***
Yrd. Doç. Dr. Şener Aktürk, 'Türkiye'nin Kimlikleri' adlı
kitabı ile dini ve etnik grupları büyüteç altına aldı. Şener Aktürk, Etkileşim
Yayınları'ndan çıkan kitabında Alevi, Kürt, Arap gibi pek çok kimliği 1950-1980
dönemine değinerek; Rusya, Çin, İspanya ve ABD örnekleri ile karşılaştırarak
inceledi.
Dini ve etnik yapılara karşılaştırma ile eğilen bir kitap
yazmayı amaçladığını aktaran Aktürk, "Yapıtı incelemenin karşılaştırmalı
olmasına yaptığım vurgu, alanımın karşılaştırmalı siyaset olmasından ve maalesef
karşılaştırmalı siyasetin Türkiye'de göz ardı edilmesinden, ilerlememesinden
kaynaklanıyor." ifadesini kullandı.
Aktürk, medeniyet kavramının çokça kullanıldığı bir
dönemde karşılaştırmaların nadir olduğunu belirterek, "Fernand Braudel'den
Samuel Huntington'a kadar medeniyetler için yazmış bir düzine (çoğu Batılı)
yazarın medeniyet tanımlarını karşılaştırmalı olarak ele alıp ayrıldığı yönleri
ortaya koyarak, medeniyete yeni ve ortak bir tanım gayretine girişiyor ve bu
tanımla da İslâm medeniyeti kavramını sorguluyorum. " dedi.
Yrd. Doç. Dr. Aktürk, kitabında Marx'ın yapıtlarından
'Yahudi Sorunu Üzerine'de laik devlet, sivil toplum ve dindarlık bağlantısı ile
ilgili fikirleri tarihin ve karşılaştırmalı siyasetin deneyimine tabi tuttuğunu
da dile getirdi.
Kürt açılımında İslâmcı ideolojinin önemli rolünü
olduğunu vurgulayan Aktürk, "Yazılarım da bu tezi dolaysız olarak dile
getiren nadir akademik yayınlardandır." dedi.
Cumhuriyet'in kimlik algısına da değinen Aktürk, şunları
ifade etti:
"Osmanlı'nın çöküşü ile fiilî olarak tek dinli fakat
pek çok etnik kökeni içeren bir Türklük tanımı yapılmıştır. Mecazi olarak
gözümüzde canlandırmamız gerekirse Osmanlı kimliğinin dört ayağı olan dört ana
millet arasından, Türkiye Cumhuriyeti sadece İslâm milletini ulusu olarak kabul
etmiş fakat o ayağa da İslâm milleti yerine laik Türk ulusu demiştir.
Osmanlı'nın diğer üç ana milletine (Rum, Ermeni, Musevi) Türklük kapısını
kapatmış ve ancak ikinci sınıf vatandaşlar olarak yaşamalarına bir süre
tahammül edilmiştir. Bu üç grubun 'resmî azınlıklar' olarak tanınmasının fiilî
karşılığı bir çeşit geçici ikinci sınıf vatandaşlıktır."
"Türklükten dışlanan üç gayrimüslim millet bu
durumdan şikâyetçi olduğu gibi, kendisine 'Türk' denilen İslâm milletinin bazı
unsurları da durumlarından pek memnun olmamıştır." diyen Aktürk, o dönemde
vukubulan olayları şöyle anlattı:
"1919-1922 dönemini kapsayan 'Millî Mücadele'de
esasında dinsel anlamıyla millî bir mücadeleydi; yani İslâmî mücadele. Yoksa
1919-1922'de yapılan mücadeleye, gerek söylemi gerekse katılımcıları bakımından
kesinlikle Batı Avrupalıların anladığı ve şu an pek çok kimsenin sandığı gibi
laik ulusal (nasyonel) bir mücadele denilemez. Öyle olsaydı Millî Mücadele
muhtemelen zaten kazanılamazdı. Türkiye Cumhuriyeti yerine Anadolu'da laik
ulusalcı Çerkez, Gürcü, Laz, Arap, Kürt ve Türkmen devletçikleri veya Avrupa
devletlerinin himayesinde otonom bölgeleri kurulurdu. Buna benzer bir girişimi
deneyen Çerkez ve Kürt milliyetçileri oldu. Bilhassa Çerkezler Millî Mücadeleye
karşı pek çok isyanın da belkemiğini oluşturdu. Ama sonuçta Ankara merkezli
İslâmî mücadele hükümetinin çekim gücü tüm Müslüman unsurların büyük oranda
ortak bir kurtuluş mücadelesine katılmasını mümkün kıldı."
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.