek
perspektifini, çatışmasız bölgeye sermayenin çevik planlarına dair ilkesel
duruşlar belirlenmesini hatırlatanlar... Bu o kadar dibimizde bir mesele ki...
Barışı toplumsallaştırmayı, Türkiye’de solun kendisini toplumsallaştıramamasıyla
birlikte ele almayı önerenler... Açık açık, mevsimlik işçi haline getirilmiş
Kürtleri yeniden üretici yapmaya yönelik planların bulunmayışını
eleştirenler... Yarı latifeyle Türklerle Kürtlerin barıştığı her dönemde
Ermenilerin canının yandığını; Ermeni soykırımını dahil etmeyen bir yüzleşmenin
eksik kalacağını anımsatanlar... Mağduriyetlerin tekilleşmemesini, Alevilerin,
Süryanilerin sözlerinde yalnız bırakıldığını söyleyenler... İnançsızların ihmal
edildiğini, diğer yanda dindarların temsilinin yetersizliğini masaya
koyanlar... “İktidar bizim tasvip etmediğimiz bir dindarlığı savunuyor. Bizi
kendi elinizle karşı tarafa veriyorsunuz” diye uyaranlar...
‘Hakikat, yüzleşme ve adalet’, ‘Hukuk, yol temizliği ve
yeni anayasa’, ‘Müzakere sürecinde barışın toplumsallaşması ve demokratik
siyaset’ başlıklı gruplara bölünen katılımcılar kendi raporlarını tamamladı. Şu
an arka masamda bir ekip, konferansın sonuç deklarasyonu için çalışıyor.
Deklarasyonlar tek başına bir anda büyük değişimler yaratmaya muktedir
olmayabilir. Bu konferans, katılımcıların bizzat varlığıyla ‘deklare’
ettikleriyle daha fazlasını söyleyecek gibi geliyor bana. Umudumuz budur.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.