Etiketler

Vakıf Seçim Çevresi Sorunu -Murat Bebiroğlu

Sevgili Okurlar, Cemaat Vakıflarının seçimi ile ilgili son yazımı yazmıştım. Ancak seyahat dönüşü duyduklarım sonun sonu bir yazı daha yazmamı gerektirdi. Yine demokrasi havariliği taslamakla suçlanacağım ama yine de yazayım. Yerel yönetimlerin güçlendirilmesi demokrasinin de güçlenmesi anlamına gelir. Hem katılımcılığı artırır hem de halkın istek ve önerilerini daha kolay ulaştırabileceği için aidiyeti güçlendirir. Demokrasilerde, hizmeti alanların, hizmetten yararlananların kendi yönetimlerini seçme esastır. Bu nedenle muhtarı mahalle, ilçe belediyesini ilçe halkı, il belediyesini il halkı seçer.
Bulunduğu semte ya da ilçeye hizmet veren, diğer bir deyimle bir semt ya da ilçe sakinlerinin yararlandığı vakıfların yöneticilerinin, il tarafından seçilmesinin katılımcılığı artıracağı ve aidiyeti güçlendireceği sözü tam anlamıyla, çağdaş demokrasi anlayışına ters ve  popülist bir aldatmadır. Düşünün, büyük toplumdan bir yönetici ortaya çıkıp, bundan sonra seçimlerin daha demokratik olması, katılımcılığın artırılması için İstanbul'da muhtarları da, ilçe belediye başkanlarını da, ilçe belediye meclisini de İstanbul ili seçecek derse, herhalde ciddi olarak alay konusu olur. Özetlersek bizim vakıf yönetimlerinde de esas yararlanma ve hizmet alma ölçüsüdür. Tüm cemaate hizmet veren, tüm cemaatin yararlandığı vakıflar yine tüm cemaat tarafından seçilir. Zamanla bazı semt vakıflarının, ortak vakfa, ortak vakıfların da (örneğin lisesini kapatan bir vakfın) semt vakfına dönmesi mümkündür. Semt vakıfların için ise seçim çevresinin değişmesi ancak vakfın etrafında yeteri kadar cemaat mensubunun bulunmaması halinde, vakfın sahipsiz kalmaması için gereklidir. Yani bir mecburiyetten kaynaklanır.  Öyle görünüyor ki, bizim güçlü ve etkili kesimin kendine göre bir demokrasi anlayışı, kendilerine has çağdaşlık tanımı var.

Yönetmelik de istedikleri şekilde değişse, istedikleri her şeyi de yaptırsalar gerçekler değişmez. Türkiye'nin Müslüman olmayan azınlıkları için hem azalmaya hem çoğalmaya uygun sistem, semt vakıflarının seçim çevresinin, ilçe, ilçede yeterli cemaat mensubu yoksa bölge ve bölgede de yeterli cemaat mensubu yoksa il olmasıdır. Aksine çıkacak kararlar aidiyeti güçlendirme yerine küskünlükleri, kavgaları artıracaktır. 

Diyorlarmış ki, ortak vakıf, semt vakfı ayrımı yanlıştır. Çeşitli sakıncaları varmış. Öyle ya cemaat vakfı, cemaat vakfıdır, semti, ortağı olur mu(!) Ha Kartal kilisesi vakfı, ha hastane, ne farkı var(!) Ha Kargözyan, ha Kuzguncuk kilisesi vakfı ne farkı var(!) Fare ile fil aynıdır, ikisinin de kuyruğu vardır, üstelik ikisi de hayvandır. Belli ki önemli bizim doğal olarak bilmediğimiz hukuki gerekçeler bulunmuş ve böylece kuruluşlarından bu yana semt vakıflarından ayrı olan tüm cemaate hizmet eden vakıflar semt vakıflarıyla aynı seviyeye getirilerek sakıncalar her neyse önlenmiş. Ne diyebiliriz teşekkür etmek lazım, eşitlik dediğimiz böyle olur(!) Vakıf olarak kurulmuş, çoğu vakfiyeli tüm cemaatin yararlandığı kurumlarla, sadece içinde bulunduğu ilçeye hizmet veren vakıf olarak kurulmamış, dünyada vakfiyesi olmayan tek vakıf örneği olan vakıflar aynı kefeye konmuştur. Vakfiyesi olan ortak vakıflar, Cumhuriyet dönemi dahil farklı görülmüş ve diğer vakıflardan ayrılmışlardır.
Ne diyebiliriz güçlüler, ilahlar böyle istiyor.  Bu arada bir arkadaşımız yine çıkıntılık yapıp: "Ha hastane ha Kartal kilisesi diyorsun ama Hastane başkanı her yıl en büyük vakıf yöneticisi olarak Cumhuriyet balosuna davet ediliyor, bundan sonra bütün vakıf başkanları mı baloya çağrılacak" diyor. Yok canım elbette baloya bütün vakıflar gidemez, ancak onun da çözümü kolay diğer başkanlar da sünnet düğününe çağrılır, olur biter. Ha balo, ha sünnet düğünü.

İkinci konu biraz karışık, çözemedim ama zahmet edip okumadım da. Madem seçim çevresi il oldu bölge nereden çıkıyor, neden böyle bir şeye ihtiyaç duyuldu? Bir arkadaş, her ne kadar seçim çevresi il ise de bölgeden de söz edildiğini ve işin garibi çok büyük bir buluşla(!) coğrafi bölgeler yerine milletvekili seçiminde kullanılan ve her zaman nüfus değişimleriyle birlikte değişmesi mümkün milletvekili seçim bölgelerinin esas alındığını söyledi. Burada nasıl bir kurnazlık olduğunu, amacın ne olduğunu tam bilmiyorum ama coğrafi ve sabit ayırım mümkünken, değişebilir bir ölçünün alınmasının altında ister istemez bir başka amacın varlığı şüphesi doğuyor.  Merak ettim yine katılımcılığı artırmak ve çağdaş demokrasiyi geniş kitlelere taşımak amacıyla dar bölge sistemine geçilir ve İstanbul 17[i] dar bölgeye ayrılırsa bizimkiler ne yapacak? 

Diğer yandan Uzlaşma kültürü konulu yazımı okuyan bir arkadaşım, seçim çevresi konusunda önderlik yapan bir yöneticinin, " ilk toplantıların amacı ilçenin seçim çevresi olmasını elemekti." dediğini söylüyor. Değerli yöneticimiz, alınmasın ama buna "şecaat arz ederken merdi-i kıpti, sirkatin söyler"[ii] sözü uygun düşer. Madem ilçeyi elemek peşin kararıyla yola çıktınız neden ilçe yanlı görüşleri davet ettiniz? Hem uzlaşmadan söz edip hem de önceden alınmış bir kararı empoze etmek nasıl bir yaklaşım?  Zaten karar verilmiş,  gösterişli prezantasyonları hazırlanmış, üstelik arkasına da güçlü kesimlerin desteği alınmışsa neden karşıt düşünce de davet edilir? Bu da başka bir kurnazlık örneği olmalı.

Yazıma son vermeden, bu güçlü gruplara ve yetkililere, cemaat vakıflarının paylaşılmasını kolaylaştırmak adına bir barış önerisi yapmaya karar verdim:  Pax Civilas
Şimdi biliyorum yine bizim aslanlar bana kızacak, önce demokrasi havariliğine soyundu şimdi de bize akıl vermeye çalışıyor diyecekler. Doğrusu vali Tandoğan gibi "bu memlekete komünizm lazımsa ve faydalı bir şeyse, onu da biz getiririz, size ne oluyor!" diyeceklerinden şüphem yok. Olsun, ben yine münasebetsizlik yapıp fikrimi söyleyeceğim.
Seçim çevresi il olduktan sonra yeni seçimlere gidilirken, diyelim ki zengin vakıfları yönetmek isteyen güçlü iki grup olsun. Genel olarak gruplar kendilerine bir renk seçtiğine göre biz de birer renk verelim. Benzemesin diye özel renkler verelim ki kimse alınmasın ya da kızmasın. Zaten yeteri kadar sevmeyen, kızan var, sayılarını artırmayalım. Bunlardan biri fıstıki yeşil olsun mesela, diğeri de limoni. Önerim şu, bütçe fazlası olan ya da başka vakıflara yardım edecek güçte olan vakıfları paylaşsınlar. Örneğin Hastane ile Beyoğlu Limonilerin olsun, Karagözyan ve Ortaköy fıstıki yeşillere kalsın ya da tersi. Paylaşma yazı tura ya da çöp çekme şeklinde yapılabilir. Diğer muhtaç ya da gelir fazlası olmayan vakıflar da herkese açık olsun. Bu arada örneğin Yeşilköy ya da Kalfayan birden zenginleşirse ne olacak? Ona da pratik bir önerim var: Diyelim ki Yeşilköy zenginleşti, ilk seçim kıran kırana olsun, kim kazanırsa o yönetsin. Ancak ondan sonra örneğin  Kalfayan zengin olursa  Yeşilköy'ü yöneten grup seçime katılmasın, o da diğer gruba kalsın.   
Teklif var, ısrar yok. Peki bu barışı kim sağlayacak derseniz,  o da belli. Elbette oyunun kuralları koyanlar, oyuncuları da seçmek isteyecektir.
        
Sevgiler.
Murat Bebiroğlu
Mayıs 2013




[ii] Mert Çingene kahramanlıklarını anlatırken hırsızlıklarını (suçunu) anlatarak kendini ele verir. 

3 yorum:

Adsız dedi ki...

Suregelen tartismalar ister istemez son satiri getirip emlakciliga dayandiriyor. Topluluk vakiflarinin geleneksel anlamda "fukaraperver" fonksiyonu degismistir. Artik toplulugu butunlestiren yeni ortak paydalar kabul etmek lazim. Disardaki orneklere bakarak bu ortak paydalari soyle goruyorum.
1)Ilk basta, azinlik okullari genelinde gelecek nesilleri yuksek egitimde artan rekabete cok daha iyi hazirlamak. Bu hedefe ayrilan kaynaklarin bir kismini da egitim, saglik gibi dallarda ustun basariyi desteklemek icin kullanmak. Boyle bir oncelik herhalde semt, bolge vs. farki gozetmeksizin uygulanabilir
2)Diger yandan , toplulugun kultur ve kimlik mirasini sembolize eden kurulus ve varliklarin korunmasi ve gelistirilmesi. Varsin bu noktada gorusler , duruslar birbirinden farkli olsun. Bir elin parmaklari da oyle degil midir?. Temel amac ve hedefler daha kapsayici olursa, parmaklardan beklenen de bal yalamak degilse el yine islevini korur.
Yeter ki mercek altinda bile uslup bize yakisani andirsin..
Saygilar

Murat Bebiroğlu dedi ki...

Değerli okurumuz,
İtiraf edeyim ki açıklamaların konuyla ilgisini tam kestirmedim. Bildiğiniz gibi cemaatin tüzel kişiliği olmadığından ve örgütlenmesine izin verilmediğinden merkezi bir yönetim, denetim ve koordinasyon mümkün değildir. Devlet bilerek ve isteyerek vakıf olmayan dini ve eğitim kurumlarımızı bağımsız vakıflar haline getirmiştir. Teorik olarak bir vakıf yönetimi kilisesini ve okulunu satsa cemaatin yapacağı hiçbir şey yoktur. Bu nedenle de vakıf yönetimi ve tabi yönetimin seçimi çok önemlidir. Sanırım cemaat vakıflarının varlıklarına sahip çıkılması konusunda varsın görüşler farklı olsun sonucuna vardığınıza göre, okullarımızda eğitimin kalitesinin yükseltilmesini, sağlık hizmetlerinin iyileştirmesinin varlıkların korunmasıyla ilgisi olmadığı sonucuna varıyorsunuz. Korkarım varlıkların korunması bir emlak sorunu değil aynı zamanda cemaatin söz konusu sorunlarını çözmesinin de yolu. Son olarak, sanırım fakirlerin korunup kollanmasına gerek kalmadığını düşünüyorsunuz. Eğer fakirimiz kalmadığından bu fonksiyonunun değiştiğini düşünüyorsanız korkarım çok ciddi olarak yanılıyorsunuz. Şu anda İstanbul'da en az -bu benim tahminim- bin Ermeni ailesi açlık sınırında yaşıyor. Kısaca şu kadarını söyleyeyim, bizim küçük Ser Yardım Derneği 25-30 aileye ayda 100 lira verebiliyor, 10-12 aileye yakacak yardımı yapıyoruz, emin olun bu insanlar yolumuzu gözlüyor. Ne yazık ki ne daha fazla aileye ne de daha fazla yardım yapabiliyoruz. Eğer insana yatırım yapmayı eğitimi iyileştirmeyi düşünürken fakirlerimize sahip çıkamıyorsak, fakirlere sahip çıkmanın insana yatırım olduğunu görmezsek -ki ne yazık ki göremiyoruz- okullarımızın kan kaybını ve asimilasyonu hızlandıracağız demektir. Kısacası sorun hele merkezi bir denetim ve koordinasyon olmadığından yönetimlerin seçimlerinin hayati önemde olmasındandır. Yanlış bir seçim cemaat varlıklarının yok olmasının nedeni olabilir.

Dursun dedi ki...

Sn,Bebiroglu ,Istanbuldaki Toplumumuza degerli katkilariniz oldugundan suphe yokdur ve sizin cabalariniz halkin kendisini tanimasina ,sosyal sorunlarina vakif olup bunlari yakinen takip edebilmesine sirf Turkiyede degil tum dunyada mumkun olabiliyor dolayisi ile boyle bir gorevde ustlendiginiz yukun onemi buyukdur.
Herkes kendi dusuncesinde hur oldugu icin sizin de sahsi dusuncelerini dile getirip ilgilenen cevrelere aktarma hakkiniz var.
Yukardaki cumleye ayrica eklemek istedigimiz dusuncelerini serbestce toplumumuza anlatip izah etme hakki herkesde de vardir ve bu hak bazen toplumu dusunce acisindan bolen bir unsur olmaktadir.
Bugune kadar tum yazilarinizdan sizin Cemaatci bir tutumdan yana oldugunuzu biliyoruz ve bu secimi ozgurce yapmak herkes kadar sizin de hakkiniz.
Vakiflar konusunda gunumuze kadar gelinmis nokta bizlere tek bir noktayi gosteriyor o da malesef Halkimizin tum bu menkul,gayrimenkul Ata varliklarimizdan dogru durust yararlanamadigidir.
Bunu sizin de yazinizdan ve Ser Yardim konusundaki aktardiginiz bilgilerden de gorup bunu bir itiraf olarak kabul ediyoruz dolayisi ile tum bu Vakif varliklarimizin istikrarli ve daha verimli bir bicimde halkimizin ihtiyaclarini gidermek icin yeniden yapilanmasi konusunda kollarin sivanip calismalarin surdurulmesinde fayda vardir.
Biz bir butun olmaliyiz,sorunlarimiz varsa bunun cozumunde aramiza ucuncu bir kurumun Mudahil olarak katilmasina da Hayir demeliyiz.
Devletimiz eger zaten bu sorunlarimiza dogru durust cozum bulmamizi istemis olsaydi belli uygulamalarla yolumuza teker koyup isleri daha da zorlastirmaz ,Washington DCde gecen hafta dile getirdikleri azinliklara iade edilen 2(iki)Milyarlik Mal varligini politik olarak kullanmaz bunun bir hak oldugunu dile getirirdi.
Toplum olarak sahip oldugumuz tum ortak Maddi varligimiz gelecegi gorup dusunen Hayirsever Ecdadimiz tarafindan bizlere Mirasdir ve bu Mirasin halkimizin tum maddi ihtiyaclarini kendi olanaklari yetmediginde karsilamasi icin kullanilmasi icin cabalar sarfedilmelidir.
Herhangi bir Vakifin Yonetimi veya basinda bulunan Sahsin ben yaptim bu is oldu ozgurlugu hicbir anlayisa sigmiyor ,bu tur davranislara izin verilmemelidir.Bu konuda dayandiklari kanuni yetkiler kesinlikle degistirilmelidir yoksa zaten fonksiyon tam da bizlere zaten pekde Dost olmayanlarin amacina hizmet etmis olmaktadir,Biz bunu mu Istiyoruz yoksa Halkimizin yararina olani gerceklestirmeyi mi?

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.