Rehberimiz Burçin’in her müze, cami ve kültür merkezi
girişinde en çok kullandığı sözcük “burası eski bir Ermeni binası. Ermeniler
gittikten sonra bina dönüştürüldü.” Gaziantep’te Ermenilerden kalan binalardan
kırpıp Cumhuriyet’e yıldız yapmışlar belli ki. Yemek Müzesinin girişinde
yönetmen Nathalie Borgers bu “gittikten sonra” lafına takıyor haklı olarak.
Gönderildiler diyorum ona, 1915’te. Büyük Şehir Belediyesi’nin turunda Aziz
Bedros Kilisesi’nden yapma bir kültür merkezinde ise çocuklar dans dersi
alıyor. Zeybek türküleri ve bir de “İlle de Roman olsun” parçası var repertuarda.
Romanlar şu anda sorunsuz bir kelime sadece, Ermeniler ise turistik. İç
acıtıyor manzara ama ne yapılırsa yapılsın Ermeni kimliği ve etkisi kentte
silinemeyecek biçimde yaşıyor yine de, üstü örtülemiyor. Narın kabuğunu
çatlatmaya hazır, kabuğun altında huzursuz edici bir yara gibi büyüyor.
Adını kentin çok kültürlü kimliğine işaret etmek üzere
bir Ermeni simgesinden alan Nar Kültür ve Sanat Derneği’inin üçüncü sinema
festivalindeyiz. Bir avuç genç neredeyse imkansızı başarmış; bir kültür
etkinliğine bir kent nasıl seferber edilir, sinema bir kente nasıl mal edilir
bunun kitabını yazmışlar sanki. Üniversiteden otellere, kentin beş salonlu M1
sinemalarından tarihi mekânlara kurulmuş restoranlara, yerel basından
büyükşehir belediyesine kadar pek çok kurum onlara inanmış, olanaklarını
seferber etmiş. Halk beş gün boyunca biletsiz film izliyor; her filmin sonunda
da yönetmenler ve oyuncularla yapılan söyleşilere katılıyor, sorularına
yanıtlar arıyor. Gençler zehir gibi; o sırada hangi yönetmen sahnedeyse onun
filmografisine çalışarak gelmiş çoğu.
Reha Erdem’in Jin’i, Pelin Esmer’n Gözetleme Kulesi, Guy
Lee Thys’in Karışık Kebap’ı, Zeki Demirkubuz’un Yeraltı’sı, Reis çelik’in Lal
Gece’si, Onur Ünlü’nün Sen Aydınlatırsın Geceyi filmi, Belma Baş’ın Zefir’i,
Emin Alper’den Tepenin Ardı, Erden Kıral’ın Yük’ü büyük ilgi görüyor; bunları
çok sayıda belgesel ve kısa film takip ediyor. Emek mücadelesi, Kürt sorunu, ekolojik
tahribat, eşcinsel çocuklarının hakları için mücadele eden ailelerin hikayesi,
kimlik ve aidiyet sorunları gibi konular içeren filmler birbiri ardı sıra
beyazperdeden akıyor. Kesintisiz.
Festival’in açılış filmi, Ali Sait Liman’ın Büyülü
Fener’i kentin geçmişte de sinemayla çok özel bir ilişkisi olduğunu anlatıyor.
Gaziantep birçok filmin de platosu olmuş, vaktiyle. Nakip Ali’nin başlattığı
sinema serüveni kentlileri giderek önemli bir seyirci potansiyeli haline
getirmiş. Nakıp Ali’nin sinema aşkını şimdi Nar Sanat gençliğinin devraldığı
söylenebilir. Her yerde sinema festivali yapılabilir ama bir festivalin
hazırlanış sürecine neredeyse bütün kentin dahil olduğu bir etkinlik ancak
Nakıp Ali soyundan gelenlerce kotarılabilir. Filmi izlerken bunu hissediyorsunuz.
Festival gecelerinde, program sonrasında uzun masalar
kuruluyor. O masalarda konuklar ve Nar’cılar ertesi günün başlangıç saatlerine
kadar sohbetin belini kırıyorlar. Bu masaların maskotu, filminde Avrupa’da
yaşayan Türkiyeli göçmenlerin kimlik ve uyum soranlarını anlatan Belçikalı
yönetmen Guy Lee Thys ile oyuncu Cem Akkanat. Zaman zaman Türkiye’ye gelen
ikili sayesinde biz de Türkiye’ye dışarıdan bakma olanağı buluyoruz.
Cem “sanki bir şey sıkışıyor bu ülkede diyor. Sıkışıyor
ve birazdan bir patlama olacak gibi.” Bu sıkışıklığın içinde Gaziantep’in
kapladığı yer ise azımsanmayacak kadar geniş. Anadolu kaplanları içinde en
hızlı büyüyen kentlerden biri bu; bir yandan sanayi hızla gelişmiş ve lüks
tüketim malları alıcısı kesimi büyütmüş diğer yandan da sefalet diz boyu. Lüks
konutların pencerelerinden görülen manzara bu sefalet. Sınıf çelişkileri
oldukça keskin. Kentin sınırları Ortadoğu’nun ve dünyanın bir numaralı sorununa
açılıyor. Camilerin avlusunda yatan Suriyeli mülteciler bu sorunun kentin içine
bıraktığı tortulardan sadece biri.
Eski kentin olduğu bölgelerde ise o modern kent bitiyor
ve ortaçağ başlıyor. Bakırcılar Çarşısı, sayısız hanı, mağaralarıyla kent eski
el sanatlarının hala sürdürüldüğü bir atelye gibi harıl harıl çalışıyor. Kentin
Arap kültürü ağırlıklı bu bölümü turistik uğrak yeri.
Kentin keskin çizgilerle bölünen ikili karakteri ve bu
keskinliğin belirlediği insan ruhu yönetmenlerin ilgisini çekmiyor değil.
Gaziantep festivale katılan yönetmenler için de potansiyel bir plato. Zeki
Demirkubuz son projesi Kor için Gaziantep’i düşünebileceğini söylüyor. Guy ise
Suriye sınırına kadar gitmek ve sonraki filmi için gözlem yapmak istiyor.
Eski Ermeni mahallesi şimdi restorasyon sürecinde. Bey
Mahallesi’ndeki binalar yenilenmiş, kullanılabilir hale getirilmiş böylece
Ermeni kültürü turistik bir motif haline getirilerek “zararsızlaştırılmış.” Bu
evler şimdi kafeterya, avluları çay bahçesi, kültür merkezi olarak dekore
edilmiş durumda. Dar sokaklarda yıkanmış çamaşır, kurutulmuş biber ve nane
kokusu değil menengiç kahvesinin buharı nargile fokurtusu dolaşıyor. Eski
evlerin duvarlarında bozulmadan duran resimler ise fotoğraf karelerine sığıyor.
Narın çatlamaya hazır kabuğunun içine sukûnet zerkediliyor böylece. Kentin izi
silinemeyen kadim kültürlerinden kalan izler hoşça vakit geçirmeye yarayan
aksesuarlar gibi.
Tekrar sinema salonuna döndüğünüzde ise Ulucanlar
baskını, mülteci kampları, gözaltında kayıplar, Filistin sorunu, cinsel
istismar ve kadınların çektiği acılar, derelere pislik akıtan sanayi tesisleri,
Dersim katliamı, Arap ve Kürt halklarının, çocukların ve kadınların,
yoksulların ve ezilenlerin dertlerini izlemeye devam ediyorsunuz. Kabuğun içine
sukûnet ne denli yüksek dozda zerk edilirse edilsin taneler beyazperdede
saçılıyor; bütün o dertlerin sahibi ezilenler özgürlük arayışını perdede
sürdürüyor. Kabuk çatlayınca olacakları görüyorsunuz. Herbiri nar tanesi gibi
diri, nar taneleri gibi sıkıştırılmış halklar bu kabuk yarıldığında altındaki
sessizlik çığlığa dönüşüyor.
Nar film festivali sanatın dokunuşuyla bu kabuğun
çatlamasına katkıda bulundu karınca kararınca. Ezilenlerin sesini tek bir
pelikülde bir araya toplamak, taneleri tek tek görünür kılmak için. Hatice,
Ebru, Duygu, Süleyman, Kemal, İsa ve diğer akıllı ve yürekli gençler bu anlamlı
buluşmanın mimarları... biz filmleri izler, Antep’e kuşbakışı bakarken onlar
şimdiden bir sonraki yılın festivalini planlıyorlar.
Ellerine ve cesaretlerine sağlık.


2 yorum:
Türkiyenin her tarafını gezdim,Antepdeki gibi sağlam kalmış bir Ermeni mahallesi başka hiçbiryerde yok,Ermeni kiliseside çok tahrif edilmesine ve amacının dışında kullanılmasına rağmen hala ayakta,hapishane olarak dahi kullanılmış,her aklıma geldiğinde o gün orada yaşayan insanlar için gözlerimden yaş gelir ve 1915 yılında buharlaşan Ermenilerin sağ kalan çocuklarının büyüyünce neden Fransızların peşine takılarak Antebe geldiklerini anlayabiliyorum,biraz Empati yapmasını becerebilen her insan anlayabilir.
Bu yazılanların herbir satırına eksiksiz katılıyorum,ve Antebin işgalinde Fransızların yanında neden Ermenilerinde olduğunu çok güzel açıklamışsınız,teşekkürler ve tebrikler.
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.