Yıl
2013, ama bu ülkede takvimler hala 24 Nisan 1915'de kalmış gibi görünüyor.
Üzerinden 98 yıl neredeyse bir asır olacak 24 Nisan hala bitmedi sürüyor... Bir
daha acılar yaşanmaması için, takvim yapraklarından delice koparmak istiyorum
halkları yasa boğan tarihi günleri. Ezilen ve soykırım yaşayan bir halkın
çığlığına karışmıyorsa çığlıklarınız, yüreğiniz sadece bir organdır.
24
NİSAN 2013'den bu güne değin bu ülkede soykırım yaşayan halkların inanç
mabetlerine ve Kızılbaş Alevilerin evlerine işaretler konulmasını, medyadan hep
birlikte endişe içerisinde izliyoruz.24 Nisan'da Süryani halkının kutsal
kudüs’ü olan Mor Gabriel manastırının duvarlarının yıkım kararı çıkması ile
başlayan sistematik saldırı süreci tüm hızıyla devam ediyor...
17
gün önce Türkiye’den Suriye’ye gitmekte olan Süryani halkının ruhani liderleri
kaçırılmış, bu güne değin hiçbir haber alınmamıştır. Savaş ülkesi Suriye’de,
halkların dini liderleri, kaçırılıyor ama basında, medyada yeterince bir haber
yapılmıyor. Yaklaşık 3 hafta önce kaçırılan Süryani Ortodoks metropolitler,
serbest bırakılıncaya dek çığlıkları, çığlımız olacaktır.
Son
1 haftadadır ise İstanbul merkezli Ermeni ve Rum kiliselerine, hem de Ortodoks
Rumların bayram gününde saldırıların olması ve son olarak da 2 gün evvel yine
İstanbul Maltepe'de Alevi evlerinin işaretlenmesi ''acaba'' dedirtiyor insana.
Karanlık ve gerici güçler tamda barış sürecinde, bu gücü kimden alıyorlar?
Bunlar faili belli saldırılar. Göstermelik yakalanan saldırganlar!!!
Hükümet
yetkilileri, ülkede yaşayan azınlıkların ve Alevilerin yaşam hakkına son
günlerde yapılan saldırılar konusunda ise üç maymunu oynuyor.
Süryanilerle
başlayan Ermenilerle, Rumlarla devam eden saldırılar Alevileri vurmazsa olmaz.
3-4 gün önce de İSTANBUL/Maltepe’de yaşayan Alevilerin evleri hedef seçilerek
işaretlenmesini , insan hakları savunucusu olarak esefle kınıyor, lanetliyorum.
Bu ülkede 1915'in ve Alevi katliamlarının hesabı sorulmadıkça, resmi
tarihimizle yüzleşmedikçe, nefret suçlarıyla savaşma yasaları çıkartılmadığı
sürece bu ülkeye ne barış gelir ne de demokrasi.
Türkiye’nin
ivedi bir şekilde 'Nefret Suçları Yasası' ve bu yasaların uygulanmasına çok
ihtiyacı vardır. Gelişmiş ülkelerde nefret bir suç kapsamındadır ve ağır cezası
vardır. Örneğin California’da 105 ayrı Irktan yasayan eyalette, 110 dilin
konuşulduğu Los Angeles’te, herkes bilir ki sadece nefret ediyorsun diye bir
ırka, bir millete karsı suç isleyemezsiniz. İşlerseniz cezası çok ağır olur. Bizde
ise nefret suçu işleyenlere karşı hukuk, suç unsuru değildir kararı verecek
kadar çağdaşı uygulamalara imza atıyor.
Ülke
olarak barış sürecine girdiğimiz bu günlerde, artan ırkçı saldırılar Kürt
halkıyla birlikte soykırım yaşayan bu ülkenin yerli halklarına ve inançlarına
yapılmaktadır. Özellikle barış sürecinde, kadim halkların kiliselerine saldırı
demek barışa kurşun sıkmak demektir.
Bu
saldırıları gerçekleştiren faşistleri, gelişmiş teknolojiye sahip emniyet
güçleri tarafından mobil kameralardan tespit etmek çok kolay artık. Teknolojik
kameralar sadece bu ülkenin emek ve demokrasi güçlerinin düzenlediği
mitinglerde, kimlerin yer aldığının tespiti için midir? Bu saldırganları sözde
değil, özde yakalayıp sorgulamadıkça adalete olan güvensizlik devam edecektir.
Bu
saldırılardaki amaç ülkede sayıları her geçen gün azalan, geri kalan
azınlıkları da korkutup kaçırtmaktır. TC’de herkes bilsin ki, azınlıklar bu
ülkede bir avuç değiller gayrı, son yapılan etnik araştırmalar sonucu milyonlar
artık Ermeni-Süryani-Rum olduğuna göre, bizlerde bu kadim halkların
torunlarıyız. Son bir hafta içinde ise İstanbul’da Ermeni ve Rum kiliselerine 3
faşist saldırı yapılmıştır. Adliyeye suç duyurusunda bulunan Ermeni halkına
mahkemenin savunması ise ilginçtir ‘’suç
unsuruna rastlanmamıştır ’bu, yeni saldırılar yapın anlamına gelmektedir. Bu
ülkenin yerli halkları olan Ermenileri, Süryanileri, Rum’ları ve Alevileri
devletin yasaları korumayacaksa kim koruyacak?
Oysaki
soykırım yaşayan halkların inanç mabetlerine ve Süryani metropolitlerine
yapılan saldırı, biz ezilenlere yapılmıştır.
Ermeni
patriğin Dersimli aleviler, Ermeni’dirler basın açıklamasından sonra ASIMDER
adli ırkçı dernek, "devleti göreve
çağırarak, Patrik Vekili Sayın Aram Ateşyan’ı hedef göstermiştir. Hedef gösterildikten
tam bir gün sonra bayram gününde İstanbul Ermeni kilisesine saldırı
düzenlenmiştir.
Saldırının
yapıldığı günün özellikle bayram günü seçilmesi ise çok ilginçtir. Süryani
Ortodoks ve Rum Ortodoksların bayramı olan Pascalya bayramında, kadim halklara
bayram yaşatmayanları şiddetle kınıyorum. Soykırım yaşayan halklara ve Kürt
halkına Anadolu coğrafyasında yapılan saldırılar durana dek, biz İnsan hakları
savunucuları, barışseverler, yurtseverler, demokrasi ve emek güçleri olarak
yanlarındayız ve yastayız. Sistematik bir şekilde 2015'e ramak kala Ermeni
-Süryani-Rum halklarının inanç mabetlerine yapılan saldırılar ise münferit
saldırılar değildir. Kısacası bu ülkede Ermeni, Süryani, Rum, Ezidi, Alevi
olmak ateşten gömlek giymek demektir.
Ne
yazık ki yine bir bayram gününde paylarına bayram değil, yine gözyaşı, yine
acı, yine kan düştü...
En
son olarak da Aleviler korkutularak, Kürtlere ve Kürt özgürlükçülerine
düşmanlaştırılmaya çalışılıyor. Herkes de biliyor ve tarih de yazıyor ki; son
yüzyıldaki tüm Alevi katliamları ki neredeyse tamamı Kürt Alevilere yöneliktir
ve İttihat Terakkici gelenek ile onun temsilcisi CHP tarafından
gerçekleştirilmiştir. Öldürülenler Kürt Aleviler, öldüren de Kemalist CHP’nin
yönettiği devlettir. Yine Herkes bilsin ki soykırım yaşayan yerli halklar bu
ülkede yalnız değildir.
ZEYNEP
TOZDUMAN
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.