AB’ye üye olabilmek için getirilen Kopenhag Kriterleri’nin
yanında, birlik üyesi ülkelerin yerine getirmesi gereken kriterler de
belirlenmiştir. AB üyesi ülkelerin, ekonomik ve parasal birlik (EPB) alanına
dâhil olup, Avro’ya geçmesi için ekonomik olarak bazı şartları sağlaması
gerekmektedir. Maastricht Yakınlaşma Kriterleri olarak adlandırılan bu
kriterler, enflasyon, faiz, döviz kuru ve mali disiplinden oluşmaktadır. Maastricht
Yakınlaşma Kriterleri, AB üyesi ülkelerin EPB’ye katılımı sırasında dikkate
alınan kriterlerdir. Bu kriterler, birlik üyesi ülkelerin maliye ve para
politikalarının kullanımında belirli ölçüde kısıtlanması anlamını taşımaktadır...
Maastricht Yakınlaşma Kriterleri’nden bütçe ve kamu borcu kriterlerinde,
Türkiye pek çok AB üyesi ülkeye ve EPB ortalamasına göre daha iyi durumda
bulunmaktadır. Enflasyon ve faiz kriterleri ise halen AB üyelerine göre yüksek
bir bantta seyretse de kısa zamanda çok büyük iyileştirmeler sağlanmıştır.
1. Giriş
Günümüzde ekonomik bütünleşme
hareketlerini en ileri seviyeye taşıyan kuşkusuz Avrupa Birliği’dir (AB).
Özellikle doksanlı yıllarda yaşanan yoğun bütünleşme çabaları, 1999’da nihayete
erdirilmiş ve en ileri aşama olan parasal birlik sağlanmıştır. Kısa bir zaman
diliminde gerçekleştirilen ekonomik bütünleşme, AB’nin uluslararası bir
ekonomik güç haline gelmesini sağlamıştır.[1]
AB’nin başarılı sayılabilecek bir bütünleşme sürecini sağlaması, ülkeler
için AB’nin önemini arttırmıştır. Nitekim AB, altı genişleme süreci yaşayarak
27 ülkeli dev bir blok haline gelmiştir. Birliğe üyelik başvurusunda bulunan
ülkeler, yabancı sermaye çekimini teşvik etmek, geniş piyasalara ulaşmak,
rekabet güçlerini arttırmak ve teknolojiye erişim sağlayabilmek için birlik
içerisinde yer almak istemişlerdir.
Artan üyelik başvuruları, AB’nin genişleme konusunda yeni stratejiler
geliştirmesine sebep olmuştur. Avrupa Ekonomi Topluluğu’nu kuran Roma
Antlaşması’nın 237.maddesinde, topluluğa tam üyelik için sadece Avrupa Devleti
olma şartı aranmaktaydı. Merkez ve Doğu Avrupa ülkelerinin başvuruları sonrası
AB, tam üyelik için şartlarını yeniden düzenlemiştir.
Maastricht Antlaşması’nda üyelik için Avrupa devleti şartı yine dururken,
bunun yanında “Birlik, üye ülkelerde ortak olan özgürlük, demokrasi, insan
haklarına ve temel özgürlüklere saygı ilkeleri ve hukuk devleti ilkesi üzerine
kurulur” ifadesine yer verilmiştir. Antlaşmanın onaylanmasından sonra Haziran
1993 tarihinde gerçekleştirilen Kopenhag Zirvesi’nde AB’ye üye olmak isteyen
ülkelerin, liberal doktrin esas alınarak bazı kriterleri yerine getirmesi
kararlaştırılmıştır. Kopenhag Kriterleri olarak anılmaya başlayan bu kriterler,
siyasi, ekonomik ve uyum kriterleri olarak üç gruba ayrılmıştır:
·
Siyasi Kriter: Adaylık başvurusunda bulunan ülkenin hukuk devletini, insan
haklarını ve azınlıklara saygı gösterilmesinin, demokrasiyi garanti altına alan
kurumsal istikrarın sağlanmasıdır.
·
Ekonomik Kriter: İşleyen bir piyasa ekonomisine sahip olunması, birlik
içerisinde rekabetçi baskıyla mücadele edebilecek bir kapasitenin varlığıdır.
·
Uyum Kriteri: Siyasi, ekonomik ve parasal birliğin amaçlarına bağlı olarak,
üyelik yükümlülüklerini üstlenebilmektir.
AB’ye üye olabilmek için getirilen Kopenhag Kriterleri’nin yanında, birlik
üyesi ülkelerin yerine getirmesi gereken kriterler de belirlenmiştir. AB üyesi
ülkelerin, ekonomik ve parasal birlik (EPB) alanına dâhil olup, Avro’ya geçmesi
için ekonomik olarak bazı şartları sağlaması gerekmektedir. Maastricht
Yakınlaşma Kriterleri olarak adlandırılan bu kriterler, enflasyon, faiz, döviz
kuru ve mali disiplinden oluşmaktadır.
2. Maastricht Yakınlaşma Kriterleri
Maastricht Yakınlaşma Kriterleri, AB üyesi ülkelerin EPB’ye katılımı
sırasında dikkate alınan kriterlerdir. Bu kriterler, birlik üyesi ülkelerin
maliye ve para politikalarının kullanımında belirli ölçüde kısıtlanması
anlamını taşımaktadır. Bu kriterlerin sağlanmasının temel nedeni ise üye ülke
ekonomileri arasındaki farklılıkların giderilmesi ve bütçe ve fiyat
istikrarının sağlanabilmesidir. Maastricht Kriterleri, beş adet unsurdan
meydana gelmektedir:
·
Toplulukta en düşük enflasyona sahip (en iyi performans gösteren) üç
ülkenin yıllık enflasyon oranları ortalaması ile ilgili üye ülke enflasyon
oranı arasındaki fark 1,5 puanı geçmemelidir.
·
Üye ülke devlet borçlarının GSYİH’sına oranı %60’ı geçmemelidir.
·
Üye ülke bütçe açığının GSYİH’sına oranı %3’ü geçmemelidir.
·
Herhangi bir üye ülkede uygulanan uzun vadeli faiz oranları 12 aylık dönem
itibariyle, fiyat istikrarı alanında en iyi performans gösteren 3 ülkenin faiz
oranını 2 puandan fazla aşmamalıdır.
·
Son iki yıl itibariyle üye ülke parası diğer bir üye ülke parası karşısında
devalüe edilmiş olmamalıdır.
2.1.1. Fiyat İstikrarı Kriteri (Enflasyon)
Fiyat istikrarı kriteri, Avrupa Topluluğu Kurucu Antlaşması’nın (ATKA)
121(1). Maddesinde tanımlanmıştır. Bu maddeye göre “yüksek düzeyde bir fiyat
istikrarının başarılması […], fiyat istikrarı itibariyle en iyi performansa
sahip üç üye ülkenin enflasyon oranına yakın olmasından kolaylıkla
anlaşılacaktır.” Referans alınacak değer ise “Yakınlaşma Kriterlerine İlişkin
Protokol”de belirtilmiştir. Fiyat istikrarı kriteri, […] bir üye ülkenin,
sürdürülebilir fiyat istikrarına sahip olması ve inceleme öncesindeki bir
yıllık dönemde, en iyi performans gösteren üç üye ülkenin yıllık enflasyon
ortalamalarının %1,5’ini aşmayan bir enflasyon oranına sahip olması demektir.
Maastricht Antlaşması’nda üye ülkelerdeki enflasyona ilişkin olarak;
ATKA’nın 121.maddesinde, öngörülen “Yakınlaşma Kriterlerine İlişkin Protokol”ün
1.maddesinde “Enflasyon tanımlarındaki farklılıklar göz önünde bulundurularak,
karşılaştırılabilir bazlı bir tüketici fiyat endeksi aracılığıyla ölçülür.”
İfadesi yer almıştır. Bu kapsamda Avrupa İstatistik Kurumu Eurostat, üye ülke
kuruluşlarıyla Uyumlaştırılmış Tüketici Fiyat Endeksi (HICP) oluşturarak, bu endeksi
1997 yılında kullanmaya başlamıştır. Böylece ülkeler arası enflasyon tek
tipleştirilmiş ve karşılaştırma imkânı oluşturulmuştur.
Aşağıdaki tablo incelendiğinde, 2008 yılında yüksek seyreden enflasyonun,
2009 yılında Euro Bölgesi’nde neredeyse sıfıra indiği görülmektedir. Küresel
kriz ile birlikte iç talep azalması buna en büyük etken olmuştur.
Tablo: 1 Enflasyon Oranları %
ÜLKE
|
2008
|
2009
|
2010
|
2011
|
2012
|
Almanya
|
2.8
|
0.2
|
1.2
|
2.5
|
2.1
|
Fransa
|
3.2
|
0.1
|
1.7
|
2.3
|
2.2
|
İtalya
|
3.5
|
0.8
|
1.6
|
2.9
|
3.3
|
Portekiz
|
2.7
|
-0.9
|
1.4
|
3.6
|
2.8
|
Yunanistan
|
4.2
|
1.3
|
4.7
|
3.1
|
1.0
|
İrlanda
|
3.1
|
-1.7
|
-1.6
|
1.2
|
1.9
|
İspanya
|
4.1
|
-0.2
|
2.0
|
3.1
|
2.4
|
Avusturya
|
3.2
|
0.4
|
1.7
|
3.6
|
2.6
|
Belçika
|
4.5
|
0.0
|
2.3
|
3.4
|
2.6
|
Hollanda
|
2.2
|
1.0
|
0.9
|
2.5
|
2.8
|
Slovakya
|
3.9
|
0.9
|
0.7
|
4.1
|
3.7
|
Slovenya
|
5.5
|
0.9
|
2.1
|
2.1
|
2.8
|
Finlandiya
|
3.9
|
1.6
|
1.7
|
3.3
|
3.2
|
Estonya
|
10.6
|
0.2
|
2.7
|
5.1
|
4.2
|
GKRY
|
4.4
|
0.2
|
2.6
|
3.5
|
3.1
|
Lüksemburg
|
4.1
|
0.0
|
2.8
|
3.7
|
2.9
|
Malta
|
4.7
|
1.8
|
2.0
|
2.5
|
3.2
|
Euro Bölgesi
|
3.3
|
0.3
|
1.6
|
2.7
|
2.5
|
TÜRKİYE
|
10.4
|
6.3
|
8.6
|
6.5
|
9.0
|
Kaynak: Eurostat HICP –inflation
rate %
Türkiye ekonomisi uzun yıllardan beri yüksek enflasyon sıkıntısı
yaşamaktadır. Siyasi iktidarlar, bütçe açıklarını kapatmak için sürekli
karşılıksız para bastırmış ve sonucunda da sürekli yüksek enflasyon
yaratmışlardır. T.C. Merkez Bankası’nın giderek bağımsızlaşması sonucu bu sorun
giderek azalmıştır fakat Maastricht Kriterleri açısından değerlendirdiğimizde
Türkiye hala %2 bandının çok yükseğindedir.
2.1.2. Faiz Kriteri
AB üyelerinin EPB’ye dahil olabilmek için değerlendirilen bir kriter de
uzun vadeli faiz oranıdır. ATKA’nın 121(1). Maddesine göre, “üye ülkelerde
nominal yakınlaşmanın sağlamlığı ve döviz kuru istikrarının, uzun vadeli faiz
oranına ilişkin referans değere göre değerlendirilmesi gerekli görülmektedir.”
Yine “Yakınlaşma Kriterlerine İlişkin Protokol”ün 4.maddesine göre uzun vadeli
faiz oranları, ulusal tanım farklılıkları dikkate alınarak, uzun vadeli devlet
tahvilleri veya karşılaştırılabilir menkul kıymetler baz alınarak ölçülecektir.
Tablo: 2 Uzun
Dönem Faiz Oranları
ÜLKE
|
2008
|
2009
|
2010
|
2011
|
2012
|
Almanya
|
4.0
|
3.2
|
2.7
|
2.6
|
1.5
|
Fransa
|
4.2
|
3.7
|
3.1
|
3.3
|
2.5
|
İtalya
|
4.7
|
4.3
|
4.0
|
5.4
|
5.5
|
Portekiz
|
4.5
|
4.2
|
5.4
|
10.2
|
10.5
|
Yunanistan
|
4.8
|
5.2
|
9.1
|
15.8
|
22.5
|
İrlanda
|
4.5
|
5.2
|
5.7
|
9.6
|
6.1
|
İspanya
|
4.4
|
4.0
|
4.3
|
5.4
|
5.8
|
Avusturya
|
4.4
|
3.9
|
3.2
|
3.3
|
2.3
|
Belçika
|
4.4
|
3.9
|
3.5
|
4.2
|
3.0
|
Hollanda
|
4.2
|
3.7
|
3.0
|
3.0
|
1.9
|
Slovakya
|
4.7
|
4.7
|
3.9
|
4.5
|
4.5
|
Slovenya
|
4.6
|
4.4
|
3.8
|
5.0
|
5.8
|
Finlandiya
|
4.3
|
3.7
|
3.0
|
3.0
|
1.9
|
Estonya
|
8.2
|
7.8
|
5.9
|
*
|
*
|
GKRY
|
4.6
|
4.6
|
4.6
|
5.8
|
7.0
|
Malta
|
4.8
|
4.5
|
4.2
|
4.5
|
4.1
|
Euro Bölgesi
|
4.3
|
3.8
|
3.6
|
4.4
|
4.0
|
TÜRKİYE
|
18.9
|
12.9
|
9.6
|
*
|
7.5
|
Kaynak: Eurostat
Euro bölgesine girdikten sonra Avrupa Merkez Bankası’nın saptadığı faiz,
bütün üye ülkeler için borçlanma faizinin belirleyicisi olmuştur. Dolayısıyla
bu ülkelerin faizleri Almanya’nın devlet tahvili faiz oranları dolayında
tekdüze hale gelmişlerdir. Bu faizler 10 yıl süresince %3-%4 bandında
seyretmiştir.
Tablo: 3 Uzun
Dönem Faiz Oranları PIGS Ülkeleri, Almanya, Fransa
Kaynak: Reuters Ecowin, GovernmentBenchmarks, Bid,
10 year, yield, close; Eurostat
Euro bölgesi ülkeleri bu %3-4 bandından yararlanarak, Almanya’nın itibarını
da kullanarak ucuz borçlanmaya gitmişlerdir. Bu da, bu ülkelerin mali
disiplinden tamamen kopmalarını sağlamıştır. Küresel Ekonomik Krizin, Euro
Bölgesi’ni bu denli etkilemesinin sebeplerinden bir tanesi de ülkelerin
gereksiz yere ucuza borçlanmaları ve bunu bir gelir gibi düşünmeleri olmuştur.
Türkiye’de ise enflasyon oranında olduğu gibi uzun dönem faiz oranlarında
da, Euro Bölgesi ülkelerinin çok uzağındadır. Çok yüksek faizlerden bugün ancak
%7.5 seviyelerine inilmiştir. Dünya ekonomi piyasalarında %6’lık bant, kritik
eşik olarak görülmektedir.
2.1.3. Mali Durum Kriteri
ATKA’nın 121(1). Maddesinde “Devletin mali durumunun sürdürülebilirliği,
104(6).maddeye göre belirlenen ve aşırı kabul edilen düzeyde bir açık
olmaksızın ulaşılmasını” ifade etmektedir. Mali durum kriterleri iki alt
başlıkta incelenmektedir. Bunlar bütçe açığı ve kamu borcudur.
Tablo: 4 Kamu Borcu
%GSYH
ÜLKE
|
2008
|
2009
|
2010
|
2011
|
2012
|
Almanya
|
66.7
|
74.4
|
83
|
81.2
|
82.2
|
Fransa
|
68.2
|
79.2
|
82.3
|
85.8
|
90.5
|
İtalya
|
105.5
|
116
|
118.6
|
120.1
|
123.5
|
Portekiz
|
71.6
|
83.1
|
93.3
|
107.8
|
113.9
|
Yunanistan
|
113.0
|
129.4
|
145.0
|
165.3
|
160.6
|
İrlanda
|
44.2
|
65.1
|
92.5
|
108.2
|
116.1
|
İspanya
|
40.2
|
53.9
|
61.2
|
68.5
|
80.9
|
Avusturya
|
63.8
|
69.5
|
71.9
|
72.2
|
74.2
|
Belçika
|
89.3
|
95.8
|
96.0
|
98.0
|
100.5
|
Hollanda
|
58.5
|
60.8
|
62.9
|
65.2
|
70.1
|
Slovakya
|
27.9
|
35.6
|
41.1
|
43.3
|
49.7
|
Slovenya
|
21.9
|
35.3
|
38.8
|
47.6
|
54.7
|
Finlandiya
|
33.9
|
43.5
|
48.4
|
48.6
|
50.5
|
Estonya
|
4.5
|
7.2
|
6.7
|
6.0
|
10.4
|
GKRY
|
48.9
|
58.5
|
61.5
|
71.6
|
76.5
|
Lüksemburg
|
13.7
|
14.8
|
19.1
|
18.2
|
20.3
|
Malta
|
62.3
|
68.1
|
69.4
|
72.0
|
74.8
|
Euro Bölgesi
|
70.1
|
79.9
|
85.6
|
88.0
|
91.8
|
TÜRKİYE
|
39.5
|
45.5
|
39.4
|
37.9
|
36.6
|
Kaynak: Eurostat
Bu kriterler, ülkelerin maliye politikalarındaki yetkilerini sınırlandırmak
ve bütçe disiplinini sağlayabilmek için belirlenmiştir. Bunlar, üye devletlerin
bütçe açıklarının GSYH’nın %3’ünü geçmemesi ve kamu borçlarının GSYH’nın
%60’ını aşmaması gerekliliğidir.
Kamu borcu oranlarında sağlanması gereken %60 kriteri, yukarıdaki tabloda
görüldüğü üzere neredeyse hiçbir Euro Bölgesi ülkesi tarafından
karşılanamamaktadır. Euro Bölgesi’nin aksine ise Türkiye’nin kamu borcunda
sürekli bir düşüş sağlanmaktadır.
2012 yılında Türkiye’nin kamu borcu rasyosu %36.6, EPB alanı ortalamasının
%91.8’in oldukça altındadır. Türkiye, kamu borcu kriteri açısından oldukça iyi
bir durumdadır.
Tablo: 5 Bütçe Açığı
%GSYH
ÜLKE
|
2008
|
2009
|
2010
|
2011
|
2012
|
Almanya
|
-0.1
|
-3.2
|
-4.3
|
-1.0
|
-0.9
|
Fransa
|
-3.3
|
-7.5
|
-7.1
|
-5.2
|
-4.5
|
İtalya
|
-2.7
|
-5.4
|
-4.6
|
-3.9
|
-2.0
|
Portekiz
|
-3.6
|
-10.2
|
-9.8
|
-4.2
|
-4.7
|
Yunanistan
|
-9.8
|
-15.6
|
-10.3
|
-9.1
|
-7.3
|
İrlanda
|
-7.3
|
-14.0
|
-31.2
|
-13.1
|
-8.3
|
İspanya
|
-4.5
|
-11.2
|
-9.3
|
-8.5
|
-6.4
|
Avusturya
|
-0.9
|
-4.1
|
-4.5
|
-2.6
|
-3.0
|
Belçika
|
-1.0
|
-5.6
|
-3.8
|
-3.7
|
-3.0
|
Hollanda
|
0.5
|
-5.6
|
-5.1
|
-4.7
|
-4.4
|
Slovakya
|
-2.1
|
-8.0
|
-7.7
|
-4.8
|
-4.7
|
Slovenya
|
-1.9
|
-6.1
|
-6.0
|
-6.4
|
-4.3
|
Finlandiya
|
-4.3
|
-2.5
|
-2.5
|
-0.5
|
-0.7
|
Estonya
|
-2.0
|
0.2
|
1.0
|
-2.4
|
-1.3
|
GKRY
|
0.9
|
-6.1
|
-5.3
|
-6.3
|
-3.4
|
Lüksemburg
|
3.0
|
-0.8
|
-0.9
|
-0.6
|
-1.8
|
Malta
|
-4.6
|
-3.8
|
-3.7
|
-2.7
|
-2.6
|
Euro Bölgesi
|
-2.1
|
-6.4
|
-6.2
|
-4.1
|
-3.2
|
TÜRKİYE
|
-2.8
|
-6.9
|
-2.6
|
-1.4
|
-1.6
|
Kaynak: Eurostat
2000’li yıllarda iki haneli rakamlara ulaşan bütçe açığı ise, referans
değeri olan %3’lük değerin altına düşürülmüştür. Türkiye’nin bütçe açığı 2008
yılından 2012 yılına, sırayla -2.8, -6.9, -2.6, -1.4, -1.6 olarak
gerçekleşmiştir. 2010 yılından itibaren de EPB ortalamasının altına
düşülmüştür.
2.1.4. Döviz Kuru Kriteri
Döviz kuru kriteri, ATKA’nın 121.maddesine göre bir üye ülkenin parasının
son iki yıl devalüe edilmemiş olması ve Avrupa Para Sistemi’nin (APS) Döviz
Kuru Mekanizması (ERM-II) içinde belirlenen dalgalanma marjları içerisinde
kalması olarak tanımlanmıştır.
Döviz kuru kriteri aslında APS’nin ERM-II’ye katılımına ilişkin bir
kriterdir. Mekanizmaya katılan üye ülkelerin ulusal paraları arasında, döviz
kuru istikrarının sağlanması ana hedeftir. Bu mekanizma sayesinde, EPB
dışındaki ülkelerin paraları Euro’ya bağlanmış olmaktadır. Mekanizmaya katılan
her ülke ulusal para için Euro karşısında merkezi bir kur belirlenmiştir ve
dalgalanma marjı ±%15 olarak belirlenmiştir.
Türkiye’de yaşanan 2001 krizi, ekonomiyi
ciddi anlamda kötüleştirmiştir.[2] Krizin olumsuz
etkilerinden kurtulmak ve krizin tekrarlanmasını önleyebilmek için yine 2001
yılında “Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı”[3] uygulamaya sokulmuştur.
Program ile kur politikasının özellikleri, kur sepetinin bir yıl süreyi
kapsayacak şekilde günlük olarak açıklanması ve kur sepetinin 1 dolar +0.77
Euro olarak devam ettirilmesidir. 2002-2004 yıllarında 2001 krizinden sonra
yenilenen stand-by anlaşması ile dalgalı kur rejimine geçiş yapılmıştır.
3.Sonuç
Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) arasındaki ilişkiler, Türkiye’nin 1959
yılında Avrupa Ekonomi Topluluğu’na (AET) başvurusuyla başlamış ve süreç 1963
yılında imzalanan Ankara Antlaşması ile düzenlenmiştir. Türkiye’nin 1987
yılında tam üyelik için yaptığı başvuru, uzun yıllar süren müzakereler
sonucunda 1999 Helsinki Zirvesi’nde sonuç bulmuş ve Türkiye resmen aday ülke
ilan edilmiştir. 3 Ekim 2005 tarihinde başlayan üyelik müzakereleri ise halen
devam etmektedir.
Türkiye-AB ilişkilerinin temeli olan Ankara Antlaşması, Türkiye’nin AET ile
ekonomik olarak bütünleşmesini sağlamak için hazırlık, geçiş ve nihai dönem
olarak üç aşamalı bir süreç öngörmüştür. 1973 yılında Katma Protokol’ün
yürürlüğe girmesi ile geçiş dönemine geçilmiş ve nihayetinde 1996’da Türkiye,
Gümrük Birliği’ne dâhil olarak nihai dönemi sonlandırmıştır.
Ekonomik bütünleşmede sağlanan ilerlemeler, Türkiye ile AB arasında güçlü
bir ekonomik ilişki kurulmasını sağlamıştır. Bu ilişkiler AB’yi, Türkiye’nin en
büyük ticaret ortağı konumuna getirmiştir. Nitekim 2013 yılının ilk çeyreğinde
Türkiye’nin AB’ye olan ihracatı 15,3 milyar dolar, AB’den ithalatı ise 21,5 milyar
dolar olarak gerçekleşmiştir. Bu çerçevede, AB’nin Türkiye’nin toplam ticaret
hacmi içerisindeki payı 36,8 milyar dolar ile %41,2 olmuştur.
2000 Kasım ve 2001 Şubat krizlerinin Türkiye ekonomisini ciddi anlamda
daraltmasına rağmen, Türkiye önemli ilerlemeler kaydederek 1980’lerde başladığı
piyasa ekonomisine geçişi büyük ölçüde sağlamıştır. Türkiye ekonomisi,
fiyatların serbest piyasa koşullarında oluştuğu, devletin ekonomik
faaliyetlerde rolünün önemli ölçüde azaldığı bir ekonomi olmuş ve rekabetçiliği
ciddi anlamda artmıştır.
2001 Krizinde oluşturulan “Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı” siyasi
iktidarlar tarafından istikrarlı bir şekilde takip edilmiş ve yüksek büyüme ve
makro ekonomik istikrar yeterli ölçüde sağlanmıştır. Türkiye ekonomisi yapısal
bazı sorunlara rağmen serbest piyasa ekonomisinin işleyişi ile sağlanan olumlu
gelişmeler, makroekonomik göstergeleri de iyileştirmiştir.
Maastricht Yakınlaşma Kriterleri’nden bütçe ve kamu borcu kriterlerinde,
Türkiye pek çok AB üyesi ülkeye ve EPB ortalamasına göre daha iyi durumda
bulunmaktadır. Enflasyon ve faiz kriterleri ise halen AB üyelerine göre yüksek
bir bantta seyretse de kısa zamanda çok büyük iyileştirmeler sağlanmıştır.
Barış TINAY
KAYNAKÇA
- Akçay, B. (2006), “Avrupa Para Sisteminden Ekonomik Parasal Birliğe”,
İktisat, İşletme ve Finans Dergisi, 21(248), Kasim. 14-32.
- Baldwin, R. ve Wyplosz, C. (2005), “The Economics of European
Integration”, Second Edition, The McGraw-Hill Companies.
- Tanas, E, Mıhçıokur Ü. Ve Bingöl A. (2012), “2012’de Ekonomi”, SETA
Analiz
- Dilekli S. ve Yeşilkaya K. (2002), “Maastricht Kriterleri”, Devlet
Planlama Teşkilatı AB İle İlişkiler Müdürlüğü
- “Dünya Ekonomisinde Son Gelişmeler”, T.C. Kalkınma Bakanlığı Küresel
Ekonomik Gelişmeleri İzleme Değerlendirme Dairesi, Mart 2013 Sayı:1
- “Enflasyon Raporu”, T.C. Merkez Bankası, 2012-1
- Kapusuz F. “AB’ye Uyum Sürecinin Türkiye Ekonomisine Etkileri”, Süleyman Demirel Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İktisadi ve İdari
Bilimler Fakültesi İktisat Bölümü, Yüksek Lisans Tezi, Isparta 2006
- İnan A. (2007), Avrupa Birliği Ekonomik Yaklaşımı: Lizbon Stratejisi ve
Maastricht Kriterleri”
[1] Yaşanılan ekonomik krize
rağmen AB, 25.000 Avro kişi başı geliri ve 500 milyon tüketicisi ile dünyanın
en büyük ekonomisi olmayı sürdürmektedir.
[2]Türkiye en son devalüasyonunu 22 Şubat
2001 tarihinde %28.4 oranında gerçekleştirmiştir.
[3] Yeni programın temel
amacı kur rejiminin terkedilmesi nedeniyle ortaya çıkan güven bunalımı ve
istikrarsızlığı süratle ortadan kaldırmak ve eşanlı olarak bu duruma bir daha
geri dönülmeyecek şekilde kamu yönetiminin ve ekonominin yeniden
yapılandırılmasına yönelik altyapıyı oluşturmaktır.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.