Sevan Nişanyan'ın sözleri de ifade özgürlüğüne ilişkin
tezi de problemli. Ama 13,5 ay hapis cezası alması da öyle. Ne zaman ifade
hürriyeti ile ilgili bir yazı yazsam “O hakaretler sana, karına, annene, babana
yapılsa yine ifade hürriyeti der misin?” sorusu geliyor.
Haklı bir soru...
Gerçi kimi okurlar sormayıp direkt ‘ananı avradını...’
diye başlayan ağır ifadelerle yedi sülaleme saydırıyor ama olsun, fark etmez.
Ringe çıkan terler...
Benim için prensip basit...
Kimsenin kutsalına hakaret etmem...
Prensip olarak edilmesini de istemem.
Ama edeni de kendi seviyesi ile baş başa bırakırım.
Ben bırakırım ama mahkemelerimiz maşallah önüne geleni
‘hakaret’ suçundan mahkûm ediyor.
Son örnek yazar Sevan Nişanyan.
Maalesef Fazıl Say’ın ardından Sevan Nişanyan da hapis
cezasına çarptırıldı.
Suçu ne?
‘Hz. Muhammet’e hakaret, halkın bir kesiminin benimsediği
dini değerleri alenen aşağılama.’
Fazıl Say 10 ay hapis cezasına çarptırılmıştı, bir daha
tekrarlamaması kaydıyla cezası ertelenmişti.
Oysa Nişanyan’ın 13,5 aylık cezası, sabıkası olduğu için
para cezasına çevrilemiyor.
Eğer üst mahkeme bozmazsa Nişanyan hapis yatacak.
* * *
İronik olan şu:
Nişanyan geçen yıl blogunda yayımladığı yazıyı nefret
söylemi ve ifade hürriyetinin sınırlarını test etmek için yazmıştı.
Nefret söylemine ‘azınlık-çoğunluk’ kriteri getirmişti.
Özetle Fransa’da Fransızlara hakaret nefret söylemine
girmez çünkü onlar zaten çoğunluk ama Fransa’da bir Yahudiye, Arap’a hakaret
girer çünkü onlar azınlık ve nefret suçunun potansiyel hedefi demişti.
Bu tezini desteklemek için...
“Bundan yüzlerce yıl önce Allah ile kontakt kurduğunu
iddia edip bundan siyasi, mali ve cinsel menfaat temin etmiş bir Arap lideriyle
dalga geçmek nefret suçu değildir” cümlesini kurmuştu.
Nişanyan’ın tezi şu:
“Türkiye’nin çoğunluğu Müslüman, dolayısıyla
Müslümanların peygamberi ile dalga geçmek nefret suçu değildir.”
Tıpkı İsrail’de Yahudilikle dalga geçmenin nefret suçu
olmaması gibi.
Ama Nişanyan’a göre eğer Müslümanların ya da Yahudilerin
tehdit altında olduğu bir ülkede bunu yaparsan nefret suçuna girer.
Gerçekten öyle mi?
* * *
Nefret suçuna şiddetten sonra bir de azınlık-çoğunluk
kriteri getirilmeli mi?
Çok net söyleyeyim, ben Nişanyan’ın ortaya attığı bu tezi
kesinlikle problemli buluyorum çünkü bir söylem ya da eylemin niteliği nüfusun
niceliği ile değişmez.
Kürtler azınlıkta diye Türklerle nefret suçunun
eteklerinde dolaşarak dalga geçemez, tıpkı Türkler gibi.
Ya da Katolikler azınlıkta diye Protestanların kutsalına,
Müslümanlar azınlıkta diye İsrail’de Yahudilerin kutsalına saldıramaz,
saldırmamalı.
Bu çok önemli bir entelektüel tartışmanın konusu.
Katılırsınız katılmazsınız.
Söyledim, ben Nişanyan’a katılmıyorum.
Bu yüzden de Hz. Muhammet ile ilgili sözlerini, incitici,
haksız ve hatta insafsız buluyorum.
Kendisine dalga geçtiği peygamberin şu sözünü hatırlatmak
istiyorum: Hiçbiriniz kendisine yapılmasını istemediği şeyi mümin kardeşlerine,
başkalarına yapılmasını istemedikçe gerçekten iman etmiş sayılmaz.
Böylesine incelikli ve evrensel bir düsturu iman etmenin
şartı olarak gören bir peygamberi o ifadelerle anlatmak her şeyden önce
hakikate hilaf (aykırı).
Ama böyle bir tartışma başlattı ve bu ifadeleri kullandı
diye Nişanyan’a 13,5 ay hapis cezası vermek de başta adalet, demokrasi, hukuk
ve uymakla yükümlü olduğumuz AİHM kararlarına hilaf.
http://www.radikal.com.tr/yazarlar/eyup_can/nisanyanin__ifade_ozgurlugu-1134629
1 yorum:
Google / Nefret suclariyla nasil mucadele etmeli. Sevan Nisanyanin son yazilari.
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.