Önce belirtmek gerekir ki
söz konusu uzlaşmanın bir çeşit uzlaşmazlık çözümü yöntemi ve bir hakemin ya da
hakemlerin bulunduğu bir nevi pazarlık yolu olan hukuki uzlaşma ile ilişkisi yoktur.
Uzlaşma tanımında da
çeşitli görüşler var. Kimine göre uzlaşma demokrasinin temel ögelerinden biri.
Kimine göre ise demokrasi bir uzlaşma rejimi. Bizim sözünü ettiğimiz uzlaşma ise yaratıcı bir
karar alma sürecidir.
Söz konusu uzlaşmanın vazgeçilmez ilk koşulu uzlaşmanın farklı fikirleri üreten taraflarca yapılması ve yine sonuca taraflarca varılmasıdır. Hakemler ve çoğunluğa dayanan oylama varsa uzlaşmadan, ortak payda aramadan söz edilemez. Sözünü ettiğimiz uzlaşmayı şöyle tanımlamak mümkündür: Uzlaşma, tarafların birbirlerine ödün vermesi değil, tarafları ikna ederek ilk öneriden daha iyi, daha yararlı herkesi mutlu edecek yaratıcı çözümler bulma sürecidir. Uzlaşmanın temel amacı toplum için daha yararlı, daha iyi sonuçlara ulaşmaktır. Sadece uzlaşma adına toplum için yararlı olmayacak hatta zararlı olacak sonuçlar verecek karşılıklı tavizler vermek, uzlaşma değil pazarlıktır ve ancak erdem eksikliğini gösterir.
Söz konusu uzlaşmanın vazgeçilmez ilk koşulu uzlaşmanın farklı fikirleri üreten taraflarca yapılması ve yine sonuca taraflarca varılmasıdır. Hakemler ve çoğunluğa dayanan oylama varsa uzlaşmadan, ortak payda aramadan söz edilemez. Sözünü ettiğimiz uzlaşmayı şöyle tanımlamak mümkündür: Uzlaşma, tarafların birbirlerine ödün vermesi değil, tarafları ikna ederek ilk öneriden daha iyi, daha yararlı herkesi mutlu edecek yaratıcı çözümler bulma sürecidir. Uzlaşmanın temel amacı toplum için daha yararlı, daha iyi sonuçlara ulaşmaktır. Sadece uzlaşma adına toplum için yararlı olmayacak hatta zararlı olacak sonuçlar verecek karşılıklı tavizler vermek, uzlaşma değil pazarlıktır ve ancak erdem eksikliğini gösterir.
Uzlaşmanın ön şartlarının
gerekliliğini unutmamak gerekir. Öncelikle tarafların gerçek ve değerler
paradigmasının benzer olması gerekir. Paradigmalar karşıt ise, tarafların
uzlaşması beklenemez. Karşılıklı tavizlerle, sen benim isteğimi kabul et, ben
de senin başka bir isteğini kabul edeyim yaklaşımı da uzlaşma değil olsa olsa
pazarlık olur. Doğrusu yarımdır ama madem siz 4 diyorsunuz hiç olmazsa 2 olsun
tavrı tam bir pazarlık, daha doğru ifadeyle Mahmutpaşa pazarlığı kültürüdür.
Pazarlık kültürü de olsa olsa ehven-i şerre yani ancak kötünün iyisine götürür.
Uzlaşmada ise amaç başta da söylediğimiz gibi toplum için en yararlı, en iyi
olanı bulmaktır, meşhur olmak, kahraman olmak gibi kişisel tatminler değil.
İkinci olarak tarafların hoşgörünün de temeli
olacak özgüvenli ve önyargısız olmaları gerekir. Üçüncü olarak tarafların yeterli bilgi ile donanmış
olmaları gerekir. Dürüstlük, tutarlılık ve hakkaniyet ise doğal olarak
vazgeçilmez koşullardandır. Tarafların samimi olması gizli gündemi ve gizli
amacı olmaması, en önemlisi de çıkacak sonuç en iyi ve en faydalı sonuç
olmasıdır.
Şimdi konuyu cemaat açısından ele alırsak göreceğimiz manzara epeyce
farklı. Öncelikle en iyiyi ya
da iyi çözümü bulmak yerine eski deyimle ehveni şerri yani kötünün iyisini bulmak hedefleniyor. Çünkü farklı gerçek ve değer paradigmalarına sahip grupların ortak
fikir üretmesi bekleniyor. Böylece İslam hukukunun önerisi olan ehvenişer bizim
cemaate de yerleşmiş oldu.
Daha da kötüsü tarafların
birbirini ikna etmesi değil, tarafların
yöneticileri ikna etmesi bekleniyor. Bu da uzlaşma değil olsa olsa
münazara olur. Doğru, haklı ve yararlı olanın değil, ağzı iyi laf yapanın,
gösterişli tanıtımlar yapanın, popülist yaklaşımların başarılı olma şansı çok yüksektir.
İyi bir konuşmacının münazarada dünyanın düz olduğu iddiasında başarılı olması
gibi. Oylamaya katılanların çoğunun konuyla ilgili kararını almış yani
ön yargılı olması da başka bir açmaz.
Diğer çelişki ise
paradigma ile ilgili. Bir yanda çoğunluğu cemaat olarak tanınmaya bu nedenle
Lozan'a bile karşı olan, biz etnik topluluğuz, Patrik bizi temsil edemez diyen
laikçi ve pozitivist grup, diğer yanda bu topraklarda varlığımızın temel
nedeninin kilisemiz ve patrikliğimiz olduğunu düşünen, Patriklik merkezli
cemaatin tüzel kişiliğinin ve örgütlenmesinin gerekliliğine inanan, Patriğin
cemaatin hukuki temsilcisi olduğunu kabul eden grup var. Böyle karşıt
gruplardan cemaat yani dini toplulukla ilgili ortak ve yararlı bir karar
çıkabilir mi?
Diğer taraftan, belli
grupların gizli ajandası olduğu görülüyor. Amacı ulaşmak için sistemin zarar
görmesine de dikkat edilmiyor. Makyavelist yaklaşım amaca ulaşmak için her yolu mubah görüyor.Kötü
örnekler örnek alınarak sistem alt üst edilebiliyor. Arkasına yeterli basın
desteğini alan gruplar uzlaşmayı bir ikbal, bir meşhur olma yolu olarak da görebiliyor.
Tarafların birbirini ikna
etmesi yerine, tarafların yöneticileri ikna etmesi bekleniyorsa uzlaşmadan söz edilemez. Hele gizli oyla
karar almaktan korkarak açık oylamaya gidilmesi,alınan kararı tamamen
tartışmalı hale getirir. Eğer bir yerde gizli oylamadan korku varsa orada
iradeler üzerinde bir tehdidin varlığı düşünülür.
Cemaatte görülen alınan kararların belli tavizler karşılığında taraflara kabul ettirilmesi ve bunu tarafların dışındaki kişilerce bir oylama ile cemaat kararı gibi sunulmasının ise uzlaşma ile ilgisi yoktur. Bu yol sadece cemaati bir ehvenişerrler, vasatlar cemaati haline getirir ve çoğunluğu mutlu etmediği gibi topluma da yarar sağlamaz.
Cemaatin her hangi bir konuda karar alınacaksa bununla ilgili bir sistemin kurulması gerekir. Öncelikle cemaatin gerçek ve değerler paradigması farklı olan gruplardan uzlaşma beklememesi gerekir. İdeolojik saplantısı olan grupların uzlaşma kültüründen söz etmesi mümkün olmaz. Konuyla ilgili çalışmalar yapmış gruplarla, konunun incelikleriyle çok az ya da hiç ilgilenmemiş kişilerle birlikte toplayıp, sonra da herkese eşit oy hakkı tanıyıp karar almak, olsa olsa münazara ya da pazarlık kültürü olur.
Sonuç olarak, bazı
çevrelerin akıl yerine kurnazlığı, tarafsız haber yerine manipülasyonları, objektif
yorum yerine yönlendirici yorumları, gerçekler yerine dedikoduları öne çıkarıp
toplumu yönlendirdiği ortamda, olsa olsa
pazarlık ve münazara kültürü öne çıkar
ve uzlaşmadan söz etmek zor olur.
Sevgiler.
Murat Bebiroğlu
Mayıs 2013
12 yorum:
Yazarin uzlasma tanimi onemli bir eksiklik icermektedir. Oyleki, uzlasma onerdigimiz sekilde de tanimlanabilir ve boyle tanimlanmasi halinde uzlasmaz gibi gorunen nice birey ve gruplarin her konuda kilitlenmelerini asabildikleri gorulmustur. Soyle ki;
"Uzlasma bir konuda farkli gorusleri savunan birey ve/veya gruplarin ayriliklarini degil ortak olduklari noktalari on plana cikararak
bu ortak noktalar temelinde gecici ve/veya surekli birliktelikleri" seklinde de tanimlanabilir.
Eger uzlasma boyle tanimlanir, algilanir ve anlasilirsa ornegin yazarin patriklikle, dini liderlikle ilgili soylediklerinde yazarla ayni dusundugu halde gundelik politika konularinda ornegin AKP karsitligi ya da yandasligi konularinda farkli dusunen birey/gruplar, ornegin tuzel kisilik konusunda birlikte mucadele verebilirler.
Yaziya iliskin ikinci belirtmek istedigim nokta ise,yazar, uzlasma/uzlasmazlik pazarlik, munazara, manipulasyon vbg. deyimlerle tanimladigi tum durumlari cemaat ici bir sinirlilikla ele almis. Oysa bugun ve her zaman icinde cemaatin de yer aldigi bir dunya, icinde cemaatin de yer aldigi bir ulke var ve cemaatin sorunlarinin cozumleri sadece cemaat icinde cozulecek seyler degil. Turkcesi, cemaat icinde yasadigi buyuk toplumun daha kucuk olcekte bir parcasidir. Sorunlari buyuk toplumun sorunlarindan farkli bile olsa buyuk toplumun diger benzer parcalarindan ayri ve bagimsiz bir sekilde sadece kendi sorunlarina odaklanarak ilerlemesi mumkun degildir. Bu nedenle yazidaki yazarin diger yazilarinda cok sik gordugumuz ice donukluk, dunyayi, toplumu ve kendi gibi dusunmeyeni inkar ve yok sayma yaklasimi cemaate yararli bir yaklasim degildir.
''Ne de olsa dünya dönüyor.Ya tutunup onunla birlikte döneceksiniz ya da ayağa kalkıp itiraz edecek ve dışarı fırlatılacaksınız.''
Yeşil Yol, Stephen King
Adsız okurumuz, öncelikle yorumlarınızda eleştiriler ve özellikle suçlamalar varsa adınızı soyadınızı yazmanız etiğe uygun olur. Tabi böyle bir kaygınız varsa. Türkiye Ermeni toplumu yani cemaat ile ilgili gerçek ve değerler paradigması farklı ise, doğrudan cemaatle ilgili konularda ortak nokta bulmak kolay olmaz. Biz etnik topluluğuz, cemaat değiliz diyen grupların cemaatin yani dini topluluğun tüzel kişiliğini samimi olarak istemesi mantığa aykırıdır.Elbette çıkıp 24 Nisan konusunda, özgürlükler konusunda ortak nokta bulmak mümkündür. Burada sözü edilen cemaat vakıflarıdır. Dini topluluğu, cemaat olmayı kabul etmeyenlerin dini topluluğun vakıflarını kabul etmeleri ayrı bir sorundur.
İkinci konuya gelince pazarlık, münazara, manipülasyon gibi deyimlerin tanımladığı tüm durumlar cemaat içi bir sinirlilikle ele alınmış deniyor. Demek istenen cemaatle sınırlı olması kast ediliyorsa, epeyce garip olur. Ne yani büyük toplumdaki, pazarlık ve manipülasyonlardan mı söz edecektir. Pazarlık, münazara ya da manipülasyon her dilde her toplumda aynı anlamı taşır. Yazının başlığı belli. Benim yazılarımı izleyenler bilirler, ben devlete rağmen, büyük toplumu yok farz ederek çözüm üretilemeyeceğini söyleyenlerdenim. Hangi sözümden okurun bu sonuca vardığını anladığımı söyleyemem. Kim diyor ki cemaatin tüm sorunlarını kendi içimizde çözelim. Böyle bir şey söylemek Türkiye'yi tanımamak anlamına gelir. Sonuç olarak bu yorum pek anlamlı değil. Okurun söylediği cemaat yaşadığı toplumun bir parçasıdır sözü de bir palis gerçeğinden öte bir anlam taşımıyor. Tersi mümkün olmayan yargılar. Son suçlamaya gelince, kendisi gibi düşünmeyenleri inkar nereden çıkıyor. Adamlar aslan gibi ortalarda nasıl inkar edilir.İçe dönüklük, kendisi gibi düşünmeyeni inkar gibi anlamsız sözleri de yok sayalım. Eğer açıkça söylenmeyen, son moda diğer Müslüman azınlıklarla özdeşleşmek ise, bu tam bir bilgisizlik örneği olur. Tabi benimki gibi cemaate zararlı yaklaşımlar yerine kendi yararlı yaklaşımlarını görmek isterim. Benim yazdıklarım da yaptıklarımda ortadadır.
Sayın okurum, doğru anlıyorsam, sen de benim tutunamayacağımı söylüyorsun.Ne yapalım tutunamayan ve dışarı fırlatılan sadece ben olursam dert olmaz yeter ki düşen fırlatılan cemaatimiz olmasın.Ne cemaatten bir talebim var ne de yöneticilerden. Güçlü pozitivist ve laikçi kesimlerden olup tutunacağıma onlara karşı olup fırlatılmayı tercih ederim.Selamlar.
Adsizlara!Makalesini elestirdiginiz Murat bey yine nazaketini gösterip sizlere "Sayin"diye hitap etmis. Ben bu kelimeyi sizler icin kullanamiyacagim,zira aldigim terbiye birisiyle konusurken yüzüne bakmayi,yazisirken ise kendini takdim etmeyi bana ögretti,bunu yapmadiginizin veya yapamadiginizin sebepleri olmali,insan söyledigi sözün arkasinda durmali fakat ismiyle.
Değerli okurumuz, değerli dost Giryan, ne yazık ki son yıllarda mail ile sms ile din adamlarımıza, hakim zihniyetlere karşı çıkanlara ismini gizleyerek hakaret etmek hatta küfür etmek moda oldu.Bu da bu zihniyetin bir göstergesi, ben alışığım. Badriark Hayr, yüzde doksanı Haylar tarafından gönderildiği açık (isimler,yerler, zaman incelenince gönderenlerin Haylığı belli oluyordu) küfürleri danışmanlarına göndermişti ve herkes utanarak okumuştu. Bu yüzden çok şaşmıyorum Makyavelist yaklaşım etik de ahlak da tanımaz ve amaca ulaşmak için her yolu denemekten kaçılmaz. İlgine teşekkürler. Sevgiler.
Sayın Bebiroğlu,sizinle bir kez mailleşmiştik.Cengiz çelik Gördes/manisa dan ben.Size facebook tan arkadaş olma isteği gönderdim.Gördunuz mu bilmiyorum.Yazılarınızı oradan takip etmeyi isterim.
Giryan adli adsiz arkadas ismine basilinca resmi bile olmayan bir blogcu seklinde gozukurken tutup adsizlara laf atman ve de elestirilen ve elestiriye cevap verilen konularda konusmak yerine ortaya atlayip kendince Sn diye bildigin kisilere yagdanlik gorevini ustlenmen hic uygun dusmedi..."Dinime kufreden bari...olsa" diye bir soz var ya aynen o durum yani...Hadi isine simdi...
Hyetert sayfasini yoneten ve yonlendirenler yorumlama bicimi olarak "Anonim"i koymayi uygun gorduklerine gore daha bastan adsiz yorum gonderilmesini kabullenmisler demektir...Simdi, adsizlar agamsin pasamsin seklinde yazinca adsiz olmalari sorun olmayacak, elestirmeye kalktiklarinda "makyavelist" olacaklar oyle mi?...Yazarin cok sevdigi ve cok sik kullandigi "cifte standart" deyisi bu duruma cok uygun dusuyor maalesef...
Son soz olarak, elestirilere "suclama" diyen bir anlayisla dusuncelerin tartisilmasi mumkun olamiyor ne yazik ki...Boyle bir anlayis, devletin geleneksel korku salarak enterne etme politikasi gibi bir islev gorur ancak...Her elestiriyi suclama sayacak, suclama saydigini sahibi ile birlikte teshir ve afaroz edecek, sonra da kendi dogrulari saydigi seyleri alakasiz konularda bile yazdiklarinin icine siringa edecek en sonunda da sutten cikmis ak kasik timsali bir kenara gecip oturacak...Diyecek baska sozum yok...
Doğru, daha baştan biz, çeşitli korkular ve özellikle devlet korkusu yüzünden isim vermek istemeyenlerin de yazmasını engellememek için anonim yorumlara da izin verdik. Ancak ağır eleştiri, karalama ve suçlama varsa isim yazmanın etik olacağını söyledik. Bu gibi yorumları yayımlamadık çoğu kere. Zaten bu yüzden yazdım etik kaygın varsa dedim. Ben, etik kaygısı olan dürüst birinden, en azından cevap verirken ve karalamaları sürdürürken benim adım bu, diyecek medeni cesareti göstermesini beklerdim. Ancak yazdıklarından böyle bir beklentinin boşuna olduğu anlaşılıyor. Hyetert'den teşhir ve afaroz korkusu duymak normal bir zihnin işareti değil. Biz sıradan küçük bir sanal gazeteyiz, arkamızda ne zenginler, ne yöneticiler var. Ne kimseyi vezir ne de rezil etmeyi düşünürüz. Onu yapanlar, kalemini kılıç gibi kullananların bizimle ilgisi olamaz. Eleştiri numarasız gözlük gibi ortaya atılmaz örnek verilir yoksa suçlama ve karalama olur. Bunu devletin korku salarak enterne* etmesine (ne demekse) benzetmek ise ayrı bir gariplik.
Kendi doğrularını alakasız konulara yazdıklarına şırınga etmek sözü ise seni yakalatıyor ve kimliğinin belirtisi. Bir yaran olduğu anlaşılıyor. Öyle sanıyorum ki benim doğrularım sana dokunuyor. İlgili ilgisiz sözüne gelince o da başka bir olay. Bir örnek göstersen de hangi çevreden olduğunu tam anlasak bari. Demek ki senin aslanlar kendi doğrularının değil başkalarının doğrularını şırınga ediyorlar yazılarına. Tekrarlarsak, karalamaları sürdürürken bile ismini yazmak samimiyetini ve cesaretini gösterememek ve isim yazılınca teşhir ve -nasıl olacaksa- afaroz edilmek korkusu duymak bence kişiliği yeterince tanımlıyor. Devlet enterne etme politikası ise ayrı bir büyük buluş(!)
* Enterne : Göz altına almak (TDK sözlüğü); Enterne etmek:göz altında tutmak,göz altına almak (Misalli Büyük Türkçe Sözlük)
Adsiz!Gocunduguna göre yazdigim yorum gedigine oturmus,fazla söze gerek yok,aslinda senin gibi sahsiyeti olmiyanlara cevap vermek bile zaman kayibi,fakat bu durumda kendinizi bir sey sanirsiniz."Dinime kufreden bari...olsa"Sözüne gelince
belli kisiler tarafindan dinine küfür ettirmeye alistigin belli.
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.